3. Bölüm

3. bölüm

Gül Şavkılı
svkqull

[Tomme profit, Brooke Can't Help Fallıng in love (Dark)]

 

Bilgileri okuduğum andan itibaren şaşkınlığımı gizleyememiştim.

Kitapta yazan şeyler imkansız gibi geliyordu ama ben o imkansızı imkan veren kişiydim...

 

şu andan itibaren. Halen bana niye o şekilde davrandıklarını açıklayamamış olsamda şu anda olduğum dünyayı anlamış bulundum. Çünkü burası benim dünyam değildi burası başka bir evrendeki dünyaydı. Buranın düzeni olup bitenler tamamıyla kendi dünyamdan farklıydı.

 

Bu dünyadan çıkmanın bir yolunu bulmalıydım ailem şu anda beni arıyor olabilirlerdi kendi dünyamda bu olup bitenler nasıl oluştu halen anlayamıyordum. Gözlerimi kapayıp açmakla farklı bi yerdeydim resmen. Bir şekilde buradaki sistemi anlamam gerekti kitap takı bilgilerle çözümleyebilirdim ama kitab'a benzediğinden eksik bilgiler de vardı mutlaka. Buradakilere bu durumu zaten anlatamam ama güvenlerini kazanırsam o zaman buradaki sistemi anlayıp eve dönüş yolunu da bulurdum.

 

Çoktan 3 gün geçmişti ama beni dışarıya çıkartmadılar sadece tanımadığım bir adam düzenli olarak yemek getirip gidiyordu. Ne zaman beni çıkartacaklardı acaba?

 

Ayrıca o kadın.... Büyükannem eğer öldüyse ben nasıl yaşıyorum? Yada anneme noldu bu dünyada babam ne yapıyor o kadar çok kafam karışık ki bu durumlar beni geriyor ve korkutuyor ama bunu dışarıya belli edersem ölme ihtimalim yüksek.

 

Bunları düşünürken kapının kilit sesini duydum kapıyı açıp girdi o gün beni buraya kapatan adam. Yüzünde soğuk bir ifade vardı sanki benden tiksinir gibi bakıyordu.

 

"Daha ne kadar burada durucam? Benle napmayı düşünüyorsunuz? Ne suçum var anlamıyorum hiç birşey?"

 

"Bence anlaman gerekiyor çünkü bu sorulara da tek cevap verebilecek olan sensin."

 

"Yemin ederim anlamıyorum neyden bahsettiğiniz bilmiyorum"

 

Adam bir anda sinirle üzerime yürümeye başladı, korkudan geriye sıçrayıp duvara hafifçe çarptım. omzum ve kolum ağrımıştı o gün beni buraya sürüklerken o kadar kötü tutmuştu ki kolumdan ve omzumdan hafif bir morarık vardı.

 

Sanırım bunu kendisi de fark etmişti duvara çarptığım anda yüzüne şaşkın bir ifade bürünüp geri cekildi ve yüzünü sıvazladı, düşünür bir hale büründü.

 

"Sana inanmıyorum kim olduğunu bilmiyorum ama bulacağımdan emin olabilirsin küçük kız. Eğer az bişey aklın varsa bana gelip konuşursun, ama konuşmazsan o zaman senin başın yanar ve bu yangından da çıkamazsın benim yardımım olmadan"

 

Karşımdaki Adam bunları konuşurken endişeleniyordum içimden bir ses haklı olduğunu söylüyordu ve bu da beni endişelendiriyordu. Bilmiyormuş gibi bakmaya devam ettim adam yüzümdeki ifadeyi inceledikten sonra gitti ve kapıyı açık bıraktı.

 

Çıkmama izin mi veriyordu yani yoksa bu bir tuzak mı? Olabilir kim olduğumu bulmak istiyor sonuçta bu adam ve dikkatli davranmam gerek bu saatten sonra en ufak hatamda bunu anlayacak bir adama benziyor çünkü.

 

"Daha ne kadar orda durmayı bekliyorsun küçük ceylan"

 

Kapımda beliren kişi o gün o adamı engellemeye çalışan ve bana güven verici bir şekilde bakıp rahatlatan adamdı. Yüzünde hafif bir gülümseme ile bana bakıyordu. Gelip elini uzattı yerden kalkmam için bir süre bana beklentiyle baktı ben ise sadece yüzüne bakıyordum amacı neydi bunun her ikiside oldukça tuaf insanlar. Geri yerden kalktım

 

"Sağol ama bu kadar yardım yeterli fazlasına gerek yok"

 

"Yardım mı? Ne yardımı etmişim ben sana önceden-"

 

"O adamı durdurmaya çalıştın ya ayrıca o gün ben yatarken de benim zararsız olduğunu söyledin bence bu bile yeterli yardım etme olarak"

 

Bunu dediğim anda yüzündeki ifade değişmişti ve bana rahatsız olmuş bir ifade ile bakıyordu bu ifadesi karşısında bende afallamıştım çünkü sadece bana o günkü yaptığı hareketi söylemiştim. Yoksa niyetini yanlış mı anlamıştım?

 

"Birincisi o adam dediğin basit birisi değil. burda en saygın insan ve bölge komutanı ve bakanı konumunda olan Fuat Sezgin rastgele bir adam değil. İkincisi senin gibi saf salak birşeyin kendini savunamayacağını bildiğimden iyilik olsun diye yaptım sana şahsi bir şey değil bu, herkese yapacağım birşeydi. Bu münferit hallerin de senin zararına bilhassa söyleyim"

 

Bu şekilde ani çıkışını beklemesemde sinir olmuştum tavrına hem yardım ediyordu hemde sanki kendisi yapmamış gibi normal bir durum gibi anlatıp geçiştiriyordu. Sözlerini sinir kendim yerimden kalkmıştım.

 

"Buradakilerin galiba uzun cümle kurma hastalığı var şunu kısaca da söylebilirdin bana"

 

"Ne yapıyorsan yap ama yardıma ihtiyacın olursa burda olacağım küçük ceylan"

 

Delimidir nedir ya? Sebepsiz yere geliyor geri gidiyor anlamadım. Dengesizsin teki zaten. amacı neyse artık. buradaki herkesin de paragraf konuşma alışkanlığı var galiba.

 

Ayağa kalkıp kulübeden dışarı çıktım. Etrafı incelemeye başladım. Resmi bina niteliklerine sahip konak tarzında bir bina vardı ve etraf ağaçlarla sarılı idi hemen 5 km ilerimizde göl vardı ama işin tuaf kısmı göl çukurlar halinde dağılıyordu ada ve kara üzerinde yani su kendisine farklı konumlarda yer açmıştı ama bunun olabilmesi mümkün değildi eğer burda bir afet gerçekleşmediyse yanardağ patlaması yada büyük bir deprem gibi bir durum ki onlar bile çapı 22km çukur açıp şu genişletecek büyüklükte olamaz.

 

Benim dünyamda gölyazı kasabası ilçe ve kasaba içinde sınırları belliydi ama bu dünyadaki kasabanın sınırları tsunami sonucu dalga izlerine benziyor ve bu çukur göletlerde tuaf durumda açıkçası ama su normal duruyor.

 

Kesinlikle bu dünya kendi dünyamdan çok farklı bu olaylara neler sebep olmuş daha anlayamasamda bulacağım. O kitapta sadece tarihi olayların bahsi geçiyordu. Ancak dünya oluşumu ve iklim hakkında detaylı bir bilgi vermiyordu sadece korunma, tarihi dönümler, isimler, yerler, mevkiler, vardı.

 

Ama bu durumda nasıl kaçabilirimki buradan bir yolunu bulup çıkacağımı söylesemde gerçekçi olmam gerek burda bana bağlantı sağlayabilecek birisi olmadan çıkamam daha çok şey öğrenmem gerek ve bu da ister istemez onlara teslim olmam gerektiği manasına geliyor herşeyi olduğu gibi anlatmayacak olsamda ikna edici olmam lazım ki sonradan bana zarar vermesinler ve şüphe duymasınlar bunları düşünmek bile canımı acıtıyor şu anda çünkü şu anda evimde olabilirdim...

 

"Hey adını bilmediğim kız, buraya gel sana bişey göstercem"

 

Bu da neydi şimdi? Bana çöp parçasıymış gibi bakan kişi şu anda bana acıyıp üzgün bakıyor?!

 

Gerçekten tuaf başta benden nefret ettiğini düşünmüştüm ama 'kuzenim' dediğinden beri bana daha farklı bir gözle bakıyor. Açıkçası niye bunu dedi bilmiyorum ve merak ta ediyorum, bana ilk başta yaptığı muameleden dolayı onla konuşup yüzüne bakmak istemiyorum. Pek seçim şansım yok benim. O yüzden onu takip edip ne diyecek öğrenmem gerek.

 

"Benim adım aksay başta bana normal bir insan gibi davransaydın söylerdim neyse peki gelicem 'canım kuzenim' "

 

Bu onla ironi olsun diye dediğim birşeydi ama 'kuzenim' demem hoşuna gitmiş gibi bir an için gülümseyip geri kendini durdurmuştu. Ardından önüne dönüp yürümeye başladı. Bende onu takip ediyordum.

 

Başta onları izlediğim tarafa doğru yürüyordu. Açıkçası bana ne gösterecek merak içerisindeydim. Belki onla yakınlaşıp kendi tarafıma çekebilirdim.

Bu yararım olurdu ama bu konuda beceriksiz olduğumdan onlar beni kullancakmış gibi hissettiriyor bazen.

Onla beraber yürürken yüzünü incelemeye başlamıştım. Hafif kıvırcık siyah saçları vardı buğday tenli ve ela gözleri vardı. Elmacık kemikleri çıkık keskin yüz hatları ve sert bir mizacı vardı baktığında. Bizim aile yapısına hiç benzemiyordu gözleri hariç ailemiz hep kumral açık sarı renklerde olup ela ve mavi gözlü oluyordu. Ama bu çocuğa baktığımda kuzenim diyebileceğim pek bir ortak özelliğimiz yoktu.

 

Onu o kadar çok incelemiştim ki fark etmeden ufak bir yerleşkeye vardığımızı anlamamıştım az insan vardı ama çok fazla ev vardı. Dikkatimi çeken ilk şey buydu bu kadar çok ev olmasına rağmen 30 zar zor tamamlayan miktarda insan vardı burada. İlginç oysaki baktığın zaman binalar bile gelişmiş duruyor evler her şey. Biraz daha ilerledikten sonra ara sokaklara girdik tuhaf bir şekilde tanıdık hissettiriyordu burası bana değişik bir dejavu yaşadım bu eski evlere bakarken. Bu dar sokaklardan birinde durduk. Yada ben öyle zannettim

 

"Rahatsız olabileceğini düşünüyorsan eğer burada duralım ve geri dönelim"

 

Niye bana bir anda böyle demişti ki tam olarak neyden rahatsız olabilirdim daha doğrusu. Bir anda oluşan nezaketine ve bu tavırlara şaşırsam da pek birşey demedim çünkü diyebilecek bir konumda olduğumu zannetmiyorum şu anda benim ne olup bittiğini öğrenmem lazımdı. Rahatsız olsam bile o yüzden...

 

"Hayır rahatsız olacağımı düşünmüyorum devam edelim"

 

Biraz daha karşımda bekleyip yüzümdeki ifadeyi ölçtü emin olmak ister gibiydi bu sözümden ve ardından yürümeye devam ettik ikimizde 10 adım sonra bir evin önünde durduk eve baktığım zaman dış boyası siyah yanıklarla doluydu kırık camlar kapı ise kırılmıştı evde eşyalar halen duruyordu ama buna rağmen uzun zaman önce terk edilmiş olduğu belliydi evin yeri çimlenmişti çünkü iki katlıydı üst katı dışardan baktığımızda sağlam gibiydi. Betonarme bir evdi.

 

Daha adını öğrenemediğim kişi evin içine doğru yavaş adımlar atarak girdi bende onu biraz izledikten sonra girmeye karar verdim. girişte yürürken eşyaların da yandığını gördüm ama halen sağlam olan bir kaç parça eşya vardı ve olduğu gibi duruyordu açıkcası çalınmamış olması şaşırtıcıydı. Muhtemelen onun işiydi.

Onun gittiği yerleri gözümle takip ederek bende yavaş adımlarla yanına gitmeye başladım. Bir süre sonra ayağıma birşey çarptığını fark ettim ve duraksadım çarptığım şey ayağımı acıtmıştı o yüzden bir anlık acıyla inledim ve ayağımı tuttum

Bir anda kuzenim olan kişide sesimle duraksadı ve bana döndü.

 

Onun yüzüne baktım bir süre ikimizde anlamsız bir bakışma geçti aramızdan ve çarptığım şeye baktım ahşap bir fiskos sehpaydı. Sinir olmuştum anında zaten kolay gerilen ve sinir olan birisiyim buna da ayrıca deli olmuştum sehpayı aldığım gibi uzak bir yere attım ve ardından ufak bir oyuncak bebek gördüm sehpanın altında duruyormuş meğer.

 

 

20 Nisan 2003 (Aksay 5 yaşında)

 

"Doğum günün kutlu olsun prensesim"

 

"Nice mutlu senelere güzel kızım bak sana ne aldım"

 

"Aaa! Oyuncak bebek çok güzel!! Bundan sonra seni ben büyütcem bu benim bebeğimm"

 

"Evet bırtanem senin için aldık annenle beraber"

 

"Hehe teşekkürler babacığım anneciğim bu bebeği çok beğendim"

 

"Iyy senin gibi çirkine de böyle çirkin bir bebek yakışırdı zaten"

 

Abim eliyle bileklik uzatmıştı.

 

"Yanlış anlama bir arkadaşımla beraber yapmıştık beğenmedik o yüzden bu çöpü de sana verelim demiştik"

 

Abime bakıp gülümsemiştim aslında benim için saatlerce uğraşarak yaptığını biliyordum ne de olsa o yüzden hediyesini kabul ettim.

 

İp de sarı yeşil turuncu renklerde boncuklar dizilerek yapılmış bir bileklikti. Abim yapmıştı çok beğenmiştim.

 

O yüzden çok mutluydum bir anda anneannemi üzgün görmüştüm. Ve anneannemin yanına yaklaşıp

 

"Noldu neneciğim? Neye canın sıkıldı söyle onu döveyim"

 

Kaşlarımı çatıp söylemiştim neneme ve nenem ise bana bakıp gülümsemişti nenemin gülümsemesini seviyordum çok tatlıydı o yüzden hep mutlu olmasını isterdim

 

"Bişey yok tatlım annenle babanın almış olduğu hediyeden sonra benimkini beğeneceğini düşünmedim o yüzden verip vermesemmi diye düşünüyordum"

 

Bunu söylerken yanağımı okşamıştı ve hemen ardından yanağımı öpmüştü sulu bir şekilde.

 

"Bir şey olmaz neneciğim senin bana verdiğin her hediyeyi severek kullanırım"

Benden gülerek bu cümleyi kurmuştum.

 

Ve ardından nenem yüzüme bakıp ardından arkasında duran bebeği vermişti

 

Bir bez bebekti ama öbür bez bebeklere benzemiyordu saçları örgüden değil gibiydi gerçekti sanki ve yumuşacıktı. Çok güzel bir bebekti ikiz örgüleri vardı ve üstünde beyaz bir elbisesi vardı sarı göz düğmeleri vardı. Ve saçları ise pembe lastikle bağlıydı.

 

"Çok güzel nene bu! Teşekürler bu bebeğe gözüm gibi bakcam. İyiki varsınız hepiniz iyiki"

 

Bunu derken neneme sarılmıştım ve annenle babamda gelip bana sarılmıştı.

 

"Anne bu bana çocukken verdiğin oyuncak değilmiydi bunu kaybettiğimi zannetmiştim."

 

"Evet kızım bu oydu bunuda bana annem vermişti o yüzden çok dikkatli bakardım sende olduğu zaman bile"

 

"Anne niye saçları bu kadar gerçekçi? "

 

Nenem ne diyeceğini bilemez haldeydi cevap vermemişti. Ama bu soru benimde kafama takılmıstı tüm gün pasta yemiştim ve ateri oynamıstım.

 

..................

 

"Bu bebek... "

 

Kuzenim olan kişi yüzüme bakıyordu şaşkınlıkla

 

"Bu bebeği biliyormusun?"

 

Daha ne olduğunun farkına varmadan gözyaşlarımı bebeğin üzerinde gördüm. Ve o ise bana cevap almak ister gibi yüzüme bakıyordu ama bende şaşkındım cevap versem bile bu durumun sebebini açıklayamazdım o gün doğum günümde anneannemin verdiği bebek aslında onun annesininmiş öyle demişti ve burası onun evi ama bu bebek.

 

Saçları yok dikilmemiş onun yerine yerde uzun boylarda bir sürü saç vardı kesilmiş o kadar çok vardı ki bunu az önce nasıl fark etmediğimi anlayamamıştım. O yüzden şoktaydım bu saçlar o bebeğin saçlarıydı...

 

Bu nasıl olabilirdi buradaki zaman farkı o kadar ilerlemiş ama burada ben yoktum ve sanırım annemde yoktu.

 

Ben yaşıyor muyum?

 

Gerçek miyim bu dünyada.

 

Niye ailem yok ve ben yokum.

 

Ben

.........

 

Bölüm : 16.08.2025 08:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Gül Şavkılı / Mâsiva Sa'ye / 3. bölüm
Gül Şavkılı
Mâsiva Sa'ye

6 Okunma

3 Oy

0 Takip
3
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...