28. Bölüm

27. Bölüm💥

Soyaa°•
soyass

Ertesi gün piknik alanı her zamankinden daha kalabalıktı. Felix ve Changbin çoktan mangalın başına geçmiş, gözlerini pusuya yatmış bir kaplan gibi giriş kapısına dikmişlerdi. Jeongin telefonunun kamerasını gizlemek için bir ağaç gölgesine yerleşmiş, Hyunjin ve Seungmin ise "doğruluk mu cesaret mi" şişesini masanın ortasına koymuşlardı.

​Derken Minho ve Jisung göründü. Ama bekledikleri gibi el ele ya da samimi bir şekilde değil.

​Minho, en sert "Direktör" yüzünü takınmıştı. Jisung ise üç adım arkasından, elinde ağır bir soğutucu çanta ve şirket dosyalarıyla (evet, pikniğe dosya getirmişlerdi!) geliyordu.

Changbin, mangal maşasıyla donup kaldı. "Ne oluyor be? Neden el ele değiller? Neden Minho hyung, Jisung'a 'Çantayı şuraya bırak stajyer Han' diye emir veriyor?"

​Felix şaşkınlıkla fısıldadı. "Dün 'burası onun evi sayılır' diyen adam nerede? Şu an resmen Jisung’u köle gibi kullanıyor. Acaba dün içeride kavga mı ettiler?"

​Minho, yanlarından geçerken Felix’in hazırladığı "özel soru listesi"ne benzer bir kağıdın masada durduğunu gördü ama hiç istifini bozmadı. Masaya yaklaştı ve buz gibi bir sesle, "Changbin, mangalın dumanı rüzgara göre ayarlanmamış, eti yakıyorsun. Jisung, şu raporları masaya diz, herkes yesin sonra üzerinden geçeceğiz," dedi.

​Jeongin telefonunu cebine indirdi. "Bu imkansız! Dün otoparkta gördüğüm centilmen adam bu olamaz. Beyler, galiba yanlış anladık. Yoksa bizi mi trollüyorlar?"

Minho, ekibin yüzündeki o büyük hayal kırıklığını, "Acaba her şeyi hayal mi ettik?" bakışlarını gördükçe içinden kahkahalar atıyordu. Jisung’un yanına gidip kulağına bir şey fısıldayacakmış gibi yaptı; ekip bir anda pür dikkat kesildi, nefeslerini tuttular.

​Minho sadece, "Dosyaları alfabetik sıraya dizmeyi unutma," dedi ve geri çekildi.

​Hyunjin masaya vurdu. "Hayır! Bu bir oyun olmalı! Minho hyung asla bu kadar sıkıcı olamaz! Felix, planı değiştiriyoruz, 'doğruluk mu cesaret mi' oyununa zorlamalıyız yoksa meraktan öleceğiz!"

​Minho, uzaktan onları izleyen Chan ile göz göze geldi. Chan, elindeki meyve suyunu kaldırıp Minho’ya "Güzel oyun" dercesine selam verdi. Minho ise sadece dudak kenarıyla gülümsedi. Çocukların o "bulduk!" dedikleri şeyi ellerinden çekip almak, onun için günün en büyük eğlencesiydi.

****

Piknik alanındaki atmosfer, mangal dumanından çok merak ve hırsla doluydu. Felix, elinde boş bir şişeyle masanın başına geçti ve ekibi topladı. Minho ve Jisung, hiçbir şeyden haberleri yokmuş (veya çok profesyonellermiş) gibi masaya oturdular.

Felix, şişeyi masanın ortasında hızla çevirdi. Şişenin ucu, tam beklediği gibi Minho’yu gösterdi. Ekip bir anda nefesini tuttu. Changbin sırıttı, "Evet hyung, doğruluk mu cesaret mi?"

​Minho, bardağından buz gibi suyunu yudumlayıp gayet sakin bir sesle, "Doğruluk," dedi.

​Hyunjin hemen atıldı: "Hyung! Ofis koridorlarında senin ve bir 'özel kişinin' çok yakın olduğu konuşuluyor. Hatta otoparkta birine kapı açtığın, ona kahveler taşıdığın söyleniyor. Bu kişi şu an bu masada mı?"

​Minho, sanki dünyanın en sıkıcı sorusunu duymuş gibi kaşlarını kaldırdı. "Evet, doğru. Bahsettiğiniz kişi Chan. Geçen gün bel fıtığı nüksettiği için ona kahve götürdüm ve arabaya binerken kapısını tuttum. Centilmenlik sadece sevgililere mi özel, Hyunjin?"

Chan, yan masadan kahkahayı patlatırken; Felix ve Changbin hayal kırıklığıyla birbirine baktı. Planladıkları "itiraf" sahnesi daha ilk dakikadan Chan'ın bel fıtığına kurban gitmişti.

Şişe tekrar döndü ve bu sefer Jisung’u gösterdi. Jeongin, sinsi bir gülüşle masaya eğildi. "Jisungie... Senin boynundaki o fular... Dün ofiste 'burası onun evi sayılır' denilen bir odada takılmış olabilir mi? Yani, o fuların altında birinin bıraktığı bir 'iz' mi var?"

​Ekip, Jisung’un kızarıp kekelemesini bekliyordu. Ama Jisung, Minho’dan aldığı dersle gayet profesyonel bir ifade takındı.

​"Ah, bu mu?" dedi Jisung, fularını hafifçe gevşeterek. "Dün ofis çok soğuktu, klimanın tam altına oturtulmuşum. Boğazlarım şişmesin diye taktım. Hatta Direktör Lee, verimsiz çalışmamam için odasındaki yedek fularlardan birini ödünç verdi. Kendisi çalışanlarının sağlığına çok... idari bir önem veriyor."

​Seungmin kalemini masaya bıraktı. "İdari önem mi? Jisung, dün o odadan kahkahalar geliyordu!"

​"Tabii ki," dedi Jisung istifini bozmadan. "Direktör Lee, yıllık verimlilik raporundaki hatalarıma o kadar sinirlendi ki, sinirleri bozulup gülmeye başladı. Ben de ona eşlik ettim. Korkudan yani."

Changbin pes etmeyerek şişeyi tekrar çevirdi, yine Minho! "Hyung, son şansın. Doğruluk! Hayatında şu an stajyer-yönetici ilişkisinden daha fazlası olan biri var mı? Yani, kalbini küt küt attıran biri?"

​Ekip, Minho’nun Jisung’a bakıp "Evet, o kişi yanımda" demesini beklerken; Minho bardağındaki buzları tıkırdatarak cevap verdi: "Evet, var. Yeni aldığım spor arabam. Motor sesi gerçekten kalbimi küt küt attırıyor. Hatta bazen onunla dertleşiyorum, stajyerimden çok daha iyi bir dinleyici."

​Felix başını masaya vurdu. "İnanmıyorum! Resmen bizimle dalga geçiyorlar. Dün gördüğümüz o bakışlar, o dokunuşlar... Hepsi bir halüsinasyon muydu?"

​Seungmin elindeki not defterine büyük bir çarpı attı. "Veriler uyuşmuyor. Dün 'burası onun evi sayılır' diyen adamla, bugün Jisung’a 'şu dosyayı getir stajyer' diyen adam aynı kişi olamaz. Beyler, galiba Minho hyung dün sadece bizimle kafa buldu."

Jeongin, son bir hamleyle Jisung’a döndü. "Peki ya Jisung? Sen neden dün akşam mesai bitiminde şirketin arka kapısından değil de, Direktör Lee’nin özel asansör katından çıktın? Bunu da mı 'idari' bir hata olarak açıklayacaksın?"

​Jisung, Minho’nun masanın altından dizine hafifçe vuran onaylayıcı dokunuşuyla cesaret bularak gülümsedi. "Ah, o mu? Direktör Lee’nin katındaki kahve makinesi daha iyi süt köpürtüyor. Bana bir defalık izin verdi, çünkü hazırladığım raporun kalitesi süt köpüğüne bağlıydı. Tamamen gastronomik bir konu."

​Hyunjin isyan ederek ayağa kalktı. "Süt köpüğü mü? Gastronomik mi? Şaka yapıyorsunuz! Minho hyung, sen hayatında birine kahve makinesini kullandıracak kadar paylaşımcı bir adam mısın?"

​Minho, omuz silkerek Jisung’un önüne bir tabak uzattı ama içinde sadece bir dilim limon vardı. "Jisung, C vitaminin eksik görünüyor, yüzün solgun. Bunu ye ve işine dön."

****

​Ekip, Minho’nun bu kadar "odun" ve "mesafeli" davranması karşısında tüm enerjisini kaybetmişti. Felix hazırladığı "itiraf ettirme soruları" listesini buruşturup cebine attı. Changbin ise mangalın başına, "Ben gidiyorum, etler daha mantıklı konuşuyor," diyerek geri döndü.

​Minho, ekibin o perişan ve "boşuna heyecanlanmışız" halini izlerken içinden zafer çığlıkları atıyordu. Onlara o büyük "Evet, sevgiliyiz!" anını vermemek, onları bu belirsizliğin içinde kıvrandırmak, Minho için herhangi bir romantik akşam yemeğinden çok daha zevkliydi.

Jisung, masanın altından Minho’nun elini hafifçe sıktı. Minho ise istifini bozmadan, sanki bir stajyeri azarlıyormuş gibi kaşlarını çatıp, "Elimin altındaki dosyayı çekme Jisung, düzgün çalış," dedi.

​Jeongin fısıldadı: "Beyler, vazgeçin. Bunlar arasında bir şey olması imkansız. Minho hyung hala bir taş kadar duygusuz. Dün bizi resmen trollenmişiz."

​"Ne o çocuklar?" dedi Chan, neşeyle. "Sorgu odasından beklediğiniz itiraflar çıkmadı mı? Minho’nun kalbinin spor arabası için attığını duyunca yıkıldınız sanırım."

​Felix oflayarak kafasını masaya koydu. "Hyung, resmen bizimle kafa buluyorlar! Dün o kadar emindik ki... Ama bugün Minho hyung sanki Jisung’u ilk kez görüyormuş gibi davranıyor."

​Chan, Minho ile kısa bir an göz göze geldi. Minho, bardağının arkasından Chan’a hafifçe göz kırptığında Chan bıyık altından güldü. "Minho her zaman stratejik bir adam olmuştur," dedi Chan. "Ama bazen stratejiler, beklenmedik duygular karşısında çöker."

​Felix, Chan’ın bu gizemli lafından sonra aniden dikleşti. Eğer Minho’yu "doğruluk" ile vuramıyorlarsa, onu en zayıf noktasından, yani kıskançlığından vuracaklardı.

​"Haklısın Chan hyung," dedi Felix, sesini bilerek yükselterek. "Zaten madem aralarında bir şey yok, biz de Jisungie’yi böyle yalnız bırakmamalıyız. Bakın, karşı masada Tasarım departmanının yeni stajyeri var. Çocuk hem çok yakışıklı hem de sabahtan beri Jisung’a bakıp gülümsüyor."

​Jisung’un gözleri fal taşı gibi açıldı. "Felix, ne diyorsun sen?"

​Changbin durumu hemen kavradı ve Felix’e eşlik etti. "Aaa, evet! Şu uzun boylu olanı mı diyorsun? Geçen gün Jisung’un numarasını sormuştu bana. 'Çok tatlı bir çocuk, acaba sevgilisi var mı?' demişti. Ben de 'Yok, o sadece işine odaklı bir stajyer' demiştim. Gidip tanıştıralım mı?"

Minho’nun elindeki plastik bardak, Changbin’in "numarasını sormuştu" cümlesinden sonra hafifçe çıtırdadı. Minho hala profesyonel maskesini düşürmemişti ama bakışları bir anda Tasarım departmanının olduğu yöne doğru, bir lazer gibi kilitlendi.

​"Numarasını mı sordu?" dedi Minho, sesi her zamankinden daha derinden ve buz gibi geliyordu. "Şirket kuralları gereği stajyerlerin departman dışı numara paylaşması yasaktır. Verimliliği düşürür."

​Hyunjin sırıttı. "Hadi ama hyung! Çocuk çok nazik biri. Bak, şimdi bize doğru bakıyor, el sallıyor! Jisung, sen de el sallana!"

​Jisung tam elini kaldıracakken, Minho aniden masanın altından Jisung’un bileğini sıkıca yakaladı. Dışarıdan bakıldığında sadece masaya uzanmış gibi duruyordu ama Jisung, Minho’nun parmaklarındaki o sahiplenici ve sert baskıyı hissedebiliyordu.

Jeongin, Minho’nun seğiren çene kasını görünce Felix’e "başarıyoruz" işareti yaptı.

​"Bakın," dedi Felix heyecanla. "Çocuk elinde iki içecekle buraya geliyor! Kesin birini Jisung’a verecek. Ne kadar da düşünceli..."

​Minho, o an daha fazla dayanamadı. Elindeki bardağı sertçe masaya bıraktı ve Jisung’un bileğini bırakmadan ayağa kalktı. Ekibe dönüp öyle bir baktı ki, Changbin bile bir an geri çekilme ihtiyacı duydu.

​"Jisung’un o içeceğe ihtiyacı yok," dedi Minho, kelimelerin üzerine basarak. "Çünkü kendisiyle... raporlar üzerine yapmamız gereken çok acil bir saha çalışması var. Orman yoluna doğru bir yürüyüş yapacağız. Şimdi."

​Minho, Jisung’u kolundan tutup peşinden sürükleyerek masadan uzaklaştırırken, Chan arkalarından kahkahayı patlattı.

​Felix zafer çığlığı attı: "Gördünüz mü! Spor arabasıymış... Resmen kıskançlıktan dumanı çıktı!"

*****

Minho, Jisung’u kolundan tutup orman yoluna doğru sert adımlarla çekiştirirken, masada kalan ekip bir saniye bile kaybetmedi. Felix, yerdeki çalıların arasına adeta bir komando gibi daldı.

"Çabuk, çabuk! Kaçırmayın onları!" diye fısıldadı Felix, dizlerinin üzerinde sürünürken.

​Changbin, iri gövdesiyle bir çam ağacının arkasına saklanmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. "Felix, yavaşla! Minho hyung’un arkasında gözü vardır, bizi fark ederse çiğ çiğ yer!"

​Jeongin ve Hyunjin de ekibe katılmıştı. Seungmin ise en arkadan, elinde dürbün niyetine kullandığı su şişesiyle durumu analiz ediyordu. "Şu anki yürüyüş hızları dakikada 120 adım. Minho hyung kesinlikle sinirli. Jisung ise... Jisung resmen sürükleniyor ama halinden pek şikayetçi değil gibi."

Minho, ekibin görüş alanından tamamen çıktığını sandığı büyük bir meşe ağacının arkasında durdu. Jisung’u ağaca hafifçe yasladı ve ellerini ağacın gövdesine, Jisung’un iki yanına dayadı.

​Pusudaki ekip, çalıların arasından kafalarını uzatmış, nefeslerini tutmuştu.

​"Bakın! Bakın!" diye fısıldadı Hyunjin, heyecandan Felix’in kolunu sıkarak. "Ağaca yasladı! İşte bu! Spor arabası diyen adam şimdi ne yapacak bakalım?"

​Changbin kaşlarını çattı. "Şşşt, sessiz olun! Ne dediklerini duymam lazım."

​Mesafe biraz uzak olduğu için ekip sadece kesik kesik kelimeler duyabiliyordu.

​Minho’nun sesi rüzgarla birlikte kulağına çalındı: "...numara... o çocuk... bir daha... benim yanımda..."

​Felix heyecanla tercüme etmeye başladı: "Resmen 'Numaranı o çocuğa verirsen seni bitiririm' diyor! Tanrım, kıskançlık seviyesi 10 üzerinden 100!"

​O sırada Jisung’un güldüğünü gördüler. Jisung, elini Minho’nun göğsüne koyup bir şeyler söyledi. Minho’nun o meşhur sert yüz hatlarının yavaşça yumuşadığını, başını Jisung’un boynuna doğru eğdiğini gördüklerinde ekip topluca "Oooo!" diyecekken Seungmin hepsinin ağzını kapattı.

"Beyler," dedi Jeongin, sinsi bir gülümsemeyle. "Tam şu an araya girmeliyiz. Kaçacak yerleri yok. Kanıtlar elimizde!"

​Ekip, tam Minho ve Jisung birbirine en yakın olduğu anda, sanki bir baskın timiymiş gibi çalıların arasından fırladı.

​"A-ha! Yakaladık!" diye bağırdı Felix, havaya zıplayarak.

​Minho ve Jisung bir anda birbirinden ayrıldı. Minho, yüzünde "sizi gerçekten öldüreceğim" diyen bir ifadeyle ekibe bakarken; Jisung utançtan kıpkırmızı olmuş, üstünü başını düzeltmeye çalışıyordu.

​Changbin, kollarını göğsünde bağlayıp Minho’nun önüne dikildi. "Ee hyung? Saha çalışması nasıl gidiyor? Ağaçların fotosentez oranını mı ölçüyordun, yoksa stajyerin 'idari' yakınlığını mı inceliyordun?"

​Hyunjin sırıttı. "Hani spor araban kalbini küt küt attırıyordu? Jisung’un da vites kolu olduğunu bilmiyorduk!"

Bölüm : 15.02.2026 15:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...