4. Bölüm

Güçlü Çekim💥

Soyaa°•
soyass

Ertesi sabah L-Idea Studio’nun kapıları açıldığında, Jisung gerçekten de sözünde durmuştu. Üzerinde, güneşin en parlak tonunda, hafif bol bir turuncu sweatshirt vardı. Saçlarını her zamankinden biraz daha özenle taramış, yüzüne o sabahın enerjisini yansıtan kocaman bir gülümseme yerleştirmişti.

​"Günaydın millet!" diyerek mutfağa daldı.

​Felix elindeki portakal suyunu neredeyse masaya düşürüyordu. Jeongin ise gözlerini kısıp Jisung’u baştan aşağı süzdü.

​"Ooo, bakıyorum da güneşimiz doğmuş," dedi Jeongin imalı bir sesle. "Ayrıca... Jisung, dün gece seni bekledik ama mesajlarımıza cevap vermedin. Pizza buz gibi oldu!"

​Felix hemen Jisung’un yanına sokulup omzuna vurdu. "Asıl bombayı ben patlatayım mı? Dün gece ofisten en son çıkarken camdan aşağı baktım ve... Jisung, o siyah spor araba Minho Hyung’un değil miydi? Ve sen... Sen o arabaya mı bindin?"

​Mutfaktaki hava bir anda değişti. O sırada kahve almak için içeri giren Hyunjin, dramatik bir şekilde duraksadı. "Ne?! Minho ve birini arabasına almak mı? Minho arabasını tapınağı gibi görür, kimseyi bindirmez! Jisung, çabuk anlat, arabanın içinde büyü falan mı yaptın adama?"

​Jisung kızararak ellerini salladı. "Hayır, hayır! Sadece... Geç olmuştu ve yolunun üzeri olduğunu söyledi. Hepsi bu!"

​O sırada arkadan Seungmin’in soğuk ama şakacı sesi duyuldu: "Yolunun üzeri mi?Jisung, Minho Hyung Gangnam’da oturuyor, Sen ise tam ters yönde, Mapo’da. Adam senin için şehrin öbür ucuna gitmiş Jisung. Buna 'yolumun üzeri' değil, 'senin için yaktığım yakıt yolunda köle olsun' denir."

​Jisung iyice yerin dibine girerken, mutfağın kapısında Changbin belirdi. "Hey, dedikoduyu bırakın! Patron geldi ve her zamankinden daha 'gergin' görünüyor. Ayrıca Jisung, senin turuncu sweatshirtün hakkında şimdiden bir yorum yaptı."

​Jisung yutkundu. "Ne dedi?"

​Changbin sırıttı. " 'Sonunda doğru frekansı bulmuş' dedi.

Hadi, toplantı odasına!"

Toplantı Odası

​Toplantı odasına girdiklerinde Minho, masanın başında elinde bir dosyayı inceliyordu. Jisung içeri girdiğinde, Minho başını yavaşça kaldırdı. Gözleri önce Jisung’un gözlerine, sonra o parlak turuncu sweatshirtüne kaydı. Dudaklarında dün geceki o yumuşak gülümsemeden eser yoktu; yine o ciddi, profesyonel Yaratıcı Direktör kimliğine bürünmüştü.

​"Güzel," dedi Minho kısa ve öz bir şekilde. "Güneş burada olduğuna göre başlayabiliriz."

​Jisung, dün gece Minho’nun yardımıyla düzelttiği sunumu dev ekrana yansıttı. Kalbi küt küt atıyordu ama dün geceki o araba yolculuğu ona garip bir özgüven vermişti.

​"Enerji içeceği kampanyamızın adı: 'Kıvılcım: Kendi Işığını Yarat'," diye söze başladı Jisung. Sunum boyunca Minho’nun gözlerini üzerinde hissetti. Minho hiçbir şey söylemiyor, sadece kalemini masaya hafifçe vurarak dinliyordu.

​Jisung sunumu bitirdiğinde odada bir sessizlik oldu. Chan, koltuğunda geriye yaslanıp alkışlamaya başladı. "Harika! Jisung, bu tam da müşterinin istediği o taze kan!"

​Ancak Minho hala sessizdi. Ayağa kalktı, masanın etrafında dolanıp Jisung’un tam yanında durdu. Masaya yaslandı ve Jisung’a yaklaştı.

​"Fikir harika Han Jisung," dedi sesi tüm odada yankılanırken. "Ama bu fikirleri hayata geçirmek için bir 'yüz' lazım. Bu kampanyanın çekimlerinde model olarak kimin olacağına karar verdin mi?"

​Jisung şaşkınlıkla, "Şey... Profesyonel bir model ajansıyla görüşürüz diye düşünmüştüm," dedi.

​Minho başını iki yana salladı. "Hayır. Doğallıktan bahsettin, değil mi? O zaman bize doğal bir enerji lazım." Minho elini kaldırıp odadakileri işaret etti. "Bu kampanyanın yüzleri sizlersiniz. Felix, Hyunjin ve... sen Jisung."

​Jisung’un gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ben mi? Ama ben model değilim ki!"

​Minho, Jisung’un sweatshirtünün yakasını hafifçe düzeltti, parmakları Jisung’un boynuna çok kısa bir an değdi. "Sana model ol demedim Han, kendin ol dedim. Yarın sabah çekimler için sahada olacağız. Ve hazırlıklı gel... Çünkü kamera arkasında ben olacağım."

​Minho odadan çıkarken, Jisung olduğu yerde kalakaldı. Felix sevinçle üzerine atladı: "Model oluyoruz! Jisung, Minho seni resmen kameranın karşısına hapsediyor!"

"Iy aman ne güzel…" diye geçirdi jisung içinden

ERTESİ GÜN ÇEKİM ALANINDA

​Çekimlerin yapılacağı stüdyonun kulisi, kıyafet askıları, makyaj malzemeleri ve havada uçuşan saç spreyleriyle tam bir kaos alanıydı. Hyunjin, elinde bir fırçayla aynanın karşısında kendine hayran hayran bakarken, Jisung yanında bir sandalyeye çökmüş, üzerinde deneyeceği üçüncü kostüme bakıyordu.

​"Hyunjin... Gerçekten bunu giymek zorunda mıyım? Çok fazla dar değil mi?" diye sordu Jisung, üzerindeki deri detaylı ceketi çekiştirerek.

​Hyunjin, göz devirerek Jisung’a döndü. "Tatlım, buna 'moda' deniyor. Ayrıca Minho seni bu çekim için bizzat seçtiyse, bir bildiği vardır. O, bakmadığı yerdeki detayı bile görür."

​O sırada Felix içeriye elinde iki buzlu kahveyle daldı. "Çocuklar! Dışarısı yıkılıyor. Minho Hyung kamera lenslerini kontrol ediyor ama her zamankinden on kat daha gergin. Seungmin, onun bu halinin 'mükemmeliyetçi krizleri' olduğunu söylüyor."

​Hyunjin, Jisung’un saçlarına son bir dokunuş yaparken sesini alçalttı. "Sadece mükemmeliyetçilik değil o, Lix. Minho normalde stajyerlerle bu kadar uğraşmaz. Yıllardır bu ajanstayım, kimseyi evine bıraktığını, kimsenin sweatshirtünün rengine karıştığını görmedim."

​Jisung’un kalbi yine o ritmi yakaladı. "Ne demek istiyorsun Hyunjin?"

​Hyunjin sandalyeyi Jisung’a doğru çevirdi ve ciddileşti. "Bak Jisung, Minho dışarıdan buz dağı gibi görünür ama aslında çok seçicidir. İnsanları test eder. Eğer seninle bu kadar uğraşıyorsa, bu senin sadece iyi bir reklam yazarı olduğunu düşündüğü için değil... Sende, onda olmayan bir şey gördüğü için."

​"Ne gibi bir şey?"

​"Yaşam enerjisi," dedi Hyunjin gülümseyerek. "Minho yıllardır sadece işine odaklandı. Chan Hyung bile bazen onun bir robot olduğunu düşünür. Ama sen geldiğinden beri robotun devreleri kısa devre yapıyor gibi. Dün gece seni evine bırakması... Bu onun dünyasında 'Sana kapılarımı açıyorum' demekle eşdeğer."

​Jisung tam cevap verecekken kapı sertçe açıldı. Minho eşikte duruyordu. Elinde profesyonel bir kamera tutuyordu ve bakışları doğrudan Jisung’un üzerindeki o dar cekete odaklanmıştı.

​"Hazırlıklar bitti mi?" diye sordu Minho. Sesi odayı anında sessizliğe gömdü.

​Hyunjin ayağa kalkıp selam verdi. "Bitti sayılır kaptan. Jisung hazır!"

​Minho, Jisung’un yanına yürüdü. Diğerlerinin orada olmasını umursamadan eğilip Jisung’un ceketinin yakasını düzeltti. Elleri Jisung’un köprücük kemiğine çok yakın bir yerde durdu. Göz göze geldiklerinde Minho fısıldadı:

​"Kameradan korkma. Sadece bana bak, sanki odada başka kimse yokmuş gibi. Anladın mı?"

​Jisung yutkunarak başını salladı. "Anladım."

​Minho geri çekildi ve ekibe döndü. "5 dakika içinde sette olun. Işıklar beklemeyi sevmez."

​Minho odadan çıktığında Felix, Jisung’un omzuna asıldı. "Duydun mu? 'Sadece bana bak' dedi! Ben burada eridim"

**************

Set alanına geçtiklerinde her yer spot ışıklarıyla aydınlatılmıştı. Chan ve Changbin monitörlerin başında heyecanla bekliyor, Seungmin ise çekim planlarını kontrol ediyordu.

​Jisung, spot ışıklarının altına geçtiğinde kendini çok savunmasız hissetti. Ama Minho kameranın arkasına geçip ona baktığında, her şey bir anda sessizleşti.

​"Başlıyoruz," dedi Minho. "Jisung, bana o 'kıvılcım'ı ver. Hayalindeki o özgürlüğü düşün."

​İlk birkaç poz tutuk geçti ama Minho sabırlıydı. Sürekli kamerayı indirip Jisung’un yanına geliyor, ona nasıl durması gerektiğini gösterirken elleriyle omuzlarına, beline veya çenesine küçük dokunuşlarda bulunuyordu. Bu dokunuşlar Jisung’u daha da heyecanlandırsa da garip bir şekilde sakinleştiriyordu.

Gözlerini açtığında, bakışları Minho’nun gözleriyle kilitlendi. O an flaşlar patladı.

​Changbin monitörün başından bağırdı: "İŞTE BU! Bu kare efsane oldu!"

​Minho kamerayı indirdi ama Jisung’un gözlerinden kopamadı. Odadaki herkes alkışlarken, onlar sanki kendi dünyalarında hapsolmuş gibiydiler...

Bölüm : 25.01.2026 01:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...