
❤️🔥💢💥SMUT ALARMI💥💢❤️🔥
BU BÖLÜM SMUT SAHNE İÇERİR OKUMAK İSTEMEYENLER ATLASIN
Minho, Jisung’un o kışkırtıcı "Çok konuşuyorsun" cümlesine karşılık sadece çarpık bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. Uzandı, sehpanın üzerinde duran şarap şişesini ve iki kadehi aldı. Ama kadehleri doldurmak yerine, şarabı hafifçe çalkalayarak şişenin içindeki koyu kırmızı sıvının dansını izledi.
Minho, şarap kadehine sadece birkaç damla doldurdu ve Jisung’un gözlerinin içine bakarak bir yudum aldı. Ancak şarabı yutmak yerine, kadehi kenara bıraktı ve Jisung’a doğru iyice yaklaştı. Parmak uçlarıyla Jisung’un bornozunun yakasını biraz daha araladı, ta ki Jisung’un köprücük kemiğindeki o derin çukura kadar.
"Madem çok konuştuğumu düşünüyorsun," diye fısıldadı Minho, sesi artık bir fısıltıdan çok bir mırıltıydı. "O zaman bu gece kelimeleri tamamen bırakalım. Sadece tadına bakmaya ne dersin?"
Minho, kadehindeki son birkaç damla soğuk şarabı yavaşça Jisung’un köprücük kemiğinden aşağı, göğsüne doğru damlattı. Soğuk sıvının sıcak tenle buluştuğu o an Jisung’un vücudu istemsizce sarsıldı ve ağzından boğuk bir inilti kaçtı.
Minho hiç vakit kaybetmeden eğildi. Dudakları, şarabın izlediği o ıslak ve kırmızı yolu takip etmeye başladı. Şarabın kekremsi tadı ile Jisung’un teninin o kendine has, tatlı kokusu birbirine karışıyordu. Minho, her damlayı diliyle nazikçe temizlerken, Jisung ellerini Minho’nun ıslak saçlarına daldırmış, tırnaklarını onun kafa derisine hafifçe bastırıyordu.
"Hyung..." diye mırıldandı Jisung, sesi arzuyla titriyordu. "Bu... bu haksızlık."
Minho, başını kaldırıp Jisung’un puslu gözlerine baktı. "Haksızlık mı? Daha yeni başlıyoruz." Minho bu sefer kadehi değil, şişeyi aldı ve Jisung’un dudaklarına yaklaştırdı. "Bir yudum al," dedi komut verir gibi. Jisung itaat etti, şarabın serinliğini ağzında hissederken Minho onu kendine çekti ve o şarabın tadını Jisung’un dudaklarından geri aldı.
Öpücükleri artık şarabın mayhoşluğu ve tenlerinin yakıcılığıyla sarmalanmıştı. Minho, bir elini Jisung’un bornozunun altına, bacağının iç kısmına yerleştirip yukarı doğru yavaş, çok yavaş bir yolculuğa çıkardı. Jisung’un nefesleri artık kısa kesik çığlıklara dönüşmek üzereydi.
"Bu gece acele etmeyeceğiz," dedi Minho, dudakları Jisung’un kulağına sürtünürken. "Vücudunun her bir noktasında bu şarabın tadını arayacağım. Ve sen, ben durmanı söyleyene kadar sadece benim dokunuşlarımla yanacaksın."
Jisung, Minho’nun bornozunun kuşağını bir hamlede çözüp onu tamamen üzerinden attığında, Minho’nun mükemmel hatları ay ışığında bir heykel gibi parlıyordu. Jisung, Minho’nun göğsüne elini koyup onu kendine daha çok bastırdı. "O zaman şarabı bitir hyung... Çünkü ben çoktan alev aldım."
Jisung’un bedeni hala şarabın serinliği ve Minho’nun dokunuşlarının sıcaklığıyla titrerken, Minho onu yatak odasına giden koridordaki o devasa, altın varaklı boy aynasının önüne götürdü.
Minho, Jisung’un arkasına geçtiğinde elleri beline sanki dünyadaki en kıymetli sanat eserini tutuyormuşçasına yerleşti. Jisung’un sırtını kendi göğsüne yasladı; tenlerinin buluştuğu o geniş yüzeyde her ikisinin de kalp atışları birbirine karışıyordu. Minho, çenesini Jisung’un omzuna koyup aynadaki gözlerine kilitlendi.
"Şu ana bak Jisung," diye fısıldadı Minho, sesi hayranlık ve yoğun bir arzuyla titreyerek. "Aynada ne görüyorsun bilmiyorum ama ben... ben sadece sana ait olmayı bekleyen, seninle nefes alan bir adam görüyorum."
Minho, ellerini Jisung’un karnından yukarıya, köprücük kemiklerine doğru ağır ağır ve tenini okşayarak çıkardı. Parmak uçları, oradaki şarap damlalarını Jisung’un tenine yedirir gibi dairesel hareketler çiziyordu. Jisung, Minho’nun dokunuşlarının getirdiği o yakıcı dalgayla başını geriye, Minho’nun boyun çukuruna yasladı.
Minho, aynadan Jisung’un yüzündeki her bir ifadeyi, arzuyla aralanan dudaklarını ve titreyen kirpiklerini izliyordu. Eğilip Jisung’un boynuna, şarap damlasının süzüldüğü o ıslak yola sıcak ve derin bir öpücük bıraktı. Bu bir ısırık değil, tenini içine çekmek istercesine yapılan uzun ve tutkulu bir mühürdü.
"Seni her gün ofiste o masanın başında otururken izlemek," dedi Minho, ellerini Jisung’un elleriyle aynanın üzerinde kenetleyerek. "Sana dokunmamak için kendimi nasıl zor tuttuğumu hayal bile edemezsin. Ama şimdi, burada... sadece ikimiz ve bu yansıma varız."
Minho, Jisung’u yavaşça kendine çevirdi; şimdi aynanın önünde burun burunaydılar. Minho, Jisung’un belini kavrayıp onu hafifçe havaya kaldırarak aynanın önündeki o mermer konsola oturttu. Jisung’un bacakları Minho’nun beline dolanırken, aralarındaki çekim odadaki tüm havayı yakıp kül ediyordu.
"Bana öyle bakma," diye inledi Minho, alnını Jisung’un alnına yaslayarak. "Çünkü bu bakışların altındayken, seni sonsuza kadar burada tutmak, dünyadaki her şeyi unutmak istiyorum."
Minho, Jisung’u mermer konsolun üzerine yerleştirdiğinde, aralarındaki tutku artık kontrol edilebilir bir seviyenin çok ötesine geçmişti. Jisung’un bacakları Minho’nun beline sımsıkı dolanırken, mermerin soğukluğu ile Minho’nun yakıcı teni arasındaki o keskin zıtlık her ikisinin de duyularını felç ediyordu.
Minho, Jisung’un kalçalarını kavrayıp onu kendine daha sert, daha derin bir ihtiyaçla bastırdı. Artık dokunuşları sadece romantik bir okşama değil, aylardır biriken o devasa arzunun fiziksel bir dışavurumuydu. Minho’nun elleri Jisung’un belinde derin izler bırakacak kadar sıkılaşıyor, her hamlesi odadaki tansiyonu bir kat daha artırıyordu.
Jisung, başını geriye atıp aynaya yaslandığında, vücudu yay gibi gerildi. Minho’nun hızı ve yoğunluğu arttıkça, Jisung’un nefesleri kesik kesik çığlıklara dönüşmeye başladı.
Minho, o anın sarhoşluğuyla Jisung’un hassas noktalarına o kadar baskın ve sert müdahalelerde bulunuyordu ki, Jisung’un vücudu tepeden tırnağa kıpkırmızı kesildi. Göğsü hızla inip kalkıyor, teni adeta yanıyordu. Minho, Jisung’un boynuna ve omuzlarına tutkuyla asılıyor, her öpücüğü artık birer ısırığa dönüşüyordu.
"Hyung... Ah, beklem- Minho!" diye bağırdı Jisung. Sesi koridorda yankılanırken, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Bu sadece acı değil, hazzın ve aşırı uyarılmanın getirdiği o dayanılmaz sınırdı. "Canım yanıyor... Lütfen, çok fazla!"
Jisung’un bu haykırışı ve vücudunun o alev almış rengi, Minho’yu bir anlığına duraksatsa da, aralarındaki o vahşi çekim durmalarına izin vermiyordu. Minho, Jisung’un ellerini mermer konsola bastırıp üzerine eğildi, ter damlaları birbirine karışırken Jisung’un kulağına doğru hırıldadı:
"Dayan Jisung... Sadece bana odaklan. Bu yakıcı hissin seni tamamen ele geçirmesine izin ver."
Jisung, tırnaklarını mermerin kenarına geçirmiş, acı ve zevk arasındaki o ince çizgide gidip gelirken ismini sayıklamaya devam ediyordu. Vücudu her darbede daha da kızarıyor, koridorun aynasında birbirine kenetlenmiş bu iki bedenin yansıması, tutkunun ne kadar hırpalayıcı ve gerçek olabileceğini kanıtlıyordu. Jisung, en sonunda Minho’nun ismini haykırarak başını onun omzuna gömdü; o an, ikisi için de zamanın ve acının anlamını yitirdiği, sadece birbirlerinde yok oldukları o kutsal andı.
____________________________________
Kabul ediyorum biraz vahşi fantezilerim var🫰🏿
👉👈Korkuyorum
Vahşet'ül dehşet👅👅👅
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |