30. Bölüm

Ateş ve Barut

ebrumelek
yazarebrumelek

Karargâhtan hışımla fırladım. Ayak seslerim taş koridorda yankılanırken, ardımdan gelen o keskin ses, zihnimdeki alarmların çanlarını daha da şiddetlendirdi.

 

“Feza Yüzbaşı!”

 

 

Ilgaz’ın sesi, emir verirken kullandığı o çelik gibi, tartışmasız otoriter tondaydı. Durmadım. Adımlarımı sıklaştırdım, kalbimin ritmiyle yarışır bir hızla. Otoparka öyle koştum ki, nefesim göğsümde yanıyor, yol saniyeler içinde bitti. Cebimden Kaya'nın arabasının yedek anahtarını çıkardığım ellerim titriyordu, ama bu titreme korkudan değil, öfkenin ve aciliyetin verdiği elektrikten kaynaklanıyordu. Kapıyı açtım, kendimi sürücü koltuğuna attım.

 

“Feza dur!”

 

Gaza bastığımda yan kapı aniden açıldı ve Ilgaz kendini içeri attı. Dev cüssesiyle hareket halindeki araba sallandı.

 

"Ne yapıyorsun sen?" diye gürledi nefes nefeseydi.

 

Karargâhın çıkışına geldiğimde nizamiyedeki askerlerin barikatı kaldırmasını beklerken ona döndüm. "Ersin ve Uğur hastanede. Oraya da bir saldırı olacağını düşünüyorum komutanım."

 

Ilgaz tüm bedenini bana çevirdi, yüzünde fırtınalar kopuyordu. "Böyle mi karar alıyorsunuz yüzbaşı? Saldırı olabilir, evet. Ama sen tek başına oraya mı gidiyorsun? Nereden ve kimden aldın bu emri? Disiplin denen şey senin için sadece kâğıt üzerinde mi var?"

 

"Kişisel bir sebep yüzünden benimle uğraşıyorlar!" diye karşılık verdim, sesim kontrolüm dışında yükseliyordu. Bariyer kalktı, gaza yüklenerek çıkışa yöneldim. "Timim şu an tehdit altında. Hastanede istihbarat ekipleri var ama yeterli olmayabilir. Albay Sungur ve ailesi de orada. Tek başıma gitmekte sakınca görmedim."

 

"Saldırı olacağını nereden anladın?" diye sorguladı aynı anda telefonunu çıkarıyordu.

 

"Yaralanan 'kestaneci' de bir istihbarat ajanıydı. Adamlar bizim dış gözetim ağımızın farkına varmış. Bu dikkatimizi dağıtmak ve asıl darbeyi vurmak içindi." Bu sırada telefonunu kulağına götürmüş, muhtemelen Albay Sungur'u aramıştı.

 

"Hâlâ hastanede misiniz?" diye sordu. Telefonun açıldığını anlayınca rahatladım ama gaza basmaya devam ettim. Ilgaz'ın da gözleri dışarıda sürate odaklanmıştı. Aniden yüzü gerildi. "Lanet olsun!" diye bağırdı. "Gaza bas Feza! Hemen!" Telefonu kapattı ve hemen başka bir numaraya tuşladı. "Kudret! Karargâhtaki acil müdahale timiyle derhal hazırlan! Devlet Hastanesi'ne intikal. Çatışma var. Silah ve ekipmanları araçtan alın! Hemen!"

 

Kalp atışlarım kulaklarımda vuruyordu. Korktuğum başıma gelmişti işte. Bir yandan direksiyonu sıkıca tutarken, diğer yandan kendi telefonumu çıkarıp abimi aradım. Anında açıldı.

 

"Abi hastaneye gelin, hemen! Kerem ve Sürmene'yi de al. Silahlı, tam teçhizatlı gelsinler. Saldırı başladı!"

 

"Tuzak mıydı?" Dedikten sonra "Anlaşıldı. Beş dakikaya çıkıyoruz. Kerem'den Uğur ve Ersin'e ulaşmaya çalışacağım." Kaya'nın sesi buz gibiydi.

 

Arabayı son hızla sürerken Ilgaz yan koltukta tabancasını çıkarmış şarjörü kontrol ediyordu. "Şu kişisel mesele nedir Feza?" diye sordu. Sesi şimdi daha bastırılmış, tehlikeli bir tondaydı. "Seni teçhizat almayı unutturacak kadar yerinden fırlatan mesele nedir tam olarak? Bu hatayı nasıl yaparsın aklım almıyor!"

 

"Bu araba teçhizat dolu komutanım" dedim sol şeride kırarken. Bagaj ve torpido envanter doluydu Kaya sayesinde. Ne olur ne olmaz sürekli tehdit altında yaşaya yaşaya garantilemiştik her şeyi. Ilgaz kontrol etmek için torpidoyu açtı. Silahlarla karşılaşınca kaşlarını çatıp bana baktı ve silahları incelemeye başladı.

 

"Peki ilk sorduğum sorunun cevabı?" Derken bir göz yaşartıcı bombayı inceliyordu.

 

"Geçmişten kalma ailevi bir düşmanlık" dedim dişlerimi sıkarak. "Detayını ben de bilmiyorum. Ama hedef açıkça ben ve timim."

 

Ilgaz derin bir nefes aldı, söyleyecek bir şey bulamamanın verdiği bir hışımla. "Bu iş bitsin, tüm detayları duyacağım."

 

Hastane yaklaştıkça önce tek tük, sonra bir sel gibi akan otomatik silah sesleri duyulmaya başladı. Karmaşık bir ateş deseniydi; saldırganların kalabalığı ve karşı atışların seyrekliliği seçiliyordu... İçim cız etti. Ersin ve Uğur ile ajanlar sayıca az olmalıydı.

 

Sonunda hastanenin arka caddeye bakan servis girişinin karşısında acı bir fren sesiyle arabayı bir kamyonetin arkasına sakladım. Manzara kaostu. İki siyah renkli minibüs, hastane giriş yolunu bloke etmişti. İçlerinden ve araçların arkasından yaylım ateşi açılıyordu. Karşılık ise hastanenin üst kat pencerelerinden ve giriş kapısından geliyordu ama zayıftı. Siviller etrafta çığlık içinde kaçışıyor, kendilerini araba kaputlarının, çöp konteynerlerinin arkasına atıyordu.

 

"En az otuz beş saldırgan" diye mırıldandı Ilgaz durumu hızla tarayarak. "Ama ateşleri dağınık. İçeri sızmaya çalışıyorlar. Binanın üst katlarındaki askerlerden gelen ateşlerle tıkanmışlar."

 

"Ilgaz buradan ateş edemeyiz! Çok fazla sivil siper alıyor!" diye bağırdım gözüm civardaki masum insanlardayken. "Ateş açtığımız an bu tarafa sıkacaklar. Kaç sivil kurşunların hedefi olur?"

 

Ilgaz'ın gözleri de keskin bir kartal gibi etrafı taradı. "Haklısın. Yakın mesafeye inmek zorundayız. Onlar sivillerin arkasına saklanamayacak kadar yaklaşana kadar bekleyemeyiz. Ben soldan, araçların arkasından dolaşacağım. Sen buradan sivilleri uzaklaştır, sesini duyur. Ekipler geldiğinde onlara sağ kanattan baskı yapmasını söyle. Bizi görünce siviller de tamamen uzaklaşacaktır ama sen mümkün olduğundan fazlasını çıkar buradan."

 

"Komutanım tek başına..." diye itiraz etmeye kalktım.

 

"Bu bir emirdir, Yüzbaşı!" diye kesti sesi demir gibiydi. Gözlerinde hiç tartışmaya yer bırakmayan bir kararlılık vardı. "Senin görevin buradaki masumları korumak. Beni de merak etme."

 

Ona güvenmek zorundaydım. Başımı sertçe sallayarak onayladım. "Anlaşıldı."

 

Ilgaz kapıyı açtı ve bir gölge gibi kayboldu, park halindeki araçların arkasında kaybolana kadar alçak ve hızlı adımlarla ilerledi. Ben de kendi kapımdan dışarı atladım.

 

"Saklanın! Başınızı kaldırmayın! Yavaşça, bulunduğunuz yerden caddenin dışına, yan sokaklara sürünün!" diye bağırdım sesimi olabildiğince gür çıkararak. Bir anne, iki çocuğunu bir arabanın arkasına sıkıştırmıştı. Koşup yanlarına çöktüm. "Hanımefendi, çocukları alıp şu eczanenin içine gidebilir misiniz? Sakince, kafanızı eğerek."

 

Kadın korkuyla başını salladı. Çocukları kavrayıp, benim gösterdiğim yöne doğru emeklemeye başladı. Diğer sivillere de benzer talimatlar verirken gözümün ucu Ilgaz'taydı. Sessizce, neredeyse görünmez bir şekilde, saldırganların bulunduğu minibüslerin sol tarafına, bir çöp konteynerinin arkasına sızmıştı.

 

Tam o sırada caddeden gelen gürültülü motor sesleri kurtarıcı oldu. Bir toma görüş açıma girdiğinde etraftaki sivillerin çoğunu yolladığım için derin bir nefes aldım. Arkasından başka zırhlı araçlar da geliyordu. Araçlar gözüktüğü an saldırganların yarısı anında bize doğru dönüp Ateş açmaya başladı. Büyük ihtimalle Ilgaz da artık çatışma durumuna girmişti.

 

doğrudan minibüslerin sağ yanına, onları siper olarak kullanacak şekilde yanaştı. Kapılar aynı anda açıldı. İlk fırlayan, bir panter çevikliğiyle Sürmene oldu. MP5'ü omzundaydı ve dışarı atlar atlamaz, tek bir kusursuz hareketle silahı indirip, minibüsün arkasına saklanmış, Ilgaz'a nişan almak üzere olan bir saldırgana kısa, kontrollü bir üçlü atış yaptı. Adam sırtından vurulup yere yığıldı.

 

Ardından Kaya atladı. O daha ağır, daha gürültülüydü. Elinde bir pompalı tüfek vardı. "AVCI GELDİ, OROSPU ÇOCUKLARI!" diye kükredi ve minibüsün ön camına doğru ateş etti. Cam parçalanıp içeridekileri yaraladı. Kerem ise aracın diğer tarafından, tabletini bile bırakmamış, muhtemelen elektromanyetik karıştırma veya iletişim kesme çalışıyordu.

 

Ilgaz'ın timinden Ali ve Kudret de ikinci bir araçla gelmiş, sokağın diğer ucunu kapatmış, kaçış yolunu kesmişlerdi.

 

 

Kaya hızla siper aldığım yere koşarak sırtını benim gibi nuriyeye dayadı.

 

Elindeki yedek taramalıyı bana uzatırken "Feza! Durum?" diye gürledi silahını kavramış gözleri minibüsleri tarıyordu.

 

Uzattığı silahı aldım.

 

"Ana hedef minibüsler. Başka saldırgan yok. Ilgaz soldaki konteynerin arkasında yakın temas için yaklaşıyor. Sivilleri boşalttım otoparktan ve caddeden. Ekiplere söyle hastaneye gelen yolları kapatsınlar."

 

Kaya telsizine anında talimat verdi. Ardından bir el işareti yaptı arkaya doğru "Ali, Kudret! Sağ kanat, ateşle baskı uygula! Deniz sen arabamı koru kurşun gelmesin. Ilgaz'a yaklaşalım bizde Feza."

 

Kaya ardından bana döndü. Yüzü öyle öfkeliydi ki bakamadım.

 

"Sen nasıl tek başına fırlayıp gidersin Feza? Adamlardaki mühimmata bak. Nasıl duygularınla hareket edersin? Bildiğin çatışma var kızım burada!"

 

"Şimdi sırası değil" dedim Ilgaz'ı bulmaya çalışarak. Gözükmüyordu bile. Ama adamların tam dibine girdiği belliydi. Askeri araçları gören saldırganların bir kısmı hasteneye ateş etmeye devam ederken artık büyük bir kısmı bize karşılık veriyordu.

 

"Ersin'in keskin nişancıyı yanınıza aldınız mı?" Diye sordum. Almış olması lazımdı. Ekip tam değilse bile hazırlık sırasında tüm ekibimizin silahlarını almak gibi bir huyumuz vardı.

 

"Aldım" dediğinde kafamı salladım.

 

"Yerde kontrol sende Kaya. Çatıya çıkıyorum. Önceliğin siviller."

 

 

Yanından siper alarak fırladım. Toma'ya kadar sırtımı arabalara yaslayarak yaklaştım. Arada bir kafamı çıkartıp saldırganlara karşılık veriyordum. Hızla tomanın içine girerek mühimmatların olduğu yere yöneldim ve Ersin'in keskin nişancısını buldum.

 

Kılıfıyla birlikte silahı alıp araçtan çıktım. Zaten buraya gelirken gözüme bir bina kestirmiştim. Hızlı ve kontrollü adımlarla binaya doğru koştum ve içeriye girdim. Merdivenleri çok seri bir şekilde tırmandım. Çatıya geldiğimde kilitli olduğunu görünce tabancamı çıkartıp kilide ateş ettim ve kapıyı açıp çatıya çıktım.

 

Çatıya çıktığımda hızla silahı yere koydum. İçimdeki silahı ve diğer ek mühimmatı çıkartıp mümkün olduğundan kısa sürede taktım ve silahı hazır hale getirdim. Ersin kadar iyi bir keskin nişancı asla olamazdım ama bu silah türüyle aram iyiydi. Hemen nişangaha gözümü yaslayarak durum kontrolü yaptım. İlk baktığım yer Ilgaz oldu.

 

Saldırganların minibüslerinin hemen çaprazında bir servis arabasının arkasına sinmiş ateş ediyordu. Saldırganlar onun yerini tespit etmiş servis arabasına kurşun yağdırıyordu. Üç saldırgan hastaneye sıkıyordu çünkü hastaneden gelen karşılık neredeyse bitmişti. Mermileri tükenmiş olmalıydı hastane ekibinin. Eğer biz gelmeseydik şu an çoktan hastaneye girmişlerdi.

 

Geri kalanlar da askerlere karşılık veriyordu. Bir saldırganın Ilgaz'ın olduğu servis arabasına yöneldiğini gördüm. Arabaların arasından eğilip kalkarak sinsice yaklaşıyordu. Ilgaz da mermisini değiştiriyordu o sırada. Adam tam köşeyi dönecekken kafasını nişan alarak tek el sıktım. Yere düşme sesini nasıl duydu bilmiyorum ama Ilgaz anında oraya doğru koştu. Yerdeki adamı görünce kafasını kaldırıp binaları taradı. Sonra da cep telefonuyla bir şeyler söyledi. Ali ve Kudret ile cep telefonu ile iletişim halinde olmalıydı. Ali ve Kudret de Kaya'ların yanındaydı.

 

Kafasını sallayıp yeniden çatılara bakarken benim olduğum çatıya takıldı gözleri. Silahın dürbünüyle bakarken sırıttım. Onun da yerimi bulup sırıttığını yakaladım.

 

Dürbünü hastaneye çevirdim anında. Gelişigüzel bir tarama yaptığımda bahçede kimsenin olmadığını görüp rahatladım. Üst katlarda ve alt katlarda da pencere kenarlarında hiç hareketlilik yoktu. Bunda demek oluyordu ki Ersin ve Uğur hastaneyi kontrol altına almıştı çoktan. İnsanları pencerelerden ve bahçeden uzaklaştırıp bir yere toplamış olmalıydılar.

 

Daha fazla beklemeden yeniden çatışmanın göbeğine çevirdim. Bu işi hızlı bitirmeliydim. Saldırganlardan kafasını gördüğüm her birine tek ve seri şekilde sıkmaya başladım. Üç kişiyi indirince pislikler keskin nişancı olduğunu anlayarak siper almaya çalıştılar ama Ilgaz da tam diplerinden bastırıyordu. Benden saklanmak için arkaya geçen iki kişiyi de Ilgaz aklamıştı.

 

Saldırganlar sıkıştıklarını anlamışlardı. Panik ve öfke içinde, daha da vahşice ateş etmeye başladılar. Artık sadece askerlere değil, etrafta kalmış son sivillere de sıkıyorlardı. Bir kadının çığlığı yükseldi, bir arabanın arkasına sıkışmıştı.

 

"Siktir siviller!" diye bağırdım çatıdan elimden geldiğince baskı uygulamaya devam ederken. Bizimkiler hemen barikat kurup sivile yöneldiğinde baskıyı arttırdım. Kafalarını çıkarmamaları için ateş ediyordum İlgaz'la saldırganları çok net gördüğümüz için tam baskı uygulayan sadece ikimizdik.

 

Sivil hemen uzaklaştırıldı. Kaya'nın elini kaldırıp askerlere emir verdiğini gördüm. Ardından Sürmene onun işaretiyle sola yöneldi. Kaya'nın pompalı tüfeğinden çıkan gürültülü ateşinin örtüsü altında bir hayalet gibi kaydı. Dizlerinin üzerinde araçların altından sürünerek, bir adamın sıkıştığı araca ulaştı. Adamı kolundan tutup kendine çekti ve onu bir duvarın köşesine doğru itekledi.

 

Bu arada Ilgaz iki saldırganı daha etkisiz hale getirmiş, ona yaklaşan biriyle göğüs göğüse bir mücadeleye girmişti. Adamın silahını kapınca bıçak çıkarmıştı. Ilgaz adamın bileğini kavrayıp bükerek bıçağı düşürdü sonra alnına sert bir kafa atışı yaparak onu sersemletti ve yere yatırıp kelepçeledi. Nefes nefeseydi ama duruşu hâlâ dimdikti.

 

İlk sorgulanacak kişiyi almıştı.

 

Telefonumdan Kaya'yı aradım. Gözümü de ona diktim ama doğal olarak duymuyordu. Hemen nişan alıp tam yanındaki kaldırımın dibindeki ağacın toprağına mermiyi indirdim. Kaya mermi sesini duyduğu an kafasını sinirle yukarıya kaldırdı. Sonra da elini cebine atarak telefonunu çıkardı ve cevapladı.

 

"Bir de kafama sıksaydın abicim?" Diye sitem ederken "telefon açık kalsın. Sürmene orada tek kaldı Kudret'i yanına yolla" diye emir verdim. Kaya kulaklığı çıkartıp kulağına takarken eliyle Kudret'e işaret verdi. Ben de telefonu hoparlöre alıp yanıma bıraktım.

 

O esnada bir hareketlilik oldu. İri yarı maskeli saldırganlardan biri minibüsün bagajından bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu. Görüş sıfırdı arabaların fazlalaığından ama mühimmat aldığı belliydi. O mühimmat alamadan indirmem gerekiyordu.

 

Adamı göremedim ama RPG 7 yi gördüğüm an gözlerim büyüdü. Oha bunlar baya hazırlıklı gelmişlerdi. Adam roketi RPG'ye yerleştiriyordu...

 

Sürmene tam o sırada sivili kurtardığı duvarın köşesinden fırladı. Koşmuyor adeta süzülüyordu. Adamı o daha net görürdü o açıdan. Bende görüş sıfırdı çünkü keskin nişancı varlığını anlamışlardı. Bu yüzden kapanıyorlardı. MP5'ü tek eliyle tutmuş, diğer eliyle de bir göz yaşartıcı bombasının pimini çekip yuvarlamıştı. Bomba maskeli adamın hemen önünde patladı, yoğun gaz onu anlık olarak kör etti.

 

Ve yanlış hamle yaparak doğruldu adam. Anında kafasına mermiyi indirdim.

 

Ama roketatarlı adamın hemen yanında bir diğeri silahını Sürmene'ye çevirdi. Hemen tetiğe asıldım ama Sürmene benden daha hızlıydı. Vücudunu aniden yere attı, kayar gibi yana doğru savruldu ve kurşundan kaçarak tam yatay pozisyondayken tek el ateş etti. Kurşun adamın elindeki silahı vurup fırlattı. Ilgaz ve Sürmene birbirine çok yakındı konum olarak. Sürmene'nin yaklaşmasıyla dağılan saldırganlardan üç kişiyi indirmişti Ilgaz.

 

Geriye az kişi kalmıştı. Ilgaz'ın adamlara doğru bağırdığını duydum. Büyük ihtimalle teslim olmalarını söylüyordu.

 

Kaya'nın da Sürmene ve Ilgaz'a temkinli adımlarla yaklaştığını gördüm. O esnada hastanenin önünü de kontrol ediyordum. Dış kapının orada bir hareketlilik vardı. Dürbünü oraya yaklaştırdığımda Ersin'in elindeki silahı yukarıya tutarak dışarıdaki durumu kontrol ettiğini gördüm. Bir de bakışları çatıda direkt benim olduğum yeri bulmuştu. Adam taa nereden bile yerimi tespit edecek kadar iyi gözlere sahipti. Ona boşuna Şahin demiyorduk.

 

Aşağıdaki duruma geri döndüm. Silah sesleri artık çok azalmıştı çünkü saldırganları çember içine almıştı bizimkiler. Ilgaz, Deniz ve Kaya koordineli çalışıyordu. Kudret de onlara hemen yakınken Ali sivil kontrolü için geride arabaların orada kalmıştı. Kimse kafasını çıkarmadığı için indiremiyordum. Hepsi yere yatmış pozisyondaydı. Atışlars da karşılık veremiyorlardı artık. Ilgaz sürekli onlara doğru dönüp bağırarak bir şeyler söylüyordu.

 

Sonunda bir çift el görüş açıma girdi. Saldırganlardan biri kollarını kafasına doğru kaldırarak teslim olma işareti yaptı ve ayağa kalktı. Silahımın nişanını tam alnına getirdim adamın. Tamamen ayaklandığında elleri havadaydı. Onun ardından diğerleri de sırayla ayaklandı. Tam beş adam kalmıştı. Biri de İlgaz'ın etkisiz hale getirip arabalardan birine kelepçelediği adamdı. Yani yedi saldırganı canlı ele geçirmiştik.

 

Anında doğrulup silahı toparladım. Kılıfına hızla geri koyarken ayağa kalktım ve koşar adım çatıdan aşağıya inmeye başladım. Apartmandan çıktığım an elimdeki silahı tomanın içine fırlatıp olay yerine doğru koştum. Gelen tüm diğer askerler o bölgeye gelmişti ve Ilgaz'ın teslim olmuş adamlardan birine yumruk çaktığını gördüm göz ucuyla. Hızla yanlarına ilerledim.

 

Ben geldiğimde Ilgaz adamı ensesinden tutup askerlerden birine adeta fırlattı. Maskelerini çıkartmışlardı. Türklere benzemiyorlardı. "Alın bunları arabalara" diye bağırdı Ilgaz. Kaya ve Kudret de hemen ortalığı toparlamaya başladı.

 

Ilgaz'ın yanına geldiğim an "teşekkürler yüzbaşı" diye mırıldandı gözlerimin içine bakarak.

 

"Sen hep bana böyle teşekkür mü edeceksin?" Diye sordum ellerimi pantolonun arka ceplerine sokarak.

 

"Hayatımı kurtarıyorsun sürekli" dediğinde kafamı sallayarak bakışlarımı etrafta gezdirdim. Her yerde mermi kovanları vardı. Park halindeki arabalarda hasar almamış araba neredeyse yoktu.

 

"Burayı bizimkilerr bırakalım" dedim. "Ben hastaneye giriyorum."

 

"Tamam" diyerek "Ali!" Diye gürledi. Ilgaz parmağıyla etrafı gösterip yuvarlak çizerek ortalığı topla demeye çalıştı ve peşime takıldı.

 

Hastanenin kapısına yaklaşırken ilk çıkan Ersin oldu. Benim sinirli bakışını gördüğü an daha ona yaklaşmadan "bir anda saldırı olunca telefona bakamadım" diye açıkladı. Haklıydı ama çok merak etmiştim. Ayrıca telefonu açmamaları da iyi olmuştu ki hastaneye saldırı olacağını çok erken anlayabilmiştim. Biraz daha geç kalsaydık bu pislikler hastanenin içine girer hatta o roketle çok daha büyük bir şey yaparlardı. Çok fazla kayıp olabilirdi.

 

"Sorun yok herkes iyi mi?" Diye sorduğumda Ilgaz hemen yanımda durdu. Ersin evet anlamında kafasını sallarken bakışlarım hstanenin girişine kaydı. Uğur'u da kapının önünde gördüm. Yanındaki iki sivil ajanla konuşuyordu. Ajanların bakışı bende olsa da Uğur'un söylediklerini dinliyorlardı. Uğur lafını bitirince iki ajan birden bize doğru yürüdü. Yaşları epey büyüktü. Biri 40'lı diğeri 50'li yaşlarında rahat vardı.

 

Ilgaz'ın karşısında durup kafa selamı verdikten sonra "hastane içinde yaralanan olmadı. Bahçede üç sivil ilk kurşunlara denk geldi. Acilen onları içeri taşıdık. Biri ameliyatta diğer ikisinin durumu daha iyi komutanım."

 

"Tam zamanında yetiştiniz. Karşılık versek de uzun süre çatışacak ekipmana sahip değildik" dedi bir diğer adam da. Bakışlarımı Ilgaz'a çevirip yeniden ajanlara döndüm. Bir de neden basıp geldim diye bana kızıyordu. Adam hareket halindeki arabama atlamıştı sırf bana kızmak için.

 

"Burada olmanız çok iyi oldu" dedim yeniden ajanlara bakarak. "Siz kendi raporunuzu hazırlarsınız. Şimdilik durum bizim kontrolümüz altında "

 

"Kolay gelsin Avcı" dedi adamlardan biri. Kafamı bir kere eğdim. Diğeri de Ilgaz'a "size de kolay gelsin komutanım" diyerek uzaklaştılar.

 

Uğur ve Ersin anında olayı anlatmaya başladılar. "Tüm sivilleri içeri aldık. Hepsini en üst kata arka pencerelerden uzak odalara taşıdık. Ameliyathaneler ve yoğun bakımlar hariç kimse kalmadı katlarda."

 

"Ekipler geliyor zaten siz iyi iş çıkardınız" dedi Ilgaz. "Albayların durumu ne?"

 

Uğur cevap verdi. Hastanenin arka bahçesine de birçok askeri araç gelmeye başlamıştı karargahtan.

 

"Alparslan yüzbaşı ve albay da bizimle birlikte çatıştı." Uğur bana bakarak konuştu. Sonra yeniden Ilgaz'a döndğ. "Albay ameliyathane katını korumak için ikinci katta. Alparslan yüzbaşı da..." Daha lafı bitmeden kapıdan Alparslan gözüktü.

 

Beni gördüğü an yüzüne hızla bir rahatlama yerleşti. Ama benim takıldığım hemen arkasından çıkan Ceylin di. Ceylin abisinin arkasından yürürken Alparslan adımlarını hızlandırdı. Ilgaz da rahatlayan bir nefes verip öne doğru bir adım attı. Ama yanıldığı şey Alparslan kendisine doğru geliyor sanmasıydı.

 

Alparslan bir anda karşımda durdu ve "şükür iyisin" diyerek beni aniden kollarına aldı. Yaşadığım şoka mı yansam, onun kokusuyla aniden huzurla dolmama mı yoksa tam karşımda gözlerini kocaman açmış beni öldürecek gibi bakan Ilgaz'a mı bilemedim.

 

"Buyurun cenaze namazına" diye mırıldanan Uğur'la bakışlarımı Ilgaz'dan koparamadım. Bir anda gözleri kan çanağına dönmüştü ve öfkeden köpürecek gibi yumruklarını sıkmıştı. Tam kapının girişinde de Ceylin sinirle bize bakıyordu.

 

Şimdi bu durumu nasıl açıklayacaktım Ilgaz'a? Aramızda bir şeyler sanırım başlayamadan bitmişti...

Bölüm : 18.12.2025 11:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...