14. Bölüm

13. Bölüm💥

Soyaa°•
soyass

Jisung, lobideki gerginliği daha fazla uzatmamaya kararlıydı. Donggyu’nun yanına gidip kulağına birkaç sert ama ikna edici kelime fısıldadı; bu işin sadece kariyeri değil, kendi kişisel alanı olduğunu ve şu an gitmesinin en iyisi olacağını açıkça belirtti. Donggyu, Jisung’un gözlerindeki ciddiyeti görünce kaskını alıp istemeyerek de olsa motoruna bindi ve gürültüyle uzaklaştı.

​Ofis nihayet o uğultulu sessizliğine geri dönmüştü. Jisung, Minho'nun odasına girdiğinde hava hala gergindi ama o ağır karamsarlık yerini tuhaf, yeni bir enerjiye bırakmıştı.

*****

Minho, Donggyu’nun gidişinden sonra dosyaları sertçe bir kenara itti. Gözlüklerini masaya bıraktı ve arkasına yaslanıp Jisung’u süzdü. "Sonunda," dedi, sesi bu sefer her zamankinden daha gevşek ve melodikti. "Motor gürültüsü ve lobi draması bittiğine göre, gerçekten eğlenceli kısımlara geçebiliriz."

​Jisung şaşırmıştı. "Eğlenceli kısımlar mı? Projelerden bahsetmiyor muyuz?"

​"Projeler her zaman orada Han Jisung," dedi Minho, ayağa kalkıp masasının arkasından dolanırken. "Ama benim yaratıcılığım açken pek çalışmaz. Ve eminim ki sen de o sincap enerjini toplamak için bir şeyler yemelisin. Ofis yemeği kurallarını çiğnemeye ne dersin?"

******

​Minho, Jisung’u ajansın en üst katındaki, normalde stajyerlerin girmesinin yasak olduğu Teras'a çıkardı. Burası, şehrin tüm ışıklarını ayaklar altına seren, devasa minderlerin ve modern bir mutfağın olduğu bir alandı.

​Minho, ceketini bir kenara fırlatıp gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katladı. O sert direktör gitmiş, yerine mutfakta ne yaptığını çok iyi bilen, özgüveni yüksek bir adam gelmişti.

​"Bana öyle bakma," dedi Minho, buzdolabından malzemeleri çıkarırken. "Sadece reklam kampanya yönetmiyorum, mutfakta da fena değilimdir. Eğer iyi bir stajyere dönüşüp bana yardım edersen, belki sana bu akşamki sloganların için 'torpil' geçebilirim."

​Jisung gülümseyerek yanına yaklaştı. "Bu bir rüşvet mi efendim?"

​"Buna 'motivasyon artırımı' diyelim," dedi Minho, elindeki domatesi Jisung’a uzatarak. "Doğra bakalım. Ama dikkat et, parmakların bana lazım projelerde."

​Birlikte yemek yaparken, ofisteki o hiyerarşi bir anda buharlaştı. Minho, Jisung’un doğrama tekniğiyle dalga geçiyor, Jisung ise Minho’nun mutfaktaki "aşırı titizliğini" eleştiriyordu. Aralarındaki o gerginlik, artık rahatsız edici bir elektrik değil, keyifli bir flörte dönüşmüştü.

​Yemeklerini terastaki minderlere kurulup şehrin manzarasını izleyerek yerken, Minho birden duraksadı.

​"Bir iddiaya var mısın Han?" dedi, gözleri muziplikle parlayarak. "Yarın sabahki sunumda, senin sloganlarından biri seçilirse... benden bir dilek dileme hakkın olacak. Ama eğer benim hazırladığım strateji kazanırsa, bir hafta boyunca kahvelerimi tam istediğim kıvamda sen hazırlayacaksın. Ve biliyorsun, kahve konusunda çok çekilmezimdir."

​Jisung, Minho’nun bu meydan okuyan bakışlarını karşılıksız bırakmadı. "Kabul. Ama dileğim konusunda şimdiden hazırlıklı olsanız iyi olur Direktör Lee. Çünkü sizi ofis dışında, takım elbisesiz görmek isteyebilirim."

​Minho’nun yüzünde o çarpık, çekici gülümseme belirdi. "Takım elbisesiz halimi görmek o kadar kolay değil Jisung. Ama iddiayı kabul ediyorum. Bakalım yarın kimin 'sesi' daha gür çıkacak."

******

Yemekten sonra terasın o rahat havası, yerini tatlı bir rekabetin tetiklediğiı bir çalışma temposuna bıraktı. Minho, "Madem iddiaya girdik, dürüst bir yarış olsun," diyerek iki laptopu yan yana, geniş mermer tezgahın üzerine kurdu.

Gecenin sessizliğini sadece klavye tıkırtıları ve arada bir içilen kahvelerin fincan sesleri bölüyordu. Minho, strateji tablolarını düzenlerken Jisung da kelimelerle dans ediyordu. Bir ara Jisung, doğru kelimeyi bulamadığı için kafasını geriye atıp ofladı.

​Minho, gözlerini ekrandan ayırmadan gülümsedi. "Sıkıştın mı Sincap? İstersen kahve cezası yerine şimdiden beyaz bayrak çekebilirsin."

​"Asla," dedi Jisung hırsla. "Sadece... markanın o 'ulaşılmaz' ama 'sıcak' dengesini kelimelere dökmeye çalışıyorum."

​Minho bu sefer sandalyesini Jisung’a doğru kaydırdı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Jisung Minho’nun kolundaki hafif parfümlü sıcaklığı hissedebiliyordu. Minho, Jisung’un ekranına uzanıp birkaç kelimenin yerini değiştirdi. "Bazen," dedi fısıltıyla, "ulaşılmaz olmak için çok kelimeye gerek yoktur. Sadece duruşun yeterlidir. Bak, böyle daha vurucu oldu."

​Jisung, Minho’nun parmaklarının kendi parmaklarına değdiği o an yutkundu. Minho’nun profesyonel tavsiyeleri, aralarındaki çekimle birleşince odaklanmak her zamankinden daha zor hale geliyordu.

​Saat gece üçü gösterdiğinde, ikisi de bitkin ama işlerinden memnundu. Jisung, son sloganını yazıp "Bitti!" diyerek kollarını havaya kaldırdı. O sırada Minho’nun ona hayranlık ve biraz da tuhaf bir şefkatle baktığını fark etti.

​Minho, elini yavaşça masaya dayayıp Jisung’a doğru eğildi. "Gerçekten yeteneklisin Han Jisung. Seni sadece eğlenceli olduğun için burada tuttuğumu sanıyorsan yanılıyorsun. Bu işi benden daha çok istediğini görebiliyorum."

​Jisung, bu beklenmedik iltifatla duraksadı. "Sizden takdir duymak... iddiayı kazanmaktan daha büyük bir ödül gibi."

​Minho, parmağının ucuyla Jisung’un masada duran eline hafifçe dokundu. Bu seferki temas profesyonel bir kazadan çok, bilinçli bir hareketti. "Dileğini dikkatli seçsen iyi olur," dedi sesi iyice alçalarak. "Çünkü yarın o sunumda senin kazandığını görürsem, sana 'hayır' deme şansımı kendi ellerimle yok etmiş olacağım."

​Jisung, Minho’nun gözlerindeki o derinliği ilk kez bu kadar net görüyordu. Karamsarlıktan uzak, sadece iki hırslı ve birbirine çekilen adamın saf enerjisi vardı odada.

Bölüm : 30.01.2026 16:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...