
Yemekhanedeki o terletici sorgunun ardından Jisung tam masasına dönüp derin bir nefes alacaktı ki, masasının üzerindeki telefon çaldı. Arayan Bang Chan’dı. Sesi her zamanki gibi nazik ama bu sefer fazlasıyla ciddiydi.
"Jisung, vaktin varsa odama gelebilir misin? Bir konu hakkında fikrini almam gerekiyor."
Jisung yutkundu. Chan’ın "fikir alma" seanslarının genellikle derin bir gözlem yeteneğiyle birleştiğini biliyordu.
*****
Chan’ın odası, Minho’nunkinin aksine daha sıcak, müzik ekipmanlarıyla dolu ve biraz daha dağınıktı. Chan, masasının başındaki büyük koltukta oturmuş, önündeki bir dosyayı inceliyordu. Jisung içeri girdiğinde başını kaldırıp gülümsedi ama bu gülümseme biraz her şeyi biliyorum tadındaydı.
"Gel otur Han," dedi Chan, karşısındaki sandalyeyi göstererek. "L-Idea projesindeki başarın için seni tekrar tebrik ederim. Ama bugün seninle sadece iş konuşmayacağız."
Jisung sandalyenin ucuna ilişti. "Tabii efendim, dinliyorum."
Chan arkasına yaslandı, ellerini birleştirdi. "Bak Jisung, bu ajansı kurarken en büyük kuralım herkesin burada kendini özgür hissetmesiydi. Ancak Minho benim en eski dostum. Onu yıllardır tanırım. Kimseyi bu kadar yakınına almaz, kimseyle bu kadar vakit geçirmez."
Duraksayıp Jisung’un gözlerinin içine baktı. "Arşivdeki o sessizlik, sabah ofise giriş saatinizdeki o tuhaf uyum... Felix ve diğerleri dalga geçiyor olabilir ama ben gördüğümün farkındayım. Minho ile aranızda işin ötesine geçen bir ilişki var, değil mi?"
Jisung kem küm etmeye çalışırken Chan elini kaldırıp onu durdurdu. "Savunma yapmana gerek yok. Sadece bir dost ve bir abi olarak seni uyarmam gerekiyor. Minho, duygularını çok derin yaşar ama bir o kadar da sert saklar. Eğer bu durum ajanstaki dengeleri bozarsa ya da daha önemlisi, ikinizden birinin canı yanarsa, bu hem sizin için hem de bizim için çok zor olur."
Chan masaya doğru eğildi, sesi daha şefkatliydi. "Minho’nun buzlarını eritmek her yiğidin harcı değildir Han. Eğer o kapıyı gerçekten açtıysan, içerideki fırtınaya hazır olmalısın. O senin sadece patronun değil, artık senin için çok daha fazlası. Bunu yönetebilecek misin?"
Jisung bir an durdu. Chan’ın dürüstlüğü karşısında o da dürüst olmaya karar verdi. "Korkuyorum," dedi alçak bir sesle. "Ama kaçmak istemiyorum. Onun o zırhının altındaki adamı gördüm Chan Hyung. Ve o adam, benim için herhangi bir riskten çok daha değerli."
Chan hafifçe gülümsedi ve başını salladı. "İstediğim cevap buydu. Ama dikkatli olun.Birileri her an bir yerden fırlayabilir."
Jisung tam odadan çıkarken Chan arkasından seslendi: "Ve bir şey daha... Minho’ya söyle, eğer seni üzerse karşısında beni bulur. Direktör falan dinlemem."
****
Mesai saati bittiğinde ofis yavaş yavaş boşalmış, Felix ve diğerleri Jisung’a "Hâlâ buradasın, o raporlar bitmedi mi?" diye takılarak çıkıp gitmişlerdi. Jisung, Chan’ın uyarısının ağırlığıyla kalbinin küt küt atışını bastırmaya çalışarak otoparka indi.
Otoparkın loş ışıkları altında, Minho’nun siyah arabası her zamanki yerinde, motoru çalışır halde bekliyordu. Jisung etrafı kontrol edip kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra hızla sağ koltuğa bindi. İçerisi, Minho’nun o meşhur parfümü ve hafif bir caz müziğiyle doluydu.
Minho, elleri direksiyonda, Jisung’un kemerini takmasını bekledi. Yüzünde, gün boyu takındığı o mesafeli ifadeden eser yoktu; ama bir şeylerin ters gittiğini anlayacak kadar da keskin gözleri vardı.
"Chan seni odasına çağırmış," dedi Minho, arabayı otoparktan çıkarırken. Sesi düzdü ama merakı her kelimesinden okunuyordu. "Dosyalar hakkında olmadığını biliyorum. Ne konuştunuz?"
Jisung derin bir nefes aldı ve başını koltuğa yasladı. "Her şeyi bildiğini söyledi hyung. Ya da en azından hissettiğini... Senin ne kadar kapalı bir kutu olduğunu, bu yola girersem duygusal olarak çok yorulabileceğimi söyledi de..."
"Chan haklı," dedi Minho, bakışlarını direksiyondan ayırıp Jisung’un endişeli gözlerine çevirerek. Sesi, ofisteki o keskin tonun aksine, bir itiraf kadar yumuşaktı. "O seni değil, aslında bu ajansın ruhunu korumaya çalışıyor. Benim ne kadar bencilce bir hırsla işe bağlandığımı, duygularımı ne kadar derinlere gömdüğümü en iyi o bilir. Seni uyararak aslında sana bir kaçış yolu sundu."
Jisung şaşırmıştı, Minho’nun bu kadar kabullenici bir tavır sergilemesini beklemiyordu. "Peki ya sen? Sen kaçmamı istiyor musun?"
Minho hafifçe gülümsedi, elini uzatıp Jisung’un yüzüne düşen bir saç tutamını kulağının arkasına itti. "Benim en büyük korkum zaten buydu Jisung. Seni bu karmaşık, mesafeli ve yorucu hayatımın içine çekip o parlayan enerjini söndürmek. Chan sadece benim kendime itiraf edemediğim gerçeği senin yüzüne vurmuş."
Chan’ın uyarısı seni korkuttu mu?" diye sordu Minho, gözlerindeki dürüstlükle. "Çünkü dürüst olmak gerekirse, ben bazen kendimden bile korkuyorum Jisung. Sana zarar vermekten, o neşeni kendi ciddiyetimle boğmaktan çekiniyorum."
Jisung, Minho’nun elini her iki eliyle kavrayıp göğsüne doğru çekti. "Chan hyung sadece gördüklerini söyledi," dedi yumuşak bir sesle. "Ama hissettiklerimi bilmiyor. O fırtınanın içinde savrulacaksam bile, senin yanında olmak istiyorum. Senin o buzdan zırhının altında sakladığın o kırılgan adamı seviyorum ben..."
Minho, Jisung’un bu beklenmedik cesareti karşısında derin bir nefes aldı. Bakışları yumuşadı, omuzlarındaki o dik duruş gevşedi
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |