36. Bölüm

31.Bölüm

Esma Gül Çağırgan
singularity

Iraz, beni ve Güney’i kaldırıp arabaya bindirdi. Ben öne Iraz’ın yanına otururken Güney’de arkaya oturdu. Hala derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordum. Bir anda o kadar çok duygu patlaması yaşamıştım ki ağır geliyordu.

“saat daha erken.” Iraz cep saatinden saate bakıyordu. “Aç mısınız yemek ısmarlayayım mı size?” arkaya dönüp Güney’e baktım. Cevabı ona bıraktım. Açık hissetmiyordum, iştahım kapanmıştı. Üstüme yorgunluk çökmüştü.

“Ablam çok yorgun Iraz abi. Eve gidelim.” Iraz dönüp bana baktı. İkisine de gülümseyip “iyiyim ben, istiyorsanız gidelim.”

“daha iyi bir fikrim var. Eve gidelim sonra ben size döner alıp geleyim.”

“sen de yoldan geldin, yorgunsun. Zahmet etme. Ben evde bir şeyler yaparım.”

“yorma kendini ama. Dün gece uyudun mu?”

“yok. Gelmedi uyku.”

“sahi abla, niye götürmüş polisler seni?”

Aklıma gelenlerle moralim bozuldu tekrar. “Memnune’yi bulmuştum sokakta. Çocuk düşürüyordu. İnsanlık edeyim dedim, hastaneye götürdüm. Karşımdakinin insan olmadığını unutmuşum. Gülşah yaptı diye ifade vermiş polise.”

“şerefsiz!” diye ani bir çıkış yaptı Güney.

“Tamam bitti gitti ablacığım, sakin ol.” Yorgundum ve yüksek sesleri kaldıramıyordum.

“Abla sende gelmeyeceksin sandım. Abimi de aldılar, hala yok. Sende gittin sandım. Nergis ablada dönmedi. Abla aldıklarının cenazesi dönüyor. Sen de annemin yanına gideceksin sandım.”.

Güney’in üzgün sesi yüreğimi dağlarken başımı arabanın koltuğuna yaslayıp gözlerimi kapattım. Gözlerim doldu yine. Ama ağlamadım. Bugün o kadar ağlamıştım ki artık gözlerim acıyor, göz kapaklarım batıyordu. Neden olduğunu bilmediğim bir tebessüm oluştu yüzümde.

“Allah’ın izniyle ben varken ablamı öylece almalarına izin vermem aslanım.” Iraz’ın sesiyle başımı yana çevirdim ama yaslandığım yerden kaldırmadım.

“sende büyüyeceksin iyi dinle. Kimsenin öyle ailene, sevdiğine, evine el uzatmasına izin verme. Deneyenlerin de elini kır. Baban olacak o yarım akıllıyla karısının lafıyla ablamı harcamalarına izin vermem.” Iraz’a gülümsedim.

“Seviyor musun ablamı?” Güney’in sorusuyla kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Hemen yaslandığım yerden çekildim, başımı Iraz’ın olduğu taraftan çektim. Kucağındaki ellerime bakmaya başladım.

Bir yandan Iraz’ın cevabını deli gibi merak ediyordum. Sevmiyorum dese kahrımdan ölürdüm her halde. Iraz susuyordu. Bu hepsinden daha çok geriyordu. Seviyor mu, sevmiyor mu? Niye bir şey söylemiyor? Sinirle parlamak için onun tarafına dönecekken kucağımdaki ellerimden birini eline aldı. Gözü yoldan ayrılmıyordu. Ben beklemediğim hareketle ne söyleyeceğimi unuttum.

Avcundaki elimi dudaklarına götürdüğünde kalbim tekledi. Avcumun içine bir öpücük bıraktığında bir nefes çektim içime. Evli çok sıcaktı, benimki ise soğuktu. Nefesi avcuma vururken kalbim o kadar hızlı atıyordu ki.

Ben elimi bırakmasını beklerken o benim elimi bırakmadan parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve vites attı. Ellerimiz birleşik şekilde vites kolunun üzerinde kalırken direksiyonu tek eliyle sürmeye başladı.

Kızaran yanaklarım ve yüzümdeki saklayamadığım tebessümle önüme dönerken kalbim pır pır atıyordu. Elinden yayılan sıcaklık ilk önce elimi sonra tüm bedenimi sarıyordu.

Gözlerim bir birleşik ellerimize bir de ona kayıyordu. Arabaya binince kabanını çıkarmıştı ve üstündeki gömleğin katlı kollarıyla tek elle araba sürerken fazla yakışıklı duruyordu. Gözlerimi ona çevirmeden duramıyor biraz fazla bakınca kendi kendime utanıp, kızarıyor ve önüme dönüyordum.

“Iyyy fazla romantiksiniz.” Güney’in yüzünü ekşiterek tiksinmiş şekilde söylediklerine Iraz’da bende kahkahalarla gülmeye başladık. Gülmekten karnım ağrıdığında yavaş yavaş duruldum.

Iraz’ın gülümseyen yüzüne sonra da Güney’in biraz kıskanç biraz mutlu ifadesine bakıp şükrettim.

Allah’ım kardeşimi bana bağışladığın ve bana bu aileyi verdiğin için teşekkür ederim. Kalbime Iraz’ın sevgisini yerleştirdiği ve bize bu mutluluğu verdiğin için teşekkür ederim. Tüm darbelere rağmen ayağa kalkabildiğimiz için ve sonunda birlikte gülebildiğimiz için teşekkür ederim.

Yüzümü tekrar yola döndüm. Akıp giden yola bakarken yorgunluğum tekrar gün yüzüne çıktı. İki gün içinde babamın karısını çocuk düşürdüğü için hastaneye götürmüş, nezarete atılmış, kardeşimi kaybetmiş ve onu annemizin mezarında buluş üstelik aylardır içine attığı tüm duyguları öğrenmiştim.

Bedenim kendimi kapatıyordu. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken yol alıp gidiyordu. Güney ve Iraz’ın sesi kulaklarımı dolduruyordu. İşle ilgili konuşuyorlardı ama ne dediklerini anlamıyordum.

Başım cama düştüğünde vitesin üzerindeki ellerimiz görüş açıma girdi. Büyük eli elimi tamamen kapatmıştı. Tebessüm ettim. Gözlerim kapanırken gördüğüm son şey Birleşmiş ellerimiz oldu.

...

Rüyadayken rüyada olduğunu bilmek çok garip bir histi. Mesela aynı anda hem rüyayı yaşayıp hem de nasıl bunun bir rüya olduğunu fark edebilirdik ki? Oluyordu işte.

Bende şimdi bir rüyadaydım. Birkaç yıl önce, abimin üniversiteye gideceği yaz her gün arkadaşlarıyla dışarıdaydı. Eve uğramaz olmuştu. Annem artık bu duruma çok kızıyordu. Sabah abim evden çıkarken futbol oynamamasını, hastalanır da bakmayacağını söylemişti. Benim dik başlı abim elbette annemi dinlememiş futbol oynayıp terden hasta olmuştu.

Tam olarak gece annemden gizli onunla ilgilendiğim anı görüyordum rüyamda. Annem abimin hasta olduğunu bile bilmezken abime kızmasın diye sabaha kadar onu iyileştirmeye çalışıyordum.

Neden bu anıyı rüyamda gördüğümü bilmiyorum ama abimi özlediğim için olduğunu tahmin ediyorum. Alnına bez koyarken “ne olurdu annemi dinleseydin!” Diye söyleniyordu. Tıpkı o günkü gibi.

Bu eski anılar artık hafızamın tozlu sayfalarında adı. Oysa 2 ya da 3 yıl önceydi işte. “Kızım söylenme işte. Sabaha kadar iyi olmam lazım.” Abimin sesini duymak o kadar garipti ki.

Sesini duyunca bir hoş oldum. Sanki unuttuğum bir sesi duymuş gibiydim. Bir o kadar da tanıdıktı. Bendendi. Abimdi işte o benim. Aylardır sesine, kokusuna, kendisine hasret olduğum abimdi. Hicranların en ağırı vurmuştu bizi.

Sanki geçmişten bu anı dışarıdan izliyor gibiydim. Bu anında 14-15 yaşlarındaydı Gülşah. Şimdi yaptığı şeyden nefret ediyordu. Gidip uyumak istiyor, abisiyle uğraşmak istemiyordu.

Oysa şimdi abim yanımda olsa sabaha kadar başında beklerdim. Tek kelime etmezdim. Yeter ki gelsindi. Bir kez sarılmak için her şeyi verebilirdim ama yüzüne hasrettim.

“Zır zararsın! Yemin ederim.” Abimin koltuk altlarına bez koyarken böyle söylenmiştim. Şimdi tüm bu anların pişmanlığını çekiyordum. Ne geriye dönebilirdim ne de şimdi elinden bir şey geliyordu. Sadece özlemle acı bir tebessümdü payıma düşen.

“O kitabın sende ne işi vardı abi?” elimde olmadan dudaklarımdan çıkan cümleyle kaldım öylece. “Senin siyasetle ne işin olur?” fısıldadım. Ne hasta yatan abim duydu beni ne de onunla ilgilenen ben.

Bu rüyada sadece izleyiciydim. Bu an çoktan gelip geçmişti. Sabah annem beni abimin başında uyumuş ve hasta bulmuş, abimse sapasağlamdı. Annem bu sefer abime beni hasta ettiği için kızmıştı.

Birkaç yıl içinde üçümüzde apayrı yerlerde olacağımızı bilmeden yaşamıştık bu anı. Annemi kaybetmiş, abim hapse girmiş ve ben geride kalmıştım. Şimdi istesem de hasta abime bakamıyorum, annem bizi azarlamak için asla gelmeyecekti.

Hatırlıyorum da annem benimle ilgilenirken yufka yürekli kızım, demişti. Bir gün ölürsem senin sayende gözüm arkada kalmayacak. Kalmalıydı anne. Yetememiştim, ne babama ne abime ne kardeşime.

Dağılmanızdan, sefil olmanızdan korkmayacağım, bakma sen abinin büyük olduğuna, sen ikisine de küçük anne olursun demişti. Dağıldık anne, sefil olduk. Ben kimseye küçük anne olamadım. Ama yemin ederim denedim.

“Özür dilerim Gülşah.” Arkamdan duyduğum sesle sıçradım. Hızla geriye döndüğümde abimle karşılaştım. Bu sefer onu son gördüğüm haldeydi. Dağınık, dalgalı saçları hafif uzamıştı. Üstünde İspanyol paça kot pantolon ve gömlek vardı. Deri ceketini omuzlarına atmıştı.

Gürkan Eldem tam olarak buydu. Giyinmeyi, gezmeyi, yaşamayı severdi. Hayalleri vardı, benimkilerden bile çok. Adaleti, severdi. İdealleri vardı. Eğlenceliydi. Elinden her iş gelirdi. Çocuk gibiydi. Ben hayallerimin imkansızlığıyla büyümüştüm ama ona yeterince çalışırsa her şeyin mümkün olduğunu öğretmişlerdi.

“Abi!” dedim heyecanla. Sesim sandığımdan titrek çıktı. Sevinç bir anda tüm vücudumu sardı. Bir an bunun bir rüya olduğunu unuttum. Ona bir adım atmak istedim. Mesafeler girdi araya. Bir anda benden kilometrelerce uzağa gitti. Elimi uzattım ama imkansızdı tutması. Geri çekildiğinde yine tam karşımdaydı.

“Abi niye sana gelemiyorum?” diye sordum çaresizce. Biz küçükken arkadaşlarıyla dışarı çıktığında seninle geleceğim diye tuttururdum. O ise bir şekilde beni atlatırdı ve ben evde annem beni sakinleştiren kadar ağlardım.

Şimdi de bu şekilde tutturmaya hazırdım. Çok mu imkansızdı yanına gitmem? Elini tutsam, sarılsam olmaz mıydı? Kavuşmak yok muydu bizim kaderimizde, hep ayrılıkları mı yazmıştı Mevlam?

“Gelme Gülşah, burası çok kötü.” Dedi. Annemin cenazesinden beri sesinde kalan o hüznü yine hissettim.

“Sen gel öyleyse. Seni çok özledim ben, Güney’de özledi. Biliyor musun ben evlendim.”

“gelemiyorum Gülşah, bırakmıyorlar.” Gözleri doldu abimin. Benim abim hiç ağlamazdı ki. Her olayda sevinecek bir taraf bulurdu. Çok neşeliydi o.

“Deliriyorum. Bende gelmek istiyorum ama olmuyor. Gülşah, eğer gelirsem annem gibi en sevdiğim yemekleri yapar mısın? Gece başımda elini alnıma koyup sureler okur musun?”

Başımı hızlı hızlı aşağı yukarı salladım. Yapardım, her şeyi yapardım. Yeter ki gelsin, kurtulsun.

“Gülşah ben iyi değilim.”

“neyin var abi?”

Arkasını döndü. “Abi gitme, dur!” bağırdım. O hızlandı. Arkasından koşmaya başladım. Ne kadar koşarsam koşayım yetişemedim. O sadece yürüyordu ama ben koşuyordum. Düştüm sonra, dizlerimin üstüne.

“Abi beni bekle!” seslendim. Duymadı. Bir kez olsun dönmedi geri. Neşeyle bakan kahve gözlerini göremedim. Ayağa kalktım. Ben hep ayağa kalkardım, devam etmeyi öğretmişti abim bana.

Ama bu sefer ayakkabılarım gitmedi. Abim uzaklaşıyordu ama ayakkabılarım yerden kalkmıyordu. Ayakkabılarımı çıkarıp yalın ayak koşmaya başladım. Nefesim kesilene, gücüm bitene kadar koştum. Çünkü her şartta pes etmemeyi de bana abim öğretmişti.

Ben annemin aman kızımlarıyla babamın terbiyeli ol kızımları arasında savrulurken abimin dik dur, pes etme, hakkını savunlarına tutunmuştum. Beni bugünkü Gülşah yapan abimdi. Kimseye eyvallahı olmayan, kardeşine sahip çıkmaya çalışan, işe girip çalışmaktan gocunmayan kız onun eseriydi.

Aksi şekilde yetişen bir kız kardeş onun adalet anlayışına sığmazdı. Bana, olduğum kişiye laf edenler karşılarında Gürkan Eldem‘i bulurdu. Saniye Eldem herkesi alttan alırken kızının dik başlılığı bundandı.

“Abi nereye gidiyorsun?!” bir kez daha seslendim arkasından. Ve tam o an yine yere düştüm. Sanki ayağımdan biri tutup çekmiş gibiydi. Ama bu sefer abim beni duydu. Usulca arkasını döndü. Ben yerden kalkamaya çalışırken yanıma gel ek için hiçbir hamle yapmıyordu.

“Abi yanıma gelsene!” onu çağırdığımda yüzü ifadesizdi. Sanki tüm duygularını, kendine ait olan her şeyi kaybetmiş gibiydi.

“Ayağa kalk Gülşah!” diye seslendi bana. Elini uzatmadı. Yardım etmedi. Düştüğüm yerden kaldırmadı.

Bir anda yerden havalandığımı hissettim. Dudaklarımdan kaçan nidayla beni kaldıran kollara tutundum. Abim beni yerden kaldırmıştı. Gelmiş ve kaldırmıştı. Ama sonra yüzü değişti. Başta ne olduğunu anlamadım. Sürekli abimin yüzü değişip geri kendisi oluyordu. Sonra yüz tamamen Iraz’a döndü.

“Şşşt, uyumaya devam et.” Kulaklarımda çınlayan sesle sakinleştim. Başımı beni kucağına alan Iraz’ın göğsüne yasladım. Abimin arkasını dönüp gidişini izledim. Deri ceketinin kollarının omuzlarından sallanışını, İspanyol paça pantolonunu, spor ayakkabılarını, dağınık dalgalı saçlarını izledim. O gözden kaybolana kadar izlemeye devam ettim. En sonunda Iraz’ın göğsünde gözlerimi kapattım.

 

Bölüm : 27.01.2026 20:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...