11. Bölüm
Soyaa°• / Karizmatik Patron-MİNSUNG / Kedicik💥

Kedicik💥

Soyaa°•
soyass

Saat 17:30 sularında, ofis çalışanları yavaş yavaş toparlanırken Minho, Jisung’un masasına geldi. Elinde bu sefer tablet değil, sadece araba anahtarı vardı.

​"Han, eşyalarını topla. Buranın havası fazla... kurumsal. Bu kafayla slogan çıkmaz," dedi Minho, her zamanki otoriter ama bu sefer biraz daha yumuşak sesiyle.

​Felix, bir elinde çantasıyla yanlarından geçerken duraksadı. "Hayırdır Hyung? Jisung'u yine mi hapse atıyorsun?"

​Minho, Felix’e o meşhur "işine bak" bakışlarından birini attı. "Sadece saha araştırması Felix. Verimliliği artırmak için yer değiştiriyoruz."

​Jisung, Hyunjin ve Felix’in meraklı bakışları altında çantasını topladı. Ofisten çıkıp asansöre bindiklerinde, aynadaki yansımalarında birbirlerine baktılar. Minho, ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını bir tık daha yukarı kıvırmıştı.

​"Nereye gidiyoruz efendim?"

​"Efendim demeyi bırak Han. Ofis içerisinde değiliz," dedi Minho asansör kapısı açılırken. "Ayrıca, Donggyu’nun o gürültülü motoruna binmekten daha güvenli bir yere gidiyoruz"

****

​Minho, Jisung'u şehrin biraz uzağında, ormanlık alana bakan ve sadece yerel sanatçıların bildiği çok şık, sakin bir kütüphane-kafeye götürdü. İçerisi eski kitap kokusu ve taze demlenmiş kahve aromasıyla doluydu.

​En köşedeki, mum ışığıyla aydınlanan bir masaya oturdular. Jisung bilgisayarını açmaya yeltenince Minho eliyle onu durdurdu.

​"Önce biraz nefes al. Masanın altında titreyen birinin yaratıcı bir şey üretmesi imkansız," dedi Minho, bir yandan da garsona iki sert kahve siparişi veriyordu.

​Jisung masaya yaslandı. "Bunu neden yaptınız? Yani... toplantıda o kadar insanın içinde?"

​Minho, arkasına yaslanıp Jisung’u incelemeye başladı. Mum ışığı Minho'nun yüzündeki keskin hatları yumuşatıyor, gözlerini daha da derinleştiriyordu. "Çünkü tepkilerini izlemek hoşuma gidiyor. Ofiste o 'mükemmel stajyer' maskeni takıyorsun, ama biraz kışkırtıldığında gerçek Jisung ortaya çıkıyor. Ve o halin... sloganlarından çok daha ilgi çekici."

​Jisung, kahvesinden bir yudum aldı ve cesaretini topladı. "Siz de 'mükemmel patron' maskenizin altına saklanıyorsunuz. Ama bugün o kahveyi masama bırakan kişi o patron değildi, biliyorum."

​Minho’nun bakışları Jisung’un dudaklarına kaydı ve orada bir saniye daha fazla kaldı. "Belki de artık maskelerden kurtulmanın zamanı gelmiştir Han Jisung. Revizeleri boş ver. Bu akşam sadece burada olduğumuz için buradayız."

​Minho, masanın üzerindeki elini yavaşça ilerletti ve Jisung’un elinin hemen yanına koydu. Bu sefer kaçmak yoktu, saklanmak yoktu. "Söyle bana, o deri ceketli arkadaşın mı sana daha iyi bakıyor, yoksa ben mi?"

Minho, önündeki koyu kahveden bir yudum alıp bardağı porselen tabağına sessizce bıraktı. Kütüphanenin loş ışığı, keskin yüz hatlarını daha da belirginleştiriyordu. "Söyle bana Han," dedi sesi, etraftaki kitap raflarının arasında kaybolan bir fısıltı gibi. "Bana karşı bu kadar direnmen, sadece o deri ceketli arkadaşına olan sadakatinden mi, yoksa benden korktuğun için mi?"

​Jisung tam cevap verecekti ki, masanın üzerindeki telefonun o keskin titreşimi ahşap masada yankılandı. Minho öfkeyle ekrana baktı ama ismi gördüğü an yüzündeki o özgüvenli ifade, saniyeler içinde yerini buz gibi bir dehşete bıraktı.

​"Bunu açmam lazım," dedi sesi aniden kısılarak. Telefonu açtığında Minho’nun o meşhur dik duruşu çöktü. "Efendim? Ne? Yine mi kriz geçirdi? Hayır, hayır... Bayan Park, lütfen dayanmasını sağlayın, beş dakikaya oradayım!"

​Minho telefonu kapattığında ellerinin zangır zangır titrediğini Jisung bile görebiliyordu. Ceketini hışımla sandalyenin arkasından kaptı. "Gitmem lazım. Özür dilerim Jisung, ama bu... bu dünyadaki her şeyden daha önemli."

​Jisung, Minho’nun bu kadar dağıldığını görünce içindeki endişe patladı. "Efendim! Bir sorun mu var? Aileniz mi? Bu halde araba kullanamazsınız, izin verin ben süreyim!"

​Minho reddetmek istedi ama o anki çaresizliği gözlerinden okunuyordu. "Tamam," dedi sadece. "Ama hızlı olmamız lazım. Eğer ona bir şey olursa... ben kendimi asla affetmem."

​Yol boyunca Jisung, Minho’nun hayatındaki o "çok özel" kişinin kim olduğunu düşünüyordu. Bir sevgili mi? Ölüm döşeğindeki bir kardeş mi? Minho sürekli saate bakıyor, dudaklarını kemiriyordu. "Lütfen yetişelim," diye sayıklıyordu kendi kendine.

​Minho’nun dairesine vardıklarında, Minho kapıyı öyle bir hızla açtı ki Jisung arkasından yetişmekte zorlandı. Salona daldıklarında Jisung, yaşlı bir kadının yerde diz çökmüş olduğunu gördü. Minho, kadının yanındaki o "canlıya" doğru atıldı.

​Jisung tam o anda donakaldı. Minho’nun uğruna dünyayı yakacakmış gibi paniklediği, "hayatımın anlamı" dediği varlık; bir insan değil, nefes almakta zorlanan turuncu-beyaz bir kediydi.

​Minho, kediye sanki paha biçilmez bir pırlantaymış gibi sarıldı, onu göğsüne bastırdı. "Soon-ie! Babacığım, buradayım... Aç gözlerini, lütfen bırakma beni."

​Jisung, kapı eşiğinde öylece kalakaldı. Ofiste herkesin "duygusuz, sert, taş kalpli" dediği Lee Minho, şu an yerde diz çökmüş, kucağındaki bir kediye "lütfen beni bırakma" diyerek fısıldıyordu. Ofisteki o görkemli patron imajı, bir kedi tüyü kadar hafiflemiş ve uçup gitmişti

Bir süre sonra kedi, Minho’nun kucağında sakinleştiğinde ve tehlike geçtiğinde Minho yavaşça ayağa kalktı. Gözleri hafifçe buğulanmıştı. Jisung’un orada olduğunu unutmuş gibiydi; fark edince bir an dondu. Karizmasını geri kazanmaya çalıştı ama o sarsılmış hali hala üzerindeydi.

​"Bunu gördün," dedi Minho, sesi her zamankinden daha yorgun ve kırılgandı. "Korkunç direktörün, bir tüy yumağı için nasıl dağıldığını gördün."

​Jisung yavaşça ona yaklaştı. Gülmüyordu, dalga geçmiyordu. Aksine, bakışları daha önce hiç olmadığı kadar samimiydi. "Bence bu, sizin şimdiye kadar yazdığınız en iyi slogandan bile daha değerli efendim. Gerçek bir kalbiniz olduğunu görmek... beni korkutmadı."

​Minho, Jisung’un gözlerinin içine baktı. "Eğer bir kişi bile bunu duyarsa—"

​"söylemem," dedi Jisung, Minho’nun sözünü keserek. "Bu sadece ikimiz arasında.söz"

​Minho, ilk kez savunmasını tamamen indirdi. "Biri öğrenirse ne olur, biliyorsun değil mi Han?"

Han kafasını onaylar anlamında salladı

****

​Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Salondaki büyük camdan şehrin ışıkları sızıyor, içeride ise sadece loş bir lamba yanıyordu. Minho, Soon-ie’nin yatağının yanına, halının üzerine çökmüştü. Jisung da hemen yanına oturdu.

​"Biliyor musun," diye fısıldadı Minho, bakışlarını kedisinden ayırmadan. "... ilk kez birini kaybedeceğimden bu kadar korktum."

​Jisung, Minho’nun daha önce ofiste hiç duymadığı o ince ve kırılgan ses tonuyla sarsıldı. Jisung yumuşakça. "Bak, şimdi çok daha iyi nefes alıyor. Sadece senin burada olduğunu bilmeye ihtiyacı vardı."

​Minho başını yavaşça koltuğun kenarına yasladı ve gözlerini kapattı. "Ofiste herkes benim bir 'başarı makinesi' olduğumu düşünüyor. Duygusuz, sert, hata kabul etmeyen Lee Minho... Ama eve geldiğimde sadece onun 'babasıyım'. Eğer bu hallerimi görseler, kimse benden çekinmezdi."

​Jisung kıkırdadı, başını Minho’nun omzuna yaklaştırdı ama dokunmadı. "Bence tam tersi olurdu. İnsanlar sizi daha çok severdi. Ama merak etmeyin, bu gizli krallığın sırrı bende saklı."

Gecenin ilerleyen saatlerinde yorgunluk ikisini de ele geçirmeye başladı. Minho’nun başı, farkında olmadan Jisung’un omzuna düştü. Jisung bir an nefesini tuttu; az önce kütüphanede kendisine meydan okuyan o devasa ego, şimdi omzunda huzurla uyuyordu.

​Minho uykusunda hafifçe kıpırdandı ve Jisung’un koluna tutundu. Jisung, Minho’nun bu çocuksu teslimiyetine karşılık vererek başını onun başına yasladı. O an, ne "Kreatif Direktör" vardı ne de "stajyer". Sadece birbirine sığınan iki ruh vardı.

​Sabahın ilk ışıkları odaya dolarken, Soon-ie canlanmış bir şekilde yerinden kalkıp Minho’nun elini yalamaya başladı. Minho gözlerini araladığında, ilk gördüğü şey hemen yanı başında uyuyakalan Jisung’un huzurlu yüzü oldu.

​Minho, Jisung’u uyandırmamak için nefesini tuttu. Elini yavaşça kaldırıp Jisung’un alnına düşen saç tutamını kenara çekti. Parmakları Jisung’un tenine değerken, kendi kendine fısıldadı:

​"Sanırım en büyük sırrım artık kedim değil, Han. En büyük sırrım... senin yanında bu kadar savunmasız kalabilmem."

 

Bölüm : 28.01.2026 19:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...