35. Bölüm

ILGAz

ebrumelek
yazarebrumelek

ILGAZ-

 

Çatıda Kaya üsteğmenin yanında çömelmiştim. Bilgisayarın ekranına bakarken hayatımın en kötü anını yaşıyordum. Görüntüdeki her kare bir kabusun parçasıydı adeta.

 

Feza tam yanımdaydı. Soluk alışverişi hızlı ve sıktı. Yüzü taş gibi ifadesizdi. Gözleri ekrandaki görüntüye kilitlenmişti. Göz bebekleri küçülmüş avcı gözlerine dönüşmüştü.

 

Onun hâlâ bizim Feza'mız olduğuna inanamıyordum. Aklım almıyordu lan! Bu nasıl olurdu? Daha tam detaylı konuşamadan saldırı haberi gelmiş ve bir hışım karargahtan çıkmıştık. Soracağım onlarca soru vardı daha.

 

Bu nasıl bir kadındı? Hayatımda asla böyle bir kadın tanımamıştım. Korkusuzdu. Kimseye eyvallahı yoktu. Az önce kendi lojmanının önünde tehdit mektubunu okurken bile korkuya kapılmamıştı. Aksine bir planın ilk kıvılcımları gözlerinde parlamıştı. Hatta utanmasam eğlenmiş derdim. Başkası olsa korkudan şehirden koşarak giderdi. Sonra o ortamdaki en kıdemli ve eğitimli subay olmama rağmen benden bile önce çatıdaki hareketliliği fark etmişti.

 

Askerlik Feza için bir meslek değildi sadece. Bunu tam olarak anlamıştım. Bir yaşama biçimiydi... Onun gözlerine bakmak uçurumun kenarına bakmaya benziyordu. Başını döndürüyor ve içimi korkuyla karışık bir heyecanla dolduruyordu. Lakin geri çekilemeyi düşündürmüyordu bile...

 

Beni kendine acayip derecede çekiyordu.

 

Babasından da abisinden de çok daha iyi bir asker olmuştu. Hem de tek başına başarmıştı bunu. Ona zaten hayrandım ilk andan beri ama bu gece bir kez daha hayran olmuştum.

 

Ama sonra işler çığırından çıktı. Şimdi burada bu pisliğin içinde bile profesyonel bir soğukkanlılıkla duruyordu. Alparslan yerdeki adamı hırpalamaya başlamıştı. Öfkesi kontrolden çıkmıştı. Ama benim dikkatim ekrandaydı. Puştlar dedim içimden. Evlerin bahçesine kamera yerleştirmişlerdi.

 

"Hedef görüş açımda."

 

Duyduğum sesten sonra Uğur'un herkesi bahçeden göndermeye başladığını gördüm. Feza da Kaya da gözünü kırpmadan ekrana bakıyordu. Alparslan da yanımıza gelmişti. Tüm yüzünde öyle büyük bir öfke vardı ki her şeyi parçalayacak gibiydi. Mert'in Uğur'a engel olmaya çalıştığını görünce kan beynime sıçradı. Aslında düşününce Mert kendince haklıydı çünkü kimseden emir almamıştı. Bahçedeki en yetkili de albaydan sonra oydu.

 

Telefonla Mert'e bağırıp bahçeyi hemen boşaltın demem üzerine ikisi birlik oldu bu defa. El birliğiyle Uğur'la birlikte tüm bahçedeki insanları eve soktu. Bazı askerler ne olduğunu anlamadan emirlere uysa da Onur amca ve Cemal amca dışarıda kalmıştı. Bir de Uğur ve Mert.

 

Amcamların da eve yöneldiğini görünce içim bir nebze de olsa rahatlamıştı. Dakikalardır nefesimi tuttuğumu bile o an anladım ama ekrandaki görüntüye Ceylin girince yeniden dondum. Az önce neredeydi bilmiyorum ama hâlâ içeri girmemişti. Kapıya doğru yürümeye başlamıştı. İçeri girmesine birkaç adım kalmıştı ki başka bir asker dışarı çıkmak için kapının önünde durdu. Ceylin de onunla birlikte durup yol verdiği esnada hoparlörden "Şimdi görüyorum. Sıkıyorum" sesi geldi.

 

"Hassiktir" diyen Alparslan'la aynı anda bağırmıştım. Mert ile hâlâ açık hattıma doğru gür sesle bağırdım.

 

"MERT HERKES YERE YATSIN!"

 

Onur amca ve Uğur'un kafası Mert'in telefonuna çevrildi ekranda. Komutumun ardından Uğur, Mert'i tutarak birlikte yere atıldılar. Onur amca da bir anda eve doğru koşmaya başladı.

 

"CEYLİN!" Diye bağırdığını duydum Onur amcanın telefonumdan gelen sesle.

 

Ceylin omzunun üzerinden babasına doğru dönerek bağıran babasına baktı. Onur amcanın da telaşla ona doğru koştuğunu görüp gözlerini kocaman açtı.

 

Uğur etrafa bakıp yerden kalktı. Mert hâlâ yatıyordu ve neler olduğunu anlayamıyordu. Onur amcanın peşinden koştu Uğur. Amcamı tutup kendine çekti ve yere düşürüp üstüne kapandı.

 

Cemal amca ise Ceylin'e koşup onun üzerine atladı. Birlikte aynı anda yere düştüler.

 

Ve telefonumdan bir mermi sesi geldi....

 

Gerisi kaostu. Feza bir an yanımdayken bir an yoktu. Fırlamış gibi çıkmıştı çatıdan. Kaya ne yapacağını şaşırmış bir şekilde bir çatı kapısına bir ekrana bakıyordu. Alparslan da Feza'nın arkasından fırlarken "Kaya buralar sende" dedim.

 

Kaya bana kafasını sallarken "Feza katliam çıkaracak. Ona göz kulak ol" diye bağırdı ben koşarken.

 

Cevap vermeden açık çatı kapısından ben de fırladım. Sokağa inerken telefonumu çıkardım. Karargahtaki görev timini aradım. Mert'e de mesaj attım. "Destek gerekli. Konum albay lojmanı. Çok sayıda silahlı düşman unsuru var."

 

Onur amcaların evine doğru koşmaya başladım. Üç sokak ilerideydi zaten. Öyle hızlı koştum ki aklımdan tüm felaket senaryoları aynı anda geçiyordu. Babam şehit olduktan sonra tüm aile yıkılmıştık. Babam Feza kaybolduktan bir sene sonra şehit olmuştu. Aynı anda iki ailenin de yüreğine ateş düşmüştü. O dönemde Cemal amca iki parçaya ayrılmıştı. Hem bizimle hem Onur amcamlara destek olmuştu ve biz el ele vererek acımızı yaşamıştık. Akrabalarımdan görmediğim desteği onlardan görmüştüm. Üç ayrı aile tek aile gibi olmuştuk. O mermi sesi aklımdan çıkmıyordu. Merminin ucunda kim olursa olsun benim ailemden birine doğrultulmuştu ve ben onları doğduklarına pişman edecektim. Benim aileme kurşun sıkan o pislikleri bulup ellerini kıracaktım.

 

"Babaa!" Alparslan'ın çığlığı sokağın sonunda yankılandı. Çoktan eve girmişti. Hemen arkasından son gaz koşup ona yetiştim ve açık bahçe kapısından içeriye fırladım. İçeriye göz attığımda Feza'nın burada olmadığını gördüm. Halbuki hepimizden önce fırlamıştı. Bahçe bomboştu. Hepsi içeriye girmişti.

 

"Hassiktir! Alparslan?" Diye bağırdım boşluğa doğru. Silahımı çoktan çekmiş bahçede bir ağacın arkasına siper olmuştum. İnşallah kimseye bir zarar gelmemiştir.

 

Açılan evin kapısından Alparslan dışarıya fırladı. Elinde silah vardı onun da. Gözleri beni gördüğü an "Cemal amca kolundan yaralandı" dedi. "Kurşun sıyırmış."

 

İçim rahatlarken derin bir nefes verdim. İçeriden bağırıp çağırış ve ağlama sesleri geliyordu. Handan teyze, Ceylin ve annemin bağırdığını anlamak için görmeme gerek yoktu. Bakışlarımı kaldırıp karşı binalarda gezdirdim.

 

"Feza nerede?" Diye sordum bağırarak.

 

"Ben eve girdiğim an Uğur ve Ersin koşarak dışarı çıkıyordu. Şu tarafa doğru koştular" dedi Alparslan karşı sokağı işaret ederek. Uğur o tarafa koşuyorsa Feza'nın da oraya doğru gittiğini düşünüyordum.

 

"Alparslan sen evde kal" dedim hızla dış kapıya koşarken. "Evdekileri koru. Destek ekip çağırdım. Ben Feza'yı bulacağım."

 

"Tamam" dedikten sonra Alparslan sertçe kolumu tuttu. Kararmış bakışları gözlerime dönerken "onu sağ salim bul Ilgaz" dedi. "O pislikleri de bul. Kardeşimi bana sağ getir."

 

"Tamam. Kimse çıkmasın evden burası sende." Diyerek gösterdiği yere doğru koşmaya başladım.

 

***

 

Adımlarım asfaltta yankılanıyordu. Gece lojmanların arasında ölü bir sessizlik hakimdi çünkü tüm askerler Onur amcaların eve yönelmişti. Her köşeyi dönerken silahımı ileri tutuyor tetiğe basmaya hazır bekliyordum. Uğur'un gittiği sokak lojmanların çıkışında bir ana caddeye bağlanıyordu. Caddeye çıktığımda sağa sola baktım. Biraz ileride solda bir hareket gördüm. İki sokak öteden sesler geliyordu.

 

O tarafa doğru koştum. Yaklaştıkça sesler gelmeye başladı. Küt küt yumruk sesleri. Homurtular. Birinin küfür ettiğini duydum. "Ulan it!"

 

Köşeyi döndüğüm an Uğur'u gördüm. Üç adamla aynı anda dövüşüyordu. Adamlar siyah giyimliydi ve hareketleri eğitimliydi. Uğur birinin yüzüne sert bir yumruk indirmiş diğer ikisinin saldırısını savuşturmaya çalışıyordu. Yerde bir tane daha yatıyordu.

 

Durumu bir saniye bile değerlendirmeden arkadan onlara doğru koştum. En soldakinin arkasına geçip elimle ağzını kapattım aynı anda bıçağımı böğrüne dayadım.

 

"Kıpırdama" diye fısıldadım kulağına. "Yoksa ciğerini delerim."

Adam dondu. Uğur adamlardan birinin kafasını kolunun altına almışken diğerini yakasından tutmuş öyle bir kafa gömmüştü ki kafa yiyen adam bayılayarak yere yığıldı. Uğur da kafasını yakaladığı adamın yüzüne yumruk atarak bir kemik çatırtısı duyuldu. Adam acıyla bağırdı. Sonra karnına dizini geçirerek onu da yere düşürdü. Ardından bakışlarını bana doğru çevirince bir an şaşırdı sonra fırsatı değerlendirdi.

 

Ben tuttuğum adamı yere ittim. Yüz üstü yatmasını sağladım. Dizimle sırtına bastırıp ellerini arkadan kelepçeledim. Uğur da diğer ikisini kelepçeledi. Hepsi yerde inliyordu kafa attığı adam hariç. O direkt pert olmuştu.

 

"Teşekkürler komutanım" dedi Uğur nefes nefese.

 

"Feza nerede?" Diye sordum hemen.

 

"Ersin'le birlikte şu sokak arasına girdiler" dedi soluk soluğa. Sağ tarafı gösterdi. "İkisi de peşlerindeydi. Ben de bunlarla uğraşmak zorunda kaldım."

 

Nasıl bu kadar hızlı organize olmuşlardı? Bu nasıl bir timdi böyle? Anında birbirlerini tamamlıyorlardı. Feza'nın bir işaretiyle tüm tim harekete geçiyordu. Kerem Kaya'nın yanına gitmişti ve Sürmene Onur amcaların evde kalmıştı. Bu üçü de düşman unsurunun peşine düşmüştü. Hem de oturup plan dahi yapmamışlardı. Her şey spontene gerçekleşmişti. Hayranlıkla karışık bir şaşkınlıkla Uğur'a baktım.

 

"Bunları götür sen" dedim. "Mert'e haber ver yanına çağır benim aradığımı söyle. Karargaha götürün bunları da."

 

"Komutanım" diyerek itiraz etmeye çalıştı ama hemen sözünü kestim.

 

"Ben Feza'ların peşinden gidiyorum merak etme. Sen dediğimi yap bunlar daha üst rütmeli olanlar. Mutlaka konuşturulması lazım bunların. Elimizden kaçıramayız. Sen götür bunları Uğur."

 

Uğur başını sallarken "emredersiniz" dedi. Ardından ekledi. "Dikkatli olun. Sayıları fazlaydı."

 

Cevap vermeden gösterdiği sokağa doğru koştum. Sokak dar ve karanlıktı. Birkaç evin dış ışıkları zayıf bir aydınlık veriyordu. Artık lojman sınırlarında değildik. Eski bir mahalleydi burası. Sokağın sonunun çıkmaz olduğunu görünce adımlarımı yavaşlattım. Kalbim Feza için anında korkuyla hızla çarpmaya başladı.

 

Sokağın sonuna yaklaştığımda kalabalık bir grup gördüm. En az elli kişi vardı. Hepsi siyah, maskeli ve tehlikeli görünüyordu. Ellerinde tarmalılar ve tüfekler vardı.

 

Grubun tam ortasında iki kişi duruyordu: Feza ve Ersin.

 

Feza'nın yüzünde hiçbir korku yoktu görebildiğim kadarıyla. Hatta o burnunu dik bir şekilde kaldırmış meydan okur gibi etrafına bakıyordu. Ersin ile sırt sırta vermişlerdi. Soğuk ve sert bir ifadeyle karşısındaki adamlara bakıyordu. Ersin de onun yanında dimdik duruyordu. İkisinin de silahları karşılarına doğrultulmuştu. Çevrelerindeki elli silahın namlusu da onlara dönüktü.

 

Grubun önünde konuşan bir adam vardı. Uzun boylu biriydi . Sırtı bana dönüktü.

 

"Siz kimsiniz?" diye bağırdı Feza sinirle. Sesi çelik gibiydi. "Kimin için çalışıyorsunuz lan?"

 

Adam güldü. Sesi boğuk ve alaycıydı. "Soruları soran biziz Yüzbaşı. Sana bir seçenek sunuldu ama sen reddedip peşimize düştün. Bu şehirden gitmen gerekiyordu."

 

Feza da alaycı bir kahkaha attı. Ersin gözlerini kırpmadan karşısındaki düşman unsurlarına bakıyordu. Hemen telefonumu çıkartıp çoktan yola çıkmış destek grubuna olduğum konumu attım. Onur amcanın evinden önce buraya gelmeleri gerekiyordu.

 

Tam o sırada çevredeki eski binalarda hareketlilik fark ettim. Uzakta olduğum için daha iyi görüyordum her şeyi. Başka bir grup gelmişti. Bu gruptakiler askeri kamuflaj giymişlerdi. Çok sessiz bir şekilde binalardan sarkan halatları görünce kaşlarım havalandı. Standart ordu kamuflajı değildi üzerlerindeki. Daha koyu daha özel bir desendi. Gece görüş kameraları ve kaskları vardı yüzlerinde. Ellerinde gelişmiş piyade tüfekleri vardı. Benim çağırdığım destek ekibi değildi.

 

Maskeli grubun lideri elini kaldırdı kendi adamlarına. Yeni gelenleri henüz kimse fark etmemişti çünkü gölgeler içindelerdi hâlâ. Düşman unsurları hâlâ silahlarını Feza'lara doğrultmuşken onunla konuşuyordu.

 

"Bizim seninle şahsi bir derdimiz yok Feza Duman. Senin şanssızlığın Onur Sungur'un öz kızı olman. O adam kız evlat acısını ölene kadar yaşamaya devam edecek. Yakında Ceylin Sungur'u da kaybedecek. O zaman geldiğinde etrafta olmamanı istiyoruz. Ya gidersin ya olacaklara katlanırsın."

 

"Neden?" Diye bağırdı Feza. Hiç ışık yoktu sokakta o yüzden yüz hatlarını net seçemiyordum. Sadece ay ışığı vuruyordu yüzlerine. Gardımı almış bir arabanın arkasına eğilmiştim. Silahımı hazır bir şekilde elimde tutuyordum. Binalardan gelen ekipte hiç hareket yoktu şimdi. Sanki Feza onları oyalarken başka planlar dönüyordu.

 

"ÇÜNKÜ ONUR SUNGUR BİR CANİ" bağıran adamla kaşlarımı çattım. Sesini analiz edemiyordum çünkü maskesinin içinde bir ses bozma cihazı vardı.

 

"Çünkü Onur Sungur acımasız bir pislik. Şerefsizin önde gideni. Her şeyi hakediyor o adam. Patronuma yaptıklarını bilsen sen bile yüzüne bakmazsın Feza Duman. O yüzden yol yakınken terk et bu şehri. Öyle bir ailem olmasındansa hiç olmasın daha iyi."

 

"Sana mı soracağım lan ben?" Feza'nın diklenmesiyle nefesimi tuttum. Ortaya çıkarsam direkt silahlar ateşlenirdi. Feza veya Ersin tam ortada olduğu için kesin yaralanırdı. Bun yüzden hareket dahi etmedim.

 

Adam robotik sesiyle kafasını geriye atarak güldü. Çelimsiz biriydi.

 

"Acınası gözüküyorsun yüzbaşı" dedi gülüşü yavaşlarken. "Seni istemeyen bir aile için mi bu çaban? Onlar sensiz bir aileler zaten. Gözü gibi sevdikleri kızları da var. Sen umurlarında bile değilsin. Bırak git bu şehri."

 

"Siz benden korktuğunuz için göndermek istiyorsunuz!" Diye bağırdı Feza da. Ersin'in hafifçe hareketlendiğini gördüm ama birçok silah hâlâ onlara doğrultulmuşken yeniden sabit kaldı yerinde. "Sizin kim olduğunuzu ortaya çıkartacak tek kişi benim. İntikam falan değil artık derdiniz, kimliğiniz ifşa olmasın diye."

 

"Biz iki üç kişilik bir topluluk değiliz" dedi adam da. O esnada binalarda hareketlilik yeniden başladı. Gölge oynamaları gibiydi. "Sen kimsin de senden korkalım? Yıllardır sağlam bir yapıyız. Senin gibi on tane olsa bile bizi yıkamaZ."

 

Adamın sözünü bitirmesi beklenmiş gibi anında büyük bir gürültü koptu. Benim tam bir sıra önümdeki araç bir anda büyük bir patlamayla havaya uçmuştu. Kafamı yere bir anda eğerek "siktir" diye bağırdım. Tüm arabalar aynı anda ötmeye başlamışlardı ve sokak anında gürültüyle dolmuştu.

 

Grubun tam yanındaki büyük metal çöp kovaları da sırayla havaya uçmaya başladı. Şiddetli bir patlamaydı. Alev ve duman sokak arasını doldurdu. Ses kulaklarımı sağır etti.

 

Her şey anında kaosa döndü.

 

Feza ve Ersin patlamanın şok dalgası gelmeden kendilerini yere attılar ve nasıl olduğunu göremediğim bir şekilde grubun ortasından çıktılar. Bir saniye kadar önce baktığımda oradalardı ama şimdi yoklardı. Nereye gittiklerini ne ben ne diğerleri görmüştü . Gruptakiler de etrafa bakarak silahlarını ateşlemeye de başlamıştı panikle ama rastgele sıkıyorlardı. Feza'ları arıyorlardı.

 

Çatıdaki askerlerin halatları aynı anda yere indi ve sağlı sollu ayak basıp ortamı ablukaya aldılar. Anında ateş açmaya başlarken grubun etrafını sarmış, saniyede sıcak çatışmaya girmişlerdi. Ben de arabadan uzaklaşıp hemen bir arka bahçe girişine sığındım. Nefes almak zorlamıştı dumanlar yüzünden. Hâlâ yanan alevler sayesinde de ortalık aydınlıktı. Duman her yeri kaplamıştı. Ama Feza'yı göremiyordum. Nereye gitmişti bunlar?

 

Bir anda silah sesleri arttı. Tüfek ve taramalı sesleri birbirine karıştı. Çığlıklar. Bağırışlar. Bildiğin mahallenin ortasında kanlı bir sıcak çatışma başlamıştı. İnşallah apartmandakilerden kimseye bir şey olmaz diye düşünüp kafamı üst katlarda gezdirdim ama binalarda hiç ışık yanmıyordu. Zaten hepsi eski bir binaydı.

 

İçim biraz olsun rahatlarken dumanın içinden seçilen figürlerde siyah giyimli olan düşman unsurlarına ben de sıkmaya başladım. Kimin kim olduğunu anlamak imkansızdı ama askeri kamuflajlı olanları ayırt edebiliyordum. Askerler düzenli bir şekilde ilerliyor, siper alıp ateş ediyorlardı. Sivil giyimliler ise panik içinde sağa sola ateş ediyorlardı rastgele. Beklemedikleri için dımdızlak ortada kalmış gibilerdi.

Bir siyahlı adam dumanın içinden koşarak belirdi. Bana doğru koşarken tam karşıma çıktı. Büyük ihtimalle sokaktan çıkmak için kaçıyordu ama denk gelince bana doğrultu silahını anında. Ben tetiği daha önce çektim. Göğsüne aldığı iki mermiyle yere yığıldı.

 

"FEZA!" diye bağırdım dumanın içine doğru. "FEZA NEREDESİN?"

 

"ILGAZ!" sesi geldi sağımdan bir yerden. Feza'nın sesiydi.

 

Duman biraz dağılmaya başlamıştı. Ortalık öyle berbatti ki kan kokusu burnuma vuruyordu artık. Grubun yarısından çoğu anında ceset torbasına dönmüştü ve askerlerden de yaralılar vardı büyük ihtimalle ama çoğunluğu hâlâ çatışma halindeydi. Feza ve Ersin'i göremesem de seslerinin geldiği yerdeki hareketliliği fark ettim. Odaklanıp oraya dikkatle baktım. Bir motorsikletin arkasında çömelmiş ateş ediyorlardı. İkisi de mükemmel bir uyum içindeydi. Biri ateş ederken diğeri eğilip şarjör değiştiriyordu.

 

Hızla onlara doğru koştum. Ateş altında ilerlemek delilikti ama başka seçeneğim yoktu. Feza'ya bir şey olmasına izin veremezdim. Gerçi benim yardımıma ihtiyaç duyuyor gibi değillerdi ama yanında olmak istedim. Birkaç adım daha koştum. Yanımdan mermiler ıslık çalarak geçti. Bir tanesi omzumun üstünden geçip arka duvarda patladı.

 

Feza beni gördü. Göz göze geldik. "Ilgaz geri çekil!" diye bağırdı.

 

Geri çekilemezdim. Zaten onlara ulaşmıştım. Motorun arkasındaki Park halinde olan ama şu an yanan arabaya mesafe bırakarak önüne doğru çöktüm.

 

"Senin ne işin var burada?" diye sordu Feza göz ucuyla bana bakarken. Silahını yeniden doğrultup ateş ediyordu ve hızla eğiliyordu.

 

"Sana göz kulak olmaya" dedim sırıtarak. Sokak başından gelen askeri araçları duyup hızla kafamı o yöne çevirdim. Benim çağırdığım ekip geliyordu şükür ki. Ama gerek kalmamıştı. Gerçi sokağın tek bir çıkışı olduğu için askeri ekip o çıkışı kapatırdı ve bu sayede buradan kimse kaçamazdı.

 

Silahımı kaldırıp dumanın içindeki bir gölgeye hızla ateş ettim.

 

Ersin şarjörünü değiştirirken "Komutanım yalnız muazzam bir giriş oldu?" Dedi gülerek. Az önce merminin omzunun üzerinden geçmesinden bahsediyordu.

 

"Sizinki kadar değil" dedim sırıtmaya devam ederken. Feza'nın yanında neden kendimi hep çok canlı hissediyordum? "Bu çıkmaz sokakta nasıl kapana kısıldınız? Buranın çıkmaz sokak olduğunu bilmiyor muydunuz? Öncesinde lojman çevresini nasıl incelemezsin Feza?"

 

"Sence ben o kadar salak mıyım?" Dedi Feza peş peşe üç el sıkarak. Ersin de muzip bir şekilde gülmeye başladı.

 

"Elli adam aynı anda kovalamaya başlayınca b planı olarak Uğur'u geride bıraktık. A planı da bu askerlerdi zaten. O yüzden çıkmaz sokağa geldik."

 

 

Kaşlarımı çatarken içimden vay be dedim. Plansız programsız timiyle toplantı dahi yapmadan spontene bir şekilde kadın şehrin göbeğinde operasyon yapıyordu iyi mi. Hemde tüm timini de dahil etmemişti. Ekibini bölmüştü. Üç kişiyle ya! Yemin ederim ki böyle bir kadından başka asla yoktu. Hayranlığım bir kat daha arttı.

 

Göz ucuyla azalan mermi seslerine baktım. Sokağın başı askeri devriye ekibiyle dolmuştu ve sıcak çatışmanın içine düşmüşlerdi onlarda. Arabalardan bizim askerlerin indiğini görünce telefonumu çıkartıp ekip liderini aradım. Ekip lideri benim timimden Kudret'ti.

 

"Komutanım?" Dedi bağırarak telefonumu açarken.

 

"Çatışmaya girmeyin görüş az. Orada bekleyin. Burada başka askeri ekip var. Kasa kurşunu olmasın. Sokaktan kimsenin çıkmasına izin vermeyin" dedim hızla.

 

Kudret "emredersiniz" diyerek telefonu kapattı. Sonra yeniden Feza'ya döndüm.

 

"Gelenler kim Feza?" Diye bağırdım. Bu askerler kimdi böyle? Ne işleri vardı bu şehirde ki benim destek ekipten bile önce gelmişlerdi? Feza kafasını geriye çekmiş telefonuyla bir şeyler yapıyordu. O geri çekilmişken Ersin bastırıyordu. Timiyle iletişim kuruyordu büyük ihtimalle. Ben seslenince işini bitirip telefonunu cebine geri koydu.

 

"Özel kuvvetler ama farklı bir şehirden komutanım."

 

Demek farklı şehirdendi. Bu da demekti ki bu ekip çoktandır buraya gelmiş hazır bekliyorlardı. Feza onları böyle bir durum için bekletiyor olmalıydı. İçimden bir ses bu askeri ekibin korgeneralle bağlantılı olduğunu söylüyordu. Nasıl bir ilişkileri vardı ki korgeneral ile Feza'nın. Kimseye yapmayacağı ayrıcalığı Feza için yapıyordu bu adam.

 

Birkaç saniye içinde sivil giyimlilerin çoğu yere serilmişti. Geri kalanlar da teslim oluyor ya da kaçmaya çalışıyordu. Sokak bir savaş alanına dönmüştü.

 

Feza hâlâ motorun arkasındaydı. Silahını doğrultmuş ama ateş etmiyordu. Sanki bekliyordu. Ersin de öyle. Silah sesleri de kısmen bitmişti. Siper alan dört beş kişi arasında çatışma kalmıştı sadece. Geri kalan düşman unsurları çoktan ex olmuştu. Ya da sessiz bir şekilde saklanıyorlardı bir yerlere.

 

O sırada Feza aniden ayağa fırladı. "Çok sıkıldım!" diye bağırdı. Sesinde bir bıkkınlık vardı.

 

"Feza!" diye bağırdım ona. Ne yaptığını sanıyordu?

 

Ama Feza beni duymamış gibiydi. Silahını iki eliyle kavradı ve ateş açarak karşıdaki arabaya doğru koşmaya başladı. Sanki gözüne bie şey kestirmiş ve doğrudan hedefe gidiyor gibiydi. Mermiler etrafında patlıyordu. Ersin ile aynı anda ona koruma ateşi açmaya başlamıştık. Feza da epey hızlıydı. Rüzgar gibi geçmişti bir anda karşıdaki arabaya doğru.

 

Feza siper aldığı an Ersin bana baktı ve gülümsedi. "Merak etmeyin komutanım" dedi rahat bir sesle. "Liderleri orada saklanıyor. Ona gitti."

 

Ben şaşkınlıkla ona baktım. "Siz hepiniz ne kadar rahatsınız böyle?" diye sordum inanamayarak.

 

Ersin omuz silkti. "Alıştık biz."

 

"Tuhafsınız" dedim. "Şu kalanları indirelim hadi."

 

"Emredersiniz" diyen Ersin'le aynı anda sıkmaya başladık. Feza'nın yeni siper aldığı yerin tam çaprazında biri vardı. Adama aynı anda üç dört yerden ateş açılmıştı ve dayanması mümkün değildi. Ya geberecekti ya teslim olacaktı. Ersin de başka birine bastırdı.

 

Ersin'in ateş bastırdığı adamın "durun durun teslim oluyorum" diye bağırdığını duyduk. Ersin ateşi keserken o düşmana yakın bir asker yerinden çıkıp ona doğru yürümeye başladı. Ersin de her an indirmek için hazır beklerken ben kendi hedefime odaklandım. Arabanın kenarından çıkan kolunu gördüğüm an ateş açıp hedefi yaraladım. Acı bir bağırma sesiyle adam yere düştü. Ona yakın askerler de hemen hedefe koşup kelepçeyi takmaya başladı.

 

Ersin'in adam cidden teslim olmuştu. Askerler ona da kelepçeyi geçirirken bakışlarımı Feza'ya çevirdim. Eğile kalka bir yere koşuyordu. Yana bir çöp kovasına doğru koştuğunu fark ettim.

 

Feza çöp kovasına ulaştı. Alevler içindeki tenekeye tekmeyi atıp yere düşürdüğü an oradan pat küt sesler geldi. Ardından yumruk sesleri. Bir erkeğin acı dolu bağırışı. Alevlerin arkasına saklanmış olmalıydı.

 

 

Kamuflajlı askerler etrafını abluka altına almıştı. Kaçmaya çalışan birkaç sivil giyimliyi de etkisiz hale getiriyorlardı. Silah sesleri tamamen kesilmeye başlamıştı.

 

Ben hemen Feza'nın gittiği arabaya doğru koştum. Ersin de peşimden geliyordu.

 

Arabanın yanına geldiğimde Feza'yı gördüm. Bir adamı deli gibi yumrukluyordu. Maskesini çoktan çıkartıp kenara atmıştı. Adam yerde acılar içindeydi. Feza her yumrukta adamın yüzünü parçalıyordu. Kan her yere sıçramıştı.

 

Sonra Feza adamı ensesindeki yakasından tuttu. Onu yerde sürükledi. Adamı sürükleyerek ortaya getirdi ve yere attı.

 

Adam yerde acıyla debeleniyordu. Yüzü tanınmaz haldeydi. Üstü başı kan içindeydi.

 

Kamuflajlı askerler hemen etrafımızı sardı. Benim ekip de yanımıza doğru gelmişlerdi. Silahlarını adama doğrulttular.

 

Yerdeki adama dikkatle baktım. Yüzü bana bir yerden tanıdık geliyordu. "Bittin sen Feza" diye bağırdığında Feza ayağını kaldırıp tabanıyla tam yüzüne tekmeyi indirecekken "dur" dedim. Feza bana bakarak tekmesini indirdi. Adamın yanına gidip tam önünde dizlerimin üstüne çöktüm ve kanlı yüzüne dikkatle baktım. Bana bakarken dudakları pis bir şekilde iki yana kıvrılmıştı.

 

"Oooo" dedi kim olduğunu tanıdığım adam. Demek ekip liderleri buydu. Nedense hiç şaşırmıştım. Bu pislik bana takıktı zaten. Gizli görevle terörist kılığına girip güvenini sağlamıştım. Sonra da önemli belgeleri alıp kaçmıştım. Kaçarken dağ yolunda yaralanmış ve Feza ile tanışmıştım. Bu adam elebaşı Hırdo'ydu. Demek Sungur ailesinin düşmanıyla işbirliği içindeydi. Demek o pisliğin terörle büyük bağlantıları vardı ki Hırdo'yu ekibine almıştı.

 

"Ilgaz binbaşılar da buradaymış. Bu ara Feza komutan nereye sen oraya öyle mi?"

 

"Seni pislik" dedim dişlerimin arasından. Az önce Feza'nın yapacağı gibi yüzüne bir tekme indirdim.

 

"Kim bu?" Diye sordu Feza merakla. Yanımızda Ersin, Kudret ve halatlarla gösterişli bir iniş yapan özel kuvvetlerin lideri vardı. O da şimdi gelmiş bize sırayla bakmıştı. Yüzündeki kask yüzünden suratını seçemiyordum. Diğer askerlerin hepsi ortalığı toplayıp sağ kalan düşman unsurlarını ekip aracına bindiriyordu.

 

"Hırdo kod adlı terörist" dediğimde Feza'nın kaşları havalandı. Dudaklarında da bir sırıtış oluştu.

 

"Demek sürekli ismini duyduğum Hırdo sensin. Ulan ne biçim isim seçmişsin neden yaratıcı değilsiniz anlamıyorum ki" diye söylendikten sonra "götürün şunu da. Sorgusuna bizzat ben gireceğim" dedi Ersin'le doğru. Ersin kafasını sallayarak eğilip yerden Hırdo'yu kaldırıp kelepçelemeye başladı.

 

Hırdo götürülünce özel kuvvetlerin lideri öne çıktı. Kaskını çıkardı. Yüzünde bir gülümsemeyle Feza'ya baktı. Esmer kara gözlü bir adamdı.

 

Feza onu tanıyordu. Gözlerinde bir tanıma ifadesi vardı.

 

Asker gülümseyerek "Korgeneral Yavuz komutanın selamı var Duman" dedi.

 

Feza sırıttı ama bakışları kısa bir an bana kaydı. Yeniden adama dönerken "Aleyküm selam" dedi.

 

"Şaşırdın mı bizi görünce?" Adamın sorusuyla Kudret bana eğilip "komutanım hepsini aldık götürelim mi?" Diye sordu. "Götürün aslanım" dedim ama kulağım Feza ve o adamın sohbetindeydi.

 

 

Feza kafasını yana eğdi. "Sen benim kaçtığımı asla duyamazsın Alper." Dedi alayla. O aradaki sohbeti kaçırmıştım. "Hele ki çıkmaz sokağa kaçacak kadar aptal mıyız biz? Sizin daha mahalleye girdiğiniz an sizi fark ettik Ersin'le. O yüzden onları buraya çektik."

 

Adam sırıttı. Dişleri göründü. Sonra yan gözle bana baktı. Yeniden Feza'ya döndü.

 

İçimde aniden keskin bir kıskançlık hissettim. Kim lan bu adam? Feza ile aralarında nasıl bir bağ vardı? Nasıl bu kadar rahat konuşabiliyorlardı?

 

Tam o sırada başka bir ses duyuldu. "Komutanım!"

 

Arkamı döndüm. Ersin gelmişti. "Komutanım" dedi bana ve Feza'ya bakarak. "Tüm bölge kontrol altında. Kaçan yok. Kudret abi yakalamanları götürüyor."

 

Feza anında bana döndü. Onun dönmesiyle tüm gözler bana odaklandı emrim için. Kamuflajlı askerler. Ersin. Hepsi beni bekliyordu.

 

"Burayı temizleyip hep birlikte karargaha gidiyoruz sorgu için. Albayın evine yeni bir koruma ekibi göndereceğim. Feza sen bu ekibin içinde olacaksın."

 

İsmi Alper olan özel kuvvetler liderine döndüm. Adam yüzündeki profesyonel ifadeyle duruyordu. "Siz de izin belgenizi karargahta gösterin" dedim. Sesim resmiydi. "Burası sizin yetki alanınız değil. Eğer izin belgeniz yoksa Feza'ya yardım ettiğiniz için bildirmeyeceğim."

 

Alper başını hafifçe eğdi. "İzin belgemiz var komutanım. Korgeneral Yavuz'un imzasıyla. Emredersiniz. Biz kendi aracımızla karargahınıza gideriz." Ekibine baş işareti yaptı. Hareketleri seri ve disiplinliydi. Hepsi aynı anda toparlanıp sokağı terk ettiler. Gölgeler gibi kayboldular gece içinde.

 

Çok uzun bir gün olmuştu. Hepimiz kaç parçaya bölünmüştük. Feza ile yalnız kalmıştık. Ersin de diğer askerlerle birlikte temizlik işine dalmıştı. Feza dalgın gibiydi. Gözleri boşluğa dikilmiş düşüncelere dalmıştı. Ona doğru birkaç adım atarak tam dibinde durdum. Aramızda artık mesafe yoktu. Soluk alışverişini çok yakından duyabiliyordum.

 

"Feza" dedim fısıltıyla.

 

Başını hızla bana doğru kaldırdı. Gözleri gözlerime kenetlendiği an derin bir nefes aldı. O nefes sanki içine tüm geceyi çekiyordu.

 

"En azından terörle bağlantılarını çözdük bu gece" dedi dalgın dalgın. Sesinde bir bıkkınlık vardı. Bir savaşçının bitkinliği. "Bu Hırdo senin o gece kaçtığın elebaşı değil mi?"

 

"Evet" dedim. Kelime boğazımdan zor çıktı çünkü ona bakıyordum. Yanağının kenarına kan sıçramıştı. Koyu kırmızı bir lekeydi. Ama onun kanı değildi. O leke onu daha da vahşi daha da çekici yapıyordu. Elimi kaldırdım. Baş parmağımla şakağından başlayan o kana dokundum. Dokunmamla Feza gözlerini kapattı. Kirpikleri yanağında gölgeler oluşturdu.

 

"Senin dağ başında hayatımı kurtardığın gece onun kampından kaçıyordum" dedim kanı yavaşça silerken. Parmak uçlarım onun cildine değiyordu. Sıcaklığını hissediyordum. Canlılığını.

 

Feza'nın verdiği uzun nefes yüzüme vurdu. Yüzünde çok büyük bir yorgunluk ifadesi vardı.

 

"Sen bu gece dinlen" dedim parmağımı çekip. Gözlerini açarak hızla gözlerime baktı. "Yarın albayın evindeki ekipte olursun. Ailenin yanında senin kalmanı istiyorum. Sorguda yaşanan her gelişmeyi söz ilk sana söyleyeceğim."

 

"Olur" dedi Feza . Gözlerinde bir minnet vardı. Dudaklarıyla minikçe sırıtmıştı. "Teşekkürler."

 

"Teşekkür etme" diyerek ben de sırıttım. Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu. Onun yanında kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Elim ayağım birbirine karışıyordu. Nefes alışım hızlanmıştı. Ben bu kadına çok fena kapılmıştım. Ona dokunmak ona hep yakın olmak istiyordum. Tüm mantığımı alt üst ediyordu.

 

 

Sonra dayanamadım. Elim omzuna gitti. Hareket kendiliğinden oldu. Etraftaki alevler sönmüştü ve onun bedenini üşümüş gibi hissetmiştim. Omzuna sarılıp onu kendime çekerken karnıma dirsek geçirmesini veya yumruk atmasını bekliyordum. Bekliyordum çünkü o Feza'ydı. Ama beklediğim gibi bir tepki vermedi.

 

Aksine sanki bana doğru daha da sokuldu. Bedeni bedenime değdi. Başı omzuma yaklaştı. Bir anlığına tüm savunmalarını düşürmüştü. Bu beni daha da çok sarstı. Onun bana güvendiğini hissettim. Ve bu yüzümü hiç olmadığı kadar büyük gülümsetti.

 

Birlikte arabalara doğru yürümeye başladık. Adımlarımız yavaş ve uyumluydu. Sanki yıllardır böyle birlikte yürüyorduk. Etrafta kaos hakimdi ama içim büyük bir huzurla dolmuştu.

 

Ansızın kısık sesini duydum.

 

"Ilgaz sana bir şey söyleyeceğim." Yüzümdeki sırıtış ses tonuyla söndü. Başımı yavaşça ona çevirip adımlarımızı durdurdum.

 

Feza kulağıma yaklaştı. Nefesi kulak mememi okşadı. Tüylerim diken diken oldu. Sonra kısık sesle fısıldadı. Ses o kadar alçaktı ki sadece ben duyabilirdim.

 

"Hırdo ekip lideri değildi. Aldatmacaydı." Duraksadı. Nefesi kesik kesikti. "Gerçek lider kadındı. Asıl amacım oydu ama köşeyi dönünce ayrıldı o. Arkamızda kalabalık grup olunca tuzağım bozulmasın diye peşinden gidemedim."

 

Donakaldım. Adımlarım yavaşladı. Ona baktım. Gözlerinde ciddi bir ifade vardı.

 

"Kadın mı?" diye fısıldadım.

 

Onur amcaların düşmanı kadın mıydı?

Bölüm : 21.01.2026 16:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...