22. Bölüm

21. Bölüm💥

Soyaa°•
soyass

​Minho, kanepenin kenarında duran yumuşak battaniyeyi uzanıp üzerlerine çekti. Dışarıdaki dünya hâlâ dönüyordu, Seul hâlâ gürültülüydü ve yarın sabah ofiste onları bekleyen binlerce iş vardı. Ama bu battaniyenin altında, sadece Minho ve Jisung vardı.

​Minho’nun eli, Jisung’un saçlarının arasında ağır ağır geziniyordu. Jisung, kulağını Minho’nun göğsüne yaslamış, o güçlü ve artık sakinleşmiş kalp atışlarını dinliyordu. Bu ses, dünyadaki tüm müziklerden daha huzur vericiydi.

​"Biliyor musun," dedi Minho, tavanı izleyerek. "Mutfağı öylece bıraktım. Sos muhtemelen tencereye yapıştı ve muhtemelen yarın sabah temizlemesi tam bir felaket olacak."

​Jisung, hafifçe kıkırdayarak Minho’nun göğsünü öptü. "Mutfak yansa bile umrumda olmazdı hyung. Zaten senin mutfağında sadece bir kişi hamarat olabilir, o da sensin."

Minho, bu söze karşılık Jisung’un sarılmasına daha sıkı karşılık verdi. "Senin o sakarlığın olmasaydı, muhtemelen ben hâlâ o mutfakta sadece yemek yapıyor olurdum," diye mırıldandı. "Hayatıma renk değil, resmen bir kaos getirdin Han Jisung. Ama bu, hayatımda sahip olduğum en güzel karmaşa."

​Ay ışığı odanın içinde yavaşça yer değiştirirken, ikisi de birbirlerinin sıcaklığına sığınmış halde, huzurlu bir bitkinliğin içinde uykunun kollarına kendilerini bıraktılar. Artık ne aralarındaki o hiyerarşi ne de geçmişin gölgeleri vardı. Sadece birbirini bulan iki ruh ve kanepede paylaşılan o sonsuz huzur kalmıştı.

​Minho, parmak uçlarını Jisung’un çıplak kolunda usulca gezdirirken muzip bir tavırla mırıldandı. "Yalnız, Han Jisung... Bu geceki performansından sonra yarın ofiste bana 'Direktör Lee' diyebilecek misin, gerçekten merak ediyorum."

​Jisung, uykulu ama bir o kadar da hınzır bir gülümsemeyle başını kaldırdı. "Neden olmasın? Sonuçta bana mutfakta 'sabırlı olmayı' öğreten sizdiniz efendim. Ben sadece dersime iyi çalıştım."

​Minho, bu cevap karşısında hafifçe güldü; göğsünün sarsıntısı Jisung’un yanağında yankılandı. "Dersine fazla iyi çalışmışsın. Öyle ki, bir ara kontrolü tamamen sana bırakmayı bile düşündüm. Ama sonra hatırladım..." Minho, Jisung’un çenesini tutup yüzünü kendine çevirdi, gözlerinde yaramaz bir parıltı vardı. "...bu mutfakta da, bu evde de şef benim."

​Jisung, Minho’nun bu sahiplenici tavrına karşılık elini onun beline doladı ve parmaklarını Minho’nun teninde hafifçe gezdirdi. "Şef olmanız, her zaman emir verebileceğiniz anlamına mı geliyor? Mesela şu an uyumamı emreder miydiniz?"

​Minho, Jisung’un dokunuşuyla derin bir nefes aldı. "Aslında," dedi sesi bir ton daha alçalarak, "Şu an sana verebileceğim çok daha eğlenceli emirler var ama... bitkin olduğunu görebiliyorum. Yarın ofiste o raporları incelerken uyuya kalmanı istemem."

​Jisung, gözlerini kısıp Minho’nun dudaklarına baktı. "Raporlar mı? Ben daha çok sizin o meşhur kahvenizi getirmeyi planlıyordum. Ama içine fazladan şeker mi atarım yoksa... başka bir şey mi, orasını bilemem."

Minho, Jisung’un kulağına doğru eğildi ve o yakıcı, flörtöz ses tonuyla fısıldadı: "Eğer o kahveyi yarın odama getirdiğinde bana şu anki gibi bakarsan, o kahveyi içmemiz saatler sürebilir Jisung. Ve inan bana, Chan bu sefer kapıyı çalsa bile açmaya niyetim yok."

​Jisung, duyduğu bu sözle birlikte yüzünü Minho’nun göğsüne gizledi, ama gülümsemesi karanlıkta bile belli oluyordu. "O zaman yarın için bol şans, Direktör Lee. Çünkü stajyeriniz artık kuralları pek de umursamıyor."

​Minho, Jisung’un saçına uzun ve huzurlu bir öpücük bıraktı. "Kurallar zaten çiğnenmek içindir," dedi son bir kez. "Özellikle de onları çiğneyen sensen."

Minho, Jisung’un saçlarının kokusunu içine çekerken, parmakları hala onun bel kıvrımında, teninin sıcaklığını ezberlemek ister gibi yavaşça geziniyordu. Az önceki o fırtınalı tutku, yerini okyanus kadar derin ve sakin bir hayranlığa bırakmıştı.

Jisung," dedi Minho, sesi karanlığın içinde kadife bir örtü gibi yayıldı. "Bana öyle bakmanı yasaklamam gerek aslında. Çünkü bana her böyle baktığında, tüm o sert direktör maskem bir buz dağı gibi eriyip gidiyor. Kimsenin önünde bu kadar savunmasız kalmamıştım."

​Jisung, başını Minho’nun omzuna sürtüp biraz daha sokuldu. "Maskelere ihtiyacınız yok ki hyung. Sizin o soğuk mesafenizin altında, kimsenin bilmediği ne kadar sıcak bir dünya olduğunu gördüm ben bu gece. Ve o dünyada sadece benim olmam..." Derin bir nefes alıp gülümsedi. "Bu dünyadaki en lüks şeyden bile daha değerli."

Minho, Jisung’un çenesini parmağıyla tutup onu hafifçe kendine doğru kaldırdı. Gözlerinin içine öyle bir baktı ki, Jisung bir an için ruhunun çıplak kaldığını hissetti.

​"O mutfakta, yemek yaparken beceriksizce etrafa bakışın bile..." Minho hafifçe kıkırdadı. "O an bile, seni kollarımın arasına alıp dünyadan saklamak istedim. İnsanlar senin ne kadar zeki ve hırslı bir stajyer olduğunu görüyorlar ama ben... Ben senin o küçük çocuksu ruhuna aşık oldum Jisung. O ruhu benden başkasının görmesine izin verme, tamam mı?"

​Jisung’un gözleri parladı. "Siz de o zaman," dedi flörtöz bir sesle, parmağını Minho’nun çıplak göğsünde daireler çizerek. "O sert bakışlarınızı sadece toplantı odalarında bırakın. Eve geldiğinizde, sadece bana yemek yapan ve kulağıma böyle güzel şeyler fısıldayan Minho olun."

"Yarın ofiste yanıma geldiğinde, kahvemi bırakırken elin elime yanlışlıkla çarptığında ve ben sana o 'sert' bakışlarımdan birini attığımda, altında yatan gerçeği sadece sen bileceksin. Herkes seni azarladığımı sanırken, ben o an sadece seni tekrar öpmek için saniyeleri sayıyor olacağım."

​Jisung, kollarını Minho’nun boynuna daha sıkı doladı. "Bu tehlikeli bir oyun, Direktör Lee. Ama itiraf etmeliyim ki, oyunun sonunda sizin gibi bir ödül varsa, her riske değer."

​Minho, Jisung’u iyice battaniyenin altına çekip göğsüne hapsetti. "Ödülün zaten seninle Jisung. Ve inan bana, o ödülün senden gitmeye hiç niyeti yok."

Minho, Jisung’un saçlarının kokusuyla sarhoş olmuş bir halde yatarken, sessizliği bozan tek şey karnından gelen o belirgin ve oldukça romantizm karşıtı gurultu oldu. Jisung, başını Minho’nun göğsünden kaldırıp şaşkınlıkla ona baktı, sonra kendini tutamayarak kıkırdamaya başladı.

"Görünüşe göre," dedi Jisung muzipçe, "Mutfaktaki şefin enerjisi tamamen tükenmiş. O kadar etkileyici sözden sonra bu gurultu biraz... karizmayı çizdi mi ne?"

​Minho, hafifçe kızararak ama o flörtöz tavrını bozmadan Jisung’un burnunu sıktı. "Seni bu kadar sevmek ve... diğer aktiviteler, oldukça kalori yaktırıyor Han Jisung. Ayrıca ocağın üzerinde bıraktığım o sanat eseri yandığına göre, şu an dünyanın en aç şefi benim."

Minho yavaşça doğruldu, battaniye beline kadar sıyrıldığında omuzlarındaki tırnak izleri ay ışığında hala belli oluyordu. Jisung’un elini tutup onu da kalkması için nazikçe çekti. "Hadi, bu halde yemek bekleyemeyiz. Önce üzerimizdeki bu 'yoğun' gecenin izlerinden kurtulalım, sonra dışarıdan bir şeyler söyleyeceğiz."

****

​Minho, Jisung’u kucağına alıp banyoya taşıdığında, banyonun loş ışığı ve aynadaki buğu atmosferi tekrar ısıtmaya yetti. Sıcak suyun altına birlikte girdiklerinde, suyun tenlerine değdiği o ilk an ikisinin de rahatlamış bir iç çekmesine neden oldu. Minho, lifi eline alıp Jisung’un sırtını nazikçe yıkarken, her dokunuşu hala birer öpücük kadar yumuşaktı.

​"Şu haline bak," diye fısıldadı Minho, suyun gürültüsü arasında Jisung’un kulağına. "Hala titriyorsun. Acaba açlıktan mı, yoksa hala benim etkimde olduğun için mi?"

​Jisung, ıslak saçlarını geriye atıp Minho’ya döndü ve kollarını onun boynuna doladı. "Belki de ikisi birden. Ama önce karnımızı doyurmazsak, bir sonraki raunt için enerjim kalmayacak Direktör Lee."

​Minho, Jisung’un belini kavrayıp onu duşun duvarına yasladı ve suyun altında uzun, ıslak bir öpücükle mühürledi bu anı. "Enerjini toplasan iyi edersin, çünkü yemekten sonra seni erkenden uyutmaya hiç niyetim yok."

Duştan sonra, üzerlerine sadece rahat birer bornoz alıp tekrar salona geçtiler. Minho telefonundan şehrin en iyi gece yarısı restoranlarından birinden bolca tavuk ve yanına birkaç çeşit meze sipariş etti. Bir süre sonra kapı çaldığında, Minho paketi alıp sehpaya yerleştirdi.

​Yerdeki yumuşak halının üzerine, birbirlerine yaslanarak oturdular. Minho, bir yandan tavuğundan bir parça alırken diğer eliyle Jisung’un bornozunun açıkta bıraktığı omzunu okşuyordu.

​"Dışarıdan yemek söylemek hiç benlik değil aslında," dedi Minho, bir parça tavuğu Jisung’un ağzına uzatırken. "Ama seninle olduğunda, en basit paket servis bile dünyanın en şık restoranındaki yemekten daha lezzetli geliyor."

​Jisung yemeğini çiğnerken gülümsedi. "Yemek bahane hyung şahane."

​Minho, Jisung’un dudağının kenarında kalan sosu başparmağıyla silip sonra o parmağını kendi dudaklarına götürdü. Gözleri tekrar o koyu, tehlikeli ve tutkulu haline bürünmüştü. "Yemeğini çabuk bitir Jisung. Çünkü tatlı olarak menüde hala aklımda olan başka bir şey var."

Minho, paketlerden birini açıp içindeki acılı kanadı Jisung’un dudaklarına yaklaştırdı ama tam ısırmasına izin vermeden geri çekti. Gözlerinde, avını köşeye sıkıştırmış bir avcının o pırıltılı keyfi vardı.

​"Önce hangisinden başlamalıyım?" diye mırıldandı Minho, bakışlarını Jisung’un bornozunun arasından görünen çıplak göğsüyle elindeki yemek arasında gezdirerek. "Çünkü ikisi de şu an önümde oldukça savunmasız ve... iştah açıcı duruyor."

​Jisung, Minho’nun bileğini tutup elini tekrar kendine doğru çekti ve kanadı küçük bir ısırık alarak dudaklarının arasından Minho’ya baktı. "Bence acıdan başlamalısın hyung," dedi sesi boğuklaşarak. "Çünkü sonrasında tadacağın şeyin seni ne kadar yakacağını hayal bile edemezsin."

Minho, Jisung’un bu cüretkar cevabı karşısında elindeki yemeği sehpanın kenarına bıraktı. Parmaklarına bulaşan azıcık sosu umursamadan, elini Jisung’un bacağına, bornozunun açıkta bıraktığı pürüzsüz tene koydu. Parmaklarını yavaşça yukarı doğru kaydırırken, Jisung’un nefesinin kesilmesini izlemekten büyük bir haz alıyordu.

​"Ofiste o kadar uslu, o kadar 'evet efendim' diyen bir stajyerdin ki..." Minho, diğer eliyle Jisung’un bornozunun kuşağını parmağına dolayıp hafifçe kendine çekti. "İçinde bu kadar vahşi bir şey sakladığını bilseydim, seni ilk günden odama kilitler ve o dosyaları bizzat kendim okuturdum. Tabii, okuyacak vaktin kalırsa."

​Jisung, Minho’nun bu sözlerine karşılık elindeki içecek bardağını onun göğsüne doğru yaklaştırdı, soğuk camın sıcak tenine değmesiyle Minho hafifçe irkildi. "O zaman çok şey kaçırmışsınız Direktör Lee," dedi Jisung, bardağın üzerindeki buzlu buğuyu Minho’nun köprücük kemiğine sürterek. "Ama endişelenmeyin, bu gece tüm o kayıp zamanı telafi edebiliriz."

​Minho, Jisung’un bu oyunbaz hallerine daha fazla dayanamayıp onu sehpanın üzerine, yemeklerin hemen yanına doğru hafifçe itti. Bornozu omuzlarından aşağı doğru kayarken, Minho eğilip Jisung’un kulağını hafifçe ısırdı.

​"Şu an önümde duran bu ziyafeti bitirmeme izin verirsen," diye fısıldadı Minho, sesi artık tamamen arzunun o hırıltılı tonuna bürünmüştü. "Sana sadece yemeğin tadını değil, bu gecenin neden bu kadar unutulmaz olacağını da öğreteceğim. Hazır mısın Han Jisung? Çünkü menüde artık tavuk değil, sadece 'biz' varız."

​Jisung, Minho’nun saçlarını avuçlayıp onu kendine çekerken mırıldandı: "Ben zaten çoktan hazırdım hyung. Tek sorun, senin bu kadar çok konuşuyor olman..."

Bölüm : 08.02.2026 12:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...