
Yemekten Sonra
Felix, Seungmin ve Hyunjin çoktan Jisung’un masasını sarmıştı ki, spor salonundan yeni çıkmış gibi duran Changbin elinde protein barıyla, yanında da yüzünde o şeytani gülümsemesiyle Jeongin belirdi.
"Burada neyi kutluyoruz?" dedi Changbin, Jisung’un omzuna koca elini koyarak. "Jisung, bugün Minho hyung’un odasından çıkarken yüzünde öyle bir ifade vardı ki, sanki stajyerlikten direkt yönetim kuruluna atanmışsın gibiydi. Ne o, zam mı aldın yoksa başka bir 'terfi' mi?"
Jeongin elindeki tableti bir kenara bıraktı, kollarını göğsünde bağladı. "Ben daha somut kanıtlarla ilgileniyorum. Minho hyung bugün öğle yemeğinde kendi tabağındaki brokolileri Jisung’un tabağına koydu. Beyler, Minho Lee tabağındaki yemeği birine veriyorsa, o kişi ya ailesidir ya da... anladınız siz."
Jisung, Changbin’in elinin ağırlığı altında iyice küçüldü. "Arkadaşlar, sadece... sağlıklı beslenmemi istediğini söyledi. Biliyorsunuz, stajyerlerin sağlığı şirket için önemli..."
Felix gözlerini devirdi. "Sağlıklı beslenme mi? Jisung, Minho hyung’un otoparkta senin kapını açtığını görenler var. Adam resmen 'centilmenlik' dersi veriyor."
Hyunjin araya girdi, masanın üzerine eğildi. "Peki ya o bakışlar? Changbin, sen gördün mü toplantıda? Minho hyung sunum boyunca raporlara değil, Jisung’un dudaklarına baktı. Resmen 'sunum bitse de gitsek' diye geri sayım yapıyordu."
Changbin kahkaha atarak Jisung’u sarstı. "Hadi ama Jisung! Minho hyung gibi sert bir kayayı nasıl erittiğini bize de anlat. Yoksa 'Direktör Lee' demekten sıkılıp ona ismiyle mi hitap etmeye başladın?"
Jisung, Changbin’in bu isabetli tahminiyle bir an duraksadı. "Ben... Ben ona asla ismiyle..." derken sesi titredi.
Jeongin o meşhur sinsi gülüşüyle araya girdi: "Az önce 'Minho bana öyle demedi' diyecektin sanki, dili sürçen stajyerimiz? Hyung, bence artık inkar etme. Chan hyung bile bugün arkandan 'Aşk insanı değiştiriyor' diye mırıldanarak geçiyordu."
Jisung tam cevap verecekken, arkalarından o meşhur, buz gibi ama bu sefer içinde gizli bir sıcaklık barındıran ses duyuldu.
"Burada bir miting mi var yoksa çalışıyor musunuz?"
Minho, elinde iki kahveyle (biri sütlü, tam Jisung'un sevdiği gibi) ekibin arkasında duruyordu.
Minho, hiç acele etmeden Jisung’un masasına yaklaştı. Changbin’in Jisung’un omzundaki eline kısa, uyarıcı bir bakış attı. Changbin, refleks olarak elini hemen çekti.
Minho, sütlü kahveyi Jisung’un önüne bıraktı. "Sorgunuz bittiyse," dedi Minho, sesi her zamankinden daha yumuşak ama otoriterdi. "Jisung’u asıl işinin başına, yani yanıma alıyorum. Malum, 'özel' dosyalar bekletilmeye gelmez."
Ekip bir anlığına donup kaldı. Minho resmen imayı doğrulamıştı! Jisung ise kahvesine bakıp yerin dibine girmek isterken fısıldadı: "Efendim, yani Direktör Lee... Ben hemen geliyorum."
Minho, Jisung’un koltuğuna hafifçe dokunup onu yönlendirirken, Changbin arkalarından bağırdı: "Dur bir dakika hyung! Öyle 'dosya var' deyip kaçırmak yok! Bu stajyer daha sabah benim departmana rapor getirecekti. Ne oldu o işe? Yoksa stajyerini bizden mi kıskanıyorsun?"
Felix ellerini beline koydu, yüzünde büyük bir zafer gülümsemesi vardı. "Aynen öyle! Hyung, kahve getirmeler, saç düzeltmeler... Biz senin yanına girerken kapıda üç kez destur çekiyoruz, Jisung odana sanki kendi evine girer gibi dalıyor! Bu profesyonelliğe sığar mı?"
Minho durdu, omuzunun üzerinden ekibe baktı. "Profesyonellikten bahseden son kişi sen olmalısın Felix, masandaki peluş oyuncaklarla konuşurken seni gördüm. Ayrıca..." Minho, Jisung’a bakıp göz kırptı. "Benim odam onun evi sayılır. Şimdi işinize dönün."
***
Minho ve Jisung odanın kapısından içeri girip camları kararttıklarında, dışarıda tam bir kaos koptu.
Jeongin hemen telefonunu çıkarıp grup sohbetine yazmaya başladı. "Duydunuz mu? 'Onun evi sayılır' dedi! Resmen beraber yaşadıklarını mı ima etti?"
Seungmin gözlüğünü sildi, "İma etmedi, resmen tapu dairesinden onaylattı," dedi. "Bakın, Minho hyung’un Jisung’un beline dokunma açısına dikkat ettiniz mi? O bir 'çalışan' koruması değil, o bir 'sevgili' sahiplenmesiydi."
Hyunjin heyecanla masanın üzerine zıpladı. "Ya o kahve? Jisung’un sevdiği süt miktarını bile biliyor! Ben üç yıldır bu şirketteyim, Minho hyung daha benim adımı geçen ay doğru dürüst söylemeye başladı!"
Changbin protein barından dev bir ısırık alıp sırıttı. "Chan hyung haklıymış. Bu ikisi birbirine fena tutulmuş. Ama durun, daha bitmedi. Yarınki şirket pikniğinde onları rahat bırakacağımızı sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Felix, o 'özel' soruları hazırla!"
Jeongin sinsi bir gülüşle masaya eğildi. "Ben daha garip bir şey fark ettim. Minho hyung bugün toplantıda Jisung'un elindeki kalem düştüğünde, normalde 'Beceriksiz' diye bağırırdı ama bunun yerine kalemi yerden alıp bizzat eline tutuşturdu. Hem de parmakları Jisung'un elinde beş saniye fazla kaldı. Ben saydım!"
Seungmin, her zamanki soğukkanlılığıyla gözlüğünü düzeltti. "Siz sadece fiziksel temaslara bakıyorsunuz. Ben daha derin bir şey gördüm. Minho hyung’un o meşhur, kimseye vermediği özel tasarım siyah tükenmez kalemi... Bugün Jisung o kalemle not alıyordu. Ve işin garibi, Jisung kalemi kemirirken Minho hyung ona kızmak yerine sadece... izledi. Gülümseyerek izledi!"
Hyunjin dehşetle ağzını kapattı. "O kalemi ben bir kere ödünç istemiştim, beni bakışlarıyla hadım etmişti! Eğer Jisung o kalemi kemiriyorsa ve hala yaşıyorsa, aralarındaki bağ sandığımızdan da derin."
Changbin son lokmasını yutup ayağa kalktı. "Beyler, durum ciddi. Yarın piknikte mangalın başında onları köşeye sıkıştıracağız. Minho hyung otoparkta Jisung’un kapısını açarken yakalandı, ofiste 'burası onun evi sayılır' dedi... Artık kaçacak yerleri kalmadı."
Jeongin telefonunu cebine koyarken fısıldadı. "Yarın doğruluk mu cesaret mi oynatacağız. Minho hyung 'doğruluk' dediği an, ona Jisung'un boynundaki o fuların altında ne sakladığını soracağım. Bakalım o zaman da 'özel dosya' diyebilecek mi?"
Felix heyecanla ellerini çırptı. "Chan hyung'u da yanımıza çekmeliyiz. O kesin daha çok şey biliyor ama bize söylemiyor. Yarın o piknik alanında sadece sucuklar değil, sırlar da cızırdayacak!"
****
Odasının içinde, camlar hala karartılmışken Minho, Jisung’un endişeli yüzüne bakıp sırıttı. Dışarıdaki ekibin mangal başında kuracağı hayali mahkemeyi çoktan sezmişti.
"Jisungie," dedi Minho, sesinde tehlikeli bir sakinlik vardı. "Dışarıdaki o ufaklıkların yarın piknikte bizi 'sorgu odasına' çekeceğini biliyorsun, değil mi? Felix muhtemelen sorularını hazırladı, Changbin ise mangal başında bizi köşeye sıkıştırmanın hayallerini kuruyor."
Jisung yutkundu. "Biliyorum... Yarın bizi bitirecekler. İtiraf etmemiz için her şeyi yapacaklar."
"İşte tam da bu yüzden," dedi Minho, Jisung'un ceketini askıya asarken. "Yarın onlara istediklerini vermeyeceğiz. Aksine, her şeyi o kadar 'profesyonel' ve o kadar 'normal' tutacağız ki, kendi kendilerinden şüphe etmeye başlayacaklar. Hayal kırıklığına uğramış yüzlerini izlemek, herhangi bir itiraftan çok daha eğlenceli olacak."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |