
Minho, masanın kenarına hafifçe kalçasını dayadı ve kollarını göğsünde kavuşturdu. Az önceki o sert "Direktör" gitmişti ama otoriter duruşu hala oradaydı. Bakışlarını Jisung’un yüzünde gezdirdi, sanki her bir mimariyi zihnine not ediyordu.
"Bana öyle bakma Han Jisung," dedi sesi pürüzsüz ve alçak bir tonda. "Sanki seni burada zorla tutuyormuşum gibi."
Jisung, elindeki kalemi masaya bıraktı. "Öyle yapmıyor musunuz efendim? Donggyu kapıdayken dosyalarda 'hata' olduğunu söyleyen sizdiniz."
Minho hafifçe gülümsedi. Bu, zafer kazanmış bir adamın belli belirsiz, tehlikeli ama tatlı gülümsemesiydi. "Hata vardı zaten. Odak noktan kaymıştı. Ben sadece dikkatini olması gereken yere, yani bana... pardon, işine çevirdim."
Minho, elini yavaşça uzatıp Jisung’un sweatshirtünün biraz yamulmuş olan kapüşonunu düzeltti. Parmak uçları Jisung’un boynundaki o hassas bölgeye çok hafifçe çarptı. Jisung istemsizce nefesini tuttuğunda, Minho geri çekilmek yerine biraz daha eğildi.
"Sana bir tavsiye," diye fısıldadı. "Deri ceketli ve gürültülü motoru olan arkadaşlarınla plan yaparken, patronunun ne kadar bencil olabileceğini hesaba katmalısın. Özellikle de o patron, yetenekli bir yazarın başka yerlere odaklanmasından hoşlanmıyorsa."
Jisung yutkundu, kalbi göğüs kafesini zorluyordu. "Siz... sadece yetenekli bir yazar olduğum için mi beni burada tuttunuz?"
Minho, Jisung’un gözlerinin içine o kadar derin baktı ki, Jisung bir an tüm dünyasının o kahverengi gözlerin içinde kaybolduğunu sandı. Minho elini masaya, tam Jisung’un elinin yanına koydu ama dokunmadı.
"Sence sadece iş için mi bu kadar mesai harcıyorum Han?" dedi sesi iyice boğuklaşarak. "Ofiste düzinelerce çalışan var. Ama sadece birinin masasında dosya bahanesiyle daha fazla vakit geçiriyorum. Bunu anlayamayacak kadar saf mısın, yoksa sadece beni zorlamayı mı seviyorsun?"
Jisung cevap veremeden Minho doğruldu ve üzerindeki o ağır ama büyüleyici havayı biraz olsun dağıtmak için masadaki slogan kağıdını eline aldı.
"Bu sloganlar..." dedi tekrar o 'profesyonel' ses tonuna dönerek ama gözlerindeki o parıltı hala oradaydı. "Fena değil. Ama biraz daha ruh katman lazım. Belki... az önceki o 'Sincap' enerjini kağıda dökersen daha iyi olur."
Minho kapıya doğru yürüdü, kilidi sessizce açtı ve elini kapı koluna koydu. "Çantana o Donggyu’nun getirdiği çikolatayı koymayı unutma. Kan şekerin düştüğünde huysuz oluyorsun"
Minho, kapı kolunu tutmuş tam çıkmak üzereyken Jisung’un sesi odada yumuşak ama net bir tonda yankılandı.
"Efendim?"
Minho, omuzunun üzerinden yavaşça geri döndü. Tek kaşını kaldırmış, "Hala söyleyecek bir şeyin mi var?" der gibi bakıyordu ama gözlerindeki o az önceki sertlik yerini meraklı bir pırıltıya bırakmıştı.
Jisung, masanın üzerindeki Donggyu’nun bıraktığı paketi iki parmağının ucuyla havaya kaldırdı. Yüzünde, Minho’nun daha önce hiç görmediği kadar muzip ve cesur bir gülümseme vardı.
"Donggyu’nun zevki iyidir, çikolataları gerçekten kalitelidir. Kan şekerimin iş performansımı etkilemesini istemediğinize göre..." Jisung bir an duraksadı, Minho’nun tepkisini ölçer gibi gözlerinin içine baktı. "Sizin için de bir tane ayırmamı ister misiniz? Belki sizin de... biraz enerjiye ihtiyacınız vardır. Sabahtan beri çok 'yorgun' görünüyorunuz."
Minho tamamen ona döndü. Kollarını göğsünde kavuşturup kapıya yaslandı. Bu, patronluk otoritesini flörtöz bir meydan okumayla harmanladığı o meşhur duruşuydu.
"Enerjim konusunda endişelenme Han Jisung," dedi Minho, sesi her zamankinden daha tok ve alçaktı. "Benim enerjim, senin bu küçük imalarını karşılayacak kadar yerinde."
Birkaç adım atıp tekrar Jisung’un masasına yaklaştı. Eğilip Jisung’un havada tuttuğu çikolata paketine parmak ucuyla dokundu ve paketi hafifçe aşağı itti.
"Ama o çikolatadan bir tane almayacağım," dedi, Jisung’un gözlerinin içine o kadar derin baktı ki Jisung nefes almayı unuttu. "Çünkü başkasının getirdiği 'hediyelerden' tatmak tarzım değil. Eğer bir şey yiyeceksem, bunu senin kendi ellerinle getirdiğin zaman değerlendiririm."
Jisung’un yanakları saniyeler içinde o meşhur turuncu sweatshirtüyle aynı renge döndü. "Ben... ben sadece nezaketen sormuştum."
Minho, Jisung’un bu mahcup haline hafifçe sırıttı. "Nezaketini takdir ettim. Ama o paketi çantana koy ve yarın sabah toplantıya 'kan şekerin tavan yapmış' bir şekilde gel. Çünkü o deri ceketli arkadaşının aksine, ben yarın senden sadece slogan değil, kusursuzluk bekliyorum."
Minho tam çıkacakken durdu, elini kapı pervazına yasladı ve son bir kez arkasına baktı.
"Ve Han... Yarın o turuncu sweatshirt'ü yine giy. Ofisin o renge ihtiyacı var. Belki... benim de vardır."
Minho odadan çıkıp kapıyı kapattığında, Jisung elindeki çikolata paketiyle öylece kalakaldı. Minho’nun son sözleri, ofisteki tüm dosyalardan, tüm sloganlardan daha ağır ve daha tatlı bir şekilde havada asılı kalmıştı.
____________________________________
Şarkı birazcık alakasız olmuş olabilri ama çok koymak istedim aslında biraz uyuşuyor…
Neyse yorum ve oy 🙏🙏🙏 sizi sebiypeumm
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |