32. Bölüm

💥(final)💥

Soyaa°•
soyass

Restoranın kapısı açıldı. Jisung, Minho’nun ona akşam için aldığı şık ceketle içeri girdi. Boş mekanı ve mum ışıklarını görünce duraksadı. "Minho hyung? Neden kimse yok? Yanlış mı geldik yoksa burası tadilatta mı?"

​Minho ayağa kalktı, Jisung’a doğru yürüdü ve ellerini tuttu. Elleri hafifçe terlemişti ama gözleri hiç olmadığı kadar kararlıydı. "Yanlış gelmedik Jisungie. Sadece bu gece... şehrin gürültüsünü ve diğer insanları aramıza almak istemedim."

​Jisung’un kalbi hızla çarpmaya başladı. "Hyung... sen çok ciddi görünüyorsun. Bir şey mi oldu? Kötü bir haber mi var?"

​Paravanın arkasından Felix’in kısık sesli "Hayır aptal çocuk, en iyi haber geliyor!" diye mırıldandığı duyuldu ama Minho bunu orkestranın bir sesi sanıp görmezden geldi.

​Minho, Jisung’u masaya değil, camın tam önüne, şehrin ışıklarına karşı çekti. "Jisung," dedi, sesi titriyordu ama her zamanki karizmasını korumaya çalışıyordu. "Sen bu ofise ilk girdiğinde, sadece bir stajyer olduğunu sanıyordum. Ama sen benim hayatımın en büyük 'idari hatası' oldun... çünkü tüm mantığımı altüst ettin. Raporları, kuralları, mesafeleri... Hepsini senin o tek bir gülüşünle yıktım."

​Minho yavaşça diz çöktü. Ceketinin cebinden o küçük kadife kutuyu çıkardı. Kutuyu açtığında, şehrin tüm ışıklarını üzerinde toplayan o parıltılı yüzük belirdi.

​"Benimle, her sabah kahvaltısında, her akşam mesai çıkışında ve hayatımın her raporunda beraber olur musun? Benimle evlenir misin, Han Jisung?"

Restoranın o devasa sessizliğinde Minho’nun sorusu yankılandı. Şehrin tüm ışıkları sanki o küçük pırlantanın içinde toplanmış gibiydi. Minho, diz çökmüş bir halde nefesini tutmuş, hayatındaki en önemli cevabı bekliyordu

Jisung, elleriyle ağzını kapattı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Önce bir hıçkırık kaçtı boğazından, sonra omuzları sarsılmaya başladı. Gözyaşları, yanaklarından süzülüp Minho’nun önünde parlayan yüzük kutusuna doğru düşüyordu. Ancak Jisung, tek bir kelime bile etmiyordu. Sadece ağlıyor, başını iki yana sallıyor ve geri geri gidiyordu.

​Paravanın arkasındaki ekip, gördükleri manzara karşısında adeta taş kesildi.

​Felix’in eli ağzında kaldı, fısıltısı titriyordu: "Hayır... Hayır, olamaz. Başını sallıyor. Reddediyor mu yani?"

Changbin’in rengi attı. "Bu... Bu imkansız. Minho hyung bunu kaldıramaz. Bak, Minho hyung’un yüzüne bak..."

Hyunjin çoktan ağlamaya başlamıştı bile. "Bu kadar hazırlıktan sonra... Jisung neden 'hayır' diyor?"

​Minho, Jisung’un omuzları sarsılarak ağladığını ve sustuğunu görünce kalbine bir bıçak saplandığını hissetti. Hayatında ilk kez bir şeyi yönetemiyordu. Dizleri titremeye başladı. Kutuyu tutan eli hafifçe alçaldı. O sert Direktör Lee gitmiş; yerine sevdiği kişi tarafından reddedildiğini düşünen, dünyası başına yıkılmış bir adam gelmişti.

​Minho’nun gözleri doldu. Bir damla yaş, o keskin elmacık kemiğinden aşağı süzüldü. Sesi, hayatında hiç duymadıkları kadar kısık ve kırıktı: "Jisungie... Ben... Eğer çok erken olduğunu düşünüyorsan... Eğer hazır değilsen, sorun değil. Sadece söyle, yeter ki böyle ağlama."

O sırada Chan, paravanın arkasında kendine hakim olmaya çalışıyordu ama o bile sarsılmıştı. "Beyler, hazırlıklı olun," diye fısıldadı. "Minho’yu buradan toplamamız gerekecek. Jisung resmen 'yapamam' dedi."

​Seungmin bile ilk kez soğukkanlılığını kaybetmişti. "Veriler... veriler böyle bir ihtimali göstermiyordu. Jisung neden kaçıyor?"

Jisung, daha fazla geri gidemediği bir noktada durdu. Hıçkırıklarının arasından sonunda bir ses çıkarabildi. Ama bu ses, bekledikleri gibi bir reddediş değildi.

​"Minho-yah!" diye bağırdı Jisung, sesi restoranın tavanında yankılanarak. "Sen... Sen ne kadar aptal bir adamsın! Tabii ki evet! Heyecandan konuşamadım, nefesim kesildi sandım! Öyle bir baktın ki kalbim duracak sandım, ondan ağladım!"

Minho, duyduğu kelimeleri sindirmeye çalışırken bir an donup kaldı. "Evet mi?" diye mırıldandı, gözündeki yaşı silerken.

​"EVET! BİN KERE EVET!" diyerek Jisung kendini Minho’nun üzerine attı. İkisi beraber restoranın şık halısının üzerine yuvarlandılar.

​O an, paravanın arkasında tutulan tüm nefesler bir anda boşaldı. Ekip, daha fazla gizlenemedi. Felix fırlayıp masanın üzerine çıktı, Changbin saksıyı devirerek alkışlamaya başladı, Hyunjin ve Jeongin hıçkıra hıçkıra birbirine sarıldı.

​Chan ise restoranın ortasına çıkıp ellerini beline koydu, yüzünde devasa bir gülümsemeyle yerdeki ikiliye baktı. "Tanrım! Ömrümden on yıl götürdünüz! Biz de burada 'Cenaze marşı ne zaman başlar?' diye bekliyorduk!"

​Minho, kucağında ağlayan ve gülen Jisung ile yerden doğrulurken ekibe baktı. Önce kızacak gibi oldu, ama sonra başını Jisung’un omzuna yaslayıp hayatının en içten gülüşünü savurdu.

​"Siz... Hepiniz kovuldunuz!" dedi espriyle Minho, ama sesi mutluluktan titriyordu. "Ama önce... Gelin buraya, bu saçma sapan anı kutlamamız lazım!"

~SON BİR SÖZ~

"Bazen en kusursuz planlar, en beklenmedik duygularla altüst olur; ama hayatın en güzel yanıdır bu öngörülemezlik. Minho, hayatı boyunca her şeyi yönetebileceğini sanırken, Jisung’un o duru gülüşüyle kontrolü kaybetmenin aslında özgürleşmek olduğunu keşfetti.

​Ofis koridorlarında yankılanan o sert adımların yerini artık huzurlu bir yürüyüş; gizli kaçamakların yerini ise gururla taşınan o parıltılı yüzükler aldı. Ekibin bitmek bilmeyen şakaları, Chan’ın her şeyi bilen o bilge gülümsemesi ve bu kaotik aşkın her bir anı, şirketin arşivlerindeki en değerli dosya olarak kalacak.

​Çünkü en iyi yönetilen şirketler bile, sevginin yönettiği bir kalbin karşısında ancak diz çökebilir. Ve bu hikayede kazanan; ne disiplinli direktörler ne de sinsi planlar oldu; kazanan sadece ve sadece gerçek bir aşktı."

​"Dosya kapatıldı, imza atıldı ve sonsuza dek onaylandı."

                           ~SON~

____________________________________

BİR KURGUMUN DAHA SONUNA GELDİK KİTABI OKUYUP DESTEK VEREN HERKESİ ÇOOOOK ÖPÜYORUM

Yeni kurgum "☀️cankurtaramayan" sizleri bekler💋💋

GÖRÜŞÜRÜZ AŞKLARIMMM

Bölüm : 21.02.2026 18:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...