
Seul’ün en havalı ve renkli reklam ajansı olan L-Idea Studio, her sabah olduğu gibi yine bir karnaval alanını andırıyordu. Girişteki dev ekranda neon renklerle "YARATICILIK DURMAZ" yazısı yanıp sönüyor, ofisin içinde bir yerlerden kahve kokuları ve yüksek sesli gülüşmeler yükseliyordu.
Jisung, binanın girişinde durup derin bir nefes aldı. Üzerindeki sarı sweatshirtü ve hafif dağınık saçlarıyla, buradaki diğer "takım elbiseli" ciddi binaların aksine tam bir L-Idea çalışanı gibi görünüyordu.
"Tamam Jisung, sakin ol," diye mırıldandı kendi kendine. "Sadece dünyanın en iyi reklam yazarı olacaksın. İlk adım: İçeri gir ve düşme."
Tam o sırada arkasından bir kol omzuna dolandı. Bu, Jisung'un çocukluktan beri ayrılmadığı ve bu ajansa stajyer olarak birlikte girdiği Felix’ti.
"Jisungie! Neden kapıda heykel gibi dikiliyorsun? Jeongin çoktan yukarı çıktı, hatta bedava atıştırmalık kutusunu keşfetti bile!"
Felix, o meşhur parlak gülümsemesiyle Jisung'u asansöre doğru sürükledi. "Bugün harika olacak! Duydun mu, bizim departmanın başındaki adam tam bir efsaneymiş. Ama biraz... nasıl desem... 'fazla' disiplinliymiş."
Asansörde
Asansör tam kapanmak üzereyken, araya giren siyah deri bir ayakkabı kapıların tekrar açılmasını sağladı. İçeriye, sanki etrafındaki havayı bile donduran ama bir o kadar da kendine çeken bir aura girdi.
Siyah, üzerine tam oturan gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamış; elinde gümüş bir saat ve bir tablet tutan adam, çocuklara bakmadan asansörün aynasından saçlarını düzeltti. Bu Lee Minho'ydu.
Jisung, adamın aynadaki yansımasıyla göz göze geldiğinde kalbinin bir anlık teklediğini hissetti. Bu kadar yakışıklı olması yasal mı? diye düşündü. Ama sonra Minho’nun keskin bakışlarını fark edince hemen kafasını eğdi.
Minho, hafifçe yana dönüp Jisung’a baktı. "Yeni stajyerler?"
Felix neşeyle, "Evet efendim! Ben Felix, bu da Jisung!" dedi.
Minho, Jisung’un üzerindeki parlak sarı sweatshirtü süzdü. "Burası bir ajans, bir kreş değil. Renk seçimin göz yoruyor, Han Jisung."
Jisung şaşkınlıkla ağzını açtı. "Ama efendim, L-Idea’nın sloganı 'Renklerinle Parlayın' değil miydi? Ben sadece slogana sadık kalıyordum."
Minho asansörden inerken hafifçe duraksadı. Başını omzunun üzerinden çevirip Jisung’a yarım bir gülüş attı—bu hem alaycı hem de malmısın diyen bir gülüştü. "Sloganları bana satmaya çalışma, onları ben yazdım. Yukarı gelince odama bir Americano getir. Ve lütfen, dökmemeye çalış."
Kapılar kapandığında jisung göz devirdi Felix, Jisung'un kolunu sıktı. "Oha! Sana az önce laf mı soktu yoksa kur mu yaptı anlamadım ama adam resmen bir 'vibe' abidesi!"
Mutfakta
Jisung, mutfakta kahveyi hazırlarken elleri titriyordu. O sırada içeriye devasa kollarıyla ve yüzünde büyük bir sırıtışla Changbin girdi.
"Selam gençler! Ben Changbin, finans ve prodüksiyonun kas gücüyüm! Kim bu korkudan titreyen minik sincap?"
Jeongin masanın bir köşesinde ağzına bir kraker atarak yanıtladı: "Bu Jisung. Az önce Minho Hyung ile asansörde kapışmış."
O sırada yan masada laptopuyla bir şeyler çizen Hyunjin, dramatik bir iç çekerek kafasını kaldırdı. "Minho’nun radarındaysan işin zor tatlım. Ben bile bazen onun bakışlarından kaçmak için masanın altına saklanıyorum. Ama merak etme, eğer seni sevmezse bile tasarımda seni harika gösteririm."
Kapıdan giren Seungmin ise her zamanki sakinliğiyle elindeki dosyayı masaya bıraktı. "Minho Hyung kahvesini bekliyor. Ve Jisung, eğer o kahveyi soğuk götürürsen seni bütün gün arşiv odasında dosyaları alfabetik sıraya dizdirerek cezalandırır. Söylemedi deme."
Jisung derin bir nefes alıp bardağı kavradı. "Tamam, gidiyorum. Alt tarafı bir kahve ve bir patron. Ne kadar zor olabilir ki?"
Diğerleri Jisung'un bu sözüne bakarak bilmişçe güldüler
Jisung L-Idea Studio’nun kalbine doğru ilerliyordu. Elindeki kahve bardağı adeta bir saatli bomba gibi geliyordu ona.
Minho’nun kapısının önünde durdu. Kapıda şık, metalik bir plaka üzerinde "Lee Minho - Yaratıcı Direktör" yazıyordu. Jisung derin bir nefes alıp kapıyı iki kez tıkladı.
"Gel."
İçerisi, dışarıdaki o cıvıl cıvıl kaosa inat inanılmaz düzenli ve moderndi. Minho, devasa cam duvarın önünde, şehre karşı duruyordu. Jisung içeri girince yavaşça döndü.
"Kahveniz, efendim. Şekersiz Americano. Tam istediğiniz gibi..." Jisung masaya yaklaşıp bardağı bırakırken, Minho’nun masasının üzerindeki bir çizim dikkatini çekti. Bu, bir parfüm markasının yeni reklam taslağıydı ama Jisung’un gözü oradaki bir detaya takıldı.
Minho kahveden bir yudum alıp Jisung’u izlemeye başladı. "Neden Hala buradasın Han Jisung? Ve yine neden o sarı sweatshirtünle odamdaki renk dengesini bozuyorsun."
Jisung normalde susardı ama o yaratıcı ruhu bir anda devreye girdi. "Efendim, o taslaktaki renk paleti... Çok soğuk değil mi? Eğer bu bir 'bahar' kokusuysa, neden okyanus mavisi kullandınız? İnsanlar baharda su değil, güneş ister."
Minho bardağı sertçe masaya bıraktı. Jisung bir an "Aha sıçtım, şimdi kovuluyorum," diye düşündü. Minho yavaş adımlarla masanın etrafından dolanıp Jisung’un tam önünde durdu. Boy farkı çok olmasa da, Minho’nun yaydığı o baskın enerji Jisung’u duvara yaslanmış gibi hissettiriyordu.
"Sen," dedi Minho, sesini alçaltarak. "Daha ilk saatinde benim tasarımımı mı eleştiriyorsun?"
Jisung yutkundu ama geri adım atmadı. "Eleştirmiyorum, sadece... Farklı bir bakış açısı sunuyorum."
"Ah Jis sıçtın bari sıvama" diye geçirdi kendi içinden Jisung Minhoya bakarken
Minho, Jisung’un gözlerinin içine o kadar uzun ve derin baktı ki, Jisung kalbinin güm güm attığını odadaki herkes duyacak sandı. Tam o sırada kapı pat diye açıldı ve içeriye neşeyle Chan daldı.
"Minho! Toplantı başlıyor! Ah, yeni stajyerimiz de buradaymış. Jisung, gel bizimle! Bugün seni aslanların önüne yem olarak atıyoruz."
Minho, bakışlarını Jisung’dan ayırmadan gülümsedi. Ama bu seferki gülümseme daha farklı, meydan okuyan bir gülümsemeydi. "Gelsin bakalım Chan. Bakalım 'güneş' fikirleri masada da parlayacak mı, yoksa o güneş müsait biryerlerine girip sönecek mi?"
Jisung Minho ile odadan çıkarken içinden geçirdi
"Ah jisung ah bu adam o güneşi senin götünde patlatacak ilk günden kovuldun be oğlum"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |