7. Bölüm

Yabancı Madde💥

Soyaa°•
soyass

Öğleden sonra saat 15:00 civarı, L-Idea Studio her zamanki profesyonel sessizliğindeydi. Sadece klavye tıkırtıları ve kahve makinesinin buhar sesi duyuluyordu. Derken, ajansın cam kapısı "çın" diye çalan bir sesle açıldı.

​İçeriye, üzerinde siyah bir deri ceket olan, kolunun altında kasket taşıyan, oldukça uzun boylu ve geniş omuzlu bir genç girdi. Donggyu, etrafa o kadar özgüvenli ve neşeli bir enerji saçıyordu ki, Felix elindeki kalemi düşürdü, Hyunjin ise gözlüklerini indirip bu yeni gelen "yakışıklıyı" süzmeye başladı.

​Donggyu, resepsiyona bile uğramadan ofisin ortasına kadar yürüdü. Gözleri masaların arasında gezindi ve sonunda Jisung'un olduğu köşeyi buldu.

​"Sincap! Gerçekten bu kadar şık bir yerde mi çalışıyorsun?"

​Jisung, duyduğu sesle yerinden sıçradı. Başını kaldırdığında Donggyu’yu gördü ve yüzünde kocaman, durdurulamaz bir gülümseme yayıldı. "Donggyu?! Senin ne işin var burada?"

​Jisung hemen ayağa kalktı. Donggyu, hiçbir çekincesi olmadan Jisung’un yanına geldi ve herkesin şaşkın bakışları arasında bir kolunu Jisung’un omuzuna dolayıp onu kendine doğru çekti. "Yoldan geçiyordum, uğrayayım dedim. Telefonlarıma bakmıyorsun, ben de seni kaçırdılar sandım."

​Felix fısıltıyla Hyunjin’e sordu: "Sincap mı? Kim bu adam?"

​Hyunjin ise çoktan eğlenceyi sezmişti, "Bilmiyorum ama Minho Hyung’un birazdan çıkaracağı fırtınayı şimdiden hissedebiliyorum," dedi.

Tam o sırada, Minho’nun cam odasının kapısı yavaşça, adeta bir film sahnesindeki gibi gıcırdayarak açıldı. Minho, elinde bir tomar dosya ile dışarı çıktı. Normalde her zaman önüne bakarak yürürdü ama Donggyu’nun o gür ve neşeli sesi tüm ofiste yankılandığı için, Minho’nun bakışları doğrudan hedefe kilitlendi.

​Minho olduğu yerde durdu. Bakışları önce Donggyu’nun Jisung’un omzundaki eline, sonra Donggyu’nun samimi gülüşüne, en son da Jisung’un o parlayan gözlerine kaydı. Minho'nun yüzündeki ifade bir saniye içinde buz tuttu. Dosyaları tutan parmaklarının boğumları bembeyaz olmuştu.

​Minho, ağır adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Ofis bir anda sessizliğe gömüldü; Seungmin bile kafasını bilgisayarından kaldırıp bu "çarpışmayı" izlemeye başladı.

​"Bir sorun mu var Han Jisung?" dedi Minho. Sesi her zamankinden daha derin, daha boğuk ve kesinlikle daha tehlikeliydi.

​Jisung hemen Donggyu’dan biraz uzaklaştı (ama Donggyu’nun eli hala Jisung’un sırtındaydı). "Hayır efendim, bir sorun yok. Bu Donggyu, benim çok eski bir arkadaşım. Üniversiteden beri..."

​Minho, Donggyu’ya bir "yabancı maddeye" bakarmış gibi baktı. "Arkadaşın olması, buranın bir iş yeri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ofisimiz dışarıdan ziyaretçi kabul etmek için fazla... meşgul."

​Donggyu, Minho’nun bu buz gibi tavrına karşılık hiç bozulmadan elini uzattı. "Ben Donggyu. Jisung'un 'en yakın' arkadaşıyım. Siz de patronu olmalısınız?"

​Minho, Donggyu'nun eline sanki çok kirli bir şeymiş gibi baktıktan sonra sadece parmak uçlarıyla kısa bir an sıktı. "Kreatif Direktör Lee Minho," dedi soğukça. Sonra bakışlarını tekrar Jisung’a dikti. "Han, odama gel. Sloganların üzerinden geçmemiz lazım. Hemen."

​Donggyu, "Ama biz tam akşam için plan yapıyorduk," diye araya girdi neşeyle.

​Minho jisung'un sözünü kesti ve, Donggyu’ya öyle bir bakış attı ki, ofisteki herkes bir an klimaların bozulduğunu sandı. "Jisung’un bu akşam çok işi var, Donggyu Bey. Kendi planlarınızı başka bir akşam için yapın. Tabii... yapabilirsiniz Hadi Jisung odama."

​Minho arkasını dönüp odasına giderken, Jisung’un "Efendim, geliyorum!" diye arkasından koştuğunu gördü.

Minho ve Jisung odaya girip kapı "bam" diye kapandığı anda, ofis sakinleri sanki bir işaret almış gibi sandalyeleriyle birbirlerine doğru kaydılar.

​Felix, masanın altından çıkardığı bir parça kağıda büyük harflerle "KISKANÇLIK SKORU: 9.5/10" yazıp Hyunjin’e gösterdi.

​"Oğlum, Minho Hyung’un boyun damarı çıktı, fark ettiniz mi?" diye fısıldadı Hyunjin, heyecandan titreyen elleriyle. " 'Kreatif Direktör Lee Minho' derken sesi resmen 'Bu çocuk benim, uzak dur' diye bağırıyordu."

​Seungmin gözlüklerini düzeltip Donggyu’yu süzdü. "Donggyu da az değil. Adam resmen aslanın inine girip aslanın kuyruğunu çekti. Bak, hala gitmiyor, bekleme koltuğuna yayılmış dergi okuyor."

​Changbin ise mutfaktan elinde bir kase mısır patlağıyla döndü. "Beyler, bu işin sonu karakolda biterse kefaletleri ben öderim, ama şu an bu dramayı izlemem lazım."

Donggyu ise Minho’nun "Boşuna Beklemeyin isterseniz," imasına rağmen Donggyu, sanki dünyanın en konforlu yerindeymiş gibi masaların yanındaki deri koltuğa yayıldı. Kasketini yanına koydu ve masadan bir mimarlık dergisi alıp sayfalarını çevirmeye başladı.

​Chan, bir ara yanından geçerken "Şey, Donggyu Bey, Jisung’un işi gerçekten uzun sürebilir..." dedi nazikçe.

​Donggyu, derginin üzerinden parlayan bir gülümsemeyle cevap verdi: "Hiç sorun değil Chan Bey, benim vaktim bol. Sincabı almadan hiçbir yere gitmiyorum. O patronun biraz sinirleri bozuk galiba, belki akşam Jisung’la çıkınca biraz sakinleşir ofis, değil mi?"

​Bu sözleri söylerken sesini bilerek yükseltmişti ki, Minho’nun odasından duyulabilsin...

****

Jisung, odaya girdiği an Minho elindeki dosyaları masanın üzerine "GÜM" diye bıraktı. Ardından arkasını dönüp pencereden dışarı bakmaya başladı, ama omuzlarının gerginliği her şeyi anlatıyordu.

​"Efendim, raporları getirdim..." dedi Jisung, sesi titreyerek.

​Minho aniden döndü. Masasına yaslandı ve ellerini kenarlara dayadı. "Kim o adam Jisung? Ve daha da önemlisi, neden sana 'sincap' diye hitap ediyor?"

​"Üniversiteden arkadaşım olduğunu söyledim ya... Eskiden beri bana öyle der. Çok samimiyizdir."

​"Çok samimiymişsiniz," dedi Minho, kelimeleri teker teker çiğner gibi. "Samimiyetiniz ofis disiplinini bozacak seviyede mi? Herkesin içinde sana sarılması, saçını karıştırması... Han Jisung, sen bu şirketin yüzüsün. Dışarıdan gelen herhangi birinin sana bu kadar 'rahat' dokunmasına nasıl izin verirsin?"

​Jisung kaşlarını çattı, ilk kez Minho’ya karşı dik durdu. "Donggyu 'herhangi biri' değil. Ve o sadece bana olan sevgisini gösteriyor. Neden bu kadar tepki verdiğinizi anlamıyorum. Sizi ilgilendiren bir durum yok ki?"

​Minho, Jisung’un "Sizi ilgilendiren bir durum yok," cümlesiyle bir an duraksadı. Gözlerindeki öfke, yerini derin ve kırgın bir parıltıya bıraktı ama hemen ardından o baskın patron maskesini geri taktı. Jisung’a doğru birkaç adım attı, aralarındaki mesafe bittiğinde durdu.

​"İlgilendiriyor," dedi Minho, sesi artık bağırmıyordu ama çok daha etkileyiciydi. "Çünkü sen benim ekibimdesin. Ve benim ekibimdeki insanların dikkati, dışarıdaki 'deri ceketli' tipler yüzünden dağılmamalı. Şimdi otur o masaya, Donggyu Bey dışarıda dergi bitirene kadar bu sloganları tek tek baştan yazacağız. Ben de başında bekleyeceğim."

Bölüm : 27.01.2026 10:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...