
Toplantı odasında tüm ekip toplanmıştı. Hyunjin tabletinde hızlıca bir şeyler çiziyor, Seungmin sunum notlarını kontrol ediyor, Changbin ise elindeki stres çarkıyla oynuyordu. Felix ve Jeongin ise köşedeki sandalyelere sinmiş, Jisung’a "Ne oldu içeride?" der gibi işaretler yapıyorlardı.
Chan ellerini birbirine vurdu. "Tamam ekip! Müşterimiz yeni bir enerji içeceği için bizden 'sıra dışı' bir şey istiyor. Klasik 'spor yap, enerjik ol' temasından bıktılar. Fikri olan?"
Oda bir an sessizliğe büründü. Herkes birbirine bakarken Minho, göz ucuyla Jisung’u süzdü. "Evet Jisung? Madem okyanus mavisini beğenmedin, bize bu içecek için bir 'güneş' fırlat bakalım."
Tüm gözler Jisung’a döndü. Jisung önce biraz panikledi, Felix masanın altından ona destek vermek için baş parmağını kaldırdı. Jisung derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı.
"Benim fikrim... Şey... Neden enerjiyi sadece fiziksel bir şey gibi gösteriyoruz? Bu içecek, insanların hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu o 'küçük kıvılcım' olsun. Reklamda kimse koşmasın, herkes yapmak isteyip de cesaret edemediği şeyi yapsın. Mesela bir ofis çalışanı masasının üzerinde dans etsin!"
Changbin heyecanla atıldı: "Ooo! Ben o dansçıyı oynayabilirim!"
Hyunjin güldü: "Ay Allah korusun masayı felan kırarsın Changbin."
Minho ise sessizdi. Kalemini parmaklarının arasında çeviriyordu. Herkes onun Jisung’u azarlamasını beklerken, Minho ağır ağır konuştu. "Kıvılcım... Fikir fena değil. Ama o kıvılcımı başlatacak bir 'ateşe' ihtiyacımız var."
Toplantı bittiğinde herkes dışarı çıkarken Minho, Jisung’un yanından geçerken durdu ve sadece onun duyabileceği bir sesle fısıldadı:
"Yarın sabah o 'kıvılcım' fikrinin tüm detaylarını masamda istiyorum. Ve Han... Yarın sarı giyme. Turuncu giy. Madem güneş olacaksın, tam ol."
Minho odadan çıktığında Jisung olduğu yerde göz devirdi Felix hemen yanına koştu. "Jisung! Adam resmen seninle taşşak geçiyor!"
Jisung gıcık almış bir tepkiyle mırıldandı"fark ettim, pipi kafa"
Akşam Ofiste
Ofisin o cıvıl cıvıl gürültüsü yerini bilgisayar fanlarının hafif uğultusuna ve dışarıdaki şehrin uzak seslerine bırakmıştı. Felix ve Jeongin, "Hadi gel artık, pizza yiyeceğiz!" diye ısrar etseler de Jisung, Minho’nun o "masamda olsun" dediği sunumu bitirmeden çıkmaya niyetli değildi.
Jisung, büyük grafik tabletinin başında, enerji içeceği kampanyası için "kıvılcım" konseptli görselleri düzenliyordu. Turuncu ve altın sarısı tonlarıyla uğraşırken bir yandan da kendi kendine mırıldanıyordu. "Turuncu giy dedi bir de yavşağa bak... Sanki gardırobumda her renkten sweatshirt var amk"
Tam o sırada, ofisin öbür ucundaki cam bölmeli odanın ışığının hala yandığını fark etti. Minho da oradaydı.
Jisung yutkundu. "Niye Hala gitmemiş bu deli," diye fısıldadı. Tam o anda kapı açıldı ve Minho, ceketini omuzuna atmış, gömleğinin en üst iki düğmesini açmış bir halde odasından çıktı. Yorgun görünüyordu ama o baskın karizmasından hiçbir şey kaybetmemişti.
Minho, çıkış kapısına yönelmek yerine yavaş adımlarla Jisung’un masasına doğru ilerledi. Jisung hemen dikleşti, sanki suçüstü yakalanmış gibi ekranını gizlemeye çalıştı.
"Hala burada mısın Han?" dedi Minho. Sesi, gündüzki sertliğinin aksine daha boğuk ve yumuşaktı.
"Şey... Sloganları ve görsel taslakları bitirmeye çalışıyordum efendim. Yarın sabah demiştiniz ya..."
Minho, Jisung’un dibine kadar gelip eğildi ve ekrandaki tasarıma baktı. O kadar yakındı ki, Jisung onun hafif odunsu ve naneli parfümünü duyabiliyordu. Nefesi Jisung’un yanağına çarpıyordu.
"Bak buradaki gölge çok keskin," dedi Minho, elini uzatıp Jisung’un fareyi tutan elinin üzerine koyarak. Jisung’un kalbi o an bir anlığına durdu. Minho’nun eli sıcaktı ve parmakları Jisung’un elini tamamen kavramıştı. "Işığı buradan verirsen, o 'kıvılcım' daha gerçekçi durur."
Minho fareyi hafifçe hareket ettirip tasarımı düzeltti. Ama elini Jisung’un elinden hemen çekmedi. Birkaç saniye öylece kaldılar; ofisin sessizliğinde sadece ikisinin nefes alışverişleri duyuluyordu.
Minho yavaşça doğruldu ve Jisung’un fal taşı gibi açılmış gözlerine baktı. Dudaklarının kenarında yine o belli belirsiz, gizemli gülümseme belirdi. "Çok çalışıyorsun. Ama beynin yorulunca yaratıcılığın ölür. Kapat artık şunu."
Jisung kekeleyerek, "Ama... bitmek üzereydi," dedi.
"Sana kapat dedim Jisung," dedi Minho, bu sefer daha otoriter ama içinde bir parça şefkat barındıran bir sesle. "Aşağıda arabam var. Seni evine bırakacağım. Bu saatte otobüs bekleyip yarın işe uykulu gelmeni istemem."
Jisung şaşkınlıktan donup kalmıştı. "Siz... beni mi bırakacaksınız?"
Minho ceketini düzeltti ve arkasını dönüp yürümeye başladı. "Eşyalarını topla. 5 dakikan var. Yoksa burada kalır, Seungmin’in dediği gibi dosyaları alfabetik sıraya dizersin."
Jisung, "Hemen geliyorum!" diyerek eşyalarını çantasına tıkıştırmaya başladı. Kalbi hala Minho’nun elinin sıcaklığını hissediyordu.
L-Idea Studio’nun asansörüne bindiklerinde, Jisung aynadaki yansımalarına baktı. Yan yana duruyorlardı. Minho her zamanki gibi kusursuz ve ciddi, Jisung ise saçları dağılmış ama gözleri parlayan bir halde...
Arabada
Minho’nun arabası, tıpkı kendisi gibi şık ve ferahtı. Yol boyunca çok konuşmadılar ama aradaki sessizlik gündüzki kadar gergin değildi. Radyoda kısık sesle çalan caz müziği ortama cıvıl cıvıl değil, daha romantik bir enerji katıyordu.
"Neden reklamcılık?" diye sordu Minho aniden, direksiyonu tek eliyle çevirirken.
Jisung biraz düşündü. "İnsanların hayal gücüne dokunmayı seviyorum. Bir afişin veya bir cümlenin birinin gününü değiştirebilme ihtimali beni mutlu ediyor."
Minho başıyla onayladı. "Güzel bir amaç. Ama bu sektörde hayallerini korumak zordur. Herkes seni bir kalıba sokmaya çalışır."
"Size de mi sokmaya çalıştılar?"
Jisung cümleyi yanlış kurmasıyla gülmeye başladı
"Çok pardon…dilim dönmedi üzgünüm"
Minho bir an duraksadı. Kırmızı ışıkta durduklarında ilk önce sırıtarak Jisung’a döndü. "Bana sokamadılar Jisung..." sonra biraz daha ciddileşti "Ben kendi kalıbımı kendim yarattım. Ve şimdi o kalıba kimlerin gireceğine ben karar veriyorum."
Jisung yutkundu. Minho’nun bu kadar doğrudan ve derin konuşması onu etkiliyordu. "Benim... o kalıba girme şansım var mı?"
Minho, yeşil ışık yandığında tekrar yola bakmaya başladı ama yüzünde çok nadir görülen, gerçek bir gülümseme belirdi. "Şu an o kalıbın kenarlarında dolaşıyorsun Han Jisung. Ama dikkat et, içine düşersen geri çıkamazsın."
Jisung’un evinin önüne geldiklerinde, Jisung tam inecekken Minho onu durdurdu.
"Han," dedi. Jisung ona baktı. "Yarın sabah o sunumu yaparken bu geceki kadar cesur ol. Ve turuncu giymeyi unutma."
Jisung arabadan inip apartmanına doğru yürürken gülümsedi. Artık emindi; Minho sadece sert bir patron değil, aynı zamanda çözülmesi gereken en karmaşık ve en çekici reklam kampanyasıydı...
yada sadece kartondan bir poster
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
669 Oy |
0 Takip |
32 Bölümlü Kitap |