35. Bölüm

30. Bölüm

Esma Gül Çağırgan
singularity

Iraz beni kolumdan tutup kendine çekerek annesinden uzaklaştırdı. Mehmet babanın eşine doğru gittiğini İclal’in korkmuş ve şok olmuş gözlerle bana baktığını gördüm. Kimin ne düşündüğü önemli değildi. Güney’e bir şey olduysa hepsinin kabusu olacaktım.

 

“Sakin ol. Şimdi gidip bizim eve bakalım. Bulamazsak gerekirse tüm Ankara’yı ararım. Gülşah yemin olsun kardeşini sana getireceğim.”

 

Tüm gardımı indirdim. Gözlerimden yaşlar sicim gibi akmaya başladı. “Bulursun değil mi Iraz, getirirsin sen bana kardeşimi?”

 

Yüzümü avuçlarının içine aldı. Gözlerimin içine baktı. “Senin tek göz yaşına dünyayı serserim önüne. Söz bulacağım Güney’i.”

 

Zar zor gülümsedim. Yüzümdeki ellerini tuttum. “Sana güveniyorum." Dedim güçsüzce. Çünkü artık gücüm yoktu. Güney olmadan ne yaşama amacım vardı ne gücüm. Güney için ayağa kalmıştım ben. Onun için devam etmiştim.

 

“Iraz” dedim. “O benim oğlum. O olmazsa ben yaşayamam.”

 

Baş parmaklarıyla gözyaşlarını sildi. “Siz benim ailemsiniz Gülşah.” Alnıma küçük bir öpücük bıraktı. “Ben ailemin dağılmasına izin vermem.”

 

Iraz’la birlikte evden çıktık. Neredeyse koştura koştura evimize geldik. Tek duam Güney’in evde olmasıydı. Kafamı kaldırıp bacaya baktım. “Iraz baca tütmüyor, sobayı yakmamış Güney.”

 

Iraz evin anahtarını çıkarırken bana baktı. Yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı. “üşür, hasta olur. Olmasın Iraz.”

 

Uraz cevap vermeden kapıyı açtı. Hızla eve girdim. Buz gibiydi ev. Ayaklarım dondu. Salon boştu. Güney sobanın yanında yattığı için yatağını buraya kurardı. Yatağı da yoktu.

 

“Güney! Ablacığım ben geldim.” Hızla mutfağa girdim. Boştu. Memnune’yi hastaneye götürdüğüm sabah yıkadığım bulaşık hala tezgahın üzerinde duruyordu. Evi aramaya başladım. Hatta Iraz’la yatak odama kadar baktım ama Güney evde değildi. Her odada gözlerimden yaşlar akıyordu.

 

Salona döndüğümde Iraz kanepenin üstünde oturmuş bir dizini titreterek başını ellerinin arasına almıştı.

 

“Iraz kardeşim yok. Her yere baktım yok. Eve gelmemiş, Iraz nerede bu çocuk?”

 

Sıkıntıyla kafasını kaldırdı. “Bulacağız güzelim. Sağ salim bulacağız.” Yüzü sıkıntılı olsa bile sesi yumuşaktı. Ayağa kalktı. Birlikte evden çıkarken “sen mahalleye bak. Ben de dükkana bakayım. Belki çalışmaya gitmiştir.”

 

Tamam anlamında başımı salladım. Uraz sanayiye gitmek için ayrılırken mahalleyi aramaya başladım. Deli gibi karşıma çıkan herkese Güney’i soruyordum.

 

Mahallenin bakkalına girdim. “Abdullah amca Güney’i gördün mü?”

 

“yok kızım. Hiç uğramadı bugün.” Başımı sallayıp bakkaldan çıktım. Mahalleyi gezmeye ve herkese sormaya devam ettim. Herkes bana deli gibi bakıyordu.

 

“Abla Güney’i gördün mü?” Başını sağa sola sallayıp yanımdan ayrılırken sokağın ortasında bomboş kaldım. Sırtımı bir evin duvarına yasladım. Gözlerimi kapatırken bugün kaçıncı kez aktığını bilmediğim gözyaşlarımın elmacık kemiklerinden çeneme kadar süzülmesine izin verdim.

 

“Allah’ım sen kardeşimi bana bağışla. Onu benden alma. Daha çok küçük Allah’ım. Büyüyecek, kendi işinin başına geçecek, sevecek, evlenecek, çocukları olacak, yaşlanacak. Şimdi çok küçük.”

 

Gözyaşlarım sildim. “Allah’ım bana güç ver. Kardeşimi bana kavuştur.” Duvardan ayrılıp kardeşimi aramaya devam ettim.

 

“Suzan teyze Güney’i gördün mü?”

“bugün hiç görmedim.”

 

“tamam teşekkür ederim.” Arkamı dönüp gidecekken adımın seslenilmesiyle durdum.

 

“Gülşah!”

 

Iraz’dı seslenen. Bana doğru koşuyordu. Bende ona doğru koştum. Ortada buluştuğumuzda “buldun mu Güney’i? Dükkana gitmiş de mi?” olmadığını bildiğim halde Iraz’ın etrafına baktım. Güney’i aradım.

 

“ Güney nerede? Eve mi gönderdin? Hadi eve gidelim. Görmeden rahat etmeyecek içim.” Iraz’ın kolunu tutup eve doğru sürüklemeye çalıştığında yerinden oynamadı. Iraz’ın kolunu tutup eve doğru sürüklemeye çalıştığında yerinden oynamadı.

 

“Gülşah yapma.” Sesi yalvarır gibiydi.

 

“Bir şey yapmıyorum Iraz. Evimize gidelim diyorum. Sen, ben, Güney birlikte güzel bir yemek hazırlarız. Ben acıktım, Güney’de acıkmıştır.” Ağlarken güldüm. “Yemeğe ne kadar düşkün biliyorsun. Sen de acıktın mı? Bendeki de soru. Yoldan geldin o kadar. Bir de benim işlerimle uğraştın, üstüne Güney’i aradık o kadar. Tabi acıkmışsındır.”

 

Elini tuttum Iraz’ın. Sesim titriyordu; yine de kendimi kandırmaya çalışıyordum. Sanki biraz daha konuşursam her şey yerli yerine oturacak, biraz daha diretirsem gerçek kapının dışında kalacaktı. Oysa içimde ağır bir sessizlik büyüyordu. Eve döndüğümüzde bizi neyin beklediğini düşünmemeye çalıştım.

 

“Ne yiyelim eve gidince? Güney makarna sever. Yanına köfte yapayım mı? Sever misin? Bir ara sevdiğin yemekleri söyle. Güney’inkileri biliyorum ama sen hiç söylemedin.”

 

Kelimeler ağzımdan kontrolsüzce dökülüyordu. Susarsam her şey çökecekmiş gibi hissediyordum. Iraz’ın yüzüne bakmamaya çalıştım; çünkü bakarsam onun söylemek istediklerini görecektim.

 

“Gülşah.” Dedi Iraz.

 

Başımı iki yana salladım. Hayır. Konuşmamalıydı. Şimdi değil.

“Keşke Güney’e sobayı yakmasını söyleseydin. İşten geldi ya donmuştur. Fark etmedim sanma, ikiniz de çok üşümüş geliyorsunuz işten. Soğuktan elleriniz çatlıyor. Alayım da krem sürelim dedim Güney’e ama erkek adam krem mi sürer dedi.”

 

Kıkırdadım. Gülüşüm yarım kaldı. Ardından boğazımda keskin bir düğüm oluştu; bastıramadığım bir hıçkırık dudaklarımdan kaçtı. “sana alayım mı Krem, ister misin? Acımasın ellerin.”

 

“Gülşah nolursun yapma.” Bir hıçkırık daha kaçtı boğazımdan. “Iraz sus.” Dedim ağlamam şiddetlenirken.

 

“Iraz bir çocuğa bile sahip çıkamamışlar.” Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Tüm mahalle bizi izlerken sadece titreyen dizlerime inat düşmemek için Iraz’ın kollarına tutundum.

 

“Nerde benim kardeşim!” ağlarken bağırdım.

 

“Gülşah, güzelim ayağa kalk. Arayalım. Söz bulacağız.” Iraz bana yalvarıyordu adeta ama benim artık gücüm kalmadı. Aldığım nefes yetmezken Iraz’ın kollarını bıraktım ve yere çöktüm.

 

“kimse görmemiş!” bir feryat bıraktım bir yıl önce neşeyle geçtiğim sokaklara. “Kapıda kalmış kardeşim, sokakta kalmış.”

 

“Gülşah yapma böyle. Bulacağız söz."

 

“Gitti!” sesim o kadar yüksekti ki boğazım acıdı. “Annem gitti, abim gitti, babam zaten yokmuş.” Ağlaya ağlaya titreyen sesimle geç kalınmış bir ağıt döktüm sokağa. Hırsından yere vurdun elimi. “kardeşim de gitti. Iraz bana bir o kalmıştı.”

 

Iraz kollarımdan tutup ayağa kaldırdı. Tüm yüküm ondaydı. Dizlerim artık beni taşıyacak gücü bulamıyordu. Beni göğsüne sakladığında sessizce kabul ettim. Gidecek başka bir yerim yoktu.

 

“Gitmedi, güzelim gitmedi. Sakin ol. Bulacağız.” Bir çocuğu teselli eder gibiydi sesi. Sanki çocuk avutuyordu. Yine de kanmak istedim. Bulsun istedim.

 

Iraz beni belimden destekleyerek yürüttü. Mahalle bakkalının önüne geldik. Bakkal Abdullah amcanın sık sık oturduğu tahta, bir ayağı diğerinden daha kısa sandalyeye oturttu beni. Ağladığım için yüzüme yapışan saçlarımı çekti yüzümden.

 

“Abdullah amca, bir su verir misin?”

 

Abdullah amcanın cevabını duymadım. Çenem titriyordu. Hava çok soğuktu. Ellerim de titriyordu. Dudaklarımdan benden habersiz hıçkırıklar kopuyordu. Iraz gözlerimdeki yaşları sildi. Cebinden bir mendil çıkarıp yüzümü kurulmaya başladı.

 

Abdullah amca su uzattığında Iraz başımın arkasından destekleyip içirmeye başladı. Derin derin nefesler alıyordum. Iraz saçlarımı okşarken “işte böyle, sakinleş, her şey geçecek.” Diye fısıldıyordu.

 

Dolu dolu gözlerimle kahvelerine baktım. “Sus. Sana inanırım.”

 

Gülümsedi. “İnan sen kocana. Söz verirsem yaparım ben.”

 

Suyu kenar bıraktı. Etrafta toplanan mahalleliye döndü. “Güney’i gören, nerede olduğunu duyan var mı?!” herkese seslendi. Bir süre sessizlik oldu. Bu sessizlik göğsüme batıyordu.

 

En sonunda mermer ustası Rıfat amcanın eşi Sevim teyze konuştu. Umut dolu gözlerle bakmaya başladım ona. Vereceği en ufak güzel habere hasrettim. “benim herif dün Yenimahalle tarafında görmüş.”

 

Iraz bana döndü. Bense heyecanla ayağa kalktım. “Karşıyaka mezarlığı, annemin yanına gitmiş olmasın?”

 

Iraz “sen burada bekle ben arabayı alıp geleyim.” Dedi. Kalktığım sandalyeye geri oturduğumda Iraz’da koşarak gitti. Araba Fazlıoğlu ailesinin evinin önündeydi. Sabırsızlıkla sağ bacağımı titretmeye başladım. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirip kafamı rahatlatmaya başladım.

 

Başım ağrıyordu. Bir kadının omuzlarına şal bırakmasıyla kafamı kaldırdım, Nuran teyzeydi. Yıllardır bu mahallede otururdu. Üç oğlu sık sık ziyarete gelirdi. İyi yürekli, kedi düşkünü bir kadındı. Ağzından dua kapısının önünden kedi eksik olmazdı.

 

“Üşütme kızım. Allah’ın izniyle bulunur kardeşin. Güçlü olman lazım, ona sen ana olacan. Analar hasta olur muymuş hiç?” Gülümsedim. Omzumdaki elini tuttum.

 

“Evlatların ayağına değen taş, kafasından kopan saç yüreği böyle yakıyorsa analar hasta olmasın da kim olsun Nuran teyze?”

 

O da gülümsedi. Başındaki iğne oyası çiçekli yazmayı düzeltti. “Kokusu yetmez mi kızım tüm dertleri unutmaya? Kardeşini bağrına bastığında geçmiyor mu tüm acılar?”

 

Burnumu çektim. Geçiyordu ya, Güney’e sarılınca her bir şey geçiyordu. “Ya bir daha sarılamazsam?”

 

Yüzü kederlendi Nuran teyzenin. “O vakit bu da senin imtihanın olur Gül kızım.”

 

“imtihanın yetmedi mi? Bir Güney kalmıştı zaten elimde.” Titreyen sesimle konuştum.

 

“Şşşt!” susturdu beni. Kızmıştı da bana, belli. “İsyan etme, Allah sevdiği kulu imtihan eder. Her şeyi kaybettim de deme, elinde olanı da kaybedersen görürsün.”

 

Tamam anlamında başımı salladım. “Dua et olur mu? Allah beni ve kardeşimi kavuştursun.”

 

Yanağımı okşadı. “ederim gül kızım. Ederim.”

 

Iraz arabayla hemen önümde durduğunda Nuran teyzeye son kez gülümseyip aceleyle arabaya bindim.

 

Iraz’la hiç konuşmadan karşıyaka mezarlığına sürmeye başladı. Olabildiğince hızlı gidiyorduk.

 

“Ya orada değilse?” sordum. Bu elimizdeki tek şeydi. Eğer orada değilse nereden bulurduk.

 

“mezarlık bekçisine sorarız.”

 

Başımı tamam anlamında salladım. Sessiz geçen bir yolculuğun ardından mezarlığın önüne geldiğimizde hızla arabadan indim. Iraz’ın arkamdan “Gülşah beni bekle!” diye seslendiğini duysam da umursamadan mezarlıkta koşmaya başladım.

 

Annemin mezarına giden yolda ilerlerken aslında annem öldüğünden beri hiç onu ziyaret etmemiş olmak içimi parçaladı. Bunu da sonraya erteledim, bana ait tüm duygular gibi.

 

Hızlı hızlı ilerlerken annemin mezarını gördüm. Ve başındaki Güney’i. Büyük rahatlamayla dizlerim boşaldı. Yere çöktüm. Sessiz sessiz ağlarken anneme bir mezar taşı bile yaptıramadığımızı fark ettim. Hayata o kadar dalmıştık ki annemizi unutmuştuk.

 

Saniye Eldem

D.T.06.11.1942

Ö.T. 19.05.1980

 

Biraz sakinledikten sonra ayağa kalkıp Güney’e yaklaştım. Konuştuğunu duyduğumda durdum.

 

“Anne hiçbir şey eskisi gibi değil. Niye gittin ki? Sen yoksun, abimi askerler aldı, babam başkasıyla evlendi. Ablamla ben yalnız kaldık. Çok özledim seni anne.” Güney hıçkırdı.

 

“Ablama yük olmayım diye konuşmuyorum ama çok acıyor. Mahallede top oynayan çocukları görüyorum. Eskiden iş çıkışı yanlarına giderdim sende beni çağırırdın. Şimdi gitmek istemiyorum.”

 

Mezardan toprak alıp geri bıraktığını gördüm. Sessizce Güney’i dinlemeye devam ettim. “Anneleri çağırıyor ya onları, kızıyor sonra. Niye bu kadar terledin diye azarlıyorlar. Çok kıskanıyorum anne."

 

Güney yaptıramadığımız mezar taşı yerine konulan keresteye başını dayadı. “Ablam, Iraz abiyle evlendi. Ona da çok üzülüyorum. Ayakta kalmaya çalışıyor. Babamla uğraşıyor, işe gidiyor. Herkes ona kötü bakıyor. Ağlamak istiyorum, ona sarılmak istiyorum, ona öyle kötü kötü baktıklarında bağırmak, ablamı korumak istiyorum. Hiçbirine gücüm yetmiyor anne.”

 

“Gidemiyorum ablama. Onunda canı yanıyor çünkü. Çok sarılmak istiyorum ama o da ağlar. Abimi özledim demek istiyorum ama o da özledi. Seni sormak istiyorum ama dilim gitmiyor. Kabul edemiyorum anne. Geleceksin sanıyorum. Anneler nasıl gider ki? Gelmeyeceğini nasıl kabulleneyim anne?”

 

Hiç tanımadığım birinin mezarının kenarına çöktüm. Sessiz sesiz ağlamaya başladım. Yetememiştim. Ne kendimi koruyabilmiştim ne kardeşimi.

 

“Ablamı da polisler aldı. O da gelmeyecek. Ne sen geleceksin ne abim ne de ablam. Hepiniz gittiniz ve ben yalnız kaldım. Sen gittiğinde abimle ablam nasıl güçlü durdu? Anne niye bana da güçlü durmayı öğretmenin ki? Ablamda yok işte şimdi, nasıl güçlü duracağım ben?”

 

Arkadan Iraz’ın adım seslerini duyduğumda işaret parmağımı dudaklarımın önüne getirip susmasını işaret ettim. Gelip yanıma oturduğunda beni kolunun altına aldı. Kabanının altından Iraz’ın gömleğini avcumda sıkmaya başladım.

 

“Anne babam niye bizi bıraktı? Senden güzel değil ki o kadın. Bir kere çok çirkin. Kalbi de çok kara. Abimi de hiç sormadı biliyor musun? Sana bir şey söyleyeceğim ama üzülme, üzül diye söylemiyorum.”

 

Sessizlik. Cevap verecek kimse yoktu.

 

“Babam ablamı dövdü. Şimdi iyi ama merak etme. Toparladı ablam. O hep toparlar. Hem Iraz abi ona çok yardımcı oluyor. İyileşti. Sadece sen yoksun.”

 

Başımı Iraz’a yasladım. Daha fazla Güney’e bakmaya dayanamadım. “anne ben çok yalnızım. Ben eskisi gibi olamıyorum. Gülemiyorum mesela. Futbol oynamak istemiyor artık canım. İşten eve evden işe gidiyorum. Ablam da çok güzel yemek yapıyor ama seninkileri arıyorum ben.”

 

Durdu Güney. Kaldı bir süre öylece. “Şimdi ablam da yok. Artık istesem de sarılamam, senin her zaman giydiğin bluzu saklamıştım, kokun için. Ablamın neyini saklayayım?”

 

Ağzımdan istemsiz bir hıçkırık çıktı. Boş mezarlıkta yankılandı. Güney hızla arkasını döndüğünde bende biraz Iraz’dan uzaklaşmıştım. Güney’in yeşilleriyle benim yeşillerim buluştu. İkimize de yağmurlar yağıyordu.

 

Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Burnunun ucu da kırmızıydı, hem ağladığı hem üşüdüğü içindi. Çenesi dudakları titredi. “Abla?” dedi sorgular gibi. Sanki çok arzulanan rüyayı görüyormuş gibi.

 

“Ablam.” Dedim içli içli. Güney ayaklanıp bana doğru gelirken Iraz bir adım geri çekildi. Güney bana sıkıca sarıldığında kokusunu derince içime çektim.

 

“Özür dilerim ablam.”

 

Başımı reddeder gibi iki yana salladı.

“Yanında olamadım. Göremedim. Özür dilerim, yapamadım.” Başıma bir öpücük kondurdum, kokusunu içime çeke çeke. Bana öyle sıkı sıkı sarılıyordu ki. “Gittin sandım. Bir daha gelmezsin sandım."

 

“Olur mu?” İtiraz ettim. Ağladığım için sesim titriy

ordu. “söz verdim bir kere ben sana. Bırakmayacağım seni hiç.” Çok üşümüştü. Buz gibiydi. Isıtmak için daha çok sarıldım.

 

“seni çok seviyorum.” Dedi.

 

“Benim kadar değil.” Dedim.

 

Bölüm : 26.01.2026 22:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...