41. Bölüm

36. Bölüm

Esma Gül Çağırgan
singularity

Gülşah şaşkınlıkla karşısındaki adama bakıyordu. Tanımadığı bir adam dayısı olduğunu iddia ediyordu. Gülşah bir dayısı olduğunu biliyordu ama hiç görmemişti. Anneleri dayılarından bahsetmezdi. Hatırladığı tek şey ara ara babasının dayısının adı geçince yüzünde beliren tiksinç ifadeydi.

Iraz doğru mu dercesine Gülşah’a dönmüştü. Bu adamı daha önce mahallede hiç görmemişti. “Dayın mı?” diye sordu sakince.

Gülşah cevap veremeden “yalan söyleyecek değilim!” keskin ses bahçeyi doldurdu.

“kim olduğunu bilmediğim adama güvenecek değilim!” Iraz aynı sertlikle cevap verdi. Gülşah, Iraz’ın hiç bu kadar sert konuştuğunu duymamıştı, evleneceklerin duyurduğu günden beri.

Adam Iraz’ı baştan aşağı süzdü. “Muhatabım sen değilsin zaten. Ben yeğenimle konuşmaya geldim.” Adam Gülşah’a doğru ilerlerken Iraz bir adımda öne geçti.

“Efendi, öyle destursuz karıma yaklaşamazsın.” Iraz’ın tehditkar sesiyle adam bir an duraksadı.

Bu sırada koşa koşa bahçeye giren Hayri’yle üçü de ona döndü. Gülşah ilk kez evine gelen babasına baktı. Artık nefret bile hissediyordu. Sadece karşısındaki adama acıyordu. Bir yabancı gibiydi.

Iraz bir adama bir Hayri’ye bakıyordu. Ne döndüğünü ve karısının tehlikede olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Bir an önce eve girmek istiyordu. Gülşah gelinlikle üşüyebilirdi.

“Çıktın demek.” Hayri’nin sesinde bir nefret aynı zamanda korku vardı.

“öyle de denebilir.” Dedi adam. Onunda yüzünden Hayri’ye olan nefreti seçiliyordu.

“ne oluyor, bu adam kim?” Gülşah babasına yönelik sorsa da baba dememek için elinden geleni yaptı.

“Dayınız Ahmet, yıllardır hapisteydi. Çıkmış.” Dedi Hayri.

“İçeride konuşalım. Gülşah üşüyecek.” Iraz gidip evin kapısını açtı. Ahmet’e döndü. “kusura bakmayın, kim olduğunuzu bilseydim daha farklı davranırdım.” Ahmet cevap vermedi. Sadece bir baş selamı verip içeri geçti.

“Sende gir içeri. Bize anlatacakları var” Iraz sert sesiyle Hayri’ye dönmeden konuştu. Sonra eğilip Gülşah’ın gelinlikle ayakkabılarını çıkarmasına yardım etti. Gülşah ve Iraz’ın ardından Hayri de eve girdi.

İlk kez geldi kızının evine. Etrafı inceledi. Mobilyaları, salonu, her şeyi ilk kez görüyordu. Halbuki kızı aylardır bu evde yaşıyordu. Yine de hiçbir şey hissetmiyordu. Artık ne Gülşah Hayri’nin ailesiydi ne de Hayri Gülşah’ın.

Herkes koltuklara oturdu. “Yani sen benim dayım mısın?” Gülşah’ın konuşmasıyla Ahmet gülümsedi. “Evet yeğenim.”

“yıllarca neredeydin?”

Alaycı bir gülüşle “hapisteydi.” Dedi Hayri. Gülşah’ta Iraz’da ters ters baktı.

“öyle. Hapisteydim.”

“Niye girdin?” diye sordu Iraz.

“Niye olacak? Sağ sol olayları.” Dedi Hayri.

“Anlatmasına izin verecek misin?!” Gülşah en sonunda Hayri’yi sinirle azarladı.

“Saygısızlık etme!” Hayri sinirle Gülşah’a döndüğünde Uraz olduğu yerde dikleşti. “Aynı sen.” Hayri öfkeyle Ahmet’e doğru döndü. “Aynı dik başlılık aynı saygısızlık.”

“karım hakkında ileri geri konuşmaya devam edeceksen defol git evimden.”

Ahmet alaycı bir gülümsemeyle baktı. “Ee Hayri gençler biliyor işte senin ne olduğunu. Zaten bir zavallı ablam severdi seni.”

“senin nereden haberin oldu da buraya geldin?” diye sordu Hayri’ye Iraz.

“Ben pek damat sevmem. Tahmin ettim vereceğin tepkiyi dedim eniştem bir işe yarasın.” Ahmet’in alaycı sesiyle Iraz ters ters baktı ona. “Sevgili enişteciğim, ne düşünüyorsun çıkmam hakkında?”

“Estağfurullah, Allah’ım sabır.” Hayri bu adama katlanamıyordu. “Onu bunu bırak hangi akla hizmet çıkardılar seni? Onu anlat.”

“aslında çıkardıkları söylenemez.” Ahmet’in sözleriyle Iraz ve Hayri’nin yüzü değişti. Gülşah ne olduğunu anlamamıştı. “Nasıl yani?”

Gülümsedi Ahmet “sen oraları boş ver güzel yeğenim.”

“firar ettin bir de üstüne evime mi geldin!?” Iraz öfkeyle konuştu.

“Düzgün bir herif olsa zaten bunca yıl yatmazdı.” Hayri gitmek için ayaklandığında “dur biraz, ablama ne oldu onu anlat.”

Gülşah tekrar annesinin yokluğunu hatırladığı için başını eğdi. En çok böyle günlerde hissediyordu annesinin yokluğunu. En mutlu günlerde, sevincinin içinden taştığı o anlarda. Herkes köşesine çekildikten sonra saçlarını okşayacak bir el aradığında.

“Saniye’yi geçtiğimiz Haziran kanserden kaybettik.” Ahmet duyduklarıyla bir an kaldı. Ablası ölmüştü, son anlarında yanında yoktu, cenazesinde yoktu, yeğenlerinin yanında olmamıştı. Ahmet’in hiç hayatı olmamıştı.

“Allah rahmet eylesin.” Diyebildi sadece ablası için. Gülşah’ın amin dediğini duydu. Ona döndü gözleri. Duvağına, gelinliğinle baktı. Acı bir gülümsemeyle baktı.

“seni son gördüğümde 2 yaşındaydın. Koskoca kız olmuşsun, birde evlenmişsin.”

Gülşah buruk bir tebessümle baktı ona. Iraz ise Ahmet’in firari olduğunu öğrendiğinden beri diken üstündeydi.

“giderken geri dönmeye niyetin yoktu. Sadece içeri girdiğini duyduk. Şimdi ne oldu da döndün?” dedi Hayri huzursuzca.

Ahmet Hayri’ye göz devirip Gülşah’a döndü. “Sana bir haber getirdim kızım.” Gülşah merakla dayısına bakmaya başladı. “Abinden.”

Gülşah’ın gözleri sanki bir emir almış gibi derhal doldu. Bakışları ilk Iraz’a döndü. “iyi mi?” sesi titredi. Umuttandı. Ayların yükünün bir anda üstüne çökmesindendi.

Ahmet bu soruyla kaldı bir an öylece. Yıllardır hapisteydi, gördükleri, yaşadıklarının haddi hesabı yoktu. Tüm o işkenceler, o umutsuzluk, delirmenin kıyısından dönüşler doldu zihnine.

“İyi.” Dedi hızlıca. “Tabi özgür olsa daha iyi olacak ama idare ediyor. Suçu büyük olmadığı için o kadar üstüne varmıyorlar.” Yalan, yalan, yalan.

Gülşah haricinde herkes biliyordu. Bir Gülşah inanıyordu, bir Gülşah’ın ihtiyacı vardı inanmaya. “doğru söylüyorsun değil mi?” dedi gözünden bir damla yaş düşerken.

“Tabi doğru söylüyorum.” Dedi Ahmet. “Hatta kaçarken dedim ki benimle gel. Gelmem dedi. Çok kötü olsa o da kaçardı.”

Gülşah rahatlamayla saldı gözyaşlarını “Iraz, iyiymiş.” Gözyaşlarını silip Iraz’ın elini tuttu. “abim iyiymiş.”

Iraz aslında öyle olmadığını biliyordu. Yine de Gülşah üzülmesin diye bir şey söylemedi. Avuçlarıma bırakılan yalanla avunmasına izin verdi. ”Hadi güzelim sen yukarı çık, üstünü değiştir.”

Gülşah bir dayısına bir Hayri’ye baktı. Gelinliği tek başına çıkaramazdı. Ama Iraz’dan yardım istemeye utandı. Iraz’a dönüp baktığında, Iraz ne olduğunu anlamıştı.

“Hatta bende geleyim. Şu takımı çıkarayım, belli ki bu konuşma uzun sürecek.”

Gülşah ve Iraz odalarına gittiklerinde Hayri ve Ahmet salonda yalnız kalmışlardı. Hayri gergindi. Geçmiş ansızın kapısını çalmıştı. Şimdi ise ne Saniye ne ailesi vardı. Bu ev, bu anılar hatta bütün bir mahalle gün geçtikçe Hayri için bir yabancı oluyordu. Bir o kadar tanıdık olan yabancı.

“Şimdi ne yapacaksın? Seni bulmayacaklar mı sanıyorsun?” sesi kısık sesle. Gülşah ve Iraz’ın duymasını istemiyordu Hayri.

“Bulup bulmamaları önemli değil. Bir daha o zindana girmeyeceğim.” Dedi hemen Ahmet. Ölürdü ama girmezdi.

“O.” Hayri gözlerini kapattı, cümlenin devamını getirmeden boğazındaki düğümleri çözdü. “O kadar mı kötü, oğlum çok mu kötü?” hala o eski adamdan ufak bir iz vardı. Gün geçtikçe o da kaybolacaktı.

Hayri’den kalan her şey ölü yapraklar gibi en ufak rüzgarda savrulup kaybolacaktı. Ta ki insani hiçbir vasıf taşımayan ruhsuz bir bedene dönene kadar. Hep daha çoğunu isteyen gözü dönmüşlerden biri olacaktı.

Ne eşi, ne çocukları, ne malı mülkü ona kalan hiçbir şey olmayacaktı. İhtirası, şuurunu ellerine geçirip boğarken öldüğünü fark etmeyecekti Hayri. İlkeleri, sınırları, onuru, şerefi çiğnenirken dönüştüğü canavarı fark etmeyecekti. Şimdi ise hala o eski adamdan ufak izler taşıyordu. Kızına asla olmayan o taraf Gürkan ve Güney için hala biraz daha canlıydı.

“Kötü.” Ahmet Gülşah duymasın diye kısık sesle konuştu. “Gülşah’ın yanında bir şey söylemedim ama herkes boş mezar bulsa gerecek halde.”

Ağır ağır başını salladı Hayri. Gözleri bir boşluğa daldı. Orada ne gördüğünü kim bilebilirdi ki? Oğlunu ilk kucağına alışı, Memnune’nin hamile olduğunu söyleyişi. Saniye’yle düğünü, Memnune’yle sadece Handan’ın olduğu nikahı. Gürkan’ın ilk adımları, Gülşah ve Güney’in doğumu. Gürkan’ın evden ayrılışı, Saniye’nin ölümü ve elleriyle dağıttığı aile. Hayri hangisini görüyordu?

“Kalacak yerin var mı? Gençlerin başına beka olma. Biz gördük geçirdik, onların önünde uzun yıllar var, kendi pisliğinle mahvetme geleceklerini.”

“senin pislik dediğin benim davam!” dedi Ahmet sertçe. Devam etti “bu vatan için, sizin için uğraşlarım. Parlak bir istikbali gayem edinip sizin gibi değmeyecek insanların evlatları için uğraşım.”

Hayri yolun yanlış olduğunu açıklama zahmetine girmedi. Yıllar önce çok denemişti. Başta kayınbabası istedi diye sonra Saniye için en sonunda peşinden bela eksik olmayan bu adamın musibetlerini ailesinden uzaklaştırmak için çok denemişti.

“Ama Gülşah’la Iraz’ın davası değil. Onlardan uzak dur.”

“ne sen ne Iraz’ı dinlerim. Evlendirmişsiniz küçücük kızı, bir de sizi adam yerine mi koyacağım? Bana laf söylerken kendini düşün enişte. Senin pislik dediğin Gülşah gibi gencecik kızlar evlenmeyip okusun diye verilen çaba.”

“okula gidecek çocuğun eline silah verip ülke mi kurtaracaksınız?!” Hayri daha fazla dayanamayıp yükseldi ama Ahmet’in huyunu bildiği için “bu meseleleri çok konuştuk. Daha fazlasına lüzum yok. Dediğim gibi, kızımdan da damadımdan da uzak dur.”

Ahmet’te uzatmadı. Hayri haklıydı, bu mevzular yeterince konuşulmuştu. İki tarafta birbirini anlamayacaksa irdeleyip durmanın manası yoktu. Hayri’ye bakmak sinirini bozduğu için kafasını geriye yaslayıp gözlerini kapattı.

Gülşah’la Güney’i bağlantılarını kullanarak yurtdışına gönderecek arkasından da Gürkan’ı kaçırtıp yanlarına yollayacaktı. Kendisi burada davası için savaşmaya devam ederken en azından Gülşah ve Güney iyi bir yerlere gelip Türkiye’ye dönebilirdi. Gürkan içinse Türkiye yolları kapanmış olacaktı.

Ahmet, ne Gülşah’ı bu evliliğe hapis bırakacaktı ne de Gürkan’ı içeride bırakırdı. İkisini de Hayri’nin mahsur bıraktığı bu tatsız, ıstırap dolu hayattan kurtaracaktı.

Ahmet’in gözünde Iraz’da en az Hayri kadar şerefsiz 17 yaşındaki bir kızı evliliğe zorlayıp kandıracak ve onun hayatını mahvedecek kadar bencil bir adamdı. Gülşah’ı bu eve hapsedecek, okumasına, dünyayı görmesine, kendine ait bir hayatı olmasına izin vermeyecekti.

Ahmet’i aksine inandırmak imkansızdı. Kendi inandığı doğrulara öyle bağlıydı ki bir başkasına inanması mümkün değildi. Hatta bu doğrular için yapacağı her şeyi mubah gören asıl bencil Ahmet’ti.

 

Bölüm : 09.02.2026 18:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...