
Karşımda 20'lerinin sonlarında olduğu belli olan, fit bir kadın duruyordu. Hassiktir ama! Sürmene kadın mıydı!!!
"Üsteğmen Deniz Gökçe. Sinop emredin, komutanım." Sesi, telefonlardan dinlediğim o elektronik bozulmalı sesten çok farklıydı.
Şaşkınlıktan ayağa fırladım. Ilgaz da, dut yemiş bülbüle dönmüştü. Zaten o da rahat emrini vermemişti. Yok, olamaz! Bu Sürmene değildi. Gerçek ismini de bilmiyordum ki! Kimdi lan bu kadın?
"Rahat. Hoş geldiniz, buyurun" dedi sonunda Ilgaz profesyonel tonuna hızla geri dönerek. Şaşkın bakışlarımı ona çevirdiğimde o da zaten bana bakıyordu. Aynı anda rahata geçip sandalyelerimize oturduk ama gözlerimiz tam karşımıza yerleşen bu kadına kilitlenmişti. Kadın, siyah kaskını aramızdaki alçak masaya koydu ve bilmiş, cin gibi bir ifadeyle bakışlarını bana çevirdi.
"Merhaba Feza komutanım" dediğinde ince sesini şokla dinledim. Sürmene bizimle hep ses değiştirici cihaz aracılığıyla iletişime geçmişti.
"Sürmene?" Diye sordum kocaman açtığım gözlerimle.
Kadın Ilgaz'a kısa bir bakış attı sonra yeniden bana döndü. Dudaklarında pişkin, bıçak gibi keskin bir sırıtma belirdi ve kafasını onaylarcasına salladı. Deri montunun fermuarını aşağı indirdi, elini iç cebine soktu. Oradan çıkardığı resmî dosyayı bana uzattı. Uzanıp aldım ve açtım. İçinde Korgeneral Yavuz Arısoy'un imzası ve onayı bulunan tayin belgesi duruyordu.
"Hass..." dedim, ama Ilgaz'ın sert ve uyarıcı bir şekilde boğazını temizlemesiyle sustum. Siktir, ama! Sürmene harbiden kadındı. Ve karşımdaydı.
"Nasıl olur diye merak ediyorsunuz sanırım, komutanım," dedi, sesinde hafif bir eğlence tınısı vardı.
Harbiden merak ediyordum. Resmen dumura uğramıştım. Zihnim yılların alışkanlıklarını, varsayımlarını paramparça ediyordu.
"Yıllardır... görüşmesek de birlikte çalışıyoruz," dedim, inanamayarak. "Biz seni hep erkek sandık."
"Zaten amacım da oydu," diyerek sırıttı. Tam o sırada, kapı tıklatıldı. Ilgaz'ın gel diye kükremesiyle Hayri elinde yine çay tepsisiyle içeriye girdi. Ortamın nabzını yokladıktan sonra hızlıca yürüyüp çayları dağıttı. Ama meraklı bakışları Sürmene'nin üzerindeydi. Açıkçası benimde...
"Demek Avcı timine yeni gelen üsteğmen sizsiniz" dedi Ilgaz çayını alırken. Hayri de merakla dönüp duruyordu Sürmene'ye. Ilgaz devam etti. "Hayırlı olsun inşallah."
"Teşekkür ederim komutanım," dedi Sürmene nazikçe. Ardından bakışlarını bana çevirdi. "Zaten Avcı Timi'ni çok iyi tanıyorum."
"Onlar sizi pek tanımıyor anlaşılan" alayla konuşan Ilgaz'a sertçe baktım. Hayri de çay kaşığı yok bardak altı derken bildiğin odada oyalanıyordu. Sanki buradan çıkınca tüm karargaha laf yetiştirecek gibi bir hali vardı.
"Hayri!" Diyen Ilgaz aklımı okumuş gibi bağırırken Hayri yerinde sıçrayıp neredeyse koşarak odadan çıktı. Sürmene'nin bıyık altından sırıttığınu görmüştüm.
"Ee, önceden nerede görev yapıyordunuz?" Ben şoktan konuşamıyordum ama maşallah Ilgaz da pek bir konuşkandı canım. Ne sürekli sorup duruyordu acaba?
Sürmene çayını içmedi. Ellerini kucağında birleştirerek Ilgaz'a döndü. Bacak bacak üstüne de atmıştı. Pek bir özgüvenli bir kadındı belli ki.
"Genelde belli bir yerim yoktu komutanım" diye başladı. Uzanıp çayımdan bir yudum aldım. "Genel olarak sınır ötesinde görev aldım. Ya da ülkenin en ücra yerlerinde. En son Pakistan'da gizli bir göreve katıldım. Tek çalışan bir istihbarat ajanıyım. Görev tanımım genel olarak timlere destek sağlamak."
"Bir time katılmak senin isteğin miydi?" Ilgaz arada bana bakarak soruyordu. Sessizliğim dikkatini çekmişti ama şimdi onun yanında konuşamıyordum. Bu soruların cevaplarını az çok tahmin ediyordum çünkü Sürmene bizim hep irtibatta olduğumuz bir ajandı sahada.
"Hayır" derken bana baktı Sürmene. "Zorunlu oluşan bir görev bu."
"Zorunlu oluşan" diye mırıldanan Ilgaz olmayan sakallarını kaşıyarak bana bakıyordu düşünceli bir şekilde. Bir sıkıntı olduğunu anlamıştı zaten de ne olduğunu çok merak ediyordu. Ne diyecektim ki ona? Zamanında beni ailemden koparan bir düşman var. Şimdi buraya gelerek yeniden hedefine girdim ve timime kadar tehdit altındayım mı?
"Pekala," diyerek arkasına yaslandı sonunda. "Yarın görevine başlayabilirsin, asker. Dosyanı ben işleme alıyorum. Karargah sorumlusu Albay Onur Sungur izinde. Geldiğinde onunla da tanışırsınız."
"Albay Onur Sungur!" diye tekrarladı Sürmene anında bana bakarak.
Ayağa kalktım. "Gel üsteğmen. İzninizle, komutanım. Üsteğmeni timimle tanıştırayım."
"İzin sizin" diyen Ilgaz'a hafifçe tebessüm ederek (ki bu, şu anki halimle ne kadar samimiydi bilmiyorum) arkamı döndüm. Sürmene kaskını alıp peşimden gelirken, odanın kapısını açtım. Birlikte koridora çıktığımız an Ilgaz'ın timinden Ali ve Kudret'i, kapının hemen önünde Hayri ile fısıldaşırken gördüm. Bizi görünce anında sustular ve abartılı bir şekilde maç muhabbetine daldılar çakallar.
Yerlerinde dikleştikleri an "Rahat, rahat," dedim. Yanlarından geçip yürümeye başlarken, Sürmene bilmiş gülümsemesini bozmadan, dalgalı siyah saçlarını savurarak benimle yürüdü.
Askerlerden biraz uzaklaştığımızda koridorun daha tenha bir köşesinde durdum. Hızla yönümü ona çevirdim. Yüzümdeki şaşkınlığı gören kadın, nihayet kontrolünü kaybetti ve yumuşak bir kahkaha attı.
"Cidden şaka mı bu?" diye sordum gözlerim hâlâ kocamandı. Ilgaz'ın yanında bozulmamak için kendimi zor tutmuştum, diline düşmemek için. Adama daha yeni gıcıklık yapmış, 'heyecanlandım' falan demiştim. Resmen mors olmuştum.
"Kusura bakmayın, gülüyorum komutanım, da..." dedi, saçlarını geri attı. Harbiden sapına kadar kadındı! Hâlâ altında bir bit yeniği arıyordum, çünkü onun erkek olduğundan aşırı emindim.
"Beni görünce yüzünüzün alacağı şekli merak ediyordum" diye itiraf etti, gözlerinde eğlenceli bir pırıltıyla. "Bu arada, 'Sürmene' ismim hâlâ gizli. Tim ve üst komutanlar dışında Sürmene olduğumun bilinmemesi lazım."
"Tamam orası kolay," dedim etrafa otomatik bir tetikte duruşla göz atarak. Asıl soruyu sordum. "O yakaladığın paralı asker konuştu mu?"
"Konuşmadı" dedi yüzündeki eğlence anında silinip yerini profesyonel bir ciddiyete bırakarak. "Ama bunlar sıradan insanlar değil, komutanım. Yakaladığım adam İran asıllıydı. Birçok yöntem denesem de konuşmamakta ısrarcı oldu. Ağzından sadece 'Onur Sungur' ismini alabildim. Sonrasında da Korgeneral'in gönderdiği ekibe teslim ettim."
"Onur Sungur..." diye mırıldandım içimde bir sıcaklık yayılırken.
Sürmene kafasını salladı. "İşler epey karışık anladığım kadarıyla. Babanız...yani Onur Sungur, bunların tekerine çomak sokmuş olmalı. Ulaştığım belgeleri Kaya Üsteğmen'e göndermiştim. Ben, belgeleri aldıktan sonra hedefleri haline geldim. Bu insanlar her kimse bir intikam meselesi olduğu belli. Albay Onur'un kızını, yani sizi hedef almışlar."
"Bunları burada söyleme" diye fısıldadım yeniden etrafı kontrol ederek. "Kimse bilmiyor bu durumu. Albay ve ailesi de dahil. Tehlikeyi etkisiz hale getirene kadar daha da kışkırtmak istemiyoruz onları. Sen bu işte aktif olarak çalışacaksın. Onlar timimden kimseyi doğrudan hedef almadı şimdiye dek, yalnızca senin için geldiler, belgeleri aldığın için. Ama artık bu timde olduğunu da öğrenebilirler. Bu yüzden bu işi birlikte çözeceğiz."
"Bu iş bitince, ben tek tabanca halime geri dönebilecek miyim?" diye sordu, sesinde gerçek bir merak vardı.
Yüzüne düşünceli bir şekilde baktım. Yıllardır tek başına, gölgelerde çalışmaya alışmış olmalıydı. Bu yüzden bir tim istemiyordu.
"O zaman gelince konuşuruz bunu" dedim. "Hâlâ tek başına olmakta ısrar edersen seni zorla timimde tutamam."
"Sağ olun komutanım" dedi Sürmene, bu sefer daha samimi bir tebessümle. "O halde, Avcı Timi'yle tanışmak için sabırsızlanıyorum."
"İyi. Gidelim."
***
Tim odasına girdiğimizde dört çift göz anında üzerimize kitlendi. Kaya masasında bir şeyler karalıyor gibi yapıyordu, Kerem monitör başındaydı, Uğur ve Ersin ise bir harita üzerinde kafalarını birleştirmişti. Hepsi, kapının açıldığını duyar duymaz dönmüştü gelene bakmak için.
"Toplanın" dedim. Sürmene ile birlikte odaya girdik. Bizimkilerin bakışları anında meraklı bir ifadeye döndü. Ama ayağa kalkıp sıraya da dizildiler. Gözleri arkamda duran yeni yüze odaklanmıştı. Sürmene, elimde siyah kaskı ve yüzünde nötr bir ifadeyle duruyordu.
"Beyler size yeni tim arkadaşınızı tanıştırayım" dedim yana çekilerek Sürmene'yi işaret ettim. Tüm timim anlayamadan bana bakıyordu çünkü herkes Sürmene'yi bekliyordu. Daha doğrusu Bir erkek asker bekliyordu. Ağızlarını açıp deli gibi sorular sormak üzere olduklarını sezdiğim an devam ettim sözlerime.
"Üsteğmen Deniz Gökçe. Namı-değer Sürmene."
"Oha"
"Yok artık"
"Kamera şakası mı?" Diye en son bağıran Kaya ile kafamı salladım.
"Şaka değil. Bizim Sürmene aslında üsteğmen Deniz Gökçe'ymiş. Bundan böyle Avcı Timi'nin bir parçası. Özel istihbarat geçmişi var ki siz çok iyi biliyorsunuz. Ona gereken saygıyı göstereceğinizden eminim zaten."
Odada bir anlık şaşkın bir sessizlik oldu. Sonra Kaya ilk adımı attı. Sürmene'ye doğru yürüdü ve elini uzattı. "Hoş geldin. Üsteğmen Kaya. Tim ikincisiyim. Ki zaten beni tanıyorsun."
Sürmene elini sıkıp hafifçe başını eğdi. "Komutan Feza'nın abisi. Kaya reis saırsızlığıyla az çektirmedi bana." Sürmene ile iletişim halinde direkt Kaya olurdu hep.
"Memnun oldum. Kadın olacağın aklımın ucundan geçmedi. Ettiğim küfürler için kusura bakma."
Deniz bu sözle kahkaha attı. Erkek diye bizimkiler rahat rahat sövüyordu yüzüne karşı.
Ardından sırayla diğerleri tanıştı. Kerem her zamanki gibi analitik bir bakışla süzdü onu. Uğur geniş bir gülümsemeyle "Hoş geldiniz. Sizinle tanışmak bir zevk" diye atıldı, benim keskin bakışımı görünce "Üsteğmen yani" diye düzeltti. Ersin ise sessizce selam verdi ama gözlerindeki merak okunuyordu.
"Üsteğmen Gökçe bizimle bu tehdit operasyonu üzerinde çalışacak" diye açıkladım hepsinin dikkatini çekmek için. "Detayları şimdi vereceğim. Oturun."
Hepsi yerlerine geçti. Sürmene boş bir sandalyeye, benim masamın yanına oturdu. "Herkes olayın detaylarına zaten hakim. Korgeneral bizim için daha ekibi yolladı biliyorsunuz. Bu ekip bizimle bir bağlantısı yokmuş gibi çevrede gezecek. Sürmene'nin ekibimize gelmesiyle yeni bir saldırı bekliyoruz. Bu defa doğrudan timi ya da özellikle beni hedef alacaklar. Görevimiz basit: Bu gölgeleri bulmak ve etkisiz hale getirmek. Ama dikkatli olacağız. Çok profesyoneller."
"Direkt albayın ismini aldım yakaladığım adamdan" diye söze girdi Sürmene. "Korgeneral'le bizzat görüştüm. Bu düşman kimse istihbaratta yetkili birisi olmalı."
"İçeride bir hain var yani?" Diye sordu Kerem. Sürmene başını sallarken "varsayımımız bu yönde. Ya askeriyeyle bağlantıları çok güçlü bir terörist. Ya da askeriye içinde bir terörist. Her iki şekilde de içeride bir hain var ve doğrudan Feza komutanın ailesine takık."
"Kerem ve Uğur ikiniz ailenin geçmişini taramaya başlayacaksınız" diye söze girdim. "Daha önce kaçırılma girişimim olmuş. Uludağ'da bir oteldeyken. Yani dijital izleri takip ederek 25 senelik bir geçmiş incelemeniz lazım."
Sürmene'ye bakarak devam ettim. "Kaya ve Sürmene siz ise lojmanlar ve çevredeki fiziksel gözlemi sürdürecek, ayrıca dışarıdaki istihbarat ekibiyle koordinasyonu sağlayacaksınız. Deniz sen benim evime yerleş. Zaten ben tek kalıyordum."
Sürmene kafasını sallarken Ersin'e baktım. "Ersin sen de istihbarat ağlarını tarayacaksın. Bu İran asıllı paralı askerlere dair başka raporlar var mı bulacaksın. Ayrıca yakalanan adamın ve olayların fiziksel delillerini inceleyeceksin."
"Emredersiniz" dediler hep birlikte.
Sürmene'nin time alışma süreci olmayacaktı zaten bizim ekipten biri gibiydi yıllardır. Ekibin gölgesiydi. Şimdi o kartı da ortaya çıkararak büyük bir kumara başlamıştım.
***
Üç gün geçmişti. Bu süreçte albaylar hâlâ izinliydi. Karargaha gidip geliyor, görünürde rutinimize devam ediyorduk. Hiçbirimiz takip edilmedik. Lojman çevresindeki ajanlar da hiçbir olağandışı hareket bildirmemişti. Her şey fazlasıyla sakin, fazlasıyla normaldi. Ve bu normallik, midemi bulandırıyor, içgüdülerimi tam alarm halinde tutuyordu. Bir saldırı, bir hamle bekliyordum. Sessizlik genellikle fırtınanın habercisiydi.
Bu süreçte numaramı nasıl bulduğunu bilmediğim Alparslan tarafından defalarca arandım. Mesajlaştık. Sürekli, "Bir gelişme var mı?" diye soruyor ya da ısrarla "Hastaneye gelsene" diye rica ediyordu. Timim Tolga'nın durumunu kontrol etmek için hastaneye gidip gelmişti ama ben gitmemiştim. Aileyle yüz yüze gelmeye, o duygusal fırtınaya hâlâ hazır değildim. Ama Alparslan'la konuşmayı da kesemiyordum. Telefonu her çaldığında açıyordum. Konu genelde tehditten açılsa da kısa sürede kişisel meselelere kayıyordu. Beni tanımak, geçmişteki boşlukları doldurmak istediği çok açıktı. Ve kalbim her seferinde bu samimi, biraz da umutsuzca ilgi karşısında eriyordu. Bazen şakalaşmaya bile başlamıştık. Ama aramızdaki o görünmez mesafeyi 'yabancılık' duvarını bir türlü aşamıyordum. Çoğu samimi sorusuna kaçamak cevaplar veriyor ya da konuyu değiştiriyordum.
"Karargaha geldin mi?" İçtima öncesi "iyi içtimalar kendini çok yorma." Akşam mesai bitim saati yine Alparslan'dan mesaj geliyordu. "Eve dikkatli git."
Kaya abim de durumun farkındaydı ama farkında olduğunu belli etmiyordu. Ilgaz'la ise iki gündür denk gelemiyorduk. Albayın yokluğu yüzünden oldukça yoğundu. Tüm sorumluluk onda olduğu için sabah herkesten önce mesaiye başlıyor ve herkesten sonra çıkıyordu. Çıkıyor muydu onu bile bilmiyordum.
Bir seferinde doktor Ayşe ile yemekhanede denk geldik. Beni gördüğü an yüzünde anlık bir panik belirdi ve en uzak masaya oturdu. Resmen benden kaçıyordu. Ama onun yaptığından emindim. Kimliğimi o kız almıştı. Nedenini anlamak için dâhi olmaya gerek yoktu; ilk gördüğüm anda Ilgaz'a karşı beslediği aşikâr duyguları fark etmiştim. Ama bu, onun yaptığı işi asla haklı çıkarmazdı. Şikâyet ettiğim an askeriyeyle ilişiği kesilecekti. Ama babası Muhtar Hamit'in o gece bizi evine alıp hayatımızı kurtarmasının hatırına şimdilik susuyordum. Tek bir hatası daha olursa ipini kesecektim. Burası okul sıralarına benzemezdi. Burası ciddiydi. Asker olmamasına dua etsindi.
Sakin geçen dördüncü günün öğleden sonrasında beklenen hamle nihayet geldi. Lojmanlar çevresinde nöbet tutan, tezgahtar kılığındaki istihbaratçılardan birine saldırı düzenlenmişti. Adam bıçaklanmış,
ama hayattaydı şükür . Saldırgan kaçmaya çalışırken diğer ajanlar tarafından etkisiz hale getirilmiş ve gözaltına alınmıştı.
Haber direkt bana geldiği için o an yanımdaki Kaya ve Sürmene ile olay yerine ilk varan biz olduk. Yakalanan adam sıradan görünümlü biriydi. Hemen karargaha götürdük onu. Ilgaz'a haber gittiği an günler sonra onunla da ilk kez karşılaşmış olduk.
"Durum ne yüzbaşı?" Diye sordu ciddi bir ifadeyle.
"Lojmanlarda çıkan bir kavga komutanım ben ilgileniyorum" dedim direkt. Ilgaz bana gözlerini kısıp bakarken gözlerimi anında kaçırdım.
"Sıradan kavgalara polis bakmıyor mu, Yüzbaşı?" diye çıkıştı, sesi sertleşerek. "Adamı buraya getirdiğinize göre başka bir mesele var demektir."
"Adamın... terör bağlantıları var komutanım. Dediğim gibi, benimle alakalı bir mesele. İsterseniz yazılı izin de alabilirim."
"Korgeneralden alacaksın yazılı izni sanırım," dedi sesi alaycı bir tona bürünmüştü. Sorgu odasının kapısında koridorun loş ışığında karşı karşıya dikilmiştik.
Kafamı hızla salladım.
"Bu meseleyi bana da anlatacaksın Feza komutan." Sesini yükseltmişti ama bir bağırma değil, kesin bir emir tonuydu bu. "Ben senin komutanınım. Ben, bu karargâhın şu anki sorumlusuyum. Ya gizlilik belgeni getirir önüme koyarsın, 'özel görev' diyerek susarım. Ya da emre itaatsizlikten disiplin cezası alırsın!"
"Bu sorguya girmem lazım, komutanım," diye ısrar ettim, gözlerimi yeniden ona dikerek. "Gizlilik belgesini alırım ama çıkmasını bekleyecek kadar vaktim yok. O adamla hemen konuşmam lazım."
"O zaman" dedi Ilgaz bir adım öne atılarak aramızdaki mesafeyi tehlikeli bir şekilde daraltıp. "Belge getiremediğin için, sorgu izlemesine ben de giriyorum. Günlerdir çok gizlediğiniz bir durumun içindesiniz. Bu olay yüzünden saha ajanlarından birini timinize bile aldırdınız. Şu an olay benim karargâh sınırlarımın içinde. Bu yüzden, tam şu an, olaya dahil oluyorum."
Bir süre, sinirle ve çaresizlikle yüzüne baktım. Ama kendince haklıydı. Gizlilik belgesi çıkaramazdım; çünkü bu, gizliliği içeren resmi bir operasyon değildi. Açık bir saldırı olmuştu. Yavuz Baba, inisiyatif alarak kimseye söylemememi tembihlemişti, ama herkese açık olaylarda resmi gizlilik kararı alamıyorduk.
İçimdeki tüm direnç, bir anda söndü. Omuzlarım hafifçe çöktü. "Peki" dedim pes edercesine. "Buyurun."
Ilgaz da öğrenirse öğrensindi ben bu tehditi bulsam yeterdi zaten.
Sorgulama odasına girdiğimizde Uğur ve Ersin, yaralı ajanın yanına hastaneye nöbete gitmişlerdi. Kaya, Kerem ve Deniz, tek yönlü camın arkasında, izleme odasında beni bekliyorlardı. Ilgaz'ı görünce üçünün de yüzünde aynı şaşkınlık ve soru işareti belirdi. Çünkü biz zaten karargahın içinde ayrı bir gizli görevin içindeydik ve İlgaz da artık duruma el atmıştı. Çünkü artık açık bir saldırı olmuştu ve onu da ilgilendiriyordu bu durum. Ben sorun yok anlamında kafamı hafifçe salladım bizimkilere. Doğrudan sorgu odasına geçerken Kaya abim peşimden geldi.
Ilgaz ise arkasından kapıyı kapatarak izleme odasına, Deniz ve Kerem'in yanına geçti. Onun orada olduğunu bilmek sırtımda bir ağırlık gibiydi ama yapacak bir şey de yoktu.
Odaya girdiğimde adamın gözlerine ilk baktığım an içimdeki umut söndü. Sürmene'nin yakaladığı adamdaki o eğitimli, fanatik ve dolu bakışlar yoktu burada. Çünkü Sürmene adamın eğitimli paralı bir asker olduğunu söylemişti. Bu ise daha çok sıradan bir suçlunun korkusu, paniği ve şaşkınlığı olan biriydi. Ama yine de her ihtimali değerlendirmeliydik.
Adam masaya zincirlenmişti. Başı öne eğik titriyordu. Kaya abim kapının yanına, duvara yaslandı. Ben de masanın karşısındaki sandalyeye oturdum. Sessizlik önce odada ağır bir şekilde çöktü. Önce onun kırılmasını bekledim. Dakikalar geçti. Adamın nefes alışı hızlanıp ter damlaları şakağından süzüldü.
"Adın?" diye sordum nihayet sesim nötr ve soğuktu.
"Meh... Mehmet," diye kekeledi. Türktü!
"Soyadın?"
"Y... Yalda."
Kaya arkasındaki duvardan itibaren yavaş adımlarla masanın etrafında dolaşmaya başladı. Sessiz, tehditkâr bir varlık gibi. Adamın gözleri, Kaya'nın hareketlerini takip etmeye çalışırken daha da tedirgin oldu.
"Neden saldırdın o adama Mehmet?" diye sordum doğrudan.
"Bil... bilmiyorum. Kafam iyi değildi. Kavga ettik işte..."
"Kavga?" diye tekrarladım sesimde inanmazlık vardı. "Sen bir bıçakla, üzerinde hiç para olmayan sıradan bir 'kestaneciye' saldırdın. Neden?" Kestaneci dediğim istihbarat ajanı eğitimliydi ve bu adam onu yaralayabilmişti.
"Para istedim... vermedi."
Kaya tam arkasında durup aniden sandalyesini adamla birlikte geriye çekti. Bileklerindeki kelepçe zinciri gerilirken adamı bu defa sertçe öne itti. Kafasını tutup çat diye masaya vurduğunda anında camekanı kontrol ettim görmesem de. Ilgaz kesmeseydi bari. Bu kısımda Kerem'in kamerayı kapatması gerekiyordu ama Ilgaz engel olmuş muydu bilmiyordum.
"Sikerim ulan senin ecdadını. Doğruları anlat hemen bak seni lime lime keserim sabaha kadar. Kimse parçalarını bulamaz lan!"
Kaya bağırırken adam kafasını canı yanan bir ifadeyle kaldırdı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Zaten ilk baştan beri korkuyordu. Şimdi iyice korkmuştu.
Ayağa kalktıp masanın üzerine eğildim, yüzümü ona iyice yaklaştırdım. "Bak Mehmet" dedim her kelimeyi vurgulayarak. "Bize lazım olan senin o adama neden saldırdığın değil. Kim gönderdi seni? Kimin için çalışıyorsun? Bunları söyle sana zarar gelmeden buradan çıkmama yardım edeyim. Güvenli bir şekilde hapishaneye yollarım seni. Ama eğer konuşmazsan arkadaşım süreci uzatır ve sana türlü işkenceler yapar. Kimse de ona engel olamaz."
"Abla yapmayın kurban olam!" Diye ağlamaya başladı Mehmet.
Kaya yeniden öne atıldı ve elini adamın omzuna sertçe koydu. Mehmet bir çığlık atar gibi olup "valla anlatacağım o gitsin abla" diye bağırdı. Halbuki daha hiçbir şey yapmamıştı Kaya. Sürmene'nin dediği adamlar bu kadar korkak değillerdi. Bu adam ya onlardan değildi ya da onların tuttuğu sıradan bir teröristti. Bu korkaklığı canımı sıkmıştı ya. Kesin bir bok bilmiyordu.
"Korkma tamam" dedim yeniden. Kaya adamın omzundan elini çekmemişti. Sesimi yumuşatarak devam ettim. "Sadece gerçeği söyle. Seni koruyabilirim. Ama yalan söylemeye devam edersen..." Kaya'yı işaret ettiğimde omzundaki eliyle omzunu sertçe sıktı. Adam anında aaa diye bağırmaya başladı.
Adam hızlı nefes alıp veriyor, gözleri doluyordu. İç çatışma yaşıyordu belli ki. Ya birilerinden korkuyordu ya da gerçekten sıradan emir alan bir teröristten başkası değildi.
"Para için yaptım!" diye bağırdı sonunda sesi çatallaşmıştı. "Başka bir şey yok! İnanın bana! Yemin ederim çok para verdiler."
"Kim lan!" Dedi Kaya. "İsim, eşgal bir şey söyle!"
"Yüzünü görmedim adamın" dediğinde Kaya ile göz göze geldik. "Maske vardı yüzünde. Sadece... sadece orada birinin olduğunu söyledi. Gözlemci dedi. Onu korkutup kaçırmamı söyledi. Ben de saldırdım. Çok para verdiler. Zaten ben dağdan indim bıraktım o işleri. Yeniden hayat kurmam için bu para önemliydi. Yemin ederim bilmiyorum başka bir şey."
Gözlemci mi demişti! Saha ajanlarının kılık değiştirerek etrafımızda olduğunu biliyorlardı. Resmen alay ediyorlardı benimle. Ya da....
"Kaya sen de gerisi" diyerek hışımla çıktım sorgu odasından. Diğer odaya geldiğimde Ilgaz'ın endişeyle bana baktığını gördüm ama umursamadan Ersin ve Uğur'u aradım. Açmıyorlardı...
Ya da.... bu bir tuzaktı. Dikkat dağıtmak için yapılmış bir tuzaktı...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 96.54k Okunma |
11.37k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |