
46. BÖLÜM FİNAL: ELVEDA DERKEN
Alina'nın kaleminden
Kalbimdeki tüm hayal kırıklıklarını izlerini bir kenara bırakmış ve sahip olduğum güzellikleri yüreğimin en derin en tatlı yerinde derin derin solumuştum. Bahar ayları gelmişti. Bahçemde çiçekler açmış sevdiğim adamın aşk dolu sevda bakışları her geçen gün yüreğimdeki buzları eritmişti. Derin derin nefes alıp bahçedeki çiçeklerin köklerine elimdeki suyu boşalttım.
Her geçen gün biraz daha güzelleşiyor ve büyüyorlardı. Bazen kabuslar görüyordum. Zeus ve Eva karşıma dikiliyor ve beni korkunç bir düşüncenin azabından tir tir titretiyorlardı. Ben sadece vatanıma, milletime hizmet etmiştim. Hiçbir şey bu değerlerin üzerinde olamazdı. Olayların üzerinden aylar geçmişti ama yaşamak zorunda kaldığım her şey kalbimde derin izler bırakmıştı. Artık bebeğim dört aylıktı. Oğlum tıpkı hayalindeki gibi babasına benziyordu. Büyüdüğünde onun gibi mert bir delikanlı olacağından hiç şüphe duymuyordum. Adını Vatan koymuştum. Vatan millet he eleyin üzerindeydi ve onu adı gibi vatanına hizmetkâr yetiştirecektim.
Yaşadığımız bu dört ay içerisinde hayatımızda çok güzel değişimler olmuştu. Zeliş anne nihayet yıllardır hayalini kurduğu böbreğe kavuşmuş ve en kısa sürede nakil olmuştu. Annemin kaybından sonra varlığı dünyadaki en değerli şeylerden biriydi. Torununun büyüdüğünü görecek bizimle birbirinden güzel anılar biriktirecekti. Bir insanın vefatı onun gibi onlarca insanın organ yetmezliği sırasında umudunu kaybetmişken yeniden hayata tutunmasını sağlamıştı. İşte mucize tam olarak buydu.
Kısa sürede Yıldırım timindeki tüm arkadaşlarımızın neredeyse başı bağlanmıştı. Türkan ile Umut hâlâ nişanlanmayı başaramamıştı. Umut sanki Türkan'ın abileri kendisinin ciğerlerine sökme niyeti içerisindeymiş gibi kurbanlık koyun edası ile her fırsatta onlardan kaçıyordu. En sonunda onları bir araya getirmek için bir yemek tertip etmiş fakat umut Türkan'ın abilerinin geldiğini görünce bulduğu ilk pencereden kendini bahçeye atmıştı. Türkan bu durumda Umut'u terk etmek için fenalık geçirirken ortalığı toparlamak yine Ayşen'e ve bana kalmıştı. Benzer bir problemi Zeren ile Ozan'da yaşıyordu ama Ozan neyseki Umut'tan yürekli çıkmıştı. Güç Bela da olsa Zeren'in babasıyla konuşmuş ve onun da onayını alarak operasyonun birinci ayında nişanlanmayı başarmıştı. Şu durumda Zeren Türkan ile girdiği iddiayı kazanan isim olmuştu.
Cihangir ile Ayşen ikinci çocuğu düşünmeye başlamıştı. Cihangir Ayşe'nin lohusa bunalımına girmesinden korksa da dünyalar güzeli bir bebeğe hayır diyebilecek durumda değildi. Ayşen operasyonlarda kocasını kaybetme tehlikesi yaşadıktan sonra daha ılık bir kadın olmuş ve Cihangir'e eskisi kadar yüklenmemeye başlamıştı. O gün o günah adasında hepimiz ölebilirdik. Birbirimize olan bağlılığımız bizi hayattan tutan tek şey olmuştu. Özgün sevdiğim adamı orada bırakmaktansa onunla ölmeyi yeğlerdim. Yavrumu bu millete emanet etmekten gurur duyar ve bana verilen vazifeye ölüm korkusuyla ihanet etmezdim. Ardımda huzurlu bir vatan bırakmak en büyük tesellim olurdu.
Ferit'in iki ay önce nihayet Berina ile nişanı yapılmıştı. Güzel kardeşim için Boşnakça öğrenmiş ve iyi bir eş olabilmek için her fırsatta evli arkadaşlarını sıkıştırmaya başlamıştı. Kız kardeşimin bugün kına gecesi olacaktı. Annemin benim kına gecemi görmeyi ne çok istediğini biliyordum. Ellerime kendi elleriyle kına yakmayı ne çok dilemişti Allah'tan! Olmamıştı! İçimde onun burukluğunu yaşasam da en azından Berina'nın kaderinin daha güzel olacağına inanıyor ve huzur buluyordum.
"Ah güzel kızım! Hâlâ hazırlanmadın mı yoksa! Berina'nın bindallısı geldi!" Zeliş annem yüzüne kan gelmiş bir şekilde o sevimli gülüşünü konuşturdu. Buraya sadece ikimiz için gelmişti.
"Ay ne kadar da güzel olmuş böyle!" Dedi Ayşen keyifle. Bakışları ışıl ışıldı. Berina üzerindeki bindallı ile boy aynasının karşısında kendisine hayran hayran baktı! Yosun yeşili gözleri dolu dolu olmuştu. Üzerinde kırmızı renk bindallısı vardı. Saçlarını açmış uzun kumral saçlarının omuzlarına dökülmesine izin vermişti. Perçemleri alnının iki yanından dökülmüş hilal kaşlarını örtsene güzelliğini bütünüyle ortaya çıkarmıştı.
"Çok güzel görünüyor! Hayal ettiğim gibi! Bunu bulabilmek için Ferit'le epey gezdik!" Berina sözlerini Boşnakça söylese de az çok Türkçe öğrendiğini biliyordum. "Harika görünüyorsun güzel kardeşim! Annem seni böyle görse mutluluktan ağlardı." Yanaklarını sıkıp annemin yokluğunda aynı şefkati hissettirerek alnından öptüm. Hana kıkırdayıp Berina'nın bindallısıyla oynamaya başladı. "Bu şey çok güzel! Kocaman!"
"Saçlarını şöyle dağınık bir topuz yapalım!" dedi Zeren. Kardeşimle benim kadar ilgilenmişti. "Annem saçlarımızı açık severdi!" Berina gülümseyerek bakışlarındaki nemi gizledi. "Evet! Saçlarımı annemin sevdiği gibi dalgalar attırarak açık bırakmak istiyorum." Hana'nın puslanan bakışları kalbime işlemişti.
"Üzülme! Annem bizi cennetten görüyor ve kim bilir ne kadar mutlu oluyor." Herkesin dudaklarındaki tebessüm büyüdü. Üzerime beyaz saten bir gece elbisesi geçirmiş ve makyajımı tamamladıktan sonra aynadaki güzelliğime bakmıştım. Eva kadar zayıf değildim artık. Yeniden Alina olmuştum! Binbaşı Barbaros'un biricik karısı Alina... Bazen konuşmam ve yürüyüşüm Eva'yı anımsatsa da büründüğüm rolün kişiliğimi örtmesine izin vermemiştim.
"Neden bana bu işkenceyi yapıyorsun? Güzelliğini seyretmeye doyamadığımı bildiğin halde ortalıkta böyle kuğular gibi dolaşman adil mi?" Bakışlarımı aynadan kurtarıp kollarımı boynuna doladım. Yanağına dolu dolu bir öpücük bıraktığımda burnunu boynuma gıdıklar gibi sürtüp tenimdeki kokunun tadını çıkardı. "Sensiz kaldığım günler bana ne büyük işkenceysi biliyor musun? Oh olsun sana! Çek biraz hasret derdini!" Haylaz kahkahalar attığında güneş yeniden bulutların ardına saklanmayı bırakıp avuçlarıma düştü. İçim ısındı. Bosna'nın ayazı, acılarımın gölgesi silindi zihnimden. "Yaramaz Boşbak kızı! İntikam duygunu da elindendir bırakmıyorsun!"
"Binbaşının gözleri köz olup kalbime düştüğünden bu yana içimde hiçbir kötü duygu barındıramıyorum. Sevdan senden geriye bir şey bırakmıyor." Güçlü kaslı kolları belimi sardığında kadını olduğum için Allah'a binlerce kez şükrettim.
"Çok mutluyum! Sen, oğlumuz, dostlarımız... Her şey ne kadar da güzel değil mi Alina? Bir yandan sevdiğim mesleği yapıyor diğer yandan hayatımın aşkıyla eşsiz bir yuvanın huzurunu yaşıyorum." Başımı göğsüne yaslayıp ona sımsıkı sarıldım. Dudaklarımı boynuna yavaşça sürttüm.
"Ben o cehennemdeyken sana kavuşacağımı ve bu aşkı doyasıya yaşayacağımı hiç düşünmezdim. Hiçbir şey bozulmasın istiyorum. Keşke..." Sözün burasında dudaklarımdan firar etmek isteyen kelimeler duraksadı. " Erkin değil mi? Erkin..." Son kelimesini iç çekerek efkarlı söylemişti.
" Kıskanmıyorum artık merak etme! Sadece en yakın dostumun aramızdan ayrılacağını düşününce bir ateşin içime düşmesine engel olamıyorum. İyi kötü acı tatlı günler geçirdik. Ona bir can borcum var biliyorum. Bir de özür tabii... İnsan aşka düşünce sevdiği insan hayatının anlamı oluveriyor. Seni kaybetme korkusu bazı zamanlarda beni hiç olmadığım birine dönüştürdü. Bunları aşmak çok zordu ama başardım! Şimdi sadece onun mutlu olmasını istiyorum. Can dostumun..."
Hüzünlü bir tebessümle bakışlarımı kaçırdım. "Annem her zaman geç kalmışlığınıza üzülmeyin derdi belki gitmek istediğiniz fırında sizin için hepsinden daha güzel bir ekmek saklıdır. Ben Erkin'in de er ya da geç hayatının aşkını bulacağına inanıyorum. Öyle çok sevilecek ve öyle çok sevecek ki kayıp olarak gördüğü her şey için Allah'a teşekkür edecek!"
"Ağır imtihandı ama başardık sanırım! Kendimizi bozmadan doğru olanı yaptık!" Ellerini tutup kalbimin üzerine bastırdım. Haklıydı. Aramıza giren bu duygu mücadelesini incitmeden kazanabilmiştik.
"Aaaaa! Hadi ama gençler! Daha neyi bekliyorsunuz? Her şey hazır!" Umut'un seslenişi ile birlikte araçlarımıza yerleşip kınanın yapılacağı salona doğru yol aldık. Kalabalık bir ortam olduğunu görüyordum. Her yer allara boyanmıştı. Beyaz saten elbisemle dolaşırken kucağımda Vatan ile birlikte misafirleri karşılıyordum. Berina'nın varlığıma ne kadar ihtiyaç duyduğunu bildiğim için çok oyalanmadım. Zeren yine halay başını kimselere bırakmamıştı. Türkan'la ölümüne rekabet içindeydiler. Zeliş annem de sağlık problemleri çoktan unutmuş kucağında minicik oğlumla torun sevgisine doyarak alkış tutmaya başlamıştı. Umut keyiften dört köşeydi. Ozan da halayda kendinden geçmiş görünüyordu. Onları en son yaptığımız sahte düğünde bu kadar neşeli görmüştüm.
Gözlerim uzak masalardan birinde oturan Erkin'i buldu. Bakışlarım kendisinde duraksayınca hüzünlü bir tebessüm dudaklarında dolaştı. Bize rahatsızlık vermemek için yine uzak durmaya çalışıyordu. Bense onun yanımızda olmasını istiyordum. Tüm bunları çoktan aşmıştık. "Ay huysuz çocuk! Yine ortalığı ayağa kaldırdı benimki!" Ayşen küçük bir tazmanya canavarı tutuyormuşcasına temkinli bir şekilde kucağındaki oğluna baktı. "Bir an önce bu küçük yaramaza tuvalet eğitimi vermeliyim. Herkesin akıl sağlığı için bu gerekli!" Kıkırdamalarımızı umursamadan oğlunun altını değiştirmek için bebek bakım odasına gitti.
Cihangir beyaz siyah takım elbisesinin içinde dudaklarını kemirmekle meşgul olan Ferit'e küçük bir omuz attı. "Benim hatunu bir görseniz muma döndü muma! Eh benim gibi harika bir adamı kaybetmenin ne demek olduğunu anladı tabii! Son operasyondan sonra bizim hatun iyilik meleği kesildi!" Timin diğer erkekleri haylaz haylaz sırıttı. Erkin de kaşının birini kaldırıp alaylı bir şekilde gülmüştü. "Başına şimşek mi düştü acaba kontrol etseydin!"
"Yok ne şimşeği!" diye atıldı Cihangir. Hindi gibi kabarmaya başlamıştı. Ayşen dize gelmişti az şey mi? "Bu kadın milletine çok yüz vermeyeceksin badi! Kaşıkla ağzına veriyorsan sapıyla azıcık dürteceksin! Yoksa hiç başa çıkılmıyor! Şimdi öyle mi? Ayşen otur diyorum, ikiletmeden oturuyor! Kalk diyorum amuda bile kalkıyor! Kadın canımı sıkma sofrayı kur diyorum!" Cihangir biraz sesini kırıtır tarzda kullanarak devam etti. "Tamam kocacığım! Sen iste kocacığım!" diye viyaklıyor. "Ben bilmemişim badi! Çok yüz vermişim! Şimdi ipleri elime aldım. Ben bu hızla delikanlılığın kitabını bile yazarım!"
Umut Cihangir'in arkasında Ayşen'i görünce soğuk bir ter atmıştı. Ben şimdiden Cihangir'e acımaya başlamıştım bile. "Aman badi! Niye öyle diyorsun? Bak melek gibi karın var daha ne olsun?" Bunu Ayşen'i başına bela etmemek için söylediğine yemin edebilirdim ama ispatlayamazdım. Erkin dudaklarını ısırıp gözlerini kaçırdı. "Zavallı Cihangir!" Cihangir Erkin'in ne kastet ettiğini anlamamıştı bile. "Ben mi zavallı? Hıh! Evde nasıl aslan kesildiğimi görsen hiç böyle demezdin! Bu kadın milletinin sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin!"
Ferit kalbini ovuşturarak boğulur gibi konuştu. "Daha fazlasını görmeye ve duymaya dayanamayacağım! Rahmetliyi iyi bilirdik! Benim tüm haklarım helal olsun (!)" Ozan arkasında ağzına aldığı saç tutamını ısırarak kan dolu gözlerle bakan Ayşen'i gördü ve şeytan çarpmış gibi irkildi. Ayşen ile şeytan arasında bir tercih yapacak olsa şeytanın çarpmasını muhtemelen o da tercih ederdi.
"Aman Allah'ım!" dedi bembeyaz olmuş bir yüzle. " Cihangir öldüğünde onu kendi ellerimle yıkama görevini üstleniyorum arkadaşlar. Bu garibanı daha fazla yaban ellere bırakmayalım. Eşyalarını da ben fakirlere dağıtırım ! Şu iri adamı taşımak için yeniden spor yapıp forma girmem lazım gelebilir." Ayşen hırıltılı sesler çıkarsa da Cihangir hâlâ meseleyi anlayamamıştı. " Ulan ne oldu size? Tövbe estağfurullah! Betiniz benziniz attı, mezardan çıkmış gibisiniz!" Sevgili kocam yine bıyık altından gülerek sözüne gecikmemişti.
"Vallahi Cihangir biz mezardan çıkmadık ama sen mezara girecek gibisin! Yanlış anlama cesaretini takdir etmiyor değilim! Bu yiğitliği düşmanın karşısında göstersen bu kadar etkilenmezdim ama şartlar belli yani!" Ayşen içine öküz kaçmış gibi böğürüp hırıldamaya başlamıştı. Nihayet şaşkın adam arkasına bakmayı akıl edebildi. Yüzünde aptal bir tebessüm belirdi. "Aaaaa! Ayşen'im gelmiş! Aman da aman ne de güzel olmuş böyle! Kınalı da Ayşen oyalı da Ayşen!" Yüzünde değişen aptal ifadenin genç adamın hayatını kurtardığını söyleyebilirdim. Çevir kazı yanmasın olayına yeni bir rekor getirmişti.
Ayşen dişlerini sıkıp gözlerini kısarak, "Cihangiiiiiiir!" diye inledi. Cihangir'in yüzü patlıcan gibi morarmıştı. "Daha fazlasını görmeye dayanabileceğimi zannetmiyorum. Araya RTÜK girmeden biri müdahale etsin!" dedi Erkin. Umut ekşimiş suratıyla ve terlemiş alnıyla deve kuşu gibi kafasını bir yerlere gömmek istiyordu sanki. " Ben de o yürek yok badi! Cesaretim olsa Türkan'ın abileri ile tanışırdım!" Ozan yutkunarak, "Bakmayın öyle! Ben canımı sokakta bulmadım! Daha ezeceğim çok hain var!" Ferit'in kolunu dürtükleyip küçük bir çimdik attı. "Sen ev sahibi sayılırsın badi! Cihangir'in hayatını düşün, çocuğunu düşün!" Ferit yatağına biri küçük su dökmüş gibi korkunç yüz ifadesiyle sözün sahibine baktı. "Ben bu ikisini tanımıyorum bile! Tahsilatını Allah affetsin! Rahmetli iyiydi hoştu ama biraz boşboğazdı!"
Onlar böyle fısırlaşırken Cihangir şehadet getirip bir yutkundu. Hemen ardından tuvalete doğru koşmaya başladı. İçeride ne yaşandığını asla bilemeyecektik öğrenme konusunda çok hevesli olduğumuzu da kimse söyleyemezdi. Onların ardından bakan Tim yine kahkahalara boğulmuştu. "Korkak oğlan! Sen ne zaman kızın abileriyle tanışacaksın? Korkunun ecele faydası yok bilesin!" Umut ağzına attığı çerezi yutkunmadan öksürmeye başladı. " Türkan bile kendi başına ter attırırken abileri kim bilir nasıl? Bu gidişle bizim çeyize bir de bastonu eklenecek!" Ferit tepeleme doldurduğu fıstığı iç çekerek ağzına götürdü. Gözleri yine Berina'daydı.
"Bence sizin çeyiz sandığı çoktan küflendi kurtlar bile yedi. Benim gibi işinizi temiz yapın! Aşık oldum, açıldım aha evleniyorum! Bundan iyisi Şam'da kayısı... Süründürmeye ne gerek!"
Umut tam bir şey söyleyecekti ki Barbaros kaşıyla gözüyle girişi işaret etti. "Onur konuklarımız da geldi!" Umut kapıya baktığında Türkan'ın iri yarı ızbandut kılıklı abilerini gördü. "Sanırım Cihangir'in mezarının yanında bir tane de kendime yer bakmam gerekecek."
Türkan'ın abileri masaya yaklaşıp üç sandalyeyi timin oturduğu masaya doğru çekip yerleştiler. Hepsinin gözleri Umut'taydı. Umut'un altına bez bağlayıp bağlamadığını düşündüm. Umarım bir kazaya kurban gitmezdi.
Türkan'ın Dumrul abisi Umut'un hemen karşısındaki sandalyeyi oturdu. Abdülkerim ve Cabbar ise Umut'un sağındaki ve solundaki sandalyelere yerleşmişti. Timin diğer elemanları araya girmeyip olacakları dinlemeye koyulmuştu. " Umut sen misin?" Masadaki herkes Umut'a baktı. Umut da şapşal bir sürat ifadesiyle etrafına baktı. Sanki bahsi geçen kişi kendi değilmiş gibi hiç üstüne alınmamıştı. Ferit hafiften ensesine çakıp delikanlıyı kendine getirdi.
" Umut sensin ya badi! Adını mı unuttun! İstersen aç da bir kafa kâğıdına bak! Bu gün kafan hiç yerinde değil!" Umut karpuz görmüş eşekler gibi sırıttı. Karşısındaki üç adamın aynı neşeli yüz ifadesine sahip olduğunu kimse söyleyemezdi.
"Doğru ya benim! Siz de Türkan'ın abilerisiniz." Karşı tarafta oturan Dumrul iri ellerini hemen Umut'un eline uzattı. Zavallı delikanlının eli Dumrul'un yanında gelin kız eli gibi minicik kalmıştı. Dumrul tokalaşırken zavallı delikanlının eline öyle bir sıkmıştı ki bileği aşağı yukarı indirdikçe Umut'un tüm bedeni eliyle birlikte inip kalkıyor ruhu ise resmen içinde bangu jamping yapıyordu. Umut nihayet kolunu kurtarıp ekşiyen yüz ifadesini saklayarak diğerlerine elini uzattı. Cabbar ve Abdülkerim delikanlının elini havada bırakmıştı.
"Seni eve bekledik ama sürekli işin çıktı gelemedin bir türlü!" Umut ter atarak yalancıktan tebessüm etti. "Kısmet olmadı işte!" Abiler birbirine baktı. "Eeee!" Umut sıranın kendine geldiğini düşünüp "Eeee!" diye inledi. "B-ben şey... Manisalıyım! Askerlik yapıyorum. Evim var arabam var! Annem babam sağ! Onlar Manisa'da! Maaşım dolgun!" Abiler birbirine işaret etti ve Dumrul elindeki tesbihi sert bir şekilde masanın üzerine koyup delikanlıya kontak bir bakış attı.
"Niye gelmiyorsun lan bizimle tanışmaya! Kurt muyuz biz? Adam mı yiyoruz! Madem niyetin ciddi ne karı gibi kıvırıp duruyorsun!" Umut'un yutkunma sesi herkesin boğmaya çalıştığı gülme arzusunu ayyuka çıkardı. Hemen yan masa da oğlumla ilgilenirken neler olacağını izlemeye koyulmuştum. "Öyle değil işte abi! Yani..."
Dumrul tespih ile masaya bir kez daha vurdu. "Yoksa kız kardeşimle gönül eyleme derdine mi düştün? İş evliliğe gelince kaçacak yer aradın değil mi?" Umut üzerine kaynar su dökülmüş gibi yerinden hopladı. "Aman abi! Hiç olur mu öyle şey? Türkan benim canım ciğerim!" Dumrul onun sözünü tamamlamasına bile izin vermeden bir kez daha tespihle masaya küçük bir şaplak attı.
"Ulan yoksa kardeşimi kötü emellerine alet edip kaçma derdinde misin?" Timdeki delikanlılar bu son sözü duyunca gülmemek için avuçlarıyla ağızlarını kapatmak zorunda kaldılar. Bereket versin arka planda çalan müzik delikanlıların boğuk, hırıltılı kıkırdayan seslerini bastırıyordu. Evlere şenlik bir manzaraydı doğrusu.
Eğer ille de biri birini kötü emellerine alet edecekse bu işi gören kişi kesinlikle Umut değil Türkan olurdu. Türkan kandırılıp bir kenara atılacak kız değildi. "Hayır abi vallahi Türkan beni şey etti!" Abilerin üçü birden ayağa kalkıp, "Ne?!" diye bağırdı. Ferit'in ter atan alnı görülmeyecek gibi değildi.
"S... Şimdi de üzerine tüy dikiyor!" dedi binbaşına fısıldar gibi. Ozan iç çekip araya girdi.
"Ben bu manzaraya daha fazla dayanacağını zannetmiyorum. Umut'un yüreği yarıldı resmen!" Ozan, burnunu sağa sola kıvırıp "Ortalığı bir koku sardı sanki!" diye geveledi. "Sen ne diyorsun lan?" dedi Dumrul. Umut hatasını anlamış gibi geriledi. "Yani sizden öyle umutsuz bahsetti ki... Beni korkuttu diyecektim yani abi şeetmek derken! Ben de derdimi anlatamam diye gelemedim." Abilerin yüzündeki rahatlama korku filmlerindeki dehşet sahnelerinin ardından gelen ıssız sahneleri hatırlatıyordu.
"Öyle şey olmaz! Evimize gelip adam gibi kız isteyeceksin! Yüreğin yoksa da bacımın peşini bırakacaksın! Hadi eyvallah!" Gözdağını verip yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamışlardı. Bakışlarımız Türkan'ı bulduğunda eliyle "Oh!" tarzı bir işaret yaptığını görmüştük. Bu kızda deli inadı vardı deli! Yakacaktı zavallı Umut'un başını haberi yoktu! Umut mezartaşı gibi bembeyaz kesilirken tim nihayet tuttuğu kahkahalarla salonu inletti.
"Kurtardın paçayı badi! Hadi kazan mübarek olsun!" Ferit son sözünü söyleyip biricik nişanlısının yanına geçti.
Yıldırım timi sahneden doğu rüzgarları estirmiş danslarıyla bizi büyülemişti. Sevdiğim adamın güzel yüzüne endamına hayranlıkla baktım. Onu delicesine sevdiğim için kendime kızamıyordum. Bana rüyalarımı yaşatıyordu. Gülüp eğlenerek yürüttüğü dansını devam ettirirken kendisine hayranlıkla bakan bana gülücükler attı. Gözleri ışıl ışıldı. Mutluluğun rengini her bir haresinden okuyabiliyordum.
Binbaşı arkadaşlarıyla eğlenirken onların dansını uzaktan izlemeye dalmış elimde eriten minik mumu fark edememiştim. Canımın yangısıyla nihayet farkına vardığımda avucumun içinde kıpkırmızı bir leke oluşmuştu. Barbaros avucumun içindeki lekeyi fark ettiğinde yüzümü olabildiğince sakin tutmaya çalıştım. Avucumu saklayarak kız kardeşimin etrafında dönen kadınlar kervanına katıldım. Sevdiğim adamın benim için üzülmesini istemiyordum. Berina şimdiden gözyaşlarına boğulmuştu. Bunların mutluluk gözyaşları olduğunu bilmek huzur vericiydi.
Kadınlar "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar" türküsünü söylerken için için ben de mutluluktan ağladım. Barbaros yanıma gelip avucumun içine baktı. Bakışlarımdaki hüzün canımı avuçlarımdaki yangıdan daha çok acıtmıştı. Hafifçe avucumun içine üfleyip buz dolaştırdı.
"Daha dikkatli olmalısın Alina. Senin canının yandığı yerde ben nasıl iyi hissederim?" Gülümsedim. "Güzelliğinin büyüsüne kapılmışım işte! Sen Yusuf peygamberin gören kadınların ellerinin kesiştikleri kıssayı hiç duymadın mı?" Güldü. "Beni senin aşkın güzelleştirdi." Dudaklarıma doğru eğildiğinde Zeliş annenin öksürük sesiyle birbirimizden uzaklaştık.
Zeliş anne getirdiği bordo bindallıyı beyaz abiyemin üzerine geçirdi. "Gelinime kına yakmasam içimde kalırdı." Berina'nın yanına bir sandalye koyup beni de oraya oturmam konusunda cesaretlendirdiler. Avuçlarımızı açmayıp bize altın takılmasını bekliyorduk. Adettendi. Zeliş anne avucumun içine bir tüm altın bıraktı. İş kına yakılmasına geldiğinde sevdiğim adam herkesten önce davranıp elindeki kınayı yaralı avucumun içine incitmeden yuvarlak hareketlerle sürdü. Hemen ardından kırmızı pullu bir keseyi bileklerimden geçirdiler. Aynı işlemi kardeşim için de yapmışlardı. " Annene sözümü tuttum Artemis çiçeği. Yüreğinde hiçbir şeyin kalmasına izin vermeyeceğim."
"İyi ki varsın binbaşı!" Boynuna sarıldım. Oğlumu kucağıma verdiklerinde kınalı ellerimle eğlencemize devam etmiştik. Erkin'in uzaktan bir hayale bakar gibi bize baktığını görebiliyordum. Gözlerinde sadece mutluluk vardı. O bizim adımıza mutlu olmayı çoktan öğrenmişti. Gecenin sonunda herkes yavaş yavaş dağılırken sıranın Erkin'le vedalaşmaya geldiğini anlamıştım. Bu hayatımdaki en zor anlardan biriydi.
"Bizi unutma badi!" dedi Ferit. Diğerleri de teker teker Erkin'e sarılıp nemli bakışlarla onu izlediler. Nereye gideceğini ne yapacağını bilmiyorduk ama içimdeki o kötü hisse asla engel olamıyordum. Gitme demek istiyordum ama bunu neden söylemem gerektiğini bilmiyordum. "Arayıp sormazsan düşer peşine gelirim vallahi!" dedi Cihangir. Ayşen'in elinden sağ kurtulmasına hepimiz sevinmiştik. Erkin tebessümle dostuna sarıldı. "Düğününe gelip zeybek oynayacağım! Çağırmazsan ateşe veririm oraları! Bizden kurtuluşun yok!" Erkin nemli bakışlarla Ozan'a da sımsıkı sarıldı.
Sıra Barbaros'a geldiğinde onun kursağında takılı olan şeyin ne olduğunu çok iyi biliyordum. "Hep dostum olarak kalacaksın! Mahşere kadar..."
Erkin boynuna sarılırken hafiften sırtını sıvazladı. "Biliyorum binbaşı! Hep mutlu ol!" Erkin aracına binip yoluna devam ederken hepimizin içinden bir parçanın sökülüp gittiğini hissettim. Yadigar'dan sonra ikinci kopuş zor gelmişti.
Yavaş yavaş arkadaşlarımız dağılırken Barbaros'la koruluğa doğru yürümeye başladık. "Erkin'i özleyeceğim." Dedi Barbaros. Bir şey söylememiştim. Bana sarıldı. Kınalı ellerimle doğru düzgün karşılık bile verememiştim. "Seni kınalı yapıncak! Ellerin ne de güzel oldu böyle!"
"Yaramaz binbaşı! Umarım bu anlarımdan faydalanmazsın. Hala bir askerim unutma!" Belimden tutup ani bir şekilde beni kendine çekti. "Benim askerim vatanım sevdam... Çocuğumun annesi..." Dudaklarımın üzerinde dudaklarını hissettim. Ona yakın olma arzusundan vazgeçemiyordum. İçime akıp giden sevdası değdiği her yerde yangın oluyordu. "Bosna'da hayatımın altüst olduğunu sanmıştım. Meğer hayatımın altı üstünden daha güzelmiş de ben bilmemişim. Savaşçı bir melekle karşılacağımı nereden bilebilirdim?"
"Komutan! Senin yanında tüm yaralarım iyileşiyor. Gözlerini gördüğüm ilk an bana yazıldığını anlamıştım." Kınalı ellerimle yanağına dokundum. "Kokusundan rahatsız olmadın değil mi?"
Dünyanın en saçma sözünü söylemişim gibi kaşlarını çattı. "Senin kokuna cennet karışmış Alina! Bu bana ne yapar?" Yeniden birbirimize sarıldık.
***
İlahi bakış
Erkin uzun bir mesafe kat ettikten sonra bir benzin istasyonunda durma ihtiyacı hissetmişti. İnsanlardan uzak duruyor başına geçirdiği şapkayı yüzünü olabildiğince örtecek şekilde kullanıyordu. Lavaboya gidip aynanın karşısında elini yüzünü yıkadı. Aynadaki görüntüsüne baktığında kırık bir hissin kendisini kuşatmasını engel olamadı. Dostlarından uzak kalmak zor gelecekti. Alina için de kendisi için de en doğrusu buydu belki ama kalbinden hemen her şeyi unutmasını bir anda bekleyemezdi.
O kağıt havluyla elini yüzünü kurarken kabinlerden birinin kapısı açıldı. Dönüp bakma ihtiyacı bile hissetmemişti. Gömleğinin manşetlerindeki düğmeleri kilitlemek için başını eğdiğinde ensesinde metal bir soğukluk hissetti. "Vladimir'in selamı var casus!" O an beyninde şimşekler çakmıştı. En fazla iki saniyesi olduğunu biliyordu ve vakit kaybetmeden sağ eliyle silahını belinden çıkarıp adama saniyeler içinde ateş etti. Hızlı davranırsa adamın tetik çekmesini engelleyebileceğini düşünmüştü. Biraz önce yaşadığı şey bir uyarı veya tehdit değildi. Bizzat ölümün kendisiydi ve en savunmasız olduğunu düşündüğü anda Erkin'i bulmuştu.
Adam kafasına yediği kurşunla kanlar içinde yere yığılırken Erkin de dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Başı henüz bilincini kaybetmeden zemine sertçe çarptı. Kafasından yüzüne doğru akan ılık kanlar aynı şeyi fısıldadı. Başından vurulmuştu... Gözleri karardı ve teni ölümün kahredici esintisini hissetti. Bu bir son muydu peki?
👍
🥰 yine acı tatlı hatıralar biriktirdiğimiz bir kitabın finali ile karşınızdayım. Umarım eserimi sevmiş ve benimle bu serüvene katılmaktan mutluluk duymuşsunuzdur. ☺️
Erkin karakterimin Okurların tarafından ne kadar çok sevildiğini biliyorum ve bence de o sevgiye layık. Biraz önce okuduğunuz sahne bir son değil yepyeni bir başlangıçtı. Yol talep üzerine Erkin için bir karakter kitabı yazmaya karar verdim. Sıcacık küçük bir ilçede geçen tatlı bir mahalle kurgusu bizleri bekliyor. Kurguyu ana hatlarıyla oluşturdum ve bugün yazmaya başladım. Çok uzun bir kitap düşünmüyorum bu yüzden beklemeniz için bölüm biriktirmeye karar verdim.☺️
Erkin yaşadığı bu olayın izlerini taşıyarak yeni bir sayfa açacak peki karşısına hayatının aşkı çıktığında onları neler bekliyor olacak?
Yeni kitaplarımdan haberdar olmak ve duyuruları en doğru kaynaktan almak için beni Instagram'dan takip etmeyi unutmayınız.
İns: seyma_yldz_koc
Kitaplarımın çizgi dizisi için ❤️ atomyazar.airoman ❤️Instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Genişletilmiş karakterlerle yeniden kitabı sizlerle buluşturuyorum.
Beni desteklemek için yorum yapmayı ve yıldız atmayı unutmayınız. Keyifli okumalar görüşmek üzere
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.46k Okunma |
457 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |