15. Bölüm

14. Bölüm/Sarhoş💥

Soyaa°•
soyass

 

Toplantı odası hınca hınç doluydu. Bang Chan masanın başında, her zamanki babacan ama disiplinli tavrıyla dosyaları inceliyordu. Changbin heyecanla yeni kampanya görsellerini duvara yansıtıyordu. Felix ve Hyunjin ise, dün geceki "kedi tüyü ve kahve" gizeminden sonra, Minho ve Jisung’u yan yana her gördüklerinde birbirlerine bakışlar fırlatıyorlardı.

 

​Minho, jilet gibi ütülenmiş siyah takımıyla masanın en ucunda, sarsılmaz bir kale gibi oturuyordu. Jisung ise tam karşısındaydı; uykusuzluğunu gizlemek için taktığı gözlüklerinin altından Minho’ya "iddiamızı unutmadım" dercesine bakıyordu.

 

​"Evet," dedi Chan, boğazını temizleyerek. "L-Idea markası için iki farklı yolumuz var. Minho’nun rasyonel stratejisi ve Jisung’un duygusal sloganları. Bugün birini seçip müşteriye sunacağız."

 

​Minho ayağa kalktı. Herkes onun Jisung’u her zamanki gibi yerle bir etmesini bekliyordu. Minho ekranın önüne geçti, verileri ve grafikleri sundu. Sunumu kusursuzdu. Ancak sıra Jisung’un hazırladığı sloganlara geldiğinde, Minho duraksadı.

 

​"Ancak," dedi Minho, sesi tüm odayı dolduran o tok tınısıyla. "Strateji ne kadar sağlam olursa olsun, insanları kalbinden vuracak bir söze ihtiyacımız var. Han Jisung, sloganlarını ekrana yansıt."

 

​Jisung titreyen ellerle kumandaya bastı. Ekranda tek bir cümle belirdi:

 

"Görünenden Daha Fazlası: Çünkü Gerçek Değer, Sessizce Saklanır."

 

​Oda bir an için ölüm sessizliğine büründü. Changbin ıslık çaldı, Chan’ın yüzünde geniş bir gülümseme yayıldı. "Bu... bu harika," dedi Chan. "Minho, stratejinle bu slogan birleşince ortaya çıkan iş muazzam. Ama dürüst olalım, kampanyanın ruhunu Jisung’un bu cümlesi kurtardı."

 

​Felix, Jisung’un koluna vurup "Başardın Sincap!" diye fısıldarken, Jisung’un gözleri doğrudan Minho’ya kilitlendi.

 

​Minho, kollarını göğsünde kavuşturdu. Yüzünde o meşhur, kimsenin çözemediği yarım gülümseme belirdi. Başını hafifçe eğerek Jisung’u selamladı. Bu, ofisteki herkes için bir tebrikti ama Jisung için anlamı çok başkaydı: İddiayı kaybettim ve dileğini yerine getirmeye hazırım diyordu bakışları.

Sunumdaki büyük başarının ardından ofiste bayram havası vardı. Chan ve Changbin, Jisung’un omuzlarını tebriklerle çürütürken, Felix çoktan planı yapmıştı bile. "Bu geceyi kutlamadan geçemeyiz!" diye bağırdı Felix ofisin ortasında. "Hatta sadece stajyerler değil, tüm ekip!"

​Herkes Minho’nun "İşim var" diyerek reddetmesini beklerken, o masasındaki kalemliği düzeltip ayağa kalktı. "Katılıyorum," dedi soğukkanlılıkla. "Güzel bir iş çıkardınız. Mekan bilgilerini birazdan telefonlarınıza iletirim."

****

Akşam saatlerinde ekip, şehrin en popüler ama ulaşılması en zor barının önünde buluştu. Kapıda "Özel Davet" yazısını gören Hyunjin gözlerine inanamadı. "Minho hyung... cidden burayı bizim için mi kapattı?"

​İçeri girdiklerinde loş kırmızı ışıklar, kadife koltuklar ve sahnede çalan hafif ama enerjik bir ritim onları karşıladı. Minho, barın en köşesindeki yüksek taburelerden birinde, üzerinde iş ceketinin olmadığı, siyah ipek gömleğinin üstten iki düğmesi açık haliyle oturuyordu. O meşhur "Directör Lee" maskesi, yerini çok daha karanlık ve karizmatik bir "gece adamı"na bırakmıştı

Felix hemen ortamın neşesi oldu, shot bardaklarını masaya dizmeye başladı. "Jisung’un o sloganı okuduğu an Chan hyung’un yüzünü gördünüz mü? Adam resmen 'Evladımla gurur duyuyorum' moduna girdi!" diye kahkaha attı.

​Changbin ve Chan kendi aralarında eski projelerden bahsederken, Jisung elindeki bardakla yavaşça Minho’nun yanına yaklaştı. Minho, Jisung’un geldiğini gördüğü halde bakışlarını bardaktaki buz küplerinden ayırmadı.

​"Mekanı kapatmak mı?" diye fısıldadı Jisung, yanındaki tabureye ilişerek. "Profesyonelliğinizin sınırlarını biraz zorlamışsınız efendim."

​Minho başını yavaşça Jisung’a çevirdi. Gözlerindeki o keskin parıltı, alkolün ve loş ışığın etkisiyle daha yumuşak, daha tehlikeli bir hal almıştı. "İddiayı kazanan biri için fazla konuşuyorsun Han," dedi sesi barın gürültüsü içinde sadece Jisung’un duyabileceği kadar yakından gelerek. "Ayrıca burayı ajans için değil, sen dileğini dilediğinde dışarıdaki gürültüleri duymayalım diye kapattım."

Felix masadan bağırarak onları böldü: "Hey! Orada gizli toplantı yapmayı bırakın! Jisung, gel buraya, senin onuruna içiyoruz!"

​Jisung gitmek için hamle yaptığında, Minho elini hafifçe Jisung’un bileğine koydu. Sadece bir saniyelik bir temastı ama Jisung’un tüm vücudunu bir elektrik dalgası gibi sardı. Minho, elini çekerken Jisung’un kulağına eğildi:

​"Git ve arkadaşlarınla eğlen. Ama gecenin sonunda, o motorcu arkadaşının kapıda beklemeyeceğinden emin ol. Çünkü bu gece seni ben bırakacağım."

​Jisung, Felix’in yanına dönerken kalbinin atış hızı barın ritmini çoktan geçmişti. Ekip kahkahalar içinde içkilerini yudumlarken, Minho uzaktan sessizce ve sahiplenici bir ifadeyle Jisung’u izlemeye devam etti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde barın içindeki loş kırmızı ışıklar, alkolün etkisiyle Jisung için bulanık birer renk cümbüşüne dönüşmüştü. Ekibin geri kalanı, Changbin’in başlattığı yüksek sesli bir şarkıya eşlik ederken Jisung, kalabalığın arasından sıyrılıp tekrar o karanlık köşeye, Minho’nun yanına sığındı. Jisung tabureye oturduğunda dengesini hafifçe kaybetti ama Minho, her zamanki hızıyla onun belinden yakalayıp kendine doğru çekti. Jisung’un başı Minho’nun omzuna düştü. Ağzından dökülen nefes, Minho’nun boynuna çarpıyordu.

​"Efendim..." dedi Jisung, kelimeleri birbirine dolanarak. "Siz... neden böylesiniz? Neden bazen bir buz dağı gibisiniz, bazen de...geceki gibi bir pambuk şeker?"

​Minho, Jisung’un bu savunmasız ve dürüst halini izlerken kontrolünü korumaya çalıştı. "Alkol seni fazla cesur yapmış Han," dedi sesi her zamankinden daha kısık ve boğuk çıkarak. "Sınırlarını zorluyorsun."

​Jisung başını kaldırıp doğrudan Minho’nun gözlerinin içine baktı. Gözleri hafifçe buğulu ama bakışları yakıcıydı. "Zorlamıyorum... Sadece anlamıyorum. Ofisteki herkes sizden korkuyor ama ben... ben size dokunmak istiyorum. Bu çok saçma, değil mi? Siz benim patronumsunuz."

Minho’nun gözleri, Jisung’un bu itirafıyla birlikte koyulaştı. Etraftaki müzik, Felix’in kahkahaları ve bardak sesleri bir anda sessizliğe gömüldü. Minho, elini yavaşça Jisung’un ensesine yerleştirdi, parmak uçlarıyla saç diplerini okşadı. Bu, artık profesyonelliğin bittiği, sadece arzunun konuştuğu andı.

​"Sadece patronun olmamı mı istiyorsun Jisung?" diye fısıldadı Minho. Dudakları Jisung’un dudaklarına o kadar yakındı ki, aralarındaki mesafe sadece bir nefeslik kadardı. "Çünkü ben... dün gece omuzumda uyuduğundan beri, senin patronun olmaktan çok daha fazlasını istiyorum."

​Jisung, Minho’nun gömleğinin yakasını sıkıca kavradı. "O zaman yapın," dedi meydan okurcasına. "İddiayı ben kazandım, dileğim bu...Öp beni Prensim."

Jisung kendinde olmamanında etkisiyle sırnaşık bir şekilde dudağını büzdü

​Minho sırıttı, Jisung’un bu cesareti karşısında daha fazla direnmedi. Elini Jisung’un çenesine koyup onu kendine çekti ve dudaklarını Jisung’un dudaklarıyla sertçe birleştirdi. Bu, sadece bir öpücük değildi; haftalardır bastırılan o gizli gerginliğin, kıskançlığın ve "kedi tüyü" kadar yumuşak o gecenin patlamasıydı

****

Arabanın içindeki sessizlik, barın gürültüsünden sonra bir ilaç gibiydi. Yağmur damlaları cama vururken Jisung, başını koltuğa yaslamış, yarı açık gözlerle yolu izliyordu. Arada bir "Efendim, çok mu sıkıcıyım?" diye sayıklıyordu.

​Minho direksiyonu sıkıca kavradı. "Hayır Jisung. Aksine, şu an fazla çekicisin ve bu benim için durumu çok zorlaştırıyor," diye mırıldandı kendi kendine.

​Minho'nun dairesinin önüne geldiklerinde Minho, onu adeta bir bebek gibi kucağına almasa da, koluna girerek yukarı çıkmasına yardım etti. Anahtarla kapıyı açıp onu içeri soktuğunda, evin içindeki o tanıdık, huzurlu koku onları karşıladı.

Jisung, yarı baygın bir halde Minho’nun koluna asılıyordu. "Burası neresi?" diye mırıldandı, gözlerini aralamaya çalışarak. "Kitap kokuyor... ve Soon-ie..."

​"Benim evimdesin Han. Uyu artık," dedi Minho, onu yavaşça geniş yatağa yatırırken.

​Jisung yatağın yumuşaklığına gömüldüğünde, alkolün etkisiyle tekrar o cesur ve savunmasız haline döndü. Elini uzatıp Minho’nun ipek gömleğinin yakasını yakaladı ve onu kendine doğru çekti. "Siz çok güzel kokuyorsunuz... Ama kalbiniz neden bu kadar hızlı atıyor?"

​Minho, Jisung’un bu kadar yakınında olmasının yarattığı adrenalinle başa çıkmaya çalışıyordu. Jisung’un eli, Minho’nun göğsünde tam kalbinin üzerindeydi. "Çünkü," dedi Minho, sesi hiç olmadığı kadar dürüst ve çaresiz çıkarak. "Çünkü senin bu kadar savunmasız olman benim en büyük sınavım Han Jisung. Şimdi elini çek ve uyu. Yarın sabah her şeyi konuşacağız."

 

​Jisung elini gevşetip derin bir uykuya daldığında, Minho odadan çıkmadı. Az ilerideki tekli koltuğa oturdu, gömleğinin kollarını sıvadı ve karanlıkta sadece uyuyan genci izledi.

​Soon-ie, kapı aralığından süzülüp Minho’nun bacaklarına dolandı. Minho kedisini kucağına alıp başını okşarken fısıldadı: "Bak Soon-ie... Bu çocuk babayı ne hale getirdi. Ofiste dünyayı yönetiyorum ama şu an bir stajyerin uyanıp benden nefret etmemesi için dua ediyorum."

​Gece boyunca Minho, Jisung’un üzerini örttü, ona su getirdi ve bir an bile gözünü kırpmadı. Jisung’un o darmadağın saçları ve huzurlu yüzü, Minho’nun yıllardır inşa ettiği o "soğuk adam" duvarlarını tek tek yıkıyordu.

____________________________________

Nasıl olmuuuşş

Bölüm : 31.01.2026 20:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...