
Salı sabahı ofis, dün alınan "resmi onay"ın ardından tam bir dedikodu kazanına dönmüştü. Ekip, Minho’nun tehditlerine rağmen pes etmemiş, aksine daha yaratıcı ve daha "damardan" laf atmalarla mesaiye başlamıştı.
Felix, elinde bir kutu donutla departmanın ortasında durmuş, Jisung’un masasına doğru yüksek sesle konuşuyordu. Minho ise odasının kapısını bilerek açık bırakmış, dışarıyı dinliyordu.
"Yalnız beyler," dedi Felix, donutundan büyük bir ısırık alarak. "Şirket kuralları değişmiş diyorlar. Artık stajyer olmak için sınav falan gerekmiyormuş, sadece 'Direktör Bakışı'na dayanıklı olmak yetiyormuş. Jisung, mülakatta sana ne sordular? 'Kahveyi kaç şekerli seversiniz' mi, yoksa 'Hangi fular boynunuzu daha iyi kapatır' mı?"
Changbin hemen ekledi, sesi koridorda yankılanıyordu: "Bence en önemli soru şuydu: 'Pazartesi sendromunu atlatmak için Direktör odasında kaç saat mesai yapabilirsiniz?' Baksanıza Jisung’a, bugün cildi parlıyor. Mutluluk mu, yoksa fazla mesai mi?"
Minho, elinde bir dosya yığınıyla odasından çıktı. Yüzünde o meşhur, "hepinizi tek tek harcayabilirim" ifadesi vardı.
"Changbin," dedi Minho, masasının önünden geçerken durmadan. "Senin o cildin neden parlamıyor acaba? Belki de başkalarının hayatını merak etmekten kendi raporlarını bitiremediğin içindir. Bu arada, az önce sorduğun soruya cevap vereyim: Jisung’un mesai saatleri benim şahsi kararım. Senin mesai saatlerini ise akşam 10'a kadar uzatmak benim için sadece iki tıklama."
Hyunjin sırıttı. "Ooo! Direktörümüz yine koruma modunda. Hyung, dürüst ol; Jisung’a bugün ne görev verdin? Odandaki bitkileri sulamak mı, yoksa sadece orada öylece durup senin motivasyonunu artırmak mı?"
Chan, elinde kahvesiyle ekibin arkasında belirdi. Yüzünde o muzip ifadeyle Minho’yu baştan aşağı süzdü.
"Beyler, çok yükleniyorsunuz," dedi Chan, sahte bir ciddiyetle. "Görmüyor musunuz Minho’nun halini? Adam artık koridorda yürürken bile Jisung’un masasına doğru yan yan bakıyor. Minho, boyun fıtığı olacaksın bu gidişle. Arada önüne de bak, şirket duvarları senin aşk sarhoşluğunla baş edemez."
Minho durdu, Chan’a döndü. "Chan, senin o 'liderlik' vasfın ne ara 'mahalle teyzesi' moduna evrildi? Eğer çok boş vaktin varsa, git Felix’in bitiremediği Tasarım bütçesini kontrol et. Belki o zaman ekibin ağzı laf yapmak yerine iş yapar."
Ekip, Minho ile laf yarışındayken Jisung, elindeki kalemi masaya bırakıp ayağa kalktı. Artık o çekingen stajyer değildi.
"Tamam, çok merak ediyorsanız söyleyeyim!" dedi Jisung, hınzır bir gülümsemeyle. "Minho hyung bugün bana çok zor bir görev verdi: Öğle yemeğinde ne yiyeceğimize karar vermek! Ve biliyor musunuz? Sizin bu dedikodularınız yüzünden bana en pahalı restorandan yemek borçlu. Değil mi Direktörüm?"
Minho, Jisung’un bu cesur tavrına bıyık altından gülümsedi. "Kesinlikle öyle, Stajyerim. Hatta ekibi de davet ederdim ama..." Minho, Felix ve Changbin’e dönüp kaşlarını çattı. "Onların bitirmesi gereken birikmiş raporları var. Size raporlarla afiyet olsun çocuklar, biz gidiyoruz."
Jeongin, Minho ve Jisung bilerek el ele asansöre doğru yürürken arkalarından bağırdı: "Hyung! Akşama anahtarı paspasın altına mı bırakacaksınız, yoksa Jisung’da yedeği var mı?"
Minho, asansörün kapısı kapanmadan hemen önce kafasını dışarı çıkardı ve ekibe son golü attı: "Yedeği yok Jeongin, çünkü artık paspasın altına bakmasına gerek yok. O kapıyı ben ona açıyorum. Siz de o kapalı kapıların arkasında neler olduğunu hayal etmeye devam edin!"
Chan, ekibin o morali bozuk ama eğlenen halini görünce kahkahayı patlattı. "İşte bu kadar! Adam hepinizi tek cümlede nakavt etti. Şimdi dağılın da çalışın!"
****
Felix, Changbin, Hyunjin, Seungmin ve Jeongin, önlerindeki devasa dosya yığınlarının arasında adeta boğulmuşlardı.
Changbin, önündeki 200 sayfalık maliyet raporuna kafasını gömmüş, inliyordu. "Bu imkansız... Minho hyung resmen bize 'Siz misiniz beni darlayan' dedi ve tüm yılın arşivini önümüze yığdı. Bu raporlar bitmez!"
Felix, bir yandan rakamları hesaplamaya çalışırken bir yandan da telefonundan şirketin yakındaki o lüks restoranın menüsüne bakıyordu. "Bakın... Bakmayın, hatta bakarsanız ağlarsınız. Minho hyung ve Jisung şu an orada 'Trüf mantarlı risotto' yiyorlar. Biz ise burada bayat bisküvi ve soğuk kahveyle hayatta kalmaya çalışıyoruz."
Hyunjin, elindeki kalemi fırlatıp arkasına yaslandı. "Haksızlık bu! Jisung orada 'Hyung bu et çok lezzetli' diye sırıtırken, ben burada 2024 yılının kırtasiye giderlerini hesaplıyorum. Chan hyung nerede? O bizi kurtarmaz mı?"
Tam o sırada Chan, kapıda belirdi. Üstünde montu, anahtarları elindeydi; belli ki eve gidiyordu. Ekibin o perişan halini görünce masaların arasında bir tur attı ve kahkahayı patlattı.
"Ooo, çalışkan arılarım benim!" dedi Chan, masadaki yarım kalmış bisküvilerden birini aşırarak. "Ne o? Minho’nun 'özel' ödevleri sandığınızdan uzun mu sürdü?"
Jeongin, gözlerini ovuşturarak başını kaldırdı. "Hyung, yardım et! Minho hyung bize resmen işkence ediyor. Bu raporların çoğu geçen senenin, neden şimdi yapıyoruz?"
Chan gülerek kapıya yöneldi. "Çünkü Minho ile uğraşmanın bir bedeli vardır çocuklar. O şu an Jisung’a şarap doldururken, sizin bu halinizi düşünüp kadeh kaldırıyordur. Ben kaçar, size iyi mesailer!"
****
Şehrin diğer ucunda, mum ışığının aydınlattığı sakin bir masada ise bambaşka bir atmosfer vardı. Minho, son derece huzurlu bir şekilde şarabından bir yudum aldı ve telefonuna gelen "Ofis giriş-çıkış takip" bildirimine baktı. Ekibin hala ofiste olduğunu görünce dudak kenarı yukarı kıvrıldı.
Jisung, tabağındaki yemeğin tadını çıkarırken sordu: "Hyung, gerçekten onları o kadar raporun arasında bırakmaya gönlün el verdi mi? Felix ağlıyor olabilir."
Minho, Jisung’un elini masanın üzerinden tutup hafifçe okşadı. "Merak etme Jisungie, onlar dayanıklıdır. Hem, bizim hakkımızda bu kadar çok konuşacak enerjileri varsa, o enerjiyi şirketin verimliliği için kullanmaları en doğrusu. Ayrıca..." Minho, muzip bir ifadeyle göz kırptı. "Seni bütün gün ofiste darlamalarının bir bedeli olmalıydı. Şimdi sadece yemeğine odaklan, bu akşam raporlardan bahsetmek yasak."
****
Saat gece yarısına yaklaşırken ofiste yankılanan tek ses, Seungmin’in hesap makinesinden gelen tıkırtılar ve Changbin’in "Minho hyung, gün gelir devran döner horoz domalır tavuk siker!" diye mırıldanmasıydı.
Minho ve Jisung, restoranın çıkışında soğuk havada birbirlerine sokulup arabaya doğru yürürken; ofiste kalan beşli, hayatlarının en "bilgilendirici" ama en "huzursuz" gecesini geçiriyordu.
Felix ağlamaklı bir sesle mırıldandı: "Beyler... Bir dahaki sefere sadece 'Mutluluklar' dileyip kaçalım. Bu aşkın faturası bize patladı!"
*****
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Ofiste sadece klavye tıkırtıları ve Changbin’in arada bir yükselen "Bittik biz" inlemeleri duyuluyordu. Felix, bir maliyet tablosunun ortasında uyuya kalmak üzereyken, asansörün "ding" sesiyle irkildi
Kapılar açıldığında içeriye önce o muazzam sıcak hamur ve erimiş peynir kokusu doldu. Ekip, halüsinasyon gördüklerini sanarak başlarını kaldırdı. Minho, kollarında beş tane devasa pizza kutusuyla, Jisung ise ellerinde soğuk içecek poşetleriyle koridorda belirdi.
"Hala buradasınız demek?" dedi Minho, kutuları boş bir masaya sertçe bırakarak. Sesindeki o sert tını gitmiş, yerini hafif bir mahcubiyete bırakmıştı. "Raporların bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim... ya da belki sadece biraz fazla gaza geldim."
Jisung hemen kutulardan birini açıp önlerine sürdü. "Hadi, bırakın o kalemleri! Hyung dayanamadı, 'Çocuklar şimdi açlıktan birbirini yemeye başlamıştır' dedi ve en sevdiğiniz pizzacıya sürdü arabayı."
Felix, pizzanın kokusunu aldığı an gözleri parlayarak kutuya atıldı. "Hyung! Sen bir meleksin! Yani, gündüzleri Azrail gibisin ama geceleri kesinlikle bir meleksin!"
Changbin, ağzına koca bir dilim pizza tıkarken sırıttı. "Affedildin hyung. Bu pizza hatırına yarın ofiste 'Jisung ve Minho dünyanın en uyumlu çifti' diye bağırmaya hazırım."
Minho, masanın kenarına yaslanıp ekibini izlerken Jisung’un elini tuttu. "Bağırmana gerek yok Changbin. Sadece şu raporları bitirin ve eve gidin. Yarın sabah hepinize benden izin veriyorum, öğleden sonra gelebilirsiniz."
Tam o sırada Chan, elinde kendi anahtarlarıyla (belli ki o da vicdan yapıp geri dönmüştü) ofise girdi. Manzarayı görünce duraksadı ve kahkahayı patlattı. "Vay be! Demek 'Buzlar Kralı' erimiş. Ben de size sandviç getirmeye gelmiştim ama pizzaları görünce benimkiler sönük kaldı."
Chan masaya yanaşıp bir dilim de kendisi aldı. "Gördünüz mü çocuklar? Minho’nun lafı zehirli olabilir ama kalbi hala bizimle atıyor. Tabii o kalbin büyük bir kısmını Jisung kapmış olsa da, bize de bir dilim pizza düşüyor."
Ofis, az önceki stresli havasından tamamen sıyrılmış, neşeli bir yemek alanına dönüşmüştü. Minho ve Jisung, ekibin bu mutlu halini izlerken birbirlerine bakıp gülümsediler.
Jeongin, ağzı dolu bir şekilde mırıldandı: "Hyung, bir dahaki sefere bizi böyle cezalandıracaksan lütfen yine bu pizzacıdan söyle. İnsan böyle raporlara can kurban diyor!"
Minho, Jisung'un saçlarını hafifçe karıştırıp ekibe döndü. "Bir dahaki sefere sadece 'Mutluluklar' derseniz, belki pizza yerine sizi tatile bile gönderirim. Ama şimdilik... afiyet olsun."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |