
Jisung, tabağındaki son lokmayı da büyük bir keyifle bitirdikten sonra, sinsi bir gülümsemeyle Minho’ya baktı. Minho, bu bakışın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu; Jisung’un gözlerindeki o parıltı, genellikle arkasından bir yaramazlık geleceğinin habercisiydi.
Jisung, tabağını masaya bırakıp hızla yerinden kalktı. Minho daha ne olduğunu anlamadan, Jisung kapı eşiğine kadar geri geri gitti.
"Biliyorsun Minho," dedi Jisung, işaret parmağını havada sallayarak. "Dünya mutfak kanunlarının 1. maddesi der ki: Yemeği şef hazırlar, bulaşıkları ise yemeği yiyen 'diğer şanslı kişi' değil, şefin yardımcısı yıkar. Ama ben bugün stajyerlikten istifa ettim!"
Minho kaşlarını kaldırarak sordu, "Öyle mi? Peki ya 2. madde?"
"2. madde: Madem şef sensin, bulaşıklar da senin!" Jisung bu cümleyi bitirir bitirmez, neşeli bir kahkaha atarak koridora doğru kaçmaya başladı.
Minho, "Gel buraya seni ufaklık!" diye arkasından bağırdı ama sesinde kızgınlıktan çok eğlence vardı. Hızla oturduğu yerden fırladı. Jisung, koridorun sonundaki odaya girmeye çalışırken Minho onu belinden yakalayıp havaya kaldırdı.
"Bulaşıklardan kaçabileceğini mi sandın Han Jisung?" Minho onu kendi etrafında bir tur döndürürken Jisung kahkahalarla çırpınıyordu. "Bu evde istifalar sadece benim imzamla kabul edilir."
Jisung, Minho’nun kollarında debelenirken nefes nefese, "Haksızlık! Ben bugün çok çalıştım, dosyaları 'sertçe' masaya bırakan sendin!" diye bağırdı.
Minho onu yavaşça yere indirdi ama kollarının arasından çıkmasına izin vermedi. Onu duvara hafifçe yaslayıp ellerini bel boşluğuna yerleştirdi. "Tamam, bir anlaşma yapalım," dedi Minho, muzipçe kısık gözlerle bakarak. "Bulaşıkları ben yıkayacağım... Ama sen de mutfakta yanımda durup bana şarkı söyleyeceksin. Yoksa seni gıdıklayarak o mutfağa geri götürürüm."
Jisung, yenilgiyi kabul edercesine ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, tamam! Şarkı söyleyeceğim. Ama sesimden dolayı kulakların kanarsa sorumluluk kabul etmem, Minho."
Minho, Jisung’un burnuna minik bir öpücük kondurdu. "Senin sesin, duyduğum en güzel şey. Hadi, mutfağa."
****
Mutfaktaki neşeli "konser" sona erdiğinde, porselenlerin parıltısı ve Jisung’un detone olan yüksek notaları yerini gecenin huzurlu sessizliğine bıraktı. Minho son tabağı kurulayıp kenara koyduktan sonra, iki büyük kupaya sıcak, tarçınlı süt hazırladı.
Minho, kupaları alıp salona geçtiğinde Jisung’u devasa pencerenin önündeki geniş minderlere yerleşmiş, dışarıyı izlerken buldu. Seul, ayaklarının altında hiç uyumayan, ışıklı bir deniz gibi uzanıyordu. Minho kupalardan birini Jisung’a uzatıp yanına, omuzları birbirine değecek kadar yakın bir mesafeye oturdu.
"Bulaşıklar bitti," dedi Minho, sesinde yorgun ama huzurlu bir tonla. "Ve dürüst olmam gerekirse, o son pop şarkısını bir daha söylemezsen kulaklarım sana minnettar kalacak."
Jisung kıkırdayarak sıcak kupayı avuçlarının arasına aldı. "Hadi ama Minho, bence o tiz nota tam bir profesyonel işiydi!"
****
Bir süre sadece kupalarından tüten buharı ve uzaktaki köprüden geçen arabaların minik ışıklarını izlediler. Az önceki o gürültülü neşe, yerini ruhlarını dinlendiren derin bir samimiyete bırakmıştı. Jisung, başını Minho’nun omzuna yasladı; sıcak sütün ve Minho’nun varlığının getirdiği mayışmışlıkla gözleri ağırlaştı.
"Biliyor musun..." diye mırıldandı Jisung, "Bazen ofisteki o soğuk cam binaların içinde kendimi çok küçük ve önemsiz hissediyorum. Ama burada, senin yanında, bu pencereden bakarken... dünya sanki sadece bu odadan ibaretmiş gibi geliyor."
Minho, Jisung’un saçlarının arasına derin bir öpücük bıraktı. "Çünkü dünya tam olarak burada, Jisung. O binalar, o dosyalar... hepsi geçici. Ama seninle şu pencere önünde oturduğumuz anlar, benim için tek gerçek olan şey."
Minho gülümsedi ve Jisung’u kendine daha sıkı çekerek battaniyeyi üzerlerine iyice örttü. Seul’ün ışıkları yavaş yavaş azalırken, onlar o camın arkasındaki huzurlu kozalarında, birbirlerinin sıcaklığıyla sarmalanmış halde geceyi uğurladılar.
****
Chan, elindeki kahve bardağıyla Minho’nun odasının önünde durdu. İçeride Jisung’un rapor sunmaya çalışırken yaşadığı gerginliği cam bölmenin arkasından bile görebiliyordu. Kapıyı çalmadan önce Minho ile göz göze geldi; Minho’nun bakışlarındaki o "Jisung benim korumam altında" ifadesini gördüğünde bıyık altından gülümsedi.
Kapıyı iki kez tıklatıp içeri daldı. "Hala rapor mu? Minho, stajyeri bu kadar yorma demiştim sana, değil mi?"
Jisung hemen toparlanıp masadan uzaklaşmaya çalıştı. "Yok hyung, bitmek üzereydi zaten."
Chan, Jisung’un yanından geçerken omzuna dokundu ve fısıldadı: "Seni uyarmıştım Jisung, bu adamın radarına girersen çıkışın olmaz demiştim. Bakıyorum da tavsiyelerimi hiç dinlememişsin."
Minho, arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağladı. Chan’ın neyi bildiğini saklamasına gerek olmadığını ikisi de biliyordu. "Chan, eğer stajyerimin performansıyla ilgili bir şikayetin yoksa bizi yalnız bırakabilirsin. Yapacak çok işimiz var."
Chan kahkahayı patlattı. "İş mi? Tabii, kesinlikle öyledir. Sadece hatırlatmak istedim; ofisteki dedikodu kazanı kaynamaya başladı. İnsanlar senin neden bir anda bu kadar 'anlayışlı' birine dönüştüğünü sorguluyor. Jisung, eğer Minho seni çok zorlarsa gel bana söyle, seni benim departmana alayım."
Minho’nun gözleri bir anda karardı. "Jisung hiçbir yere gitmiyor Chan. Kendi işine dön."
Chan odadan çıkarken kapıyı kapattığında, Jisung derin bir nefes verdi. "Chan hyung bizi çok fena sıkıştırıyor. Her şeyi bildiğini bu kadar belli etmek zorunda mı?"
Minho, Jisung’un elini tutup onu tekrar kendine çekti. "Chan’ın olayı bu. Bilir, uyarır ve sonra izleyip eğlenir. Ama onun bildiğini bilmemiz işimizi kolaylaştırıyor; en azından onun yanında rol yapmak zorunda değiliz."
Minho, Jisung’un elini dudaklarına götürüp küçük bir öpücük kondurdu. "Ofistekiler ne düşünürse düşünsün Jisung. Kimsenin ne dediği umurumda değil. Sadece akşam olmasını ve seninle başbaşa kalmayı bekliyorum"
****
Öğle molasında Felix, Seungmin ve Hyunjin yemekhanedeki masalarına kurulmuş, birkaç masa ötede dosyalarına gömülmüş olan Jisung’u izliyorlardı. Daha doğrusu, Jisung’un hemen başında dikilen ve ona bir şeyler anlatan Minho’yu.
"Şuna bakın," dedi Felix, elindeki çubuğu havada sallayarak. "Minho hyung, Jisung’un yanlış yaptığı bir formül için normalde bütün departmanı ateşe verirdi. Ama az önce ne yaptı gördünüz mü? Jisung’un saçına takılan kağıt parçasını aldı ve... gülümsedi mi o?"
Hyunjin gözlerini devirdi. "Gülümsemek ne kelime, resmen eridi çocuk karşısında. Felix, sence de bu işte bir iş yok mu?"
Seungmin, her zamanki soğukkanlılığıyla gözlüğünü düzeltti. "Sadece gülümsemekle kalsa iyi. Dün Minho hyung’un odasına girdiğimde, Jisung masada oturuyordu ve Aralarındaki mesafe profesyonel bir yönetici-stajyer mesafesi değil, 'seni eve bırakmamı ister misin' mesafesiydi."
Felix bir anda masaya vurdu. "Tamam, bu kesin. Chan hyung’a sordum ama sadece sırıttı. Eğer Chan bir şey söylemiyorsa, olay sandığımızdan daha büyük demektir."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |