34. Bölüm

Hedef Kim?

ebrumelek
yazarebrumelek

"GEÇMİŞ ÖLÜDÜR. ONU CANLANDIRMAYA ÇALIŞANLAR DA ÖLÜR. AİLENİ UNUT. YOKSA ONLARI SENİN ÖNÜNDE ÖLDÜRÜRÜZ. ŞEHİRDEN GİTMEK İÇİN 12 SAATİN VAR?"

 

Kağıdı avucumun içinde hissediyordum. Her kelime cildime yanarak işliyordu. Öyle sinirliydim ki gözlerimden adeta ateşler çıkıyordu.

 

Üç çift göz bana dikilmişti. Gözüm bahçedeki bir noktaya takılırken elimdeki kâğıdı buruşturdum. Tehdit haa? Bana hemde! Beni açık açık tehdit ediyordu yani? Dişlerimi sıkmaya başladığım an Kaya'nın sesiyle kendime geldim.

 

"Olta atıyor" dedi sinirle elini saçlarından geçirirken. Parmakları kahverengi kısa saçlarının arasından hızla geçti.

 

Derin bir iç çekip karşımdaki üç adama döndüm. Alparslan ve Ilgaz gözünü kırpmadan elimdeki kağıda bakıyordu. Yüz ifadeleri ölüm gibiydi. Öyle soğuktu ki bu mektup kanlı canlı bir insanmış da onu öldürmek istiyorlarmış gibilerdi ikisi de.

 

"Gitme" dedi Alparslan aniden. Gözlerini elimdeki kağıttan ayırıp gözlerime baktı ve birkaç adımla aramızdaki mesafeyi hızla kapattı. Ayak sesleri çakıllarda eziliyordu.

 

"Ne olur gitme. Sakın gitme bir daha. Seni yeni bulmuşken tekrar kaybedersem tüm şehri yakarım Feza." Gözlerinde aynaya baktığımda gördüğüm o çılgın ateş vardı.

 

"Alparslan sakin ol" diye araya girdi Ilgaz. Alparslan Ilgaz'ın sesiyle onun varlığını yeni fark etmiş gibi hızla ona döndü, ardından bakışları ağırca bana geri döndü. Özür diler gibi bir bakış attı bir anlık kontrolsüzlük için.

 

 

"Ilgaz her şeyi öğrendi sorun değil" diye mırıldandım.

 

Alparslan sözümle bu defa sinirle Ilgaz'a baktı. Gölgeler yüzünde oynuyordu. Anında onun karşısına adımlayıp eliyle yakasını kavradı. Kumaş sertçe sıkıştı parmaklarının arasında sıktı.

 

"Ulan sen biliyor muydun?" Diye bağırdı. Ses çatallı ve öfkeliydi. İç çekerek göz devirdim. "Sen bilmiyor musun ben ne hale geldim onun yasını tutarken. Sen kardeşimin yaşadığını biliyordun da bana söylemedin mi?" Ilgaz'ın çenesinin sıkılmasından onun da sinirlendiğini anlamıştım ama cevap vermiyordu Alparslan onun yakasını çekerken. Sadece gözlerini Alparslan'ın gözlerine dikmişti.

 

Alparslan yakayı tutmaya devam ederek omzunun üzerinden bana dönüp baktı.

 

"Hem bu kim senin için de ona anlatıyorsun sen Feza?" Ciddi ciddi şu an bunun cevabını mı bekliyordu?

 

"Sen benim kim olduğumu unuttun galiba kardeşim" dedi Ilgaz sinirle soluyarak. "Neyse stresine veriyorum. Bırak lan yakamı konumuz bu mu şimdi? Tehdit etmiş piçler işte!" Ilgaz Alparslan'ın elini tutup yakasından sertçe silkip kendinden kopardı onu.

 

"Ilgaz bugün öğrendi Alparslan!" Dedim sert çıkan sesimle. Adeta bağırdım. Ben ne düşünüyordum Alparslan neyin kıskançlığına giriyordu? "Hem ben kiminle neyi paylaşacağıma kendim karar veririm. Bu seni ne ilgilendirir?"

 

"Siz hepiniz kafayı mı yediniz?" Kaya ok gibi aramıza girip beni kenara çekti. Kolumu tuttu. "Böyle bir vakitte birbirinizi yemeye mi karar verdiniz hayırdır?"

 

 

Alparslan'a öfkeli bir bakış atarak bana döndü. İki elini omzuma yerleştirerek gözlerime baktı. Avuçlarının sıcaklığı üniformamın içinden geçiyordu. "Oynuyor seninle abim. Sıçarım onun on iki saatine. Bizde bir oyun kuralım. Seni gitmiş gibi gösterelim aileyi güvende tutmak için hmm olur mu? Alparslan ve Ilgaz binbaşı yakaladığımız teröristleri sorgularken ben ve Kerem arka planda gizli çalışma yürütürüz. Onlardan kopardığımız her bilgiyi inceleriz. Ilgaz'lar da karargahta normal prosedürü uygular. Belli ki bu kişiler karargahtan da bilgi alıyor."

 

Kaya sözlerini bitirince gözlerine bir süre daha baktım. Aklımdaki planın tohumları filizleniyordu. Ardından yüz ifadem değişip dudaklarım şeytani bir şekilde iki yana kıvrılmaya başladı. Bir kurt gibiydim şu an. Bir tuzak kuran avcı gibi...

 

Kaya yüzümü gördüğü an aklımdakileri kabataslak olarak anında anlayıp ağzının içinden küfretti ve ellerini omuzlarımdan çekti. Beni çok iyi tanıyordu. Gitmeyecektim. Kaçmayacaktım. Gerekirse aileyi bir yolunu bulup gönderecektim güvenli bir yere ama ben kaçmayacaktım. Belli ki bu mesele ailenin şahsi meselesinden çıkıp bana dönmüştü. Benimle uğraşıyorlardı sadece. Ve ben onlarla oynamaya hazırdım.

 

"Siktir bee Feza, pata küte dalacaksın olaylara illa değil mi?" Kaya bıkkın bir nefes verirken bakışlarımı Ilgaz'a çevirdim. Öylece durmuş beni izliyordu. Her hareketimi takip ediyordu. Gözleri bir dedektif gibi yüzümdeki her değişimi kaydediyordu.

 

"Neye dalacak?" Alparslan bozulmuş gibi bir sesle sorarken aslında bozulduğu konunun Kaya ile sessiz anlaşmamız olduğunu anlamak için uğraşmama gerek yoktu. Bizim aramızdaki bağı açıkça göstermemize hiçbir zaman gerek olmamıştı çünkü. Onunla konuşmadan bile anlaşabiliyorduk biz her zaman. Kan bağı değil can bağıydı. Yılların ortaklığıydı.

 

Kaya Alparslan'a döndü. Kafasını yana eğerek konuştu. "Feza'nın zaafıdır tehdit." Sesindeki bezgin tonla onun da dudakları iki yana kıvrıldı. Bu zamana kadar yaşadıklarımız gözünün önüne gelmiş olmalıydı. Bana veya sevdiklerime birisi şakasına bile olsa tehdit ettiğinde ben asla duramazdım. O tehdit edenin üstüne daha çok giderek Kaya'yı zamanında çok delirtmiş ve uğraştırmıştım. Ee sonuçta beni tehdit eden de çok olmuştu hayatımda. Garibim Kaya'nın ömrü benim arkamı toplamakla geçmişti kısacası. Ama hiçbirinden pişman değildik.

 

Kaçamak bakışlarımı Ilgaz'a çevirdiğimde kaşlarının havaya kalkmış, hayran bir şekilde bana baktığını gördüm. Şu anda bile yüreğimin hoplaması normal mi? An içinde göğsümde bir şey kanatlanıp deli gibi çarptı. Ön sokaktan sızan o cılız sokak lambasının ışığı tam yüzünün sağ yanına vuruyordu. Işık yanak kemiğini ve çenesinin keskin hatlarını âdeta altınla çiziyordu.

 

Öyle bir bakıyordu ki bana, dünyadaki her şeyi unutturacak gibi.... Bu bakışın içinde kaybolup eriyeceğim gibi...

 

Bu yüzden gözlerimi anında ondan kaçırdım. Şu an dikkatimi dağıtmak istemiyordum.

 

"Ben halledeceğim abim."

 

Alparslan'ın sesiyle odak bulmuş gibi ona döndüm. "Babam eve yapılan bu saldır yüzünden askeriyeden koruma aldırır eve kesin. Evi korurlar. Ilgaz seni de korumaların içine katsın. Biz Ilgaz'la o pisliği bulana kadar sen ailemizin yanında olursun hem. İkimizin de aklı rahat eder böylece olur mu?"

 

Alparslan'ı dinlerken bakışlarımı Ilgaz'a değdirmemek için bilerek kafamı çevirip sokağa bakmıştım. Kulağım ve algım Alparslan'ın sözlerindeydi aslında başta. Fakat karşı çapraz binanın çatısındaki hareketlilik saniyesinde dikkatimi çekmişti. Çok minik bir kıpırtı görmüştüm ay ışığı altında. Silüet değildi. Sadece bir gölge oynaması ama içgüdülerimi alarm verdirmeye yetmişti.

 

 

Elimi anında havaya kaldırıp kulağımla oynadım. Kaya ile aramızda evrenselleşmiş işareti yaptım. Kaya donup yanındaki Alparslan'ın kolunu fark etmeyecek bir hareketle tutup sıktı ve onu susturdu. Alparslan'ın yüzü şaşkınlıkla buruştu ama ses çıkarmadı askeri bir refleks olarak.

 

Ortam daha fazla sessiz kalmasın diye bakışlarımı karşımdaki üç adamda sırayla gezdirdim.

 

"Düşündüm de..." diye başladım. "Bence gitsem daha iyi olacak gibi" dedim sesli bir şekilde. Sesimi biraz daha yükselttim. "Ben bu şehirden gitmeye karar verdim."

 

Alparslan hiçbir şey anlamamıştı ama Ilgaz'ın bakışları değişmişti. Duruşu dikleşip eli kemerine, silahının olduğu yere yaklaşmıştı. Şu an bir şeyler olduğunun farkındaydı. Ama profesyonel bir şekilde ne sağa ne sola bakıyordu.

 

Bakışlarım ne çatıda ne başka yerde bir daha dolaşmadı. Kaya'ya odaklanmıştım şu an tamamen, çünkü bu ortamda beni en iyi tanıyan oydu. Dilimi dışarıya çıkartıp dudağımın sağ tarafını yaladım binanın olduğu kısmı işaret ederek. Kaya gözlerini kapatıp açtı. Anlamıştı. Bizi gözetliyorlardı.

 

"Feza" Alparslan'ın sözünü anında kestim.

 

"Aileye benim yüzümden bir zarar gelmesini istemiyorum Alparslan. Sen de lütfen kimseye benden bahsetme. Söz vermiştin bana unutma. Böylesi daha doğru olacak. Tehdit edilmek benim zaafım ama aile için ödün veririm kendimden." Sözlerimi tiyatral bir hüzünle süsledim. İçimdeki öfkeyi bastırarak sesimi kırdım.

 

Alparslan'ın yüzü şokla sarsıldı. Ee tabi az önce ne diyordum şimdi ne... Kaşlarını çatarak bir Kaya'ya bir Ilgaz'a bakarken, Kaya "ben bir bizimkileri arayayım" dedi.

 

"Durumları haberdar edeyim onlara da. Sizinle albayın evinde görüşürüz." Kaya eve doğru ilerleyip gözden kayboldu. Hareketi doğal görünmeye çalışarak hızlıydı. Arkasından çok kısa bir an bakarken derin bir nefes aldım.

 

Bizi sadece gözetlemiyorlardı.

 

Bizi dinliyorlardı da...

 

***

 

 

-KAYA-

 

"Siktir lan!"

 

Feza'nın işaretini anında almıştım. Diliyle işaret ettiği o yön karşı binaların olduğu kısımdı. Ulan bu şehre geldiğimizden beri aksiyon yaşamadığımız gün yoktu. İçimden homurdandım. Ardından "Ben bir bizimkileri arayayım" diyerek yanlarından ayrıldım. Feza şehirden gitmeye karar verdim dediğinde başka bir işaret daha vermişti aslında çünkü o asla kaçmazdı beladan. Büyük ihtimalle dinlendiğimizi de düşünüyordu.

 

Karanlıkta eve doğru yürüdüm. Binanın kapısından içeri girdim. Hızlıca üst kata çıkıp kendi daireme geldikten sonra kapıyı açarak eve girdim. İçeriyi göz ucuyla kontrol ettikten sonra arka tarafa bakan Uğur'un odasına girip pencereyi açtım. Direkt evin arka bahçesi gözüküyordu. Bismillah diyerek ayaklarımı camdan çıkarttım ve üçüncü kattan aşağıya tutunarak atladım.

 

Ayaklarım bahçenin zeminine değdiğinde etrafı kontrol ederek bahçe duvarına yürüdüm.

 

Hızlıydım ama ses çıkarmıyordum. Bahçe küçüktü, etrafı yüksek bir taş duvarla çevriliydi. Çıkış kapısı yoktu.

 

Duvara iki adımda yaklaştım. Ayaklarım yere sağlam basıp bedenimi yay gibi gerdim. Bir sıçrayışla ayaklarımdan destek alarak kendimi yükselttim. "Ulan adımız harbi kertenkeleye çıkacak Uğur beni görmedi iyi ki" diyerek homurdandım. Ellerim duvarın sert taşlarına kenetlendi. Dirseklerimi kırarak kendimi yukarı çektim. Tek hamlede. Üstten arka sokağa bir bakış attım. Oldukça tenhaydı. Sessizce kendimi aşağı bıraktım. Ayaklarım yere yumuşakça değdi.

 

Eğilerek hızlı adımlarla ilerledim. Ne güzel eve gidip maç özeti bakacaktım ben ya! Ayaklarımı sıcak suya koyup tırnaklarımı falan kesecektim. Gözlerim hızla çevreyi tarıyordu. Pencereler, kapılar, park etmiş araçlar, çöp konteynerleri. Hareket yoktu. Sıkıntılı bir durum göremedim bu kısımda. Yolun sonuna kadar koşarak ilerledim, köşeden sağa döndüm. Lojmanların ön cephesine kadar geldim. Kendimi bir çalılığın arkasına eğilerek attım. Nefesim düzenliydi. Kalbim hızlı atıyordu ama bu adrenalindendi.

 

Başımı yavaşça çalılıktan çıkardım. Ön bahçede üç silüet ayakta duruyordu: Feza, Alparslan, Ilgaz. Feza konuşuyordu ama sesi buraya ulaşmıyordu.

 

 

Gözlerimi hemen Feza’nın işaret ettiği yöndeki binalara çevirdim. Üç dört katlı eski binalar vardı sırayla. Pencerelerin çoğu karanlıktı. Işık yananlarda da hareket yoktu. Çatılara göz attım. Gözlerim karanlıkta şekilleri ayırt etmeye çalışıyordu. Bir süre nefesimi tutup iyice izledim ama sonra, en soldaki binanın düz çatısında bacanın yanında hafif bir hareket fark ettim. Orada çok hafif bir ışık yanıyordu ve çatıda olan birinin gölgesini bacaya vuruyordu. Çok dikkatli bakılmadıkça asla fark edilmezdi. Anlık bir bakışla bile Feza'nın bunu fark ettiğine inanamıyordum. Bu kız gerçekten de her defasında beni daha da şoklara sokup korkutuyordu.

 

"Ulan Feza, sana bela mıktası diye boşuna demiyorum yeminle" diye mırıldandım içimden. "Çekiyorsun be kızım. Her seferinde çekiyorsun." Ama bir yandan da dudaklarımda bir gülümseme belirdi. Benim de bela hoşuma gidiyordu yalan yok.

 

"Gazamız mübarek olsun. Haydi bismillah."

 

Çalılıktan sessizce sıyrıldım. Gölgelere basarak binaya doğru koşmaya başladım. Ayaklarım asfaltta hiç ses çıkarmadan hızlıca binanın altına gelip sırtımı duvara dayadım. Kafamı seri hareketlerle kapıya doğru uzatıp yeniden geri çekildim. Binanın girişinde hareket yoktu.

 

Dikiş tutmaz bıçağımı cebimden çıkardım. Bıçağın yan tarafında maymuncuk da vardı. Maymuncuğu açıp demir apartman kapısının deliğine soktum ve birkaç saniye içinde kilidi açıp kapıyı ittirdim. Göz ucuyla sokağı kontrol ederek binaya girdim.

 

 

Karanlık apartmanda ilerlerken bıçağımı sol elime alıp beylik silahımı sağ elime aldım. Her basamakta ağırlığımı yavaşça veriyor, sesi minimalize ediyordum. İkinci kata ardından üçüncü kata ulaştım.. Nefes alışverişimi kontrol ediyordum. Çatı katının kapısına sonunda geldim. Kapı sürgülüydü ve dışarıya açılıyordu. Önce kulağımı dayadım. İçeriden hafif bir elektrik cızırtısı ve homurtular geliyordu.

 

Silahımı sol kolumun altına alarak kapı koluna dokundum. Çok yavaşça milim milim ittim. Ses çıkartmadı şansıma. Sürgü gıcırdamadan kaydı. Yeterli aralık açıldığında derin bir nefes alarak silahımı yeniden elime aldım ve kafamı hafifçe aralıktan uzattım.

 

Çatı düzdü. Beton zeminde çatı kenarındaki beton trabzana yakın bir noktada çömelmiş bir adam vardı. Bacanın hemen yanında.

 

Sırtı bana dönüktü. Önünde portatif, kapaklı bir dizüstü bilgisayar kuruluşu vardı. Ekran ikiye bölünmüştü. Bir tarafta buradan bile net bir görüntü seçiyordum: Feza, Alparslan ve Ilgaz. Ulan kız harbi haklıydı. Kamera lensi de o kadar kaliteliydi ki gece görüş kamerasında Feza’nın yüz ifadesindeki her detayı görebiliyordum. Apartmanımızın dışına takılmıştı. Diğer ekranda ise albayların evinin dış görüntüsü vardı, sanırım ön bahçeydi o da.

 

Adamın kulağında kulaklık vardı. Bir eli farede, diğeri küçük bir joystick benzeri bir cihazdaydı. Kamera ile çekim yapıp muhtemelen gerçek zamanlı olarak bir yere aktarıyordu görüntüyü o cihazla.

 

Trabzanın üzerinde bir metre ötemde bir güvercin tünemişti. Benim varlığımdan habersiz kafasını tüylerine gömmüştü. Hareketimi kuş bile fark etmedi.

 

Gölge gibi içeri tamamen süzüldüm. Ayaklarım yere değerken hiç ses çıkarmadım. Adam hâlâ ekrana kilitlenmişti. Kulaklığından dolayı etrafı pek duymuyordu. Ona doğru bir avcının son adımları gibi yumuşak ve ölümcül bir sükunetle ilerledim.

 

Tam bir metre kala, hafifçe ıslık çaldım. Sadece bir nefes hışırtısı gibiydi.

 

Adam irkildi. Tüm vücudu gerildi. Kulaklığını anında fırlatıp elini kemerine atarken ben zaten harekete geçmiştim.

 

"Amına koydum lan şimdi senin" diye homurdanarak adama sağlam bir tekme savurdum. Yüzüne yediği tekmeyle yere yapışsa da anında kendini toplayarak ayağa kalktı. Adam boş değildi.

 

Bıçağımı savurmak yerine tutuşumu değiştirip kabzasından çapraz kavradım. Canlı ele geçirmem lazımdı dik ölümcül vuruş yapamazdım. İlk hamlem onun çıkarmaya çalıştığı silahına yönelikti. Sol ayağımı öne atıp sağ elimin tersiyle bileğine bir bıçak darbesi indirdim. Eline almaya çalıştığı silahı darbeyle fırlayıp betona çarpıp sürünerek uzaklaştı. Kolunu boydan boya çizmiştim.

 

Fakat lavuk benim hamleme hızla tepki verdi. Bileğine vurduğum anda boşta kalan diğer eliyle dirseğini yüzüme doğru savurdu. Başımı geri çekerek darbesinden kıl payı kurtuldum. Ulan varya .... Rüzgarını yanağımda hissettim laağğn!

 

Profesyoneldi. Yüzü gölgeler altındaydı ama gözlerinde şok ve öfke parlıyordu.

 

"Beni nasıl buldun?" diye tısladı sesi boğuk ve soğuktu. Silahımı anında beline takıp bıçağımı ona göstere göstere sağ elime geçirdim. Cevap da vermedim. Sadece sırıttım. Onu inceliyordum: Bacaklarının açıklığı, ağırlık merkezi, omuzlarının duruşu... Saldırı ağırlıklı duruyordu şu an. Savunma yapmamı istiyordu.

 

Anca isterdi! Sağ ayağımla öne atılıp aniden yeniden saldırdım. Bıçağın kabzasını karın bölgesine yolladım. O darbeyi bloke etmek için aşağı indirdiği koluyla engelledi. Ama bu bir feykti. Asıl hamlem aynı anda savurduğum sağ dirseğimdi. Şakağına doğru dirseğimi yandan gömdüm. Hızla geri çekilse de kurtulmadı ve dirseğim kafasında patladı.

 

Anında karşı atak yaptı. Koluyla bileğimi kavramaya çalıştı. Bıçağı elimden almak istiyordu. Bileğimi onun kavrayışından kurtarmak için döndürüp bıçağı havaya attım. Bu sırada dizini karnıma doğru savurdu. Nefesimi verip karın kaslarımı sıkarken havadaki bıçağımı yakalayıp karın boşluğuna yandan soktum.

 

Adam acıyla bağırarak yere yığılırken kendime göz devirdim.

 

"Elimin ayarını sikeyim."

 

Yeniden kıvranan adama bakıp üzerine çöktüm. Hızlıca üstünü aradım. Cebinden bir cep telefonu, bir anahtar, bir de küçük bir verici cihaz çıktı. "Bağırma lan it" diyerek Kulaklığını aldım ve kulağıma taktım.

 

"...gidecek gibi görünüyor. Tamam." Konuşan bir ses vardı. Kulaklığın mikrofonuna basmadan sesim karşı tarafa gitmezdi. Kerem sayesinde anlıyorduk biz de bir şeyler artık. Dinlemeye devam ederken cep telefonumu çıkartıp bizim timle olan gruba girdim.

 

"Adamı yakaladım çatıda. Kerem acil senin de buraya gelmen lazım. Bizim evin karşısındaki çatı. Timin gerisi albayların evinde kalsın" yazıp yolladım.

 

Bir dakika içinde Feza'lar da gelirdi. Kıvranan adamı göz ucuyla kontrol ederek kulaklığı çıkartmadan belindeki bıçağını sertçe çıkarttım. Kan etrafa fışkırdı. Adam acıyla inlerken yüzüne sağlam bir yumruk daha indirdim. Burun kemiğinin kırılma sesi kulaklığa rağmen geldi bana. Ardından pantolonumun bacak cebinden ip kelepçelerden çıkartıp adamın ellerini arkadan bağladım. Adam acıyla bağırıp küfürler ederken onu yerde bırakıp bilgisayara yürüdüm ve kulaklıktaki seslere odaklandım.

 

"Sungur evi bahçesinde görüş açım oluşmadı" dedi biri.

 

Kaşlarımı çatarak ekrana da baktım aynı anda. Feza'lar çoktan bahçeyi terk etmişlerdi yanıma geliyorlardı. Ama albayların bahçesi hâlâ kalabalıktı. Kulaklıktan gelen ses, soğuk ve mesafeliydi. Sonra ses değişip başkası konuştu. Ses bozma kullanıyordu bu yeni konuşan kişi. Robotik çıkıyordu sesi.

 

"Görüş bulduğun an hedefi indir" dediğinde kanım dondu. Hedefi indir mi? Hedef kimdi? Telefonumu çıkartıp hızla Uğur'u aradım.

 

Çatı kapısı açılınca Feza, Alparslan yüzbaşı ve Ilgaz binbaşı hızla girdiler içeriye. Alparslan anında yerdeki adamı görüp onun üzerine yürüdü ve adama bağırıp yumruklamaya başladı. Ilgaz ve Feza ise yanıma çökmüştü. Ilgaz binbaşı "hassiktir ama" diyerek önümdeki bilgisayara bakarken Feza yüzümün aldığı şekli görmüştü. Telefon açıldı.

 

"Reis?"

 

"Uğur hemen albayın evinin bahçesini boşaltın. HEMEN!"

 

Uğur cevap vermeden telefonu kapatırken Feza kafamdaki kulaklığa baktı. Sonra bilgisayara bakarak hoparlör tuşunu buldu ve bastı. Kulaklıktaki ses bilgisayarın kendisinden çıkarken ikisi de donmuş gibi sesleri dinledi. Kafamdaki kulaklığı çıkartıp kenara koydum. Alparslan ise adamı bayıltmış yanımıza gelmişti. Kocaman açtığı gözlerle ekrana bakıyordu.

 

Albayın bahçesinde hareketlilik anında başlamıştı. Uğur bağırarak bahçeyi boşaltıyordu. Sesleri gelmiyordu ya da bilgisayardaki o ayarı şu an bilmiyordum. Kerem gelince incelerdi. Sadece düşman unsurunun haberleşme sesi vardı.

 

Uğur'dan yüksek rütbeli olan Ilgaz'ın timindeki Mert'in, Uğur'a karşı çıktığını gördük ekranda. Ilgaz görüntüyü gördüğü sinirle nefes verip cep telefonunu çıkarttı ve arama yaptı. Ekrandaki görüntüde Mert'in telefonu çalınca göz ucuyla baktığınu gördük. Ardındna Ilgaz'ın aramasını anında cevapladı.

 

"Hemen boşaltın lan ne diretiyorsun? Telefonun açık kalsın" Ilgaz bağırırken Mert anında telefonu indirerek Uğur gibi herkesi eve sokmaya başladı.

 

"Hedef görüş açısından çıktı amirim."

 

Hoparlörden gelen sesle dikkat kesildik. Bahçe kısmen boşalmıştı Mert de devreye girince. Albay, Uğur ve Mert net gözüküyordu kamerada. Evin giriş kapısının önünde de Ceylin gözüküyordu. Tam eve girmek üzereyken bir askerle çarpışmamak için kenara çekilmişti. Bir de içeriye girmek için oraya doğru yürüyen Gazi olan adam vardı. Şu eli kesik aile dostları olan.

 

"Şimdi görüyorum. Sıkıyorum" hoparlörden gelen sesle nefesimi tuttum.

 

"Hassiktir" diyen Alparslan da Ilgaz da aynı anda bağırmıştı. Feza donmuş gibi kocaman gözlerle ekrana bakıyordu.

 

Ilgaz hâlâ açık telefonundan "MERT HERKES YERE YATSIN!" diye bağırdı.

 

Mert telefonu hoparlöre almış olmalı ki albay ve Uğur'un kafası Mert'in telefonuna çevrildi ekranda. Uğur da benim az önce attığım gruptaki mesajı görmüş olmalıydı ve bir bokluk olduğunu hemen çözmüştü zaten.

 

Ilgaz'ın telefondaki komutuyla ve çok hızlı refleksleriyle anında Mert'i tutarak kendini yere atarken, albay eve doğru koştu.

"Ceylin!" Diye bağırdığını duydum Ilgaz'ın telefonundan gelen sesle. Feza deminden beri ilk defa bir tepki vererek elinin tekini yumruk yaptı.

 

Ceylin omzunun üzerinden arkasını dönerek bağıran babasına baktı. Albayın telaşla ona doğru koştuğunu görüp gözlerini büyüttü.

 

Ve aynı anda iki şey oldu...

 

Uğur yerden kalkıp albayın peşinden koştu. Albayı tutup yere yatırıp üstüne kapandı.

 

Eli kesik adam da Ceylin'e koşup onun üzerine atladı. Birlikte yere aynı anda düştüler.

 

Ve Ilgaz'ın telefonundan bir mermi sesi geldi....

 

***

 

 

♥️♥️♥️ Düşman denilen karakter yeni biri olmayacak şu an kitapta olan biri. Sizce kim yorumlarda tahminlerinizi merak ediyorum ♥️seviliyorsunuz

 

Bölüm : 14.01.2026 15:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...