80. Bölüm
Zaman Sızım / Muhtemel Aşk (Hesna'm) / 70. Bölüm

70. Bölüm

Zaman Sızım
zamansizim84

Selamlar arkadaşlar.

Geciktim biliyorum ama ancak fırsat buldum. Nottu, ortalamaydı, karne görüşü, okuduğu kitap, sosyal aktivite ve daha nicesine ek bir de gelişim raporu çıkardılar...

Öğretmenlik kolay diyenlere sevgi ve selamlarımı dürtüklüyorum.

Bölüm çok gecikmez inşallah çünkü olayların geçiş dönemi bitti burdan sonra kopar gideriz.

Sizi seviyorum canlarım,

Yorum sınırı 500 herkes elini taşın altına koysun 🥰

 

 

Cihan dün geceyi hiç uyumadan kolları arasındaki Zelfi'yi izleyerek tüketmişti, uyku gözünden akıyordu ama olurda uyku hali ile kolları arasındaki ürkek kuşu korkuturum diye bırak uyumayı kımıldamamıştı bile.

 

Şimdi ise karşısında kendisi için süslenmiş bir kadın vardı. Süs kelimesi ile Zelfi o kadar birbirinden bağımsız iki kavramdı ki Cihan'ın kafasında. Bunun ilk sebebi Zelfi'yi düğün günleri haricinde makyajlı görmemiş olmasıydı, makyajı da geçersek çoğu zaman kot pantolon ve sade bir bluzdan ibaret kominler yapardı.

 

Dahası bu sadelik yavan durmazdı Zelfi de, onu süsü saçlarıydı, uzun kirpikleri, gül yüzü ve en önemlisi de ışıl ışıl kalbiydi...

 

İçinin güzelliği dışına yansıyordu, bu detayın Zelfi de başka hiç bir beşeri etkinin güzelleştiremeyeceği kadar asil bir etkisi vardı.

 

Ama ya şimdi...

 

Üç gün kan ağlamışken tam da şuanda zarif bir gecelik takımıyla karşısında oluşu...

 

Aklı bu olanları kabul edemiyor, rüya görüyor olduğu ihtimalini sık sık Cihan'a hatırlatıyordu...

 

Sabahlığın bedeninin kıvrımlarını saklamayacak kadar sıkı bağlanmış kuşağı, geceliğin hafifçe gözler önüne serdiği dekoltesi...

 

Gözleri Zelfi'nin bedenini gezmek istiyordu ama izne tabiydi bu bakış...

 

Etrafında bir tur dönüp de,

 

"Güzel olmuş muyum?" Diye soran Zelfi ile izin çıkmıştı da çıkmasa daha mı iyiydi sanki...

 

Baktıkça yaklaşmak, yaklaştıkça dokunmak, öpmek, koklamak istiyordu...

 

Cihan kendi nefsinin iplerini sıkı sıkı tutadursun ilk atağın Zelfi'den gelmesi ile dumur oldu.

 

Yanağında hissettiği dudaklar anlık öpüp çekilmedi üstelik, kokusunu içine çekerek severek istekle öpülmüştü.

 

Bir iznin ruhsatı olsun diye değil de içinden gelerek öpmüştü Zelfi...

 

Göğsüne saklanan kadını sardı, sarmaladı. Gece ki gibi korkarak değilde kendine katmak ister gibi sıkıca...

 

Dakikalar sonra uyumak için girdikleri yatakta ilk defa bencil oldu Cihan, karısını kollarında uyutmayı da çok sevmişti ama o kollarda uyumanın tadını bilmeye ölümüne ihtiyacı vardı. Başını Zelfi'nin boynuna gömüp de gül teninin kendine has kokusuna ulaştığında gözleri huzurla, şükürle kapandı...

 

Hele de çok geçmeden saçlarını okşamaya başlayan zarif parmakları hissetmek, Zelfi'nin ona korkmadan dokunuyor olması...

 

'Alnım secdeden kalkmasa bu anın şükrünü eda etmeye yetmez' diye düşünecek kadar huzura bulanmıştı...

 

Uykusunun içinde bedeninin daha aşağıya kaydığını fark etse de direnci kendini durduramayacak kadar kırılmıştı.

 

Uykunun kollarına hiç bu kadar tatlı düşmemişti...

 

Cennet bahçelerinden bir bahçedeydi sanki...

 

Cihan'ın tatlı uykusuna tezat heyecanın kollarında çırpınan bir Zelfi kız vardı...

 

Korkacağını, geri çekilmek isteyeceğini düşünmüştü ama hâl öyle değildi...

İçinde kıpırdanan kelebekler, bu duyguların ötesini merak eden ergen bir genç kızın heyecanı ile uçuşuyordu.

 

Cihan'ın saçlarına müptela olmuş parmaklarını oradan ayıramıyordu, yumuşacık saç tellerini parmakları arasında hissetmek içini ısıtıyordu.

 

Hem temas iyiydi canım, ateşi çıksa fark ederdi yani... Tamamen sağlık açısından bir temastı bu ötesi değil...

 

Gerçi kendi ateşi çıkmış gibiydi, onun sebebini de hiç anlamamıştı ya neyse...

 

Gece sevdiceğini korkutmamak için gözüne uykuyu misafir etmeyen Cihan'ın aksine, Zelfi yaşadığı bu tatlı heyecanın tadını çıkartmak isteyerek uyumadı... Daha çok dokundu, daha çok seyretti, sevgisini içinde en güzel köşeye nakşetti.

 

Fakat Cihan'ın uyandığını anladığında o cesur kızdan eser kalmayarak kapattı gözlerini... Uyuyor olmak iyiydi zira şuan sinesine başını yaslamış uyuyan Cihan'ı, saçlarını okşayarak uyuttuğu gerçeği ile yüzleşmeye hazır değildi.

 

Hafifleyen göğüs kafesi ile kocasının kendinden uzaklaştığını fark etti, hafifçe kıpırdandı ama gözlerini açmadı...

 

Sığındığı sineden çıkıp başını yastığa koyan Cihan'a yastığın yüzeyi oldukça serin gelmişti, ya yine ateşi çıkıyordu yada sevdiceğinin sıcaklığına alışmış teni tepki veriyordu.

 

Zelfi uyuyor muydu bilinmez ama bulunduğu konumda gözler önüne serilmiş dekoltesi Cihan'ın uyku mahmurluğundan kolayca sıyrılmasına yetip de artmıştı.

 

'Çek oğlum gözlerini oradan' diyen aklına, 'çifte nikahlı karın değil mi, uyuyorda zaten rahatsız olmaz' diyen nefsi kafa tutuyordu.

 

'Uyuyan devi uyandırırsan kıza rezil olursun' diyen aklı ile kendine geldi.

 

Son uyarı dediğine göre kan akışının yönü değişmeye başlamıştı, usulca uzanıp pikeyi Zelfi'nin omuzlarına kadar çekti.

 

Evet evet... Kesinlikle böylesi daha iyiydi... Düşün Cihan dünki kafileyi düşün, alınacak verilecek çekleri, işleri düşün...

 

Düşündü bunları ama çokda uzun sürmedi bu kaçış kendini yine yeniden Zelfi'yi izlerken buldu...

 

Uzun saçları yastığına dağılmış, kirpiklerinin gölgelediği yüzü huzurlu görünüyordu.

 

Burda kalsalar ikisi baş başa sonsuza kadar...

 

Böyle bir teklife karısı ne derdi acaba?

 

Burası da şart değildi ev isterse ev, ayrı bir düzen isterse yada işin özü Zelfi ne isterse...

 

Derin bir nefes alıp verdi Cihan, hemen çoşma diye de kendini payladı. Altı üstü beraberce uyuyabildiniz, daha gidilecek çok yol var...

 

Yüzünde derin bir tebessüm ile uyuyan güzelini izledi...

 

Meftunu olduğu çikolata kahvesi gözler aralandı usulca, bakışında ki derinliği bozmadan,

 

"Günaydın Cihan güzeli..." Dedi karısının duymak istediği gibi.

 

Zelfi'nin kıvrılan dudaklarına kaçırdığı gözleri eşlik ama dönüp dolaşıp yine bal rengi harelere tutundu.

 

"Günaydın." Dedi uyumadan önce daha cesaretliydi. Kıskançlık onu daha atak bir kadın yapacaktı belki de...

 

İkisi iki yastıkta yüzleri birbirine dönük üzerlerine çöken akşam kızılına müsade ettiler.

 

Sessiz sedasız ama çok şey anlatan dakikalardı...

 

"Bu gece de burada kalalım ister misin?" Diye sordu Cihan.

 

Hafifçe dudak büktü Zelfi,

 

"Seninle burada olmak güzel ama annem ve Hesna da seni çok merak ettiler. Evimize gitsek iyi olacak..." Diye düşüncesini Cihan'ı kırmaktan korkarak söyledi.

 

Burada seninle olmak güzel...

 

Bunu duymak yetti adama,

 

"Zelfi'm sen beraber yaşamaktan mutlu musun? Baş başa kalkalım diye söylemiyorum ama kendi evin kendi düzenin olsun istemek hakkın, bugün değilse de birgün bunu istersen bilki senin hanımı olduğun bir ev benim için en güzel yuvadır."

 

Gözlerinin dolmasına mani olamadı genç kız, bırak evi bir odayı bile hakkıyla şeneltemediğini düşünen Zelfi için iç burkacak kadar ince bir teklifti.

 

"Kafamın içinde o kadar çok ses var ki... Gülhan annemin ve Hesna'nın varlığı bana bu süreçte çok iyi geliyor Cihan. Ama o sesler durulacak birgün, çok uzak olmayan bir gün" diye ekledi. "İşte o zaman sevdiklerimize yakın ama birbirimize özel olacağımız bir dünya kuralım isterim. Sadece sen ve ben..."

 

Sorusunun cevabını fazlasıyla alan adam bir cesaret uzanıp Zelfi'nin yanağına uzun olmayan ama kısa da sayılmayacak bir öpücük kondurdu.

 

Uyumadan önce Zelfi'nin yaptığı gibi kokusunu içine çekti...

 

Yanağında hissettiği yumuşak ve sıcak dudaklar ile midesinde depremler hissetti Zelfi. İçini ısıtan ama heyecanın kalp ritmini bozmasına rağmen hoşuna giden bir öpücüktü...

 

Cihan geri çekilince Zelfi dudağının kıyısını ısırarak gözlerini odada gezdirdi,

 

"Ben giyinip hazırlanayım o zaman..." Dedi kaçmak için.

 

"Kaçıyor musun?" Diye takılmadan duramadı adam.

 

Karısı yataktan kalkarken bir yandan da sitemle,

 

"Yaa... Cihaaan...Uğraşma benimle!" Diye nazlandı.

 

Tam yataktan kalkmış 'giyinme odasına ulaştım şükür' diyecekken,

 

"Kiminle uğraşayım güzelim, bir önerin var mı?" Diyen sesle kaşları hafif çatık geri döndü.

 

"Kiminle uğraşacakmışsın?" Diye çıkıştı.

 

Cihan amacına ulaşmanın keyfi ile sırıtmasını zor bastırıp sırtını yatak başlığına verdi,

 

"Ne bileyim güzelim, benimle uğraşma diyen sensin, bir önerin de vardır diye düşündüm." Dedi zevkten dört köşe.

 

"Yok önerim falan, benimle uğraşırsın çok istiyorsan. Hatta eve gidelim Bekir abim seninle uğraşır, kimseyle uğraşacak enerjin kalmaz." Dedi kıskançlığına gem vurmaya çalışarak.

 

Abisinin adını duyunca yüzünü ekşitti Cihan,

 

"Yok ben vazgeçtim Bekir Ağa'nın yüzünü göreceğimize burada yaşar gideriz, hiç boş yere hazırlanma." Dedi ciddi ciddi.

 

"Aşk olsun niye öyle diyorsun, senin için ne kadar uğraştı biliyor musun?" Diyerek kaynını savundu Zelfi.

 

"Niye mi öyle diyorum? Senin o Bekir abin anca ben dara düşünce abilik ederde ondan. Yoksa nerede kazılacak kuyum varsa ilk kazmayı o vurur." Diyerek yatağa tekrar uzandı hiç gitmeyecek gibi.

 

"Ya saçmalama." Diye çıkıştı Zelfi hâlbuki Cihan haklıydı. Ortada bir kaza bela yoksa Bekir abisinin en büyük hobisi Cihan ile uğraşmaktı.

 

"Neresi saçma sen bile annemle Hesna'yı saydın az evvel, abimi değil!" Diyerek iyice üste çıktı adam.

 

Zelfi baktı ki Cihan şakadan ciddiye geçiyor,

 

"Ya ama ben evimizi özledim, hem evde sana bir sürprizim var." Dedi ilgisini çekebilmek adına.

 

Yattığı yerde hemen doğruldu Cihan,

 

"Sürpriz? Ne sürprizi?" Diye merakla atıldı.

 

"Söylesem sürpriz olur mu sence? Ben hazırlanıyorum. Çok merak ettiysen gelir görürsün." Diyerek giyinme odasına giren karısının arkasından keyifle sırıttı Cihan.

 

Dünden beri sürekli sırıtmak istiyordu zaten, bir günde bir senelik gülümseme kotasını doldurup üstüne de aşmıştı.

 

Dün otel müdürü bile hayr olsun der gibi bakıp kalmıştı haline. Karizmayı hafifçe çizdirmişti ama olurdu o kadarcık.

 

Zelfi'nin onun için aldığı mavinin koyu bir tonu kışlık elbiseyi giydiğini görünce dudakları tekrar isyana geçti. Gülmek, gülümsemek güzeldi de bünye alışık olmayınca yüz kasları ağrıyordu bir yerden sonra.

 

Kendisi de giyinmek için odaya doğru yürürken Zelfi'nin yanında duraksadı,

 

"Sormayacak mısın?" Diye bir de soru sordu aralarında tek adımlık mesafe varken, Zelfi anlamadığını belli edecek şekilde başını hafifçe eğip gözlerini kısınca devam etti "Elbiseyi diyorum..." deyip parmaklarını kızın belindeki kahve rengi kemerde dolaştırdı. "Yakışmış mı diye sormayacak mısın?"

 

Sor ki doyasıya bakayım diyordu işin özü... Sen yakışmış mı demezsen ben gözümün sınırının haddini bilirim. Ama gönül sınırlar kalksın istiyor diyordu lafın Türkçe meali...

 

Diyeceği sözden önce derince yutkundu kadın,

 

"Fikrini söylemek için sormama ihtiyacın yok." Dedi Zelfi, karısının bedenine izinsiz bakmayan adama tekrar aşık olarak. "Hatta bu konu da sadece senin fikrini duymak isterim, bunu söylemeye en çok senin hakkın var." Diye ekledi.

 

Konu elbise değildi...

 

Konu yakışıp yakışmamak hiç değildi...

 

Konu sınırlardı...

 

Konu taşsız tuğlasız örülmüş duvarlar ve o duvarların sessizce yıkılıyor oluşuydu...

 

Kemerin de dolanan parmaklar olduğu yerde dondu kaldı bir anlık sonra karısının zarif bedenini kendi bedenine yasladı...

 

"Sen beni yanına yakıştırdın ya Cihan güzeli, ben bunu gördüm, duydum, yaşadım ya..." Saçlarından derin bir nefesi içine çekti. "Urbaların haddi mi? Ancak benim gibi şükür edip lutfuna layık olmaya çalışsınlar." Deyince,

 

"Cihaaan... Deme öyle sen yokken ben savaşmayı bırakmış bir savaşçıydım. Gücümü de, inancımı da senin sayende tekrar buldum." Deyip kollarını Cihan'a doladı.

 

Bir zaman öyle kaldılar, aralarında elbiselerinden oluşan basit bir sınır vardı ama ikisi de birbirinin teninin sıcağını hatta yükselen kalp ritmini hissediyordu...

 

Bu derin andan ilk sıyrılan,

 

"O takım elbiseleri rahat rahat giyip burada, turistlerin arasında dolanmana ses etmeyeyim diye uğraşıyorsan hiç şansın yok söyliyeyim kocacım!" Dedi kollarının dolalı olduğu sırtına vurdu hafifçe "Gölge gibi peşindeyim haberin olsun Cihan Ağa!" Dedi racon keser gibi.

 

Bu da Derya ablasından öğrendiği bir taktikti, ne zaman ortamın havası ağırlaşsa bir anda konuyu en absürt bir yerinden yakalayıp insanın dikkatini dağıtmayı başarırdı.

 

Küçük ama keyifli bir kahkaha attı Cihan,

 

"Cennet canıma minnet karıcığım." Dedi neşeyle.

 

ikisi de hazır olduğunda ellerin de evden gelen çorba termosu ve ilaçların olduğu poşet ile otelden ayrıldılar. Gecelik takımını ve elbiseleri orada bırakmıştı Zelfi. Kocasının iş yeri de olsa sanki ayrı bir ev gibiydi o otel odası...

 

Eve döndüklerinde kapıyı açan Songül onları zoraki bir tebessüm ile karşıladı. Saçma bir yavaşlıkta Cihan'ın önüne terlik bırakırken Zelfi'nin tez canlı oluşuna zaman tanıyordu. O kendi terliğini kendi alırdı ne olsa hizmet beklemezdi. Fakat öyle olmadı, Zelfi Cihan'ın montunu alıp askıya astı. Zeminde yalandan bir gözlerini gezdirip Songül'e döndü,

 

"Terliklerimi verir misin sana zahmet." Dedi düz bir tonda.

 

Bu sessiz savaşın karşı çekilen ilk kılıcıydı. Madem yerini haddini bilmiyordu bildirirdi Zelfi.

 

Bu çıkışa oldukça şaşırdı Songül, ki ondan daha fazla şaşıran biri daha vardı Cihan.

 

"Tabii Zelfi hanım." Diyen Songül renk vermeyecek kadar profesyoneldi.

 

Kapıda ki gerilimi bitiren Gülhan hanım ve Hesna'nın sevinçli karşılamaları idi.

 

Üç kadının da ilgi odağı olan Cihan hem eş, hem anne, hem de bir kardeşin ilgisine mashar olmuştu. Halinde de çokça memnundu aslında ama her sefanın bir sonu vardı bu sefer ki son da Bekir'in gelişi ile başlamıştı.

 

"Oooo... Cihan Ağam evin yolunu bulmuşsun şükür." Diye başlayıp Zelfi'ye döndü "Zelfi abicim buna çip falan taktıralım, benim çoluk çocuğum olacak Mardin kazan ben kepçe bu herifi arayamam bir daha." Dedi sanki kedi köpekten bahseder gibi.

 

Hesna,

"Bekir!" Diye çıkışırken Zelfi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu.

 

"Ne Bekir? Karısı ses etmiyor sen niye bana yükseliyorsun Hesna hanım? Benim Cihan efendiden başka işim yok mu? Allah Allah..." Diye devam etti Bekir.

 

"Bir daha yapmaz abisi!" Dedi Gülhan hanım da ortamın neşesine uygun bir tonlama ile.

 

"Yav he he..." Dedi Bekir de yalandan sitemine devam ederek.

 

Cihan ise konudan oldukça bağımsızdı,

 

"Anne yemekte ne var?" Diye sordu konuşulan konuyu duymazdan gelerek.

 

"Lan oğlum ben kime diyorum, herife bak anamı ağlattı kaç gün, yemek soruyor utanmadan." Diye yükselen abisiyle Cihan Zelfi'ye döndü,

 

"Ben sana gelmeyelim demiştim, al buyur şimdi tüm akşam Bekir abini dinle." Dedi karısını muhatap alarak.

 

Bekir tam "lan..." Diyerek bir perde daha çoşacaktı ki Zelfi'nin,

 

"Cihan yaaa... Abim de haklı aklımız çıktı meraktan." Deyip avuç içini kocasının alnına dayayıp "Hem bak ateşin yine çıkıyor daha iyileşemedin bile." Demesiyle donup kaldı.

 

Her şerde bir hayır vardı demek ki... Zelfi kocasının adını anabiliyor, çekinmeden dokunuyordu...

 

Cihan'ın karısının gözlerinde aşkla kayboluşunu izleyen Bekir ne boğazın da ki düğümü yutabildi, ne de dolan gözlerini saklayacak kadar gücü vardı...

 

"Ben elimi yüzümü yıkayayım da yemek yiyelim madem." Diyerek ortamdan kaçtı.

 

Hesna ise saklamadı kendini, akan göz yaşına tezat gülümseyen yüzüyle onları izledi. Elinin üzerinde Gülhan hanımın elini hissetti, ana kız sessizce sevinçlerini paylaştılar.

 

Yemek gırgır şamata yenildi, Şen kahkahalar havada uçuştu...

 

Sofrada herkes Zelfi'nin hal ve hareketlerinde ki değişimin farkındaydı, genç kız kat kat vurulmuş prangalardan kurtulmuşçasına hafiflemişti.

 

Çay faslının ardından odalarının yolunu tuttular... Odaya ilk giren Cihan oldu, normalde kapıyı açıp karısına yol verirdi ama karşılaştığı manzara ile donup kaldı. Cihan'ın uyuduğu sedirin yerinde kocaman bir çalışma masası vardı. Onun hemen yanında olan yatak kapının açılış yönünün tersine, önceden oturma alanı olan kısma taşınmıştı. Kapı açıldığında görüş alanında olan kısımda ise TV, köşe koltuk ve sade bir puf bulunuyordu.

 

"Zelfi..." Dedi şaşkınlıkla kalakalan adam,

 

"Cihan..." Dedi iki eliyle kocasının koluna sarılıp birde başını yıkılmaz dağına yaslayan kadın...

 

Sertçe yutkundu... Karısı sürpriz demişti ama aklının ucundan geçmeyen bir manzara ile karşı karşıydı bal rengi gözler...

 

O sedirin dili olsa Cihan'ın geceler boyu çaresizlikle döktüğü gözyaşlarını anlatırdı... En çok onlara ev sahipliği etmişti...

 

Başını eğip Zelfi'nin saçlarının üzerine bir öpücük kondurdu,

 

"Cihan güzeli... Cihan'ın güzeli..." Dedi bir kez daha öpmeden önce.

 

"Beni ders çalıştırırsın diye düşündüm. Olur mu?" Diye hevesle soran kadına tebessüm etti.

 

"Sen istersin de olmaz mı?" Deyip kapıda kaldıklarını fark ederek içeri girdi.

 

İlk defa içinde karısını incitip korkutacak mıyım korkusu olmadan kapılarını kapattı.

 

Çalışma masasında ki siz üstü bilgisayarı gören Cihan,

 

"Bilgisayarınız da ateş ediyor Zelfi hanım..." Dedi en üst model cihaza bakarak.

 

"Derya Hanımağamın hediyesi, daha azı olamaz biliyorsun" dedi takılarak.

 

"Karıma hediye alırken bile Derya hanım ile yarışıyorum, işe bak." Diyen Cihan'ın elini tutup,

 

"Bu hayatta aldığım en kıymetli ve anlamlı hediyeyi görmek ister misin?" Diye sordu Zelfi...

(Hediyeyi tahmin edenler buraya 😎)

✨🌛✨🌛✨🌛✨✨🌛✨🌛

Başını koyduğu yastıkta tatlı uykusundan sıyrılmaya çalıştı Firuze... O gece arabada yaşadıkları yakınlaşmaya hâlâ inanamıyordu... Ve o günden sonra olanlara da...

 

Miran onu öpmüştü, büyük bir arzu ve istekle öpmüştü. Hemde evlilikleri hakkında ilk günden beri tek korkusu Canan denen o kadın karşısına çıkmışken.

 

O gün dimdik durdasa kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu Firuze'nin akıl doğru görür dilde ikrar ederdi ama kalp söz dinlemezdi. Miran'ın o kadına bakışında minicik bir pırıltı yakalasa genç kız yıkılırdı.

 

Fakat korktuğu olmamış üstüne bir de evlendikleri günden beri yakın olmadıkları kadar yakın olmuşlardı.

 

Uykudan arınan gözleri yatakta Miran'ı arasa da bulamadı, başını yastıktan biraz daha kaldırınca banyo tarafından su sesi geldiğini fark ederek yattığı yere yeniden uzandı.

 

Üzerinde ki bordo İpek geceliğin kayan yakasını düzeltti. Odada ki fazladan ısıtıcılar hiç sönmeden yanıyorlardı. Eskisi gibi üşümüyordu, tabii bunda kansızlığı için kullandığı ilaçların ve takviye vitaminlerin de katkısı vardı. Elleri hayatın da hiç olmadığı kadar yumuşak, tırnakları ilk defa güçlüydü.

 

Ruhu gibi bedeni de Miran'ın ilgisinden sevgisinden şifa buluyordu.

 

Kendini evli bir kadın gibi hissediyordu, yanii her ne kadar aralarında ki yakınlaşma öpüşmenin ve bir kaç temasın ötesine geçmemiş olsa da sağlam adımlarla ilerledikleri de bir gerçekti.

 

Miran yakınındayken kanında dolaşan ateşin sıcağından memnundu Firuze.

 

Kızıl kahve saçları yatağa serip dün ilk defa oje sürdüğü tırnaklarına baktı, bu manzara karşısında küçük bir kız çocuğu gibi sevinmişti.

 

Banyonun kapısı açılıp da Miran çıkınca başını o tarafa çevirdi. Altında siyah bir eşofman üst bedeni çıplak, elindeki saç havlusu ile saçlarını kurutarak içeri giren adam seyirlik bir manzaraydı.

 

Evet oda Firuze'nin üşümemesi için sıcaktı ama bu sıcak Miran için fazlaydı. Üstsüz gezmesi hatta bu şekilde uyuması ilk günlerde genç kızın nefesini tekletse de alınmıştı artık.

 

"Günaydın Firuze hanım, nihayet uyandınız." Deyince yatakta toparlanıp sırtını başlığa verdi. Bugün pazar olduğunu için dün gece uzun bir dizi serisini tamamlamış dolayısıyla geç uyumuşlardı.

 

Saate bakmak ancak aklına gelen Firuze onbiri geçtiğini fark ederek panikledi,

 

"Ayyy ne kadar çok uyumuşum Miran, niye seslenmedin." Diyerek yataktan çıktı. "Kahvaltının saati de geçmiş." Dedi mahcuplanarak.

 

Banyoya geçip elini yüzünü yıkanmalıydı, sonra hemen giyinip aşağı inmeli...

 

Bu koşturmacanın içinde kolundan yakalanıp sırtı tekrar yatakla buluşturuldu. Miran'ın geniş bedenini de üzerinde bulunca kalbi ağzında atmaya başladı.

Miran ise yatağa serilmiş saçlara, geceliğin cüretkarca açıkta bıraktığı süt beyaz tene bakıp derin bir nefes aldı. Ağırlığını biraz daha Firuze'nin üzerine bırakıp kızın yerinde kıpırdanmaya çalışmasını izledi. Körük gibi inip kalkan gögsü nasıl bir manzara sunuyor bilmezdi ki o. Adamı nasıl yaktığını bilmez istekle öperdi, uykusunda sokulup sarılır uykuları Miran'a haram eder onu da bilmezdi.

 

"Firuze..." Dedi ama sesini tutku esir almıştı çoktan. "Niye koşturuyorsun?" deyip gerdanına bir kaç öpücük sıraladı. "Kime, neye yetişeceksin? Sen bu evin hanımısın, kimseye hesap verecek değiliz." Deyip dudaklarını birbirine yaklaştırdı ama öpmedi "Belki gece bizim için yorucu geçti, belki tüm gün odadan çıkmayacağız... Kime ne?" Deyip dudaklarını kızın dudaklarına sürdü usulca.

 

Aralanıp öpüşünü hevesle bekleyen dudaklara, kızaran yanaklarına rağmen kaçırmadığı gözlerine baktı.

 

"Doğru ya kime ne? Saniye abla hepsinin hakkından gelir " deyip kıkırdadı genç kız "Bazen onun varlığını unutuyorum."

 

Canan'ın geldiği gün, yani bir hafta öncesi gelmişti Saniye hanım, artık konağın kontrolü ondaydı. İstanbul'da ki küçük evi nasıl çekip çeviriyorsa koca konağı da öyle çeviriyordu.

 

Miran ona evlendim deyince tek dediği "o kara çırpıyı almadın inşallah Miran!" Olmuştu. Sonrasında Firuze'yi ve evliliklerini anlatıp açıklamak da çok kolay olmamıştı. Narin'i sormuştu, hiç oluru yok muydu diye de eklemişti.

 

Acı bir gülüşten öteye gitmemişti adam, Saniye hanım eğer eski Narin'i tanısa selam vermezdi. Şimdi ki haline karşı bile zırhını indiremez sert dururdu. Sağlamcı bir kadındı herşeyden önce...

 

Firuze'ye ilk bir kaç gün mesafeli dursa da sonra onun nasıl yaralı bir kuzu olduğunu anlamış gözlerinde şefkat parıltıları yanıp söner olmuştu.

 

Firuze ise ilkin Saniye hanımdan biraz korkup çekinse de onun duruşunun sert içinin pamuk olduğunu anlaması uzun sürmemişti.

 

"Ne sandın? Hepsini halleder o." Dedi Miran da. Sonra gözlerini kapatıp ekledi. "Senin bulutlu, kuzulu pijamaların vardı onlar daha iyiydi sanki..."

 

Firuze'nin kıkırtısını duydu önce sonra ise dudaklarına değen sıcak dudaklar ile şaşırsa da bu gelişi zevkle kabullendi. Karısı onu kendisi öpecek kadar yüreklendiyse buna ancak mutlu olurdu.

 

Derinleşen öpüşme ile yatakta yuvarlanıp Firuze'yi üstüne aldı Miran,

 

"O pijamalar sen beni öpene kadardı Miran Bey." Dedi açık yüreklilikle.

 

Miran'ın havalanan kaşlarını gözlerinde ki haylaz kıpırtılar devam ettirdi,

 

"Hımmm... Seni öpünce level atladık yani... Sen beni öpünce hangi seviyeye geçiyoruz gün ışığı." Deyince çilli yanakları iyice allandı.

 

"Onu da ben değil sen bileceksin artık!" Dedi omuz silkerek.

 

"Öyle mi?" Deyip tekrar yerlerini değiştirdi Miran, öpücükleri boynunu buldu önce ordan da aşağı yönelecekti ki çalan telefonu buna mani oldu.

 

İlk çalışında umursamayıp geceliğin sergilediği dolgunluklara doğru yönelecek olsa da ikinci tura çalan telefonu ile dudağından sert bir öpücük çalarak Firuze'nin üzerinde çekildi.

 

Ekranda Nermin'in adını görmesiyle kaşları çatıldı....

 

✨🌛✨🌛✨🌛✨🌛✨🌛✨🌛✨🌛

 

Asım'ın yeni çıkan dişleri onu zorluyor ateşi düşmedikçe huysuzlanıp annesine eziyet ediyordu. Geceden bu yana gücü tükenen Narin sonunda Nermin'i arayıp yardım istedi. En azından duş alıp bir iki saat olsun uyumaya ihtiyacı vardı.

 

Nermin kapıdan girer girmez oğlunu onun kollarına tutuşturup kendini sıcak suyun altına attı. Saçlarını kirinden arındırıp fırsat bu fırsat saç bakım maskesini sürdü. Küveti dolduran suyun içine bedenini bırakıp suyun yorgunluğunu biraz olsun almasını bekledi. Ayakta durmaktan yorulmuş bacaklarına sayın içinde masaj yaptı.

 

Aslında dün gece Miran'ı arayıp yardım istemeyi düşünmüştü ama evli birini o saatte arada karısının yanlış anlayacağından korkmuştu. Canan'ın, Miran'a gelip de yüz bulamayınca nasıl gerisin geri döndüğünü konaktan yayılan dedikodular sayesinde duymuştu. Kendini öyle bir konumda hayal edemiyordu. Tamam eskiden çok yanlış işler yapmıştı ama o artık çizgisini koruyacak kadar aklı başında bir kadındı.

 

Bedeninde dolanan elleri ile biraz rahatlayıp bacaklarını köpüklü sudan çıkardı. Eskiden her filmde olurdu bu köpüklü sudan çıkan bacak sahnesi... Kendi kendine güldü, herhalde bir ömür yanlız kalacaktı. Güzel bir kadın olmak, güzel bir aşk hayatınız olacak demek değildi. Dudakları bir kere olsun öpülmemişti ama anneydi işte. İki bedenin aşkla bir oluşunun meyvesi değildi Asım, annesinin hırsla babasından çaldığı bir tohumun meyvesiydi.

 

Elleri dudaklarında dolandı anlık bir merakla...

 

Öpüşmek, öpülmek nasıl bir histi...

 

Saçında ki maske birazcık etki göstersin diye oyalanıyordu ama aklı saçma mevzulara daldığına göre uykusu başına vurmuştu herhalde.

 

Saçını ve bedenini arındırıp banyodan çıktı, hızlıca saçlarının ıslaklığını alıp pijamalarını giyerek yorgun bedenini uykuya teslim etti.

 

Uykunun derinlerinde dolaşırken Nermin'in sesiyle kendine geldi.

 

"Abla... Ablacım..."

 

Gözlerini zorla da olsa aralayıp kardeşine baktı.

 

"Asım'ın ateşi düşmedi, sen biraz daha iyiysen doktora gidelim diyecektim.

 

Kaşları çatılmış bir şekilde yatakta toparlandı,

 

" Söylediğim saatte şurup verdin mi?" Diye sordu.

 

"Verdim... Biraz düşer gibi oldu ama dirençli bir ateş doktora gidelim bence. Belki viral bir durumdur."

 

Başıyla onaylayıp hızlıca giyindi. Asım'ı da hazırlayıp yola düştüler. Saat akşam olmak üzereydi.

 

Nermin,

 

"Kerim abi nöbetçi olacaktı bugün arayayım bi hangi servisteymiş." Derken çoktan telefonu kulağına götürmüştü.

 

"Abi, Asım ateşlendi de hastaneye geliyoruz. Sen bu gece hangi servistesin? .... Anladım abi on dakikaya orada oluruz." Deyip kapattı.

 

"Neredeymiş?" Diye sordu Narin.

 

"Kadın doğum." Diyerek kısa bir cevap verdi Nermin.

 

Narin şoför koltuğunda o yeğeni ile arkadaydı. Asım arabaya binince huysuzluğu biraz azalsa da ateşi düşmüş değildi.

 

Hastaneye vardılar, acilden gitiö yapıp kan verdiler. Sonrasında tanıdık olan çocuk doktoru Kemal bey sayesinde serviste bör odaya sevk edildiler. Narin her ne kadar buna gerek yok dese de dinletememişti.

 

Servis katında ki odaya geçtiklerinde bir hemşire gelip Asım'a serum bağlamıştı. Dünden beri anne sütünden öte birşey yememişti ki artık büyüdüğü için bu yeterli değildi. Üstelik Narin yorgunluktan sütünün azaldığına da emindi.

 

Asım biraz sakinleşince Nermin karnını doyurmak Narin'e de paket getirmek için hastaneden ayrıldı. Oğlunun biraz olsun sakinleşen ateşi ile uykuya daldığını gören Narin de rahat bir nefes aldı.

 

Telefonuna gelen mesaj ile Kerim'in nerede oldukları sorusuna cevap verip ona bulundukları oda numarasını yazarak yolladı.

 

Geçen bir kaç dakika Kerim'den ses çıkmayınca koridora çıkıp sağa sola baktı.

 

Kerim'i hemşire bangosunun yanında uzun saçları sırtından beline kadar uzanan bir pratisyen hekim ile sohbet ederken görünce gözleri kısıldı. Kerim'in sırtını görüyor olsa da yan profilinden kızı tanımaya çalıştı hatta onlara taraf biraz yaklaştı. Kızın badem gözlerini, dudak kenarında ona çok yakışan minik beni görünce de tanıdı. Bu kız lisede Kerim ile aynı sınıftaydı. Ailesi memur bir aile olduğu, Mardin'in yerlisi olmadıkları için Kerim'le iletişimi iyiydi. Başkaları gibi hor görüp, evden duyduğu piç damgasına aldanatak kötü davranacak gürühtan değildi.

 

Narin gülümsedi bu hatırladıkları ile, Kerim'in eskiden imkansızdı artık öyle değil demesi aklına geldi. Önceden kendini kıza denk bulmamıştı belki ama bak şansa yine yan yanalardı.

 

"Merhaba" diyerek onlara selam verdi. Kendisine dönen kıza "Feray'dı değil mi?" Dedi gülümseyerek.

 

"Evet." Dedi genç doktor önce tanımasa da sonra hatırlayacak gibi olup emin olamayarak "Narin?" Dedi o da.

 

Kerim bu gelişe şaşkın, ikiliye baka dursun,

 

"Evet Narin bende. Kerim'le siz lise son sınıftayken birinci sınıftım." Dedi kendini hatırlatarak.

 

"Hatırladım, siz kuzendiniz değil mi?" Sorusuna iki ayrı cevap geldi.

 

Narin,

"Evet." Derken.

 

Kerim,

"Hayır." Dedi hafif çatılmış kaşları ile.

 

Feray bu çelişkili cevaplara anlam veremese de sorgulamadı. Kerim'in durumunu biliyordu. Ona göre anne babanın hatası çocuğa yüklenemezdi. Lisede de böyle düşünüyordu, şimdi de. Üstelik Kerim akıllı ve mesleki olarak başarılı bir genç adamdı.

 

Yakışıklıydı da... Pek yüz vermiyordu ama zamanla aşılmayacak bir mesafeleri yoktu.

 

" Asım nasıl?" Diye soran Kerim ile biraz bozulsa da belli etmedi Narin.

 

"Odada serum iyi geldi uyuyor, ben onu yanlız bırakmayım. Görüşürüz." Diyerek göz ucuyla da Feray'a bakıp seri adımlarla odasına doğru yürüdü.

 

' Ne yüzle gidip tanışıklık verdim ki' diye kendini payladı. Yanlarına gitmesinden Kerim rahatsız olmuştu belli ki. 'Sen bir gecede aranıza duvarlar ör, sonra da hiç birşey olmamış gibi sevdiği kadın ile tanıştırılmayı bekle. Adam seni kuzeni olarak bile görmüyor.'

 

Yaptığının pişmanlığı ile gözleri doldu, 'sen busun işte Narin yap yap pişman ol...!'

 

En zalim Yargıcı yine kendisiydi işte...

 

Tıklanan kapıdan içeri giren Kerim ile Asım'ın bebek çantasını kurcalamaya başladı. Suluğunu çıkartıp baş ucunda ki komidine bıraktı. Sonra bez ve ıslak mendil ayarladı. Maksat oyalanmak, dolan gözlerini savuşturmaktı.

 

Kerim de usulca Asım'a yaklaşıp ateşini kontrol etti. Sakin bir uykuda olduğunu görünce içi rahatladı. Alışmıştı bu minik aslana...

 

Aaım'ın fazlaca babası Miran'a benziyor oluşu da kaderin oyunu olsa gerekti.

 

"İyi görünüyor." Dedi sessiz olarak.

 

"İyi şükür." Dedi Narin de ona bakmadan. Çok büyük sayılmayacak çantanın içinde oyalanıp duruyordu.

 

"Narin." Dedi Kerim bakışları kesişsin diye ama beklediği olmadı,

 

"Efendim?" Derken bu kez yedek kıyafetleri katılıyordu genç anne.

 

"Bana neden bakmıyorsun? Kırdım mı seni?" Diye sorulmasını da hiç beklemiyordu.

 

Derin bir nefes alıp elindeki çantayı bıraktı. Kaçmanın faydası yoktu,

 

"Kırmadın... Daha doğrusu sana kırılmak haddim değil. Ne akla hizmet yanınıza geldim İnan bilmiyorum. Bi anlık merak belki... Ama sende haklısın, ben seni merak edecek, sevdiğin insanla tanışmayı kendine hak görecek son kişiyim. Zamanında yanlış yaptım şimdi ise özür dilemek senin yaralarını kapatmaz. Geç kaldım biliyorum ama yine de özür dilerim. Hem eskiden olanlar hem de bu akşam için, bir daha özel hayatına burnumu sokmam. Duracağım yeri bilirim." Dedi.

 

Kerim'in kaşları gittikçe daha çok çatıldı, Narin iki dakikada nasıl bir senaryo yazmışsa kendini fazlasıyla inandırmıştı. Kuzen değiliz demişti çünkü değillerdi. Kerim hiç bir zaman Narin'i kuzeni olarak tanıtmamıştı. Üstelik bunun üzerine biçeceği abilik sıfatını da yanında eşantiyon getşreceğinin bilincindeydi.

 

Dahası Feray'ı sevdiğini nereden çıkarmıştı ki?

 

"Feray benim sevdiğim kadın değil!" Dedi en çok takıldığı kısma odaklanarak.

 

İnanmazca güldü Narin,

 

"Sen öyle diyorsan öyle olsun. Ama görünen köy kılavuz istemez." Dedi Narin de. Çantanın yan cebime sokuşturduğu alışveriş fişi ve ıslak mendil çöplerini alarak banyoda ki çöpe atmak için oraya yöneldi. Kerim'in peşinden geldiğinin farkında bile değildi.

 

Banyonun kapısını ikisinin üzerine kapatan Kerim,

 

"Feray benim sevdiğim kadın değil dedim!" Dedi az evvel söylediğinden daha yüksek sesle ve sinirli olduğunu saklamadan.

 

Onun bu hareketine anlam veremeyen Narin'in de kaşları hafifçe çatıldı. Asım uyanmasın diye düşük tutulan sesler daha cesur çıkıyordu bu küçük hastane banyosunda,

 

"Ben de bana anlatmak zorunda değilsin dedim!" Diye yükseldi. "Ben kimim ki senin hayatında, kırgınsın bana biliyorum. O üç kuruş etmez insanlarda nasıl nefret ettiğini bilirken onlar gibi davranıp arkadaşlığımıza ihanet ettim. Şimdi sen benim zor gününde yüce gönüllülük edip yanım da duruyor, destek oluyorsun diye hatalar silinip gitmiyor."

 

Kerim derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştığı sıra da Narin de banyodan çıkmak için hamle yaptı fakat kolundan tutulup sırtının banyo kapısı ile birleşmesini beklemiyordu.

 

Kerim'in yüzleri arasında ancak bir karış mesafe kalmışken,

 

"Ben sana kırgın değilim, ben... ben sana kırılamam ki..." Deyişi ile öylece kaldılar ikiside.

 

"Feray'ın yanına geldim diye bozuldun ama, adın bizimle anılsın istemiyorsun belki... Bak Kerim benden saklamana gerek yok, çok güzel bir kız. O da sana karşı boş değil bence aranız-" demesine kalmadan dudaklarını örten dudaklar ile sözleri yarım kaldı Narin'in.

 

Dondu Narin, dudakları sakin bir istila içindeydi ama savunmaya geçecek kadar bile aklını toparlayamıyordu.

 

Kerim onu öpüyordu...

 

Kerim'in bçr sevdiği vardı ama o Narin'i öpüyordu.

 

O zaman Kerim Narin'i mi seviyordu? 'Eskiden imkansızdı ama artık değil' demişti değil mi?

 

O zaman imkânsız olan Narin miydi?

 

Karşılık alamadığı öpücüğü uzatmadı Kerim, belki bir ümit demişti ama Narin donup kalmıştı öylece.

 

Alnını sevdiği kadının alanına dayadı Kerim,

 

"Bize bir şans ver, bana aile olmak için bir şans ver Narin. Ben yanlızca seni sevdim." Dediğinde sertçe yutkundu Narin.

 

Ne diyecekti ki olanı biteni algılayamamıştı bile...

 

Kapı tıklatılıp,

 

"Abla orda mısın? Hadi yemek getirdim, Asım uyanmadan sende ye." Dediğinde ondan uzaklaşan Kerim ile ancak çıkışı kapattığını fark etti. Yavaşça yana kayıp Kerim'e çıkması için yol açtığında adamın ümitsiz bir bakış ile kendisini izlediğinin farkında bile değildi.

 

Kerim banyodan çıkıp Nermin'e tek söz etmeden odayı da terketti.

 

Narin'in bir eli kalbine, bir eli dudaklarının üzerine gitti.

 

Ne hissettiğini anlamlandırmaya çalıştı, şu hareketi Kerim dışında biri yapsa alacağı hızlı ve tek cevap sağlam bir tokat olurdu.

 

Peki Kerim öpünce niye donup kalmıştı...?

 

Kalbi neden bu kadar hızlı atıyordu?

 

Kerim'in banyodan çıkışını garipseyen Nermin giden adamın arkasından baktı bir süre ablası hâlâ ortada görünmeyince başını içeri uzattı.

 

Eli dudağında donup kalmış kadına seslendi,

 

"Abla?" İçeri girip kolundan tuttu "Abla iyi misin?"

 

Sertçe yutkundu yine Narin boş bakışları kardeşini buldu,

 

"Kerim beni öptü Nermin." Dediğinde kendi gibi mavi olan gözlerin kısılışını izledi.

 

Bir eli kalbinde, bir eli dudağında olduğuna göre pek kardeşçe bir öpücükten bahsetmiyor olsa gerekti.

 

"Ne!" Dedi şaşkın bir hayret nidasıyla...

 

"Kerim beni öptü... Sevdiği benmişim... İmkânsız olan..." Dedi ama devamını getiremedi.

 

Yere çöküp hıçkırarak ağlamaya başladı...

 

Kendi ne hissettiğini düşünmedi düşünemedi, Kerim'in canının ne çok yandığını düşündü sadece...

 

Önce araya mesafe koyup, el gibi davranmıştı. Sonra da evlenip çocuğu olduğunu duyacak kadar uzağında kalmıştı. Şimdi boşandığı zamana denk gelen geri dönüşünün de tesadüf olmadığı açıktı.

 

"Ben onun kollarında Miran diye ağladım Nermin. Ben ona nasıl bu kadar kör oldum, nasıl bu kadar canını yakıp görmedim." Dedi hıçkırıklarının arasında.

 

Kerim'i hiç farklı gözle görmemişti ama onun yolu açılsın diye ondan vazgeçecek kadar derin bir bağı vardı çocukluk arkadaşına.

 

Nermin ilk şoku atlatınca Narin'i yerden kaldırdı,

 

"Bak sakin ol Asım'ı uyandıracaksın. Hem seviyorsa ne ala işte Kerim abiden iyi enişte mi bulacağım." Dedi ortamı dağıtmak için.

 

"Ben hiç o gözle bakmadım ki Kerim'e... Ben... Ben donup kaldım Nermin cevap bile veremedim. Hem ne diyeceğim, ben onun saf sevgisine layık olacak kadar temiz bir kadın değilim. O kadar insan varken niye ben?" Dedi kafası karmaşık olarak.

 

"Niye çocuğun olması mı suç? Abla evlenip ayrılan ilk sen değilsin. Asım'ın dünyaya gelişinin detayları sadece seni ve Miran abiyi bağlar. Ama yok sen Miran'ı unutamadım diyorsan Kerim abiden fersah fersah uzak dur." Dedi bu kez ciddileşerek.

 

Miran...

 

Kerim'in dudaklarını dudaklarındayken aklının ucundan bile geçmemişti çok sevdiğini düşündüğü adam.

 

Ne onun öpüşünü düşünmüş,ne ihanet duygusu içini sarmıştı. Sadece şok halindeydi. Nermin kadını edebe kadar zihnine bile uğramıştı.

 

" Miran aklıma bile gelmedi." Dedi açık yüreklilikle.

 

"E daha ne işte... Sizin aranızda hep farklı bir bağ vardı. Bu bağa şans vermelisin bence...

 

Başını iki yana salladı Narin... Kabullenemiyordu...

 

Geceyi düşünceler içinde geçirdi, Kerim bir daha görğnmemişti ki bu iyiydi. Bu saatten sonra nasıl yüz yüze bakarlardı bilmiyordu.

 

Gece tekrardan ateşlenen Asım ile sabahı sabah etmişlerdi.

 

Vizit saatinde odaya giren doktor Kemal'in asık yüzünü gördü önce, sonra iki adım gerisinde başı öne eğik zeminden bakışlarını ayırmayan Kerim göründü.

 

Hadi Kerim yaşananlardan sebep böyleydi diyelim ki, Kemal Bey'in de yüzünden düşen bin parçaydı.

 

"Kemal hocam bir sorun mu var?" Diyen Narin'e anlık bir bakışla baktı Kerim.

 

Zamanlaması çok yanlış olmuştu çok....

 

"Narin hanım, Asım'ın kan tahlili sonuçları çıktı. Hatta gece çıktı ama ben bir kaç arkadaşım ile konsültasyon yapmadan sizi panikletmek istemedim." Dediğinde,

 

"Ne var ki sonuçlarında her ay düzenli kontrolle geliyoruz biz. Diş çıkarıyor, belki bağışıklığı düştü." Diyerek duymaktan korktuğu şeylerin yolunu kapattı Narin.

 

Kerim başını iki yana salladı, dün yaşananlar olmasa yanında durmalıydı Narin'in birazdan düşüp kalacaktı biliyordu.

 

"Kan hücresi sayımı çok düşük Narin hanım. Üzülerek söylüyorum ki Lösemiden şüpheleniyoruz. " Dedi gelmekte olanı geciktirmeyerek.

 

 

"Yoooo.... Yok... Yok öyle birşey." Dedi titreyen sesiyle ama akşamdan beri gergin olan bedeni onu daha fazla taşımadı. Düşeceğini anlayarak ileri atılan Kerim'in son anda yetişmesi ile başını vurmadan yere yığıldı Narin.

   

 

 

Yavaş başladık hızlı bitirdik...

Asım bebek hasta😔

Miran'a yalan Dünya da huzur yok

Kerim'im bahtsız Bedevim...

Nermin'e kafamda bi işler var ama dur bakalım...

 

    

 

    

 

    

 

    

    

  

    

 

    

     

Bölüm : 12.01.2026 15:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...