
Aradan geçen birkaç hafta, ofisteki dengeleri tamamen değiştirmişti. Minho ve Jisung artık sadece bir "ofis dedikodusu" değil, şirketin en ikonik (ve en çok çekinilen) çifti haline gelmişti. Minho’nun o meşhur keskinliği, Jisung yanındayken yerini tuhaf bir yumuşaklığa bırakıyordu; ama bu yumuşaklık sadece Jisung’a özeldi, ekibin geri kalanı hala raporlar yüzünden ter döküyordu.
Bir akşamüzeri, ofis boşalmaya başladığında Minho, Chan’ın odasının kapısında dikildi. Kapıyı kapatıp kilitlediğinde Chan, masasından başını kaldırıp sırıttı.
Mesai bitmiş, ofis sessizliğe bürünmüştü. Minho, Chan’ın odasının önünde birkaç kez duraksadı, kravatını gevşetti, sonra tekrar sıktı. En sonunda içeri girip kapıyı arkasından kilitledi. Chan, koltuğuna yaslanmış, elindeki tableti bırakıp merakla dostuna baktı.
"Minho? Kapıyı kilitlediğine göre ya çok büyük bir açık buldun ya da..." Chan sırıttı. "Yüzündeki bu tuhaf ifade hayra alamet değil."
Minho, Chan’ın karşısındaki koltuğa çöktü. Otoriter duruşundan eser kalmamıştı. "Chan... Ben bir karar verdim. Yani, bu bir proje gibi değil. Daha çok... kalıcı bir yatırım gibi."
Chan tek kaşını kaldırdı. "Yatırım derken? Jisung’dan mı bahsediyoruz?"
Minho başını öne eğip derin bir nefes aldı. Sesi her zamankinden daha kısık ve çekingendi. "Onunla... yani Jisung ile hayatımın geri kalanını geçirmek istiyorum. Ona teklif etmeyi planlıyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Her seferinde konuyu açmaya niyetleniyorum ama o bana o kocaman gözleriyle bakınca nutkum tutuluyor. Geçen gün tam diyecekken 'Bu raporun marj aralıkları yanlış!' diye bağırdım. Çocuk benden korkup odadan çıktı."
Chan, Minho’nun bu nadir görülen, insani ve aşık halini izlerken içtenlikle gülümsedi. "Vay be... Buzlar Kralı sonunda birinin önünde diz çökmeye hazır. Minho, dürüst ol; sen ona sadece 'Han Jisung' olduğu için aşıksın. Teklifi de öyle yap. Raporlarla ya da sert direktör tavrıyla değil."
Minho, elleriyle yüzünü kapattı. "Biliyorum ama çok zor. Sanki... sanki reddedilecekmişim gibi bir his geliyor. Ya da daha kötüsü, o gülerken ben ciddiyetimi kaybedersem?"
Chan kahkahayı bastı. "Ciddiyetini kaybetmen dünyanın sonu değil Minho. Bırak seni o halinle de görsün."
Chan, Minho’nun bu nadir görülen, korumasız halini izlerken yüzündeki gülümseme yerini daha ciddi ve destekleyici bir ifadeye bıraktı. Masasının üzerindeki kalemi kenara bıraktı ve öne doğru eğildi.
"Minho," dedi Chan, sesi yumuşaktı. "Onu ne kadar çok sevdiğini hepimiz görüyoruz. Ofiste ne kadar sert durursan dur, Jisung odaya girdiğinde bakışların değişiyor. O zaten senin içini biliyor. Bu yüzden teklif ederken 'Direktör Lee' olmana gerek yok. Sadece Minho olman yeterli."
Minho, elleriyle yüzünü sıvazladı. "Ama Chan, ben hayatım boyunca her şeyi planlayarak, raporlayarak ve yöneterek yaptım. Şimdi karşısına geçip 'Benimle evlenir misin?' demek... Sanki dünyanın en zor sunumunu yapacakmışım gibi hissettiriyor. Ya her şeyi berbat edersem? Ya o an heyecandan saçma sapan bir şey söylersem?"
Minho derin bir nefes aldı ve bakışlarını Chan’ın odasındaki pencereye çevirdi. "Geçen akşam evde yemek yerken ona bakıyordum. Sadece gülüyordu, sıradan bir şey anlatıyordu. O an anladım ki; ben bu gülüşü hayatımın her sabahında görmek istiyorum. Şirket kârları, başarılar, unvanlar... Hiçbiri onun yanımda olması kadar değerli değilmiş. Bunu ona söylemek istiyorum ama sesim titriyor."
Chan, dostunun bu itirafı karşısında duygulanmıştı. "İşte tam olarak bunu söylemelisin Minho. Bu cümleleri kurduğun an, zaten hayır deme şansı yok. Bırak sesin titresin. Bırak o an mükemmel olmasın. Önemli olan o samimiyet."
Minho hafifçe gülümsedi, bu seferki gülümsemesi daha rahattı. "Yani 'İdari bir kararla hayatlarımızı birleştiriyoruz' dememeli miyim diyorsun?"
Chan kahkahayı patlattı. "Kesinlikle hayır! Eğer öyle dersen Jisung sana bir istifa dilekçesi uzatabilir. Git ve ona sadece kalbindekileri anlat. Bir restoranda mı, evde mi, yoksa deniz kenarında mı yaparsın bilmem ama... sadece kendin ol."
Minho ayağa kalktı, ceketinin düğmelerini ilikledi. Eski otoriter duruşu geri gelmişti ama gözlerinde bu sefer farklı bir parıltı vardı. "Teşekkürler Chan. Bu konuşma... yani, resmi olmayan bu istişare için sağ ol. Ama unutma, bu oda dışına bir kelime bile çıkarsa—"
"Biliyorum, biliyorum," dedi Chan ellerini kaldırarak
Minho kapıyı açıp dışarı çıktığında koridor boştu. Ekip muhtemelen çoktan akşam yemeği için dağılmıştı. Derin bir nefes alıp kendi odasına doğru yürüdü. Kapısının önünde, masasını toplayan ve gitmeye hazırlanan Jisung’u gördü. Jisung onu görünce her zamanki o ışıl ışıl gülümsemesiyle el salladı.
Minho, ceketinin iç cebindeki o küçük kadife kutunun ağırlığını hissetti. Henüz doğru an değildi belki ama o anın çok yakın olduğunu biliyordu
*****
Minho, Chan’ın odasından çıkar çıkmaz telefonuna sarıldı. "Stratejik planlama" konusunda kimseden emir almayı sevmezdi ama konu Jisung olunca her şeyin kusursuz olması gerekiyordu.
Şehrin en üst katında, tüm ışıkların ayaklar altına serildiği, sadece özel rezervasyonla çalışan o meşhur lüks restoranı aradı. "Bu akşam için tüm mekanı kapatıyorum," dedi otoriter sesiyle. "Hiçbir detay atlanmayacak."
Ardından titreyen parmaklarıyla Chan’a mekanın konumunu ve saati mesaj attı.
Chan, mesajı aldığı an Minho'nun inadının kırıldığını ve bu işin "büyük" olacağını anladı. Hemen ekibin olduğu gruba (Minho’nun olmadığı gizli grup!) mesajı bıraktı:
Chan: "Acil toplanın. Operasyon: Elmas Yüzük başlıyor. Minho mekanı kapattı. Akşam 20:00'de herkes verdiğim konumda olsun. Ama unutmayın; görünmeyeceksiniz. Tek bir çıt çıkarsa Minho hepimizi o binadan aşağı atar."
Felix: "İNANMIYORUM! Sonunda! En şık takımımı giyip geliyorum!"
Changbin: "Ben dürbün getireyim mi? Uzaktan izleriz."
Seungmin: "Dürbüne gerek yok Changbin, garson kılığında sızabiliriz."
Hyunjin: "Ben kesin ağlayacağım, yanıma üç paket peçete alıyorum."
*****
Akşam saat 20:00 olduğunda, restoranın devasa camlarından şehrin ışıkları bir elmas denizi gibi parlıyordu. Mekan boşaltılmış, sadece en köşedeki, manzaraya en hakim masa hazırlanmıştı. Hafif bir piyano melodisi ortamda süzülüyordu.
Minho, üzerinde her zamankinden daha keskin hatlı, özel dikim siyah bir takımla masada oturuyordu. Sürekli saatine bakıyor, ceketinin cebindeki kutuyu kontrol ediyordu.
O sırada, restoranın mutfak girişine yakın bir paravanın arkasında tuhaf bir hareketlilik vardı. Chan, Felix, Changbin, Hyunjin ve Jeongin; siyah maskeler ve şapkalarla, saksıların ve dekoratif perdelerin arkasına sinmişlerdi.
Chan fısıldadı: "Felix, o kafanı vazonun arkasından çek, yansıma yapıyorsun!"
Jeongin: "Hyung, Changbin hyung nefes alamıyor, çok dar bir yere girdik!"
Hyunjin: "Şşşt! Geliyorlar! Sessiz olun!"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |