24. Bölüm

23. Bölüm💥

Soyaa°•
soyass

Jisung’un haykırışı koridorda yankılanıp yerini titrek, acı dolu nefeslere bıraktığında Minho bir anda donakaldı. O anın yakıcı şehveti, Jisung’un canının gerçekten yandığını fark etmesiyle buz gibi bir soğukkanlılığa dönüştü. Minho, Jisung’un bembeyaz kesilmiş yüzüne ve hıçkırıklarla sarsılan omuzlarına baktığında kalbine bir bıçak saplanmış gibi hissetti.

Minho, Jisung’un bacaklarını belinden yavaşça çözüp onu mermer konsolun üzerinde nazikçe serbest bıraktı. Jisung’un teni, özellikle temasın en yoğun olduğu yerlerde kıpkırmızıydı ve sürtünmenin etkisiyle hassas derisi tahriş olmuştu. Jisung, elleriyle yüzünü kapatıp derin nefesler alırken vücudu hâlâ yaşadığı şokla titriyordu.

​"Tanrım, Jisung..." Minho’nun sesi pişmanlık ve korkuyla titredi. Hemen geri çekildi "Özür dilerim, sevgilim... Çok özür dilerim. Kendimi kaybettim, seni incitmek istememiştim."

Minho’nun o az önceki vahşi bakışlarından eser kalmamıştı; şimdi gözlerinde sadece saf bir endişe vardı. Titreyen elleriyle Jisung’un dizlerine dokundu, sanki ona tekrar dokunursa kırılacakmış gibi korkuyordu. Jisung, yüzünü kapatan ellerini çekip yaşlı gözlerle Minho’ya baktığında, Minho’nun kalbi paramparça oldu.

​"Canım çok acıyor hyung..." diye fısıldadı Jisung, sesi bir çocuk gibi savunmasızdı. "Çok fazla... her yerim yanıyor."

​Minho, Jisung’un alnını kendi alnına yasladı ve gözlerini sımsıkı kapattı. "Biliyorum, biliyorum bebeğim. Buradayım. Seni hemen rahatlatacağım, söz veriyorum." Minho, Jisung’un tahriş olmuş tenine bakmaya bile kıyamıyordu; o an kendi tutkusundan nefret etti.

​Minho, Jisung’u incitmemeye azami gayret göstererek onu kucağına aldı. Bu kez tutkuyla değil, sonsuz bir koruma içgüdüsüyle taşıyordu onu. Yatak odasına geçip onu yumuşak çarşafların üzerine bıraktı. Hemen banyoya gidip ılık bir havlu hazırladı ve çekmeceden sakinleştirici bir krem getirdi.

​Yatağın kenarına oturduğunda, Jisung’un titremesinin yavaş yavaş dindiğini gördü. Minho, ılık havluyu Jisung’un tahriş olmuş teninde yavaşça gezdirirken her hareketinde "Özür dilerim" diye mırıldanıyordu. Jisung, Minho’nun bu vicdan azabı çeken halini görünce, elini onun yanağına koydu.

​"Sana kızgın değilim hyung," dedi Jisung zayıf bir sesle. "Sadece... çok yoğundu. Sadece biraz yanıyor."

​Minho, Jisung’un avuç içini öptü. "Bir daha asla... Seni korumam gerekirken canını yaktım."

****

Jisung, gözlerini ağır ağır açtığında burnuna taze demlenmiş kahve ve kızarmış ekmek kokusu geldi. Vücudu hâlâ biraz yorgun, geceki tahriş olan yerleri ise Minho’nun sürdüğü kremler sayesinde tatlı bir sızlamaya bırakmıştı kendini. Yatağın yanında diz çökmüş, elinde bir tepsiyle ona bakan Minho’yu görünce istemsizce gülümsedi.

​Minho, Jisung’un uyandığını görünce tepsiyi komodinin üzerine bıraktı ve yatağa, onun yanına ilişti. "Günaydın sevgilim," dedi, sesi sabahın puslu yumuşaklığındaydı. "Nasıl hissediyorsun? Canın hâlâ yanıyor mu?"

​Jisung, gerinmeye çalışırken hafifçe yüzünü ekşitti ama sonra Minho’nun endişeli gözlerini görünce elini onun saçlarına daldırdı. "Daha iyiyim hyung. Sadece... biraz fazla sevilmiş gibi hissediyorum."

Minho, bu şakaya karşılık Jisung’un alnına uzun bir öpücük bıraktı. "Hâlâ kendimi affettirebilmiş değilim. Bu yüzden bugün hiçbir yere gitmiyoruz. Ofisi aradım, ikimiz için de izin aldım." Tepsiyi Jisung’un önüne yerleştirdi; üzerinde tam istediği gibi ballı krepler, taze meyveler ve en sevdiği kahve vardı.

​"Ofis mi?" dedi Jisung şaşkınlıkla bir çileği ağzına atarken. "Chan ne dedi?"

​Minho muzipçe gülümsedi. "Önemli bir 'proje' üzerinde çalıştığımızı, bitirmemizin zaman alacağını söyledim. Yalan da sayılmaz, değil mi? Senin iyileşmen şu an benim en büyük projem."

****

​Mutfakta taze kahve kokusu ve tavada cızırdayan omletin sesi vardı ama masadaki sessizlik normalden biraz daha yoğundu. Jisung, önündeki tabağa odaklanmış, sanki dünyanın en önemli matematik problemini çözüyormuş gibi ekmeğiyle tabağındaki peynirleri dürtüklüyordu.

​Dün geceki o derin itirafları ve sınırları zorlama isteği, gün ışığında zihnine düştükçe ensesinin kızardığını hissediyordu. Minho, masanın diğer ucundan Jisung’u izlerken durumu fark etti. Jisung, Minho ne zaman ona bir şey uzatmak için elini yaklaştırsa, sanki elektrik çarpmış gibi geri çekiliyordu.

​"Jisung, portakal suyunu bitirmemişsin," dedi Minho, sürahiye uzanırken. Eli yanlışlıkla Jisung’un parmaklarına değince Jisung hemen elini kucağına sakladı.

​"A-aç değilim pek hyung, sağ ol," dedi Jisung, gözlerini tabağından bir an bile ayırmadan.

​Minho sandalyesini gıcırdatarak Jisung’un yanına çekti. Jisung hafifçe yana kaymaya çalışsa da Minho buna izin vermedi ve elini masaya, Jisung’un tabağının yanına koydu.

​"Omletin soğuyor ve sen benden kaçıyorsun," dedi Minho, sesini biraz alçaltarak. "Dün gece o kadar şeyi söyleyen cesur çocuk nerede? Kahvaltı masasında peynirleriyle savaşan bu utangaç tip kim?"

​Jisung iyice kızararak mırıldandı: "Gece geceydi hyung...kendimi biraz tuhaf hissediyorum. Yani, o kadar 'açık' olmamalıydım belki de."

​Minho, Jisung’un elini masanın altından bulup sıkıca kavradı. "Bak bana Sungie," dedi, Jisung bakana kadar da bekledi. Jisung sonunda pes edip ona baktığında Minho’nun yüzünde o huzur veren gülümseme vardı.

​"Burada sadece biz varız. Dün gece söylediklerin senin en dürüst halindi ve dürüstlükten utanmana gerek yok. Benim yanımda sınırları zorlamak istediğini söylemen beni senden soğutmaz ya da seni 'garip' yapmaz. Aksine, aramızdaki o bağı daha da gerçek kılar. Seni her halinle arzuluyorum Jisung; sadece o anlarda değil, şu an bu saçma utangaçlığınla bile."

​Jisung’un omuzları biraz olsun gevşedi, Minho’nun elinin sıcaklığı ona iyi geliyordu. "Yine de... bir süre yüzüne bakarken o anları hatırlamamak zor olacak," diye itiraf etti küçük bir gülümsemeyle

Jisung, Minho’nun bu sakinleştirici tavrına rağmen hala tam olarak rahatlayabilmiş değildi. Elindeki çatalı tabağın kenarına bıraktı, parmaklarıyla oynamaya başladı. Minho’nun "Seni her halinle arzuluyorum" demesi, içindeki o karmaşayı daha da büyütmüştü.

​"Sorun da bu ya hyung..." dedi Jisung, sesi bu sefer her zamankinden daha kısık ve titrek çıkmıştı. "Hyung Bu kadar dürüst olduktan, o sınırları bu kadar esnettikten sonra... biz tam olarak neyin içindeyiz? Yani, her şey bu kadar yoğun ve gerçekken hala patron ve stajyer gibi mi davranacağız?"

​Minho, "hyung" kelimesini duyduğunda bakışları aniden değişti. Az önceki o yumuşak, teselli eden ifade yerini daha kararlı ve biraz da rahatsız olmuş bir tavra bıraktı. Sandalyesini Jisung’a iyice yaklaştırdı, aralarındaki mesafeyi tamamen yok etti.

​"Hala mı?" diye sordu Minho, sesi uyarıcı bir tınıdaydı. "Hala bana o kelimeyle mi hitap edeceksin Jisung? Dün geceden sonra, o itiraflardan sonra aramızdaki bağı hala bu sıfatın arkasına mı saklayacaksın?"

​Jisung şaşkınlıkla başını kaldırdı. "Ama ... Ne dememi bekliyorsun ki?"

​Minho, Jisung’un elini masanın üzerinden çekip kendi kalbinin üzerine koydu. Jisung, onun kalbinin ne kadar hızlı çarptığını avucunun içinde hissedebiliyordu.

​"Bana 'hyung' dediğinde, araya sanki aşamayacağımız bir saygı duvarı örüyorsun. Oysa ben senin o duvarları yıkmanı istiyorum. Biz 'ne' miyiz? Biz, birbirinin ruhuna dokunmuş, sınırlarını birbirinde kaybetmiş iki insanız. Ben senin sadece koruyup kollayan abin olmak istemiyorum Jisung. Ben senin her şeyin olmak istiyorum."

​Minho, Jisung’un gözlerinin içine o kadar derin baktı ki, Jisung nefesinin kesildiğini hissetti.

​"Bir daha bana 'hyung' dersen, o çok utandığın 'cezalardan' birini gerçekten uygulamak zorunda kalacağım," dedi Minho, dudaklarının kenarında belli belirsiz, tehlikeli ama bir o kadar da davetkar bir gülümsemeyle. "Şimdi söyle bakalım, biz neyiz?"

Jisung, masanın altındaki ellerini birbirine kenetlemiş, tırnaklarını avucuna geçiriyordu. "Biz neyiz?" sorusu mutfağın duvarlarında yankılanırken, bu sorunun cevabını vermekten çok, sorunun altında eziliyormuş gibi hissediyordu.

​"Bilmiyorum..." diye mırıldandı Jisung, sesi o kadar kısıktı ki Minho'nun bunu duymak için eğilmesi gerekti. "Her şey çok hızlı oldu. Dün gece... sen ve ben... sadece biraz zamana ihtiyacım var hyung."

​"Hyung" kelimesi dudaklarından döküldüğü an, Minho’nun yüzündeki o sabırlı ifade bir cam gibi tuzla buz oldu. Minho, elindeki kahve fincanını masaya öyle bir sertlikle bıraktı ki, içindeki sıvı tabağa taştı.

​"Hala 'hyung' mu?" dedi Minho, sesi artık bir fısıltıdan çok, bastırılmış bir gök gürültüsü gibiydi. "Dün gece kollarımda titrerken, ismimi sayıklarken aramızda hiçbir 'hyung' yoktu Jisung. Şimdi neden o lanet olası duvarın arkasına saklanıyorsun?"

​Jisung korkuyla yerinden sıçradı. "Ben sadece... saygıdan..."

​"Saygı falan değil bu," dedi Minho, hızla ayağa kalkıp Jisung’un sandalyesinin arkasına geçti ve iki elini de masaya dayayarak onu kendi gövdesiyle masanın arasına hapsetti. "Bu senin kaçış yolun. Bana o kelimeyi söyleyince araya mesafe koyabileceğini sanıyorsun. Ama o mesafe dün gece bitti."

​O sırada Soonie, mutfağa girip hiçbir şeyden habersiz Jisung’un bacağına sürtündü. Jisung, panikle aşağı eğilip kediyi kucağına almaya çalıştı. "Soonie... gel buraya... bak acıkmışsın sen..."

​Minho, Jisung'un bu aciz kaçışına izin vermedi. Jisung kediyi kucağına aldığı an, Minho elini uzatıp Jisung’un bileğini sıkıca kavradı ve onu ayağa kalkmaya zorladı. Kediyi nazik ama kararlı bir şekilde kenara itti.

​"Kediyle ilgilenme Jisung, benimle ilgilen!" diye gürledi Minho, onu mutfak tezgahına doğru geri iterek. "Gözlerimin içine bak. Bana bir daha 'hyung' dersen, sana kim olduğumu hatırlatmak için çok daha farklı yollar seçerim. Şimdi sorumu tekrar soruyorum: Biz neyiz?

Minho Jisung'tan cevap alamayınca iç çekti

​"Bak Jisung,Şirkete geçtiğimiz an, istersen bana 'Bay Lee' de, istersen önümde en resmi selamını ver," dedi Minho, sesi pürüzsüz ama bir o kadar da sahipleniciydi. "Dışarıdaki o dünya bizim profesyonel maskemiz Jisung. Orada ciddiyiz, orada mesafeliyiz. Ama bu evin kapısı kapandığında..."

​Minho, sandalyesini Jisung’a iyice yaklaştırıp bir elini Jisung’un ensesine koydu. Başparmağıyla çenesini hafifçe yukarı kaldırdı, onu kendine bakmaya mecbur bıraktı.

​"Bu duvarların içinde bana 'hyung' dediğinde, sanki hala benden saklanıyormuşsun, hala aramıza o resmiyetin buzdan duvarlarını örüyormuşsun gibi hissediyorum. Ben senin iş arkadaşın değilim. Ben senin sadece koruyup kollayan abin de değilim."

​Jisung yutkundu, Minho’nun bu kadar yakın ve bu kadar dürüst olması nefesini kesiyordu. "Ama...alışkanlık... O kelimeyi söylemeyince kendimi çok... çok açıkta hissediyorum," diye fısıldadı çaresizce.

​Minho, Jisung’un alnını kendi alnına yasladı. Gözleri kapalıydı ama sesi her zamankinden daha kararlıydı. "Açıkta kal zaten," dedi, sesi aşkla titreyerek. "Benim yanımda hiçbir zırhın, hiçbir unvanın olmasın. Sadece ismimi söylemeni istiyorum. O kelime dudaklarından döküldüğünde, gerçekten bana ait olduğunu anlıyorum. Şirkette birbirimize 'siz' diyerek yalan söyleyebiliriz ama burada... burada yalanlara yer yok."

​Jisung, Minho’nun kokusunu içine çekerken içindeki o son direncin de kırıldığını hissetti. Minho haklıydı; "hyung" kelimesi bir sığınaktı ama artık o sığınağa ihtiyacı yoktu. Minho’nun kendisine bu kadar aşkla bakması, ona en büyük sığınaktı zaten.

​"Minho..." dedi Jisung, ismi ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar çekinmeden söyleyerek.

​Minho’nun dudaklarında, Jisung’un içini eriten o huzurlu gülümseme belirdi. "İşte bu kadar," dedi, Jisung’un burnunun ucuna minik bir öpücük kondurarak. "Şirkette istediğin kadar ciddi olabilirsin sevgilim, ama burada... burada sadece benim Minho'num, sen de sadece benim Jisung'umsun."

Bölüm : 10.02.2026 22:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...