38. Bölüm

3 Olay 1 sonuç

ebrumelek
yazarebrumelek

Feza yüzbaşı, Sungur'ların evinin bahçesinde ekiple birlikte nöbet tutarken Alparslan'ın özel olarak demleyip getirdiği çayı yudumluyordu. İlk yudumunu aldığında damaklarını saran o rayiha ile gözlerini huzurla sımsıkı kapattı. Ağzına yayılan o değişik aromalı ve taze tatla mest olurken etrafına kaçamak bakışlar atarak üst üste birkaç büyük yudum daha çekti içine. Çayın tadı beklediğinden çok daha güzeldi ve bu sıcaklık içini ısıtmıştı. Hızla yerinde doğrulup ciğerlerine derin bir nefes çekti.

 

Aynı saniyelerde cebindeki telefonun titremesiyle elini hızla cebine sokup cihazı dışarı çıkarttı. Ekranda Ilgaz ismini gördüğü an hiç bekletmeden aramayı cevaplayıp telefonu kulağına yasladı.

 

"Ilgaz neden dönmedin bana? Geceden beri senden bir haber beklemekten ağaç oldum burada."

 

Ilgaz ile baş başa kaldıklarında veya telefonda konuştuklarında ona asla rütbesiyle hitap etmiyordu. Bu durumun farkında bile değildi ancak Ilgaz her defasında bu detayı fark ediyordu. Binbaşı bu samimiyetten içten içe büyük bir keyif alsa da yanlarında biri olduğu an Feza'nın anında resmiyet duvarlarını örmesi dikkatinden kaçmıyordu. Fakat şu an zihni o kadar doluydu ki bu tatlı samimiyetin heyecanını hissedecek mecali bile kalmamıştı.

 

"Kusura bakma haber verecek tek bir saniyem bile olmadı. İnan telefonumu bile nereye koyduğumu unutmuşum."

 

"Bir şeyler bulabildin mi?" diye sordu Feza sabırsızlıkla.

 

"Buldum Feza" dedi Ilgaz derin ve yorgun bir iç çekişle. "Kerem karargaha uğradı. Ele geçirilen bilgisayarın sinyalini takip ettiğinde sinyalin bizzat bizim karargahtan geldiğini saptamış. Senin de haberin varmış. Kimseye çaktırmadan her taşı altüst ettik ve diğer gizli bilgisayarın yerini sonunda belirledik."

 

Feza duyduğu gelişme karşısında şok olurken yutkundu. Gerçekten de karargahın kalbinden bir hain onlarla el ele kol kola iletişim halindeydi. Bu düşünce kanını donduruyordu. Düşmanın her operasyonda bir adım önde olmasının sebebi işte buydu. İçeriden sızdırılan taze bilgilerle besleniyorlardı. İçinden büyük bir öfkeyle lanet okudu.

 

"Nerede buldunuz bilgisayarı?" Diye sordu korka korka. Hangi askere ait çıkmıştı o bilgisayar? Aslında asıl öğrenmek istediği buydu ama dili varmamıştı bunu sormaya.

 

"Timlerin ortak kullanım alanında gizlenmiş halde bulduk" diyen Ilgaz'ın sesi her zamankinden daha sıkıntılı geliyordu. "Kerem hemen bilişim merkezine götürüp detaylı incelemeye başladı."

 

"Peki bu bilgiyi şu an başka kim biliyor?" Feza bakışlarını bahçede volta atan askerlere çevirdi. Nöbet tutan askerler evden getirilen çaylarla ısınmaya çalışırken gözlerini bir an bile eteaftan ayırmıyorlardı.

 

"Sadece sen ve ben bir de Kerem biliyor. Şimdilik bu çemberin dışına çıkmayalım. Hırdo'nun yakalandığını üst makamlara henüz bildirmemiştim ama dün gece bir şekilde Terörle Mücadele ekipleri sorgunun ortasında aradı. Ardından gelip onu devraldılar. Birisi içeriden düğmeye basıp yakalandığını onlara fısıldamış. Hırdo konuşmasın diye onu resmen sattılar."

 

Feza duydukları karşısında dehşete düşerken Ilgaz anlatmaya devam etti.

 

"Fakat işler bekledikleri gibi gitmedi. Hırdo satıldığını anlayınca ve o askeri araca kelepçelenerek bindirildiği an bana hayati bir ipucu verdi."

 

"Ne dedi?" Feza olduğu yerde put gibi donup kalmıştı.

 

"Patron doktor dedi."

 

Feza'nın beyninde şimşekler çaktı. Doktor mu?

 

Ilgaz da sustu Feza da. Doktor kelimesi sessizliği adeta delip geçiyordu.

 

"Benim düşündüğümü sen de düşünüyor musun?" Feza'nın sorusuyla derin bir nefes sesi geldi kulaklarına.

 

"Evet" dedi Ilgaz. "Çoktan evine ekip gönderdim. Durum gerçekten ciddi Feza" diye ekledi Ilgaz. "Sabah Onur amcayı arayıp her şeyi dökülmek zorunda kaldım. İşin içine resmi birimler girince rapor tutmam şart oldu. Onur amca ailesine karşı şahsi bir nefret duyulduğunun zaten bilincinde. Doktor Ayşe'nin buradaki rolünü bilmiyorum ama belli ki birileri için çalışıyor. Onur amca Hırdo ile işbirliği yapıldığını öğrenince öfkeden deliye döndü. Hangi düşmanım bu diye kükreyince senin mevzunu açmak zorunda kaldım. Sana danışmadan söyledim ama belki o bu yapbozun eksik parçasını tamamlayabilir onun aklında . Senin kaçırıldığın dönemdeki şahısla aynı kişi olduğunu belirttiğimde nereden emin olduğumu sordu. Detaylara girmeden sadece emin olduğumu söyledim."

 

"Tamam sorun değil" dedi Feza. Sabah boyu albayın o düşünceli ve dalgın hallerinin sebebi şimdi anlaşılmıştı.

 

Doktor Ayşe ilk tanıştıkları gün Feza'nın kimliğini almıştı. Oradan kim olduğunu anlamışlar mıydı da geldiğini biliyorlardı. Evet tabii ki bu şekilde öğrenmişlerdi diye düşündü Feza. Zaten Ilgaz'a da duygusu var gibiydi. Kaya'nın kesik parmakla açtığı telefonda da sevgilim kayıtlı kişi Ilgaz'ın kapısına gül koyuyordu. Hem Ayşe aynı zamanda karargahta çalışıyordu. Yani o bilgisayarı timlerin ortak alanına rahatça saklayabilirdi. Her şey uyuyordu.

 

"Ben şimdi karargâhtaki nöbeti Alparslan'a devredeceğim," dedi Ilgaz, otoriter sesine geri dönerek. "Seninle en kısa sürede buluşup bir yol haritası çizmemiz lazım. Ayşe ve babası muhtar Hamit’in derhal sorgulanması gerekiyor. Birazdan gelecek olan yeni ekibe nöbeti devret ve vakit kaybetmeden yanıma gel. Bir saat içinde takviye ekibi oraya yönlendireceğim."

 

"Anlaşıldı" dedi Feza. Telefonu kapattığında kalbinin çarpıntısını göğüs kafesinde hissediyordu.

 

Sonunda onları büyük patrona götürecek piyonu bulmuşlardı.

 

Düşünceler içindeyken bardağı dudaklarına yaklaştırıp soğumaya yüz tutmuş çaydan büyük yudumlar almaya başladı. Son yudumu da içtikten sonra evin dış kapısı açılıp Alparslan ve Gökalp dışarıya çıktı. Alparslan üniformasını giymişken Gökalp sivildi.

 

Alparslan direkt Feza'ya doğru yürümeye başlarken Gökalp de peşinden onu takip ediyordu.

 

"Ben karargaha gidiyorum" Alparslan tam karşısında durup zaten Feza'nın bildiği bir şeyi söylerken, Feza kafasını salladı. Alparslan'ın cevap bekler gibi hala dikildiğini görünce "tamam" dedi sesli bir şekilde. Başka ne diyeceğini bilemedi Gökalp'in yanında.

 

Alparslan bu cevapla omuzlarını kaldırarak uzun nefes alıp arkasındaki Gökalp'e döndü. Gökalp abisinin bu yüzbaşı kadına neden rapor verdiğini anlamıyordu. Sabah da onun peşinden koşmuş, yalvarır gibi fısır fısır konuşmuş hatta kendisi mutfağa giderek yeni çay demlemişti. Abisi. Alparslan elleriyle çay demlemişti! Demlediği çayın başında bekleyerek Gökalp'e dokundurmadığı gibi, en sevdiği bardağa demlenen taze çayı doldurmuş, Gökalp'in şoktan şoka giren bakışları altında bu bardağı yüzbaşıya getirmişti.

 

Abisi galiba sonunda aşık olmuştu.

 

Ama sanki bu işte başka bir tuhaflık daha vardı. Yüzbaşının abisine olan hareketleri çok donuk ve uzaktı. Abisi büyük ihtimalle karşılıksız sevdaya tutulmuştu. Gökalp'inmde iyi bir diline düşecekti. Şimdi de gelmiş kadına karargaha gittiğinin raporunu veriyordu! Hemen bunu Ceylin'e yetiştirmeyi aklına not etti. Ortalık böyle karışık olmasa iyi bir dedikodu yaparlardı.

 

Alparslan bahçeden ayrılınca Feza ve Gökalp baş başa kaldı. Feza elindeki boş bardakla karşısındaki gencin kendi öz kardeşi olduğunu bilmenin verdiği o tuhaf sızıyla ona bakıyordu. Gökalp ise kaşlarını havaya dikmiş gelecekteki olası yengesini inceliyordu.

 

"Bir şey mi vardı?" dedi Feza tıpkı onun gibi kaşlarını kaldırarak. Gökalp bu soruyla kadının gözlerinin derinliklerine baktı. O an zihninde bir şimşek çaktı. Gün ışığının altında bu kadar yakından bakınca kalbine vuran o tuhaf tanıdıklık hissi onu sarstı. Sanki bu gözleri bin yıldır tanıyor gibiydi.

 

"Hiç" dedi gözlerini hafifçe kısarak. "Biz daha önce bir yerlerde tanışmış mıydık?"

 

Feza acı bir tebessümü içine gömdü. Albay da ilk tanıştıklarında aynısını sormuştu. Alparslan da buna benzer bir şey ima etmişti ama omzundaki izden hemen tanımıştı. Feza biliyordu ki kendisi kaçırıldığında Handan hanım Gökalp'e hamileydi. Yani ablası olarak hatırasında Feza hiç yoktu Gökalp'in. Büyük ihtimalle akrabalarına ya da Alparslan abisine benzetti beni de çıkaramıyor diye düşündü. Aynaya baksa aslında ona da benzediğini anlardı Gökalp ama dışarıda arıyordu tanıdıklığı.

 

"Tanışmadık" diye kestirip attı Feza.

 

Gökalp kadının soğuk tavrına yeniden kaşlarını kaldırdı. Bu işte başka bir iş var diye düşündü. Abisinin tavrı hiç normal değildi. Kaç yıllık abisinden beklenmeyecek hareketleri görmüştü sabahtan beri. Kurcalayıp avı ürkütmeden bu işi kendisi gizliden çözmeyi aklına koydu ve kafasını Feza'ya sallayarak "kolay gelsin o zaman" diyerek içeriye girdi.

 

Gökalp'in gidişinin ardından Feza göğsünü sıkıştıran o nefesi dışarı bıraktı. Bahçe kapısının metalik sesini duyunca Alparslan'ın geri döndüğünü sanıp bıkkınlıkla arkasına döndü ancak gelenler o değildi. Mangal gününden hatırladığı o misafirlerdi. Kızın ve kadının isimleri zihninden silinmişti ama kızın Ilgaz'a attığı o flörtöz bakışlar hala hafızasındaydı. Gözlerini kısıp onlara doğru sert adımlarla ilerledi.

 

"Handan'ı çağırın hemen ben onun çok yakın arkadaşıyım!" diye bağıran kadının önünde bir duvar gibi durdu. Kadınların eve girişini önlemeye çalışan nöbetçi askerler Feza'yı görünce saygıyla geri çekildiler.

 

"Üst araması yapılmadan içeriye adımınızı atamazsınız. Lütfen kollarınızı kaldırın."

 

Feza'nın emrivaki tonu kadını çileden çıkardı. "Üstüme iyilik sağlık! Ne münasebet efendim? Çağırın diyorum size Handan'ı!" Kadın söylenirken kızı Sibel bakışlarını Feza'ya dikti.

 

"Aaa ben seni tanıdım! Mangal günü gelen o yeni yüzbaşısın değil mi? Bizi tanımıyor gibi neden üst araması yapıyorsun? Komşumuzun evine bomba mı taşıyacağız?"

 

 

"Prosedür neyse o uygulanır hanımefendi" dedi Feza istifini bozmadan. Kadın sinirle telefonuna sarılıp "Sen şimdi görürsün" diyerek bir arama başlattı. Feza sabır çekerken telefon açılır açılmaz hırsla konuştu.

 

"Heh Handan canım biz kapıdayız ama bu kapıdakiler bizi içeri almıyor! Üst araması yapacaklarmış!"

 

Feza kadına carlamamak için dişlerini sıkıyordu. Kapıdakiler dediği herkes askerdi. Ne biçim bir üslubu vardı bunun!

 

"Haa... Öyle mi? Tamam..." dedi kadın bir anda sönerek. "Peki canım... Geldik işte bahçedeyiz..." Telefonu kapatırken yüzündeki o kibirli ifade yerini bir bozulmuşluğa bıraktı Handan hanım ne dediyse. Kollarını istemeye istemeye havaya kaldırdı.

 

"İyi ara bakalım ne bulacaksan! Geçmiş olsuna geldik gördüğümüz muameleye bak! Sanki yabancıyız! Aileden sayılırız biz."

 

Feza bu söylenmelere kulak asmadan profesyonel bir hızla üst aramalarına başladı. Bir yandan da ağzında tutamamıştı lafı.

 

"Aileyle bir bağınız yok ama!"

 

Kadının üst aramasını bitirip Sibel'e geçerken kadının coşkulu sesini duydu.

 

"Yakında dünür olacağız biz canım."

 

Feza kaşlarını çatıp eğildi ve kızın ceplerini yokladı. "Öyle mi!" Demeyi de ihmal etmedi. Sibel ise "annee" diye nazlanarak sırıttı.

 

Feza işini bitirip doğrularak kadının yüzüne baktı. Yüzünde muzaffer bir kabarış vardı.

 

"Ilgaz binbaşı ile kızım Sibel yakında evlenecekler. Sen de düğünde bu ekibinle korumalık yaparsın değil mi asker hanım?"

 

Feza şok olurken gözlerini sinirle kısmıştı. Bedenini öyle büyük bir kıskançlık sarmıştı ki elleri yumruk olmuştu. Ne demek evlenecekler? Aileler böyle mi anlaşmıştı yoksa Ilgaz'ın da haberi var mıydı? Onaylamış mıydı yani de bu kadınlar rahatça böyle söyleyebiliyorlardı tanımadıkları askere?

 

"Ay neyse çekil şuradan" kadın öne doğru fırlarken Sibel kıkırdayarak siyah kıvırcık saçlarını savurup yanından geçti. Dişleri sıkılmadan kırılacak gibiydi Feza'nın. Öyle çok dolmuştu ki sinirden şu an, içindeki öfkeyi bir yerleri dağıtarak çıkarması lazımdı.

 

 

O sırada evin kapısı açıldı ve Handan hanım yanında Ilgaz'ın annesi Zeynep hanım ve Ceylin ile birlikte dışarı çıktı. Kadınlar birbirine sarılıp sahte bir üzüntüyle dertleşmeye başlarken Feza ellerini belinde kenetlemiş bir şekilde onları izliyordu.

 

"Ahh arkadaşım çok geçmiş olsun biz yeni duyduk" diyerek yanağından öptü Handan hanımın. Sonra Zeynep hanıma geçerek onu da öperken Sibel Ceylin'i öpüyordu.

 

"Ya sorma Hasret'cim... Aklımız çıktı valla!" diye dert yandı Handan hanım.

 

Handan hanıma ahlayıp vahlayan ses tonuyla konuştu ismi Hasret olan kadın.

 

"Cemal abi nasıl, iyi mi?"

 

"İyi iyi... Hadi geçin içeriye" diyen Handan hanımın gözleri o sırada Feza'nın yere bıraktığı boş fincana takıldı. "Aman şu Alparslan yine bardağını bir yerlerde unutmuş. Sonra gelip Bardağım nerede? diye başımın etini yer" diyerek söylendi. Feza'nın yanına gidip eğilerek bardağı aldı. Doğrulduğunda Feza ile göz göze geldiler. Diğerleri çoktan eve süzülmüştü. Hasret eve girerken Zeynep Hanımın koluna adeta yapışmıştı.

 

Handan hanımın yüzündeki o sert ifade bir anda yerini anne sıcaklığında bir tebessüme bıraktı. "Kızım biz içeride askerler için yemek hazırladık. Birazdan dağıtılacak ama sen gelip bizimle içeride sofraya oturmak ister misin?"

 

Feza duyduğu bu teklifle irkildi. Karşısındaki kadının bu değişken halleri onu şaşırtıyordu. Az önce bir buz dağı kadar soğuk olan kadın şimdi dünyanın en şefkatli insanı gibi bakıyordu.

 

"Teşekkür ederim Handan hanım ama ben tokum" dedi Feza. O an midesinden gelecek bir gurultuyu önlemek için karnını gizlice sıktı. Handan hanım anlayışla gülümseyip başını salladı. "İyi o zaman ben sana taze bir çay yollayayım. Hadi kolay gelsin sana yüzbaşı kızım..."

 

Handan hanım içeri girerken Feza'nın zihninde sadece o son kelime yankılanıyordu: Kızım.

 

Şu an tek istediği buradan bir an önce gitmekti. Ve bir daha bu eve ayak basmamaktı...

 

 

***

 

Feza bahçede adeta bir barut fıçısı gibiydi. İçinde patlamaya hazır bir volkan taşıyor, siniri her nefesinde genzini yakıyordu. Ilgaz ve Sibel, doktor Ayşe... Düşünceler kafasında dönüp duruyordu.

 

Takviye ekip bahçe kapısından içeri adım attığında Feza görev bilinciyle yerinden doğruldu. Yeni gelen ekip liderine sert ve net komutlarla çevre emniyetini anlatırken, gözü sürekli çevredeki hareketlilikteydi. Tam o esnada evin kapısı ağır ağır açıldı ve Ceylin elinde dumanı tüten bir çay bardağıyla bahçeye çıktı.

 

Feza ekip liderine durumu anlatmaya devam ederken. Ceylin ağır adımlarla onlara doğru yaklaştı. Feza kızın kendisine doğru geldiğini fark edince konuştuğu askere kısa bir "git" işareti yaptı. Ardından buz gibi bir ifadeyle Ceylin’e döndü.

 

"Buyurun Ceylin hanım" dedi sesi adeta ayaz vurmuş gibi soğuk çıkarken.

 

Ceylin elindeki bardağı biraz daha havaya kaldırarak. "Annem sana çay yolladı" dedi. Onun da ses tonu Feza’dan geri kalmıyordu. Mesafeli ve bir o kadar da donuktu ama diğer sohbetlerine göre biraz daha yumuşak gelmişti Feza'ya.

 

Feza bakışlarını bardağa bile çevirmeden. "Teşekkürler ben görevimi bitirdim" dedi kestirip atarak. Sabahtan beri sadece çay içmişti ve bu midesini bulandırmaya başlamıştı artık.

 

Ceylin havada kalan bardağı yavaşça indirdi ve derin bir iç çekti. Belli ki bu cevabı bekliyordu. Elindeki bardağı dikkatle yere, bahçe duvarının kenarına bıraktı ve doğrulup doğrudan Feza'nın gözlerinin içine baktı.

 

"Bak biliyorum iyi bir tanışma olmadı aramızda. Sana biraz ters davrandım. Hatta haddimi aştım. Ama dün geceden sonra tüm bunları uzun uzun düşündüm. Durup dururken sana bu kadar sataşmam aslında çok mantıksızdı. Benim kendimce bazı sorunlarım var Feza yüzbaşı. Ama bu bir bahane değil elbette. Kusura bakma seni kırdıysam" dedi.

 

Feza bu sözleri duymayı asla beklemediği için ilgisini çekip kızın gözlerine doğrudan baktı. Ardından yüzünde en ufak bir yumuşama emaresi olmadan konuştu.

 

"Beni kırmadınız. Kırılacak kadar yakın değiliz zaten."

 

 

Ceylin bu cevap üzerine beklenmedik bir hamle yaptı. Uzanıp Feza’nın elini tuttu. Feza o an olduğu yere çivilenmiş gibi donup kaldı. Sonrasında Ceylin irkilir gibi anında elini geri çekip şaşkınlıkla fısıldadı.

 

"Buz gibiymişsin" dedi hafifçe sırıtarak. Sonra konuşmasına daha kararlı bir tonda devam etti. "Bak neden sana karşı böyle gıcıklık yaptığımın detayını şu an veremem. Ama inan bana çok geçerli bir nedenim vardı. Kendime göre bir neden... Evet isminin Feza olması yüzünden bana bir şeyler oldu sanıyorsun. Ama aslında işin altında çok daha başka bir şey var."

 

Feza’nın kaşları hafifçe çatıldı. Ne diyordu bu kız? Ceylin duraksamadan devam etti. "Az önce Gökalp’le konuştuk. Bana Alparslan abimden bahsetti. Sizin aranızdaki durumu söyledi. İşte o zaman senin sandığım kişi olmadığını anladım. Çok detaylı açıklayamıyorum ama gerçekten kusura bakma. Aramızda büyük bir yanlış anlaşılma olmuş" dedi.

 

Feza bu sözlerle gözlerini kıstı. Zihni karmakarışık olmuştu. "Ne demek istiyorsun sen? Madem özür diliyorsun doğru düzgün bir açıklama yapman gerekmez mi? Alparslan ve ben ne?" diye sordu. Sesi şimdi daha sorgulayıcıydı.

 

"Ahh" dedi Ceylin işaret parmağını dudağına götürüp ısırarak. "Abim sana açılmamış" diye mahçup bir şekilde tebessüm etti. Feza donup kaldı.

 

Sonra Ceylin elini geçiştirir gibi sallayıp nasıl anlatacağını bilemiyormuş gibi sıkıntıyla bir nefes aldı. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra Feza’ya iyice yaklaştı.

 

"Bak bu çok özel bir konu aslında. Sana sadece şu kadarını söyleyebilirim. Ben evimize gelecek olan yüzbaşıya karşı açıkça uyarıldım. Daha sen buraya ilk geldiğin günlerde birileri beni sana karşı uyardı. O yüzden bu kadar ters davrandım. Senin bir başkası olduğunu sandım ama sandığım kişinin kim olduğunu söyleyemem. Senin o olma ihtimalin beni korkuttu. Ama az önce öğrendim ki sen ve Alparslan abim... Yani anlarsın işte... O yüzden senden özür diliyorum Feza yüzbaşı. Bence biz aslında çok iyi arkadaş olabiliriz" dedi.

 

Feza’nın başından aşağı bugün üçüncü kez kaynar sular dökülüyordu. Alparslan ve kendisi mi? Bu kız ne saçmalıyordu? Birisi Ceylin'i ona karşı uyarmıştı. Ceylin onun gerçek Feza olmasından mı şüphelenmişti? Birileri uyarmıştı . O birileri kesin Ayşe'ydi. Ya da büyük patron pisliği kimse o. Zihni artık tüm bu karmaşayı kaldıramayacak kadar dolmuştu.

 

Ceylin rahatlayarak konuşmaya devam etti. Feza yüzbaşının ilk geldiği günlerde çarşıda alışveriş yaparken küçük bir çocuk eline bir kağıt tutuşturmuştu. Kağıdı açtığında ailesiyle ilgili bilmen gerekenler var yazısını görmüştü. Altında bir kafe ismi yazıyordu. İşlek bir yer olduğu için Ceylin merak ederek gitmişti. Masasına doktor Ayşe'nin geldiğini görünce şaka yaptığını sanmıştı. Ama doktor Ayşe ona bazı belgeler göstermişti. Ölüm raporu da bunlardan biriydi. Ailesinin hâlâ yas tuttuğu Feza yaşıyordu. Ve Şırnak'a gelmişti.

 

Doktor Ayşe ona aynı zamanda şöyle demişti. 'Bizim derdimiz seninle değil Ceylin. Tek istediğimiz evlat acısı yaşamaya devam etmeleri. Eğer Feza Sungur kendisinin varlığını aileye söylerse içinizden bir çocuğun ölümüne neden olacak.'

 

Ceylin konuşmadan sonra eve giderken doktor Ayşe'nin hâlâ şaka yaptığını düşünüyordu. Aklına takılan sorularla yolunu değiştirip karargaha babasını ziyarete gitmişti. Ancak babasının odasının kapısı tıklatılıp içeri kadın asker girip tekmil verene kadar. "Yüzbaşı Feza Duman Trabzon emredin komutanım" demişti. Ceylin kadına şok içinde bakmıştı. Aklından geçen tek düşünce ailemi kaybedicem olmuştu. Eğer gerçek kızları ortaya çıkarsa beni sevmezler artık düşüncesi günlerce içini yemişti. Hem doktor Ayşe'nin söylediği sözler de vardı. Eğer Feza ortaya çıkarsa başka bir çocuk için iyi olmayacak. Açık açık tehdit etmişti içlerinden birini öldürmekle.

 

Ceylin bu yüzden kadını hep uzak tutmaya çalışmıştı. Ama az önce Gökalp ile konuşurken abisinin aşık olduğunu duyunca bir yanlışlık olduğunu anlamıştı. Evlerine yapılan saldırıların da bu meseleyle bir ilgisi yoktu çünkü Feza ortaya çıkmamıştı ki. Zaten gerçekten kızları olsa neden söylemezdi bu kadar zaman. Feza geleli kaç ay olmuştu...

 

Gökalp'in sözleri aklına daha iyi yatınca her şeyi yanlış anladığını düşündü. Feza falan yaşamıyordu. Ayşe onu kandırmış belki de büyük bir şaka yapmıştı. Zaten o kızı aşiret evliliğinden Ilgaz abisi kurtarmıştı. Belki de Ilgaz abisiyle Sibel'in arasını yapmaya çalıştığı için Ayşe ondan intikam almıştı kendince. Çünkü Ceylin Ayşe'nin de Ilgaz abisine yanık olduğunu biliyordu.

 

 

"Başka bir zaman müsait olduğunda buluşalım mı?" Diye sordu Feza'ya yumuşak bir tebessümle bakarak. "Bir yerlerde oturup sohbet ederiz. Sana bu şehri bir de kız gözüyle gezdiririm hem. Ne dersin?"

Feza’nın gözlerine sinirden yaşlar hücum etmeye başladı. Hayatı boyunca ağlamayı zayıflık sayan, gözyaşı nedir bilmeyen bu kadın asker şu an öfkeden titriyordu.

 

"Ben hiç müsait değilim Ceylin hanım" dedi sesi titreyerek ama oldukça sert bir tonla. "Size iyi günler" sinirli adımlarla bahçe kapısına yöneldi.

 

Dışarı çıktığında soğuk havayı ciğerlerine çekerek gökyüzüne baktı. Dünya başına yıkılmış gibiydi.

 

Doktor Ayşe patron çıkmıştı.

 

Ilgaz o gıcık Sibel ile evlenecek diyorlardı.

 

Ve herkes. Kendi öz kardeşi Gökalp bile. Onu öz abisiyle yakıştırıyordu.

 

Feza dişlerini sıktı. Tüm bu enkazı nasıl toparlayacağını çok iyi biliyordu. Önce o sözde doktor Ayşe’nin sorgusuna girecek. Onu bizzat kendisi konuşturacaktı. Ilgaz’ı şu an görmek dahi istemiyordu. Ona hesap sormaya hakkı yoktu ama ona olan kırgınlığı dağları aşmıştı. İlla bu konu kulağına gitmişti ve bir engel koymamıştı. Ardından Alparslan’ın yanına gidip o saçma yakınlığının hesabını bir bir soracaktı. Ve akşam. İstemese de bu eve yeniden dönecekti. Bu ailenin karşısına geçip gerçek kimliğini haykıracaktı. Feza Duman'ın kim olduğunu herkese öğretecekti.

 

Sonra da basıp gidecekti şehirden. Gerçekten ilk defa kaçacaktı...

Bölüm : 11.02.2026 11:33 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...