25. Bölüm

"Ben Feza Sungur'um!"

ebrumelek
yazarebrumelek

Tüm tim hep birlikte karargaha geçmiştik ama nasıl geçmiştik bilmiyorum bile. Her şey bir rüya gibi hissettiriyordu bana. Kaya, arabası Nuriye'ye bile binmemize izin vermemişti. O kadar donuk bilir haldeydim ki ağzımı açacak durumda değildim. Ben bu günler için eğitim alsam da insani duygularım vardı. Kahretsin ki vardı ve ben şu an deli gibi acı çekiyordum.

 

O raporda tarif edilen kayıp kız bendim...

 

Kaya benim yerime timin yönetimini devralınca haliyle timim de şaşırmıştı. Bir şey sormanın sırası olmadığını anlayarak sessiz kalıp emirlere uymuşlardı. Tam teçhizat çıkmıştık evden. Herkes yedek üniformasını giyerken Kaya banyo yapamadan yenilemişti üstelik. Raporu okuduktan tam üç dakika sonra hazırlanıp evi boşaltmıştık. Zaten ilk taşındığımız gün iki eve de kendimiz böcek ve gizli kameralar yerleştirmiştik. Böylece evlerimize de baskın yapılırsa her şekilde haber alacaktık.

 

Karargaha girdiğimizde dikkatli bakışlardan sıyrılarak doğrudan harekat merkezine çıktık. Şu an bir üsteğmen yetkili personeldi. Bizim gelişimizi haber alınca direkt soluğu yanımızda alıp bana rapor vermeye başlamıştı. "Albay Sungur, Yüzbaşı Sungur ve Binbaşı Erden yoklar komutanım. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?" Demişti. Elimdeki taramalı silahımı indirmeden ve cevap vermeden yanından hızla geçip gitmiştim. Kaya'nın üsteğmenle konuştuğunu ise harekat merkezine girdiğimde fark ettim. Ancak ne konuştuklarına kulak kesilemedim. Şu an önceliğim güvenlikti ve bu aile meselesini unutmaya çalışıyordum.

 

Bilgisayar ekranının başında oturan asteğmenin yanına vardığımda anında ayaklanıp yerinde dikleşti ve bana tekmil verdi. İsmini hatırlamadığım yetkili üsteğmen ve Kaya da yanıma gelince asteğmene "Ankara ile bağlantı kurmam lazım" dedim.

 

"Hemen komutanım" diyen asteğmen, yeniden sandalyesine oturup bağlantı merkezini açtı. Ekranda yazan genel bağlantı ve özel bağlantı seçeneklerinden tam genel bağlantıya tıklıyordu ki elimi kaldırıp onu durdurdum.

 

"Özel bağlantı olacak."

 

Asteğmen imleci özel bağlantıya getirip bastığında çıkan kod girme kutucuğuna baktım. Ardından elimi klavyeye uzatıp yıllardır ezbere bildiğim, hatta kendi kimlik numaramdan bile önce ezberlemek zorunda kaldığım kodu girdim. Kodun başındaki ilk üç Simge alan kodu gibiydi. NATO kodu olarak geçerdi. Ve direkt kolordu komutanlığına bağlıydı. Yazdığım simgeyi, OF-8'i gören asteğmenin kafasını çevirip bana baktığını fark ettim ama önemsemeden Korgeneral, Metin Arıkan'ın özel kodunu girmeye devam ettim.

 

Bağlantı kura bastıktan sonra kafamı asteğmene çevirdim. "Herkes dışarı çıksın!"

 

Bağlantı kurulmaya devam ederken karargah merkesindeki timim dahil herkes çıkmaya başladı. Üsteğmen çıkmaya yeltenmeyince bakışlarımı ona çevirdim. Mesajı almış gibi kafasını sallayarak "emredersiniz" diyerek en son o da terk etti.

 

"Neler oluyor?" Diye fısıldayan Ersin'in sesiyle Kürşat ona "şşş" demişti. Kaya yanıma gelip a önce asteğmenin kalktığı sandalyeye oturdu. Ekranda bağlantı kurulunca karşıdaki askerle yüz yüze geldik.

 

“Burası Kara Kuvvetleri, Kolordu komutanlığı, Harekât Merkezi. Kimin ulaştığını öğrenebilir miyim?” diye sert ama nötr bir ses yankılandı.

 

“Yüzbaşı Feza Duman. 78400. Korgeneral Metin Arıkan’la görüşmem gerekiyor, acil.”

 

Karşıdaki ses bir an sustu. Tuş sesleri uzaklardan gelen telsiz cızırtılarına karıştı.

“Bir dakika Yüzbaşım. Korgeneralim şu anda toplantıda. Görüşme sebebinizi alabilir miyim?”

 

"Sadece kodumu söyleyin. Şimdi iletmeniz gerekiyor. Acil bir mesele."

 

Sessizlik. Ardından askerin sesi daha dikkatli bir tona büründü.

 

“Anlaşıldı, Yüzbaşım. Hemen iletiyorum… Lütfen hatta kalın.”

 

Başka bir bağlantı kurup korgenerale ulaşmaya çalışırken bu defa Uğur rahat durmadı.

 

"Keşke ben evde kalsaydım, baskın yapılırsa hepsini gebertirdim. Spor olurdu."

 

"Baskından kaçmadık zaten salak" diyen Kerem yanından yürüyüp bizim yanımıza gelmişti. Ersin cevapladı.

 

"Resmen bulmaca çözüyor gibiyim. O zaman neden kaçar gibi çıktık açıklasanıza?"

 

"Al benden de o kadar" diyen Uğur da araya girince Kerem omzunun üzerinden onlara baktı.

 

"Birileri peşimizde. Şu an da bir şey yapmadan önce Metin generali arayarak bilgi alacağız. Verdiği emre göre de hareket edeceğiz işte neyini anlamıyorsunuz?"

 

Ekrandaki bakışlarımı çekip sırtımı dikleştirdim. Albay benim babam mıydı gerçekten de? Handan hanım da annem mi? Anne mi? Bu nasıl bir kelimeydi ki? Ağzıma da hiç yakışmaz gibi geliyordu. Dilim bu harfleri bir araya getirmeye alışık değildi ki!

 

"Lan sen bunları söylenmeden nasıl anladın?" Uğur'un sorusuyla Kerem'in göz devirdiğini ona bakmasam bile anlamıştım. Onun yerine Kaya cevap verdi.

 

"Adamın IQ'sunun sayısını hatırlıyorsunuz değil mi? O anlamayacak da siz mi anlayacaksınız?"

 

"Hani ben timin en iyi askeriydim?" Diye alınmış ses çıkaran Ersin'le, Uğur "hm, hmm" diyerek bir onay sesi çıkardı ama kimi onayladı bilmiyorum. Sonrasında da lafa girdi zaten. "Hani ben de dört tabur askere eşittim. Bu herifin IQ'su daha yüksek diye hemen kayrıldı. Yok arkadaş bu timde ayrımcılık var!"

 

"Susar mısınız artık?" Dediğim an anında sessizlik çöktü. Evden beri ilk kez konuşuyordum. Onlar da aslında bendeki gerginliği anladıkları için ortamı yumuşatmaya çalışıyor, bu sebeple bir saattir boş muhabbet yapıyorlardı.

 

 

Birkaç dakikanun ardından bağlantının diğer ucundaki ekran yeniden açıldı. Ekran açıldığı an babam olarak gördüğüm, bizi yetiştiren adamı gördüm.

 

Bakışları ekranda gözüken bana, sonra Kaya'ya kaydıktan sonra arkadan kafalarını uzatmış gibi duran time kaydı. Timinin üyeleri Korgenarali ilk kez yüz yüze görüyordu. Metin babanın bakışları en son bende durduktan sonra kaşları havalandı.

 

"Avcı timi ve Yüzbaşı Feza Duman. Sizi dinliyorum?"

 

Onu özlemiştim. İstemsizce dudaklarımın kenarı kıvrıldı. Metin babanın bakışlarında da aynı özlem vardı. Gözleri benim ve Kaya'nın arasında gidip geliyordu.

 

"Neler oluyor?" Diye sorduğunda yutkundum. Ne diyecektim ki? Nereden başlayacaktım? Bakışlarım istemsizce Kaya'ya kaldığında o elbette benden çok daha iyi durumda olduğu için cevapladı.

 

"Buraya neden geldiğimizi biliyorsunuz sayın korgeneralim. Araştırmamız sonucunda gizli bir belgeye ulaştık. Ancak belgenin birinin eline geçtiğini anlayanlar oldu ve karşılık verdiler. İstihbarat uzmanı Sürmene kod adlı askere baskın yapıldı."

 

Ersin ve Uğur'un şaşkınca birbirine baktığını kamera ekranından gördüm. Kaya da dönüp bana bakmıştı. Hepsi Şırnak'a neden geldiğimizi biliyordu. Tek tabanca oldukları için tayin aldırırken onlara sorduğumda kabul etmişlerdi. Onları bağlayan bir şey yoktu zaten Ankara'ya da. Hepsinin ailesi farklı şehirlerdeydi.

 

Kaşları çatışan Metin baba sandalyesine yaslandı. Düşünürken hep yaptığı hareketi yapıp baş parmağını dudağına götürdü. Yeniden ekrana döndüğünde "dosyayı bulmanızın kimin canını sıktığını öğrenmek istiyorsunuz yani?" Diye sordu. Kaya kafasını sallarken Metin baba bana bakarak devam etti sözlerine.

 

"Dosya saklandığına göre farklı bir dosya daja mı var? Peki bulduğunuz dosya neydi?"

 

Duraksadım. Ben bunu nasıl söylerdim ki? Sesli dile getirmek çok zordu. Kaya zor durumumu anlamış gibi benim yerime cevap verdi.

 

"Albay Onur Sungur, Feza'nın babası olabilir komutanım. Tahmin ettiğiniz gibi farklı ve sahte bir dosya daha var. O resmî belge olarak gösterilmiş. Bizim bulduğumuz orjinali."

 

Harekat merkezine buz gibi bir sessizlik çöktü. Ekranda korgeneral olmasa timim delirmiş gibi sorular sorarlardı ama çıt çıkmıyordu şu anda.

 

"Anlaşıldı" dedikten sonra kulağına kulaklık taktı Metin baba. Sonra klavyenin tuşlarına basarak gözlerini kamera lensinden çekti.

 

"Ben kimlerin dosyayı sakladığını araştıracağım. Bu süreçte peşinizdekilerden kurtulana kadar sessiz kalacaksınız. Ne olur ne olmaz diye oraya sivil istihbarat saha ekibi gönderiyorum. Evin etrafında olacaklar. Ekip yerleştikten sonra evinize geçin. Hiçbir şey olmamış gibi davranın ama tetikte olun. Sizi başka bir eve yerleştirsem işkillenirler."

 

"Anlaşıldı komutanım."

 

"Feza," dedi Metin baba kameraya yaklaşıp. "Dikkatli olun. Aileni bulduğuna sevindim kızım. Ama bu mesele çözülene kadar onlara kimliğini açıklama. Ailenin bir düşmanı var belli ki. Seni onlardan koparmış. Kim olduğunu öğrenmeden tehlikeye girmenizi istemiyorum."

 

"Tamam" dedim derin bir nefes vererek. Gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. "Tamam sayın korgeneralim."

 

Ekran kapandığında ortama buz gibi bir sessizlik çöktü. Herkesin bakışları bendeydi.

 

Kapı bir anda açıldığında harekat merkezinin durağan havası anında değişti. Gölgelerin içinden süzülüp giren Ilgaz'ın silüeti odanın gerilim seviyesini görünmez bir el ile yukarı çekmişti. Bakışlarım onun kaşları çatılmış halde bizim olduğumuz yöne doğru ilerleyişine takıldı. Timim ve ben aynı anda yerimizde dikleşip tekmil verdik sırayla.

 

"Rahat Avcı timi," dedi bakışlarını Kaya'ya çevirip. Ardından time göz atıp bana döndü. "İzinli olmanız gerekiyordu. Tam teçhizat burada ne yapıyorsunuz yüzbaşı?"

 

 

"Bir görüşme yapmak için geldik komutanım," dediğimde Ilgaz'ın kaşları merakla havalandı.

 

"Asteğmen, Ankara ile bağlantı kurduğunuzu söyledi. Bir durum mu var?"

 

 

"Özel bir mesele komutanım," dedim. "Biz de şimdi gidiyorduk."

 

Timime dönüp başımla kapıyı işaret ettim. Metin babaya durumu anlattığımıza göre dediği gibi kimin bu işten rahatsız olduğunu bulmam gerekiyordu. Onların kızı olduğumu açıklamadan önce bu meseleyi çözmek gerekiyordu. Hem sadece ben değil timim ve Sungur'lar da tehlikeye girebilirdi. İşin ne boyutta olduğunu bilmiyordum ama Sürmene'nin gizli adresini bulduklarına göre boş birileri değillerdi.

 

 

"Siz çıkın," Ilgaz time doğru konuşurken bakışları bana döndü. "Feza yüzbaşı siz kalın. Konuşmamız gereken bir durum var."

 

Kaya bana tereddütlü bir bakış attı. Gözlerimi kapatıp açarak sorun olmadığını belli ettim. Timim çıkarken Kaya, "Kapının önünde bekliyoruz," dedi ve kapıyı arkasından kapattı.

 

Harekat merkezinde Ilgaz'la yalnız kaldığımızda hâlâ gergindim. Rahat olma emri vermesine rağmen dimdik duruyordum. Bakışları ağır bir şekilde üniformamda gezinirken sanki tenime dokunuyor gibi hissediyordum. Bu adam ne zaman bana baksa kalbim heyecanlanıyor ve bedenim geriliyordu. Bugün öğrendiğim ağır gerçeklerden sonra bile bu etki azalmamış, bilakis daha da keskinleşmişti. Halbuki ıssız bir dağ başına gidip deli gibi bağırsam bile içimdeki volkanı söndüremezmişim gibi hissediyordum.

 

"İyi misin, Feza?"

 

Sesi düşüncelerimin arasından sızarak bana ulaştı. Bana doğru yürümeye başlamıştı. Kalbim göğüs kafesime çarpa çarpa yerinden fırlayacak gibiydi. Yutkundum ve kafamı aşağı yukarı, güçlükle salladım. Tam önümde durdu. Gözlerini gözlerime dikti. O koyu, delip geçen bakışların altında eriyip gitmemek için kendimi zor tuttum.

 

"Evet Komutanım." Sesim umduğumdan daha sakin çıktı. Ne söyleyecekse bir an önce söylemeliydi çünkü zihnimin gelecek ekiple yapacağımız görüşme ve eve güvenle varabilme telaşıyla meşgul olması gerekiyordu.

 

"Hastanedeki olayı duydum." Sözleritüm dikkatimi anında üzerine çekti. "Albay anlattı ama bilmeni isterim ki, Alparslan bunu atlattı. Yani sürekli tekrarlanan bir kriz değil. Yaralı olması durumunu tetiklemiş olabilir. Bu meseleyi, orada gördüğünü kimseyle paylaşma, Feza."

 

"Merak etmeyin," diye iç çektim. Alparslan kolumdaki izi görüp tetiklenmişti ama bunu Ilgaz'a da gösteremezdim. "O odada olanlar kimsenin kulağına gitmeyecek binbaşı."

 

Sonra aklıma takılan soruyu sesimi iyice alçaltarak sordum. "Peki Alparslan Yüzbaşı neden böyle oluyor? Yani, o krize girdiğinde, 'Yaklaşma diyorum, bırak onu!' diye bağırıyordu. 'Feza özür dilerim,' diye sayıklıyordu. Ne oldu da bu hale geldi, merak ettim? Benim doğum lekemi görünce oldu."

 

"Doğum leken mi var?" Diye sorduğunda gerilerek kafamı salladım. "Evet" dedim rahatça. Kolumu işaret ettim havaya kaldırıp ama yerini göstermedim.

 

Sanki öylesine sadece bir merakla sormuş gibi gözüksem de deli gibi merak ediyordum. Ilgaz söyleyeceği şeyin önemini bilmeden eliyle şakağını kaşıdı. Sanki söyleyip söylememek arasında tereddütlü gibiydi. Hiçbir mimik oynatmadan, duygularımı belli etmeden, yüzüme bir maske takarak cevabını bekledim.

 

Sonunda konuşmaya karar vermiş gibi kaçırdığı bakışlarını bana çevirdi. Eliyle sandalyeyi işaret ettiğinde anında oturdum. O da başka bir sandalyeyi tutup karşıma koydu. Tam karşıma oturduğunda yakınlığımızı düşünmeden söyleyeceklerine odaklandım.

 

"Kolunda doğum izin olması kötü bir tesadüf olmuş çünkü Feza'nın omzu yanmıştı. Doğum leken onda bir anıyı uyandırmış olmalı."

 

Yutkundum ve Ilgaz'ın bakışları boynuma kaydı. Yüzüme duygusuzluk maskesini anında geri taktım.

 

"Kardeşinin vefat ettiğini duymuşsundur" dediğinde hızla kafamı salladım. İçim kaynıyordu ama belli etmemeye devam ettim.

 

"Uludağ'a tatile gitmiştik. Onur amcalar, Cemal amca ve vefat eden karısı..." Sonra iç çekip ekledi. "Benim ailem. Babam, annem ve ben... Hep birlikte gitmiştik. Zaten ben de hayal meyal hatırlıyorum çok küçüktük. O tatile dair sadece bu anım kaldı zihnimde. Feza o zaman 2 yaşlarındaydı. Alparslan ve ben 5 yaşlarındaydık. O konuşmayı yeni yeni öğreniyordu." Anlatırken bakışları yerdeydi. Ses tonu geçmişin sislerine gömülüyor gibiydi.

 

"Biz çok yaramazdık. Alparslan'la birlikte yapmadığımız halt kalmazdı. Ailemize tatili o gün zehir etmiştik."

 

Yüzünden hafif bir gölge geçerken bunun babasıyla alakalı olduğunu anladım. Hiç ses çıkarmadan dinlemeye devam ettim.

 

"Alparslan'la otelden gizlice çıkmıştık." Dudakları kıvrılarak ekledi. "Ayı bulma iddiasına girmiştik. Biraz karda ilerledikten sonra peşimize Feza'nın da takıldığını fark ettik. Sessizce peşimizden gelmesine şaşırmıştık çünkü onu hiç fark etmemiştik bile. Üzerinde montu yoktu. Yanakları kıpkırmızı olmuştu. Alparslan, "annem beni gebertecek" diye panikledi."

 

Ilgaz bana baktı, dudaklarının kenarlarında acı bir tebessüm belirdi. "Benim kucağıma gelmek istemişti. Otele kadar onu taşıdım. Omzuma yaslanmış, uyuya kalmıştı. İçeri girdiğimizde odaya çıkmadan önce onu ısıtmamız gerekiyordu. Dışarı çıktığımızı bilseler bize çok kızarlardı. Bu yüzden oteldeki şöminenin önüne gidip ısınmaya başladık."

 

O küçük kız bendim... İçimde bir şeyler paramparça olurken sesim titreyerek sordum:

 

"Sonra?"

 

"Feza uyuduğu için onu şöminenin karşısındaki otelin koltuğunda bıraktık ve oyuna başladık. Gözümüzle kontrol ediyorduk, yanından uzaklaşmıyorduk. Ne konuştuğumuzu inan hatırlamıyorum bile... ama Feza'ya uzun süre bakmadığımız aklımıza geldi. Biraz da yanından uzaklaşmıştık. Çocuk aklı işte."

 

Her kelimesi kalbimde ince bir yeri sızlatıyordu. Şu an o farkında olmadan benim geçmişimi anlatıyordu.

 

"Şömineye doğru gittiğimizde, Feza'nın uyandığını ve yanında iyi giyimli bir kadın gördüğümü hatırlıyorum." Ilgaz'ın yumrukları sıkıldı, anıların acısı yüz hatlarına kazınmıştı. "Kadın, Feza'nın kolundan tutmuş, onu kaldırıyordu. Götürmeye çalışıyordu. Alparslan, elindeki oyuncak arabasını kadına doğru fırlatırken bağırmaya başladık. Otelin o bölümünde bizden başka kimse yoktu. Herkes dışarıda kayak yapıyordu."

 

Gözlerim dolmuştu ama Ilgaz anlatırken bana bakmıyordu; kendini zorlayarak o anı yeniden yaşıyordu. Hemen kendimi toparlamaya çalıştım duygulandığımı anlamasın diye. Nefesimi tutarak dinlemeye devam ettim.

 

"Kadın bizi fark ettiği an Feza'yı kucağına aldı ve gitmeye kalktı. Ben koltuğa zıplayıp kadının sırtına atlamıştım. 'Bırak onu!' diye bağırıyorduk. Alparslan da kadını ittirmeye çalışıyordu ama kadın bizi sarsıp, 'Bırakın piçler!' diye bağırıyordu. Sürekli bağırdım ki sesimizi duyup birileri gelsin. Ama kimse gelmedi."

 

Kaçırılmaya mı çalışılmıştım!

 

"En sonunda Alparslan şömineye koşup daha öncesinde oynarken ateşin içine soktuğumuz demiri tutup çıkardı. Kadına vuracaktı onunla. Ama kadın kenara çekilince..." Ilgaz'ın sesi toklaştı, acıyla burkuldu. "Kızgın demir Feza'nın omzunu dağladı."

 

İçimde bir şeyler koptu. Omzumdaki iz... Yanık izi olduğunu tahmin ediyordum ama demek ki çok küçükken olduğu için leke gibi kalmıştı... Bunca yıl taşıdığım iz, bir kaza eseri, bir kardeşini kurtarma çabasının acı mirasıydı.

 

"Feza öyle güçlü çığlık atıp ağlamaya başlamıştı ki, bir otel görevlisi yanımıza geldi. Sonrasında kadın, Feza'yı yere atıp kaçtı." Duraksayıp bana baktı Ilgaz.

 

"Kadın kaçarken Alparslan'a bağırmıştı. 'Birkaç sene sonra senin için gelecekler sarı piç!' Demişti. O yangında da Feza kaçırıldığı için Alparslan onu neden yalnız bıraktım diye kendini yedi. Alparslan için geleceklerini biliyorduk. Ama Feza götürüldü..." Ilgaz'ın sesi yorgundu artık. "Otel günü de aynı şey olmuştu" diye devam etti. "Yıllar boyunca hep kendini suçladı bu yüzden. Cenazesini aldığımızda da artık eski Alparslan değildi. Daha soğuk bir çocuğa dönüştü. Ömür boyu kendini suçlayacak."

 

"Onun bir suçu yokmuş ama" diye fısıldadım. "Yangın günü Alparslan yüzbaşı da çocukmuş!"

 

Ilgaz bana bakarak kafasını salladı, bakışlarında derin bir acı ve anlayış vardı. "Defalarca ona bunu söyledim zaten. Otel günü onu kurtardıysam, o gün de yanında olmalıydım diye düşünüyor. Bu yüzden Ceylin'e çok düşkün. Öz kardeşi olmamasına rağmen, içindeki suçluluğu ona olan ilgisiyle bastırıyor. Aslında Ceylin, o ailede herkese çok iyi geldi. O olmasa hiçbiri toparlanamazdı. En küçükleri Gökalp, vefat eden ablasını hiç tanımadan dünyaya gelse bile, o da bu ağırlıkla büyüdü. En çok da onun üzerine titrediler."

 

Bu ailenin trajedisini dinlerken kendi kimliğimle ilgili sorular zihnimde fırtınalar koparıyordu. Kaçırmaya çalışan kişiler dosyayı gizleyenlerdi belli ki. Ama neden? Dertleri albayla mı ilgiliydi? Bir askerden alınan intikam mıydı bu? O zaman bu kişilerin terörle mi bağlantıları vardı? Metin baba inşallah kim olduklarını hemen bulurdu. Kendimi zorlayarak konuşmaya çalıştım.

 

"Merak etmeyin Binbaşım. Bana anlattığınız için teşekkür ederim. Alparslan Yüzbaşı'nın durumunu kimse öğrenmeyecek, emin olabilirsiniz."

 

 

"Bu arada," dedi yerinde dikleşip. "Kendine geldiğinden beri seni sayıklıyor." Ilgaz'ın sözleriyle donakaldım. Bakışlarım onun yüzüne kitlendi. "Israrla seni görmek istiyor. Hatta seni görmek için hastaneden kaçmaya bile kalktı. Doğum lekeni görünce seni kardeşi sandı psikolojik olarak sanırım. Çünkü Alparslan, Feza'nın öldüğünü hâlâ kabullenemedi de."

 

Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Beni... sayıklıyor muydu? Alparslan benim olduğumu kesinlikle anlamıştı. Tekrar görmek isteyecekti omzumu. Hayır dersem de şüphelenecekti. Metin baba peşindekileri bulana kadar açıklama aileye demişti. Hem zaten o böyle demese bile ne yapacağımı bilmiyordum ki! Açıklar mıydım? Ben sizin kızınızım nasıl derdim ki? Ne tepki verirlerdi bilemiyorum ama Ceylin'in ortalığı birbirine katacağı belliydi. Handan hanımın tepkisini de kestiremiyordum. Hâlâ Handan hanım demem peki? Kadın benim annemdi. Zaten Alparslan'ı ilk gördüğüm an bile kendime benzetmiştim. Onlar da beni ilk gördüklerinde bunu söylemişlerdi. Seni birine benzetiyorum diyip durmuşlardı. Albay yüzüme uzun uzun bakıp duruyordu ama akıllarının ucundan bile geçmezdi benim öldü sandıkları kızları olduğum. Ama Alparslan anlamış olabilirdi!

 

"Uygun bir zamanında yanına uğramanı istesem yapar mısın?" Ilgaz'ın sesiyle düşüncelerden sıyrıldım. "Doğum lekeni ona kafası yerindeyken tekrar göster. Aynı olmadığını görünce seni rahat bırakır, söz veriyorum."

 

 

Yeniden yutkundum. Ilgaz benden cevap beklemek için uzun uzun bakarken "elbette," dedim, sesimi mümkün olduğunca nötr çıkarmaya çalıştım. "Ama birkaç gün uygun olacağımı sanmıyorum. Ankara'dan misafirlerimiz gelecek, onlarla ilgilenmem lazım."

 

"Kolay gelsin o zaman." Ilgaz'ın sözleri konuşmanın bittiğini ilan ediyordu. Sohbetin yeterli olduğunu düşünerek ayaklandım. Yerimden kalkarken, onun bakışlarının omzuma, sonra tekrar gözlerime kaydığını hissettim. O ağır, delip geçen bakışlar altında eriyip gitmemek için kendimi zorladım.

 

"Görüşürüz, Komutanım." Anlamsız bakışmamızı bölmek için söyledim bunu.

 

"Görüşürüz, Yüzbaşım."

Kapıyı açıp koridora adımımı attığımda içimde fırtınalar kopuyordu. Ilgaz'ın anlattıkları, kolumdaki iz, Alparslan'ın bana bakışındaki o tarif edilemez acı... Her şey, bir puzzle'ın parçaları gibi zihnimde yerine oturmaya başlıyor, ama ortaya çıkan resim o kadar akıl almazdı ki reddetmek istiyordum. Timimin beklediğini görünce yüzümü bir an önce toparlamam gerekti. Ama içimdeki deprem durmak bilmiyordu.

 

Ben Feza Sungur'dum! Ben Feza Sungur'dum....

 

Ve bu hikayenin neresindeydim? Cevaplar beklediğimden çok daha yakındı. Ve onlarla yüzleşmek, belki de hayatımın en zor sınavı olacaktı.

 

Bölüm : 12.11.2025 13:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...