17. Bölüm

16. Bölüm💥

Soyaa°•
soyass

​Minho, çatalını yavaşça bıraktı ve Jisung’un hala karmaşık görünen saçlarına, sonra da kucağında uyuklayan kedisine baktı. "Soon-ie normalde yabancılara karşı mesafelidir," dedi, sesi sabahın dinginliğine karışarak. "Ama sende garip bir şey bulmuş olmalı. Belki de senin o bitmek bilmeyen enerjini, kendi sakinliğiyle dengelemeye çalışıyordur."

​Jisung, kedinin kulaklarını okşarken gülümsedi. "Belki de sizin evinizde kendimi bu kadar güvende hissetmem onu etkilemiştir efendim. Hayvanlar hisseder derler ya..."

​Minho, "Efendim" kelimesini duyduğunda kaşlarını hafifçe çattı. "Mutfaktayız Jisung. Masada Soon-ie var, elimizde kahve var ve üzerimizde hâlâ dünkü kıyafetler... Şu 'efendim' lafını kapının dışında bırakamaz mısın? En azından kahvaltı bitene kadar."

Jisung yutkundu. İsmini ondan duymak zaten kalbini hızlandırırken, bir de unvansız konuşmak... "Peki... Minho hyung?"

​Minho, bu hitapla birlikte bardağını ağzına götürürken duraksadı. Gözlerinde belli belirsiz bir parıltı geçti ama hemen kendini toparladı. "Daha iyi," dedi kısık bir sesle. "Şimdi, tabağındakileri bitir. Az önce sorduğum kapı meselesine verdiğin cevap... Onun arkasında duracak mısın?"

​Jisung, elindeki ekmeği tabağındaki sosa banarken durdu ve doğrudan Minho’nun gözlerine baktı. "Kaçmayacağımı söyledim. Eğer siz de o kapıyı yüzüme kapatmayacaksanız, ben içeri girmeye dünden hazırım."

Tam o sırada Soon-ie, Jisung’un kucağından masaya zıpladı ve Minho’nun önündeki peynir dilimine hamle yaptı. Minho, "Hey, o benim!" diyerek kediyi hafifçe durdurmaya çalışırken, Jisung kahkahayı bastı. Minho’nun o ciddi ve kusursuz "Direktör Lee" imajı, bir kedi ve bir dilim peynir yüzünden yerle bir olmuştu.

​Minho, Jisung’un o içten gülüşünü görünce elindeki peyniri Soon-ie’ye verdi ve pes edercesine arkasına yaslandı. "Görüyorsun işte," dedi Minho, gözlerinde ilk kez hiçbir savunma mekanizması olmadan. "Bu evde patron ben değilim, o. Ve o seni seçmiş gibi görünüyor. Benim de buna itiraz etme şansım kalmadı."Jisung, gülümsemesini yüzünde tutarak mırıldandı: "O zaman artık gerçekten işe odaklanabiliriz sanırım. Çünkü kalbim bu tempoda atmaya devam ederse, ofiste rapor yazabileceğimi sanmıyorum."

​Minho ayağa kalktı ve Jisung’un yanından geçerken elini çok hafifçe onun omzuna koydu. "Raporları yazacaksın Han. Hatta her zamankinden daha iyi yazacaksın. Çünkü artık sadece patronun için değil, seni akşam çıkışta bekleyecek olan adam için çalışıyor olacaksın."

****

Ofis saati başladığında, sabahki o huzurlu mutfak tablosu yerini neon ışıklara ve telefon seslerine bırakmıştı. Minho, her zamanki gibi cam odasında, jilet gibi takımıyla dosyalarına gömülmüş bir "buz dağı" gibi duruyordu. Jisung ise masasından ona her baktığında, o sert adamın sabahki kediyle peynir savaşı yapan haliyle gerçekliği birbirine bağlamaya çalışıyordu.

Öğle yemeği saati yaklaştığında, Jisung’un ekranında bir bildirim belirdi. Herkes öğle arası için plan yaparken, Minho’dan gelen mailin konusu resmiydi: "L-Idea Kampanyası: Arşiv Kayıtları ve Referans İncelemesi."

​İçerikte ise sadece kısa bir not vardı: "Han, kampanyanın 2018 referanslarını kontrol etmemiz gerekiyor. Arşiv odasında olacağım. 12:30. Gecikme."

​Felix, Jisung’un omzunun üzerinden ekrana bakıp yüzünü ekşitti. "Dostum, adam tam bir işkolik. Öğle yemeğinde seni tozlu arşive mi çağırıyor? Ben senin yerine olsam istifa ederdim."

​Jisung, içindeki heyecanı gizlemeye çalışarak zoraki bir iç çekti. "Yapacak bir şey yok Felix, biliyorsun patronum(uz)..."

*****

Jisung, ajansın en alt katındaki, nadiren kullanılan ağır metal kapılı arşiv odasına girdiğinde içerisi kağıt ve eski klasör kokuyordu. Rafların arasına süzüldüğünde, Minho’yu en uçtaki rafın önünde, ceketini çıkarmış ve gömleğinin kollarını yukarı katlamış bir halde buldu.

​"Geldin," dedi Minho, arkası dönükken bile onun adımlarını tanımıştı.

​"Referansları incelemek için mi efendim?" dedi Jisung, kapının hala aralık olduğunu fark ederek mesafeyi korudu.

​Minho yavaşça döndü. Yüzünde, ofisteki o aşılmaz ifadeden eser yoktu. "Kapıyı kapat Han," dedi sesi yankılanarak. Jisung kapıyı kapatıp kilit sesini duyduğunda, Minho aradaki mesafeyi birkaç büyük adımla kapattı.

Minho, Jisung’u raflardan birine hafifçe yasladı. Etrafları yıllanmış reklam dosyalarıyla çevriliydi ama şu an tek önemli olan birbirlerinin nefesiydi.

​"Bütün sabah masanda oturup bana o 'hiçbir şey olmamış' bakışlarını atmanı izlemek sandığımdan daha zormuş," dedi Minho, ellerini Jisung’un iki yanına, rafa dayayarak.

​Jisung gülümsedi, cesareti yerine gelmişti. "Siz de çok iyi rol yapıyordunuz. Bir ara gerçekten benden nefret ettiğinizi sandım."

​"Rol yapmıyordum, kendimi koruyordum," diye fısıldadı Minho. Eğilip burnunu Jisung’un boynuna sürttü, sabahki o tanıdık kokuyu içine çekti. "Ama buradaki bu tozlu hava bile senin yanındayken ofisteki o temiz havadan daha ferah hissettiriyor."

​Jisung, elini Minho’nun kravatına götürüp hafifçe çekiştirdi. "Yani şu an gerçekten 'referans incelemesi' yapmıyoruz, değil mi?"

​Minho, Jisung’un çenesini hafifçe kaldırıp gözlerine kilitlendi. "Şu an sadece kaybettiğim sabrımı geri kazanmaya çalışıyorum. Ve eğer birisi gelip kapıyı çalmazsa, öğle yemeğini es geçebiliriz."

Tam Minho, Jisung’un çenesini hafifçe kaldırıp ona doğru eğilmişken, koridordan gelen tanıdık ve yüksek sesli gülüşmeler arşivin kalın metal kapısının ardında yankılanmaya başladı.

"Söylüyorum size, kesin burada!" diyordu Felix’in heyecanlı sesi. "Chan hyung dedi ki 'Han dosyaları incelemek için aşağı indi', ama yarım saat oldu. Açlıktan bayılmış olabilir!"

​Hyunjin’in şikayetçi sesi duyuldu: "Arşivin o eski kağıt kokusuna nasıl dayanıyor? Jisung, orada mısın? Sana sandviç getirdik!"

​Minho ve Jisung bir anlığına taş kesildi. Jisung’un gözleri fal taşı gibi açıldı, Minho ise hızla geri çekilip gömleğinin kollarını indirdi ve tek bir hamlede masanın üzerindeki rastgele bir klasörü önüne çekti.

Changbin, kapının koluna asıldı. Tak. Kapı açılmadı. "Kapı kilitli mi? Neden kilitli olsun ki?"

​İçeride Jisung panikle fısıldadı: "Eyvah! Ne yapacağız? Eğer burada olduğumuzu anlarlarsa asla susmazlar!"

​Minho, o anki adrenalinle bile soğukkanlılığını korumaya çalışarak Jisung’a "Sakin ol" işareti yaptı. Ceketini hızla omuzlarına attı ve otoriter bir sesle kapıya doğru seslendi:

​"Arşivde teknik bir düzenleme yapıyorum. Kim var orada?"

​Dışarıdaki sesler bıçak gibi kesildi. Birkaç saniye süren o ölüm sessizliğinden sonra Felix’in titreyen sesi duyuldu: "D-direktör Lee? Siz miydiniz? Biz sadece... Han’ı aramaya gelmiştik."

****

Minho, kapının kilidini ağır bir hareketle açtı ve kapıyı sadece yarım araladı. Kapı aralığında beliren üçlü; Felix, Hyunjin ve Changbin; ellerinde sandviç poşetleriyle birer suçlu gibi dikiliyorlardı.

​"Han burada," dedi Minho, sesi buzdan bir kalkan gibiydi. "L-Idea kampanyasının 2018 dökümlerini inceliyordu. Ben de ona hatalarını gösteriyordum. Bir problem mi var?"

​Jisung, rafların arkasından, sanki az önce hayatının en sıkıcı dersini almış gibi omuzları düşük bir halde çıktı. "Hyunglar... Siz miydiniz?" dedi, sahte bir yorgunlukla. "Dosya yığını içinde kayboldum sanmıştım."

​Felix, bir Minho’ya bir de saçı başı hafifçe dağılmış Jisung’a baktı. Gözlerinde büyük bir şüphe parıltısı vardı. "Sadece... yemeğe gelmeyince merak ettik," dedi Hyunjin, bakışlarını arşivin loş köşelerinde gezdirerek. "Ama işiniz varsa biz..."

​"Bitti," dedi Minho, kolundaki saate bakarak. "Han, geri kalan notları masama getir. Siz de... koridorda piknik yapmayı bırakıp öğle aranızı bitirin."

​Üçlü, Minho’nun o meşhur bakışının altında hızla geri adım atarken, Felix tam uzaklaşmadan önce Jisung’un kulağına fısıldadı: "Odanın içi neden dünkü kokteyl partisi gibi kokuyor Jisung? Ve neden o kadar kızardın?"

****

Yemekhanenin en dip köşesindeki masaya adeta bir suçlu gibi oturtulan Jisung, karşısındaki üç çift gözün çapraz sorgusu altındaydı.

"Pekala Han Jisung dökül bakalım," dedi Felix, sesini iyice alçaltarak. "O kapı neden kilitliydi? Ve daha önemlisi, Direktör Lee gibi 'vaktim nakittir' diyen bir adam neden seninle o karanlık, tozlu arşivde yarım saat geçirdi?"

​Jisung, tabağındaki makarnayla oynamaya başladı. "Dedim ya Felix, 2018 dökümleri... Arşivin kilidi bazen takılıyor, biliyorsun eski bina."

​"Yalan bir," dedi Hyunjin, parmağını kaldırarak. "O kapı geçen hafta yağlandı, tıkır tıkır çalışıyor. Ayrıca..." Eğilip Jisung’un boyun bölgesine doğru kokladı. "Neden üzerinde hâlâ o ağır, pahalı odunsu parfüm kokusu var? Minho hyung’un imza kokusu bu."

​Jisung yutkundu. "Belki... belki dosyaları incelerken çok yakınıma geldiği içindir? Hatalarımı gösteriyordu, biliyorsunuz ne kadar titiz olduğunu. Üzerime eğilip durdu, 'burası yanlış, şurası eksik' diye..."

​Changbin araya girdi, "Hatalarını gösterirken neden yanakların domates gibi kızardı o zaman? Ve neden biz geldiğimizde sanki bir suçüstü yakalanmış gibi nefes nefese kalmıştın?"

​Jisung, son savunma hattına çekildi. "Çünkü korktum! Kapı aniden zorlanınca ve siz bağırmaya başlayınca Direktör Lee sinirlendi. Onun sinirlenince ne kadar korkutucu olduğunu biliyorsunuz. 'İşimi bölenlerden nefret ederim' dedi, az kalsın hepimizi kovacaktı! O adrenalinle nefesim kesildi tabii."

​Felix gözlerini kıstı. "Pek ikna edici değil Jisung. Bak, eğer o buzlar kralıyla aranda bir şeyler varsa bize söyleyebilirsin. Seni koruruz."

​"Ne olabilir ki hyung?" dedi Jisung, en masum ifadesini takınarak. "O bir direktör, ben bir stajyerim. Hem o kedi tüyü meselesinden sonra benden ne kadar rahatsız olduğunu görmediniz mi? Adam profesyonellik abidesi. Aramızda iş dışında hiçbir şey yok, olamaz da."

Üçlü birbirine baktı. Jisung o kadar kararlı ve "mağdur" görünüyordu ki, bir an için kendi teorilerinden şüphe ettiler. Felix içini çekti. "Pekala, şimdilik bu cevabı kabul ediyoruz. Ama şunu bil; o odadan çıktığında kravatın biraz yamuktu."

​Jisung panikle elini boğazına götürdü, sonra bunun bir tuzak olduğunu anlayıp duraksadı. "Kravat takmıyorum ki bugün, sadece gömlek var!"

​"Yakalandın!" diye bağırdı Hyunjin gülerek. "Kravatın olmadığını biliyorduk, sadece tepkini ölçtük!"

​Tam o sırada yemekhanenin kapısında Minho belirdi. Elinde sadece bir bardak su vardı ve masadaki ekibe öyle bir "işinize dönün" bakışı attı ki, üçlü bir anda sus pus olup yemeklerine gömüldü. Minho, Jisung ile göz göze geldiğinde, dudağının kenarıyla sadece Jisung'un anlayabileceği o mikroskobik gülümsemeyi bıraktı ve arkasını dönüp gitti

Bölüm : 03.02.2026 00:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...