
Sabahın ilk ışıkları odaya dolduğunda, Jisung zonklayan bir baş ağrısıyla gözlerini açtı. Tavanı yabancıladı. Yastığın kokusu... bu Minho’nun kokusuydu. Panikle doğrulduğunda, odanın köşesindeki koltukta, hala dünkü gömleğiyle oturan ve elindeki tablete bir şeyler karalayan Minho’yu gördü.
Minho, Jisung’un uyandığını fark edince tabletini kenara bıraktı ve gözlüklerini çıkardı. "Günaydın," dedi, sesi sabah mahmurluğuyla daha derin ve etkileyiciydi. "Mutfakta kahve ve ağrı kesici var. Kendine geldiğinde dün gece neden burada olduğunu ve barın köşesinde neler sayıklayıp durduğunu konuşmak isteyebilirsin."
Jisung, akşamki o öpücüğün ve itiraflarının zihnine bir tokat gibi çarpmasıyla yatağın içine geri gömülmek isteyerek mecburen ayağa kalkıp bar mutfağa yürüdü,
Minho, önündeki tableti yavaşça indirdi. Jisung’un mutfak kapısında bir suçlu gibi dikilmesini izlerken yüzünde hiçbir yargılama yoktu. "Kahveni iç Han," dedi sakin bir sesle. "Ayakta dikilmen baş ağrını dindirmez."
Jisung titreyen ellerle bardağı kavradı ve tam karşısına oturdu. Sessizlik o kadar yoğundu ki, dışarıdaki yağmurun sesi bile mutfağın içinde yankılanıyordu.
"Efendim... Ben... Dün gece için gerçekten özür dilerim," diye fısıldadı Jisung, bakışlarını bardağından ayırmadan. "Çok fazla kaçırdım. Saçmalamış olmalıyım."
Minho bardağını masaya bıraktı ve öne doğru eğildi. "Saçmalamak mı?" dedi, sesi bir an için o otoriter ama bu sefer daha kişisel bir tona büründü. "Estağfurullah canım alt tarafı sadece bana yakın olmak istediğini söyledin. Hatta profesyonelliği bir kenara bırakmam için bana meydan okudun."
Jisung’un yanakları alev aldı. "Alkol... Alkolden dolayı"
"Alkol insanın içindeki gerçeği sadece daha gürültülü söyletir," dedi Minho, bakışlarını bir an bile çekmeden. "Söylediklerinin ne kadarını hatırlıyorsun bilmiyorum ama ben hiçbirini unutmadım. Özellikle de o öpücüğü... ve senin o anki bakışını" Jisung tam bir savunma yapacak, belki de hatırlamıyorum yalanına sığınacakken, masanın altından yumuşak bir temas hissetti. Turuncu-beyaz bir tüy yumağı, mırlayarak Jisung’un bacaklarına dolanmaya başladı.
Soon-ie, adeta ortamdaki elektriği hissetmiş gibi zıplayıp Jisung’un kucağına yerleşti. Jisung, panikle karışık bir rahatlamayla ellerini kedinin yumuşak tüylerine gömdü. Soon-ie, Jisung’un göğsüne pati atıp burnunu onun çenesine sürterken, Jisung’un yüzündeki o gergin ifade bir anda dağıldı.
"Sanırım seni benden daha çok sevdi," dedi Minho, sesi aniden yumuşayarak. O sert hesap sorma havası, Soon-ie’nin araya girmesiyle bir anda dağılmıştı.
Jisung, kedinin başını okşarken hafifçe gülümsedi. "Sanırım o da benim ne kadar utandığımı anladı ve beni korumaya çalışıyor."
Minho, Jisung’un kedisiyle ilgilenirken yüzüne çöken o saf hali izledi. "Onu korkutmadın Jisung," dedi Minho, ayağa kalkıp Jisung’un yanına yürüyerek. Tam yanında durdu ve elini Soon-ie’yi sevmek için uzattı, ancak parmakları yanlışlıkla Jisung’un ellerine değdi.
"Beni de korkutmadın. Sadece... bende daha önce kimsenin açamadığı bir kapıyı araladın. Şimdi o kapıyı kapatıp kaçacak mısın, yoksa içeri mi gireceksin bilmiyoruz"
Jisung, parmaklarının üzerindeki o yakıcı teması hissettiğinde nefesinin kesildiğini fark etti. Minho’nun sesi, bir patronun emirlerinden çok, bir labirentin ortasında yolunu kaybetmiş bir adamın itirafı gibiydi.
Jisung başını kaldırıp Minho’nun gözlerine baktığında, orada her zamanki o aşılmaz duvarları değil, ilk kez bir parça savunmasızlık gördü "Ben..." diye fısıldadı Jisung, sesi titriyordu. "Benim için o kapıdan içeri girmek, bir daha geri dönmemek demek efendim. Siz... siz gerçekten buna hazır mısınız? Yoksa yarın ofise gittiğimizde yine o ulaşılmaz Direktör Lee mi olacaksınız?"
Minho, elini Jisung’un elinin üzerinden çekmedi. Aksine, parmaklarını yavaşça Jisung’un parmakları arasına kenetledi. "Ofiste her zaman Direktör Lee olacağım Han Jisung. Profesyonellik benim zırhım. Ama bu evin kapısından içeri girdiğimizde..." Minho bir adım daha yaklaştı, aralarındaki mesafe artık sadece Soon-ie’nin mırıltısıyla doluydu. "O zırhın altında kimin olduğunu sadece senin bilmeni istiyorum Han Jisung.
Tam o sırada Soon-ie, ikisinin birleşmiş ellerine kafasını sürterek yüksek sesle mırıldamaya başladı. Bu küçük hareket, odadaki o ağır ve gergin havayı bir anda dağıttı. Jisung, gözlerindeki yaşları tutmaya çalışarak hafifçe güldü.
"Sanırım Soon-ie cevabını verdi," dedi Jisung, Minho’nun elini hafifçe sıkarak. "Kaçmıyorum. O kapıdan içeri giriyorum... Ama, içeride kaybolursam beni bulmak zorundasınız."
Minho’nun yüzünde o nadir, içten gülümsemelerden biri belirdi. "Seni bulmak için tüm haritaları yakmaya hazırım."
____________________________________
SELAAM BEBEKLERR
Okuldan dolayı gecikti bölüm
Bundan sonraki bölümleride seri şekilde atamayabilirim ama asla bölümsüz bırakmam sizi merake tmeyinm🙏🙏
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |