
Ertesi sabah Jisung, Minho'nun isteğine uyup turuncu sweatshirtünü giyerek ofise girdi. İçinde hem bir heyecan hem de dün gecenin bıraktığı o tatlı gerginlik vardı. Masasına yaklaştığında, bilgisayar ekranının hemen yanında duran bir şey dikkatini çekti.
Dün Donggyu'nun bıraktığı o renkli paketin aksine, üzerinde hiçbir marka amblemi olmayan, siyah mat ve oldukça şık bir kutu gelmişti. Kutunun hemen yanında ise buharı üzerinde tüten, tam da Jisung'un her sabah mutfakta hazırladığı gibi sütlü bir kahve duruyordu.
Jisung, kalbinin ritminin hızlandığını hissederek kutunun üzerindeki küçük nota uzandı. Notta, o meşhur keskin ve kusursuz el yazısıyla tek bir cümle yazılıydı:
" Kan şekerini bununla dengede tut,bugün uzun bir toplantı bizi bekliyor. - L.M."
Jisung gülümsemesini saklamak için kahvesinden bir yudum aldı. Kutuyu açtığında, içinde el yapımı olduğu her halinden belli olan, birbirinden şık çikolatalar gördü. Donggyu'nun getirdiği çikolatalar yanına tırnak bile olamazdı.
O sırada Felix ve Hyunjin, ellerinde meyve sularıyla Jisung'un masasına üşüştüler.
"Oooo, Jisungie!" diye bağırdı Felix, gözlerini kutuya dikerek. "Bu şık paket de ne? Donggyucuğun yine mi geldi yoksa?"
Hyunjin kahvenin üzerindeki o özel logoyu fark edip kaşlarını kaldırdı. "Bu kahve... binanın altındaki o çok pahalı butik kafeden. Ve orası sabah 8'de açılır. Sen daha yeni geldin, değil mi Jisung?"
Jisung panikle notu avucunun içinde sakladı. "Şey... Evet, yolda bir tanıdık bıraktı galiba. Ya da belki yanlış masaya gelmiştir."
Tam o sırada, Minho'nun odasının kapısı açıldı. Minho, elinde gümüş renkli tabletiyle dışarı çıktı. Her zamanki gibi kusursuz, soğuk ve otoriter görünüyordu. Masaların arasından geçerken Jisung'un yanından duraksadı. Bakışları önce Jisung'un turuncu sweatshirtünde, sonra elindeki kahve bardağında gezindi.
"Han Jisung, kahven soğumadan iç," dedi Minho, sesi ofis genelinde duyulacak kadar resmî ama tonu sadece Jisung'un anlayabileceği kadar manalıydı. "Soğuk kahve odağını dağıtır. Ve o çikolatalardan sadece bir tane ye; toplantıda uykunun gelmesini istemiyorum."
Minho yürümeye devam ederken, Seungmin arkadan fısıldadı: "Aynen yoldan geçen Tanıdık bir 'patron' masana kahve bıraktı "
Toplantı odasında
Ofisin cam duvarlı, büyük toplantı odasında hava her zamankinden daha ağır ve resmîydi. Chan yeni reklam filminin sunularını heyecanla anlatıyor, Changbin bütçeleri kalem kalem açıklıyordu. Masanın bir ucunda Minho, o meşhur ifadesiyle tabletine bakıyor; karşısında ise Jisung, sabahki kahvenin ve notun verdiği o garip heyecanla notlar alıyordu.
Ancak bu toplantının diğerlerinden çok önemli bir farkı vardı
Minho, Chan’ın sunumunu böldü ve gözlerini doğrudan Jisung’a dikti. "Han, dün gece geç saate kadar üzerinde çalıştığın o sloganları ekrana yansıt bakalım. Bakalım o 'dikkat dağıtıcı' arkadaşın gitmesi işe yaramış mı?"
Jisung, "Tabii efendim," diyerek titreyen elleriyle sunumu başlattı. Ancak o sırada garip bir şey oldu. Minho, uzun bacaklarını masanın altında hafifçe uzatmış, ayağının ucuyla Jisung’un spor ayakkabısına çok hafifçe dokunmuştu.
Jisung bir an duraksadı, kelimeleri boğazında düğümlendi. Minho’ya baktığında, onun sanki hiçbir şey olmamış gibi ciddiyetle ekrana baktığını gördü.
"Devam et Han," dedi Minho, sesi buz gibiydi ama ayağı Jisung’un ayağını bırakmıyordu. Hatta şimdi daha baskılı bir şekilde, yavaşça yukarı doğru sürtünüyordu. "Neden durdun? Sloganına güvenmiyor musun?"
"Şey... hayır, yani evet, güveniyorum," diye kekeledi Jisung. Masanın üstünde ciddi bir iş toplantısı dönerken, masanın altında Minho resmen onunla oyun oynuyordu.
Hyunjin ve Felix, Jisung’un yüzünün neden aniden domates gibi kızardığını anlamaya çalışıyorlardı. "Jisungie, iyi misin? Klima mı çarptı?" diye fısıldadı Felix.
"Han," dedi Minho tekrar. Bu sefer sesi biraz daha alçaktı, neredeyse bir fısıltı gibi ama herkesin duyabileceği bir otoriteyle. "Görselle metin arasındaki uyum... sence yeterli mi? Yoksa bir şeyler eksik mi?"
Minho bunu söylerken masanın altındaki temasını daha da belirginleştirdi; ayakkabısının ucuyla Jisung’un bileğine küçük darbeler vuruyordu. Bu bir "Uyan," mesajıydı ya da "Seni izliyorum," demenin en tehlikeli hali.
Jisung, masanın altındaki o elektrikli teması görmezden gelmeye çalışarak sunumuna odaklanmaya çalıştı. "Bence eksik değil efendim. Sadece... bazı duyguların dışarıdan hemen fark edilmemesi, onların orada olmadığı anlamına gelmez."
Minho’nun dudaklarının kenarı sadece bir milim yukarı kıvrıldı. Gözlerini Jisung’un gözlerine kilitledi. "Güzel bir savunma. Ama gizli duygular bazen iş performansını etkileyebilir. Dikkatli ol."
Minho ayağını yavaşça çekti ve arkasına yaslandı. Odanın içindeki o yüksek tansiyon, Jisung için neredeyse dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı...
Toplantı biter bitmez herkes "Of, Minho Hyung bugün çok gergindi," diyerek odadan çıktı. Jisung eşyalarını toplarken Minho yerinden kalkmadı. Kapı kapandığında içeride sadece ikisi kalmıştı.
Minho, masanın üzerindeki tabletini kapattı ve Jisung’a doğru eğildi.
"Az kalsın sunumu berbat ediyordun Han Jisung," dedi, sesi artık bir patronunkinden çok, zafer kazanmış bir avcı gibi geliyordu.
"Bunu yapan sizdiniz!" dedi Jisung fısıldayarak. "Masanın altında... neden öyle bir şey yaptınız?"
Minho ayağa kalktı ve masanın etrafından dolanıp Jisung’un yanına geldi. Elini Jisung’un oturduğu sandalyenin kolçaklarına koydu ve onu bir kez daha kendi alanına hapsetti.
"Sadece konsantrasyonunu test ettim," dedi Minho, Jisung’un kulağına doğru eğilerek.
Minho geri çekildiğinde Jisung nefes alabildi. Minho tam kapıdan çıkacakken, o sabahki kahve ve çikolatanın cesaretiyle Jisung arkasından seslendi:
"Testi geçtim mi bari?"
Minho duraksadı, kapı kolunu tutarken hafifçe gülümsedi. "Hayır. Kaldın. Bu yüzden bu akşam da projeler için benimle kalman gerek."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |