35. Bölüm

-34-

okuyan doksandört
__okuyan94__

 

 

İYİ OKUMALAR

-34-

 

Kasırganın ortasında dikiliyordum. Beynimin sokaklarında fırtına vardı. Her bir sokağın şiddeti bir sonrakinden daha kuvvetli ve ne varsa içine çekiyordu. Düşüncelerim ve bildiklerim kafamın içinde birbirine karışmış bir haldeydi. Bu zamana kadar öğrendiğim her şey sanki elimde patlamış, keskin camlar tüm bedenimi iğneliyordu.

Karşımda ölü bir adam vardı.

Oğullarına benzeyen siması tamda karşımdaydı. Gençliğinde tamamı siyah olan saçlarının arasında şimdi beyazları fazlaydı. Aynı keskin hatların varlığı zamanın vurmasıyla ifadesinde daha katı bir şekilde sergileniyordu. Üstünde geniş omuzlarını kaplayan siyah bir mont vardı. Yaşına göre yapılı bir adamdı. Fotoğraftaki karedeki gibi babamdan büyük görünüyordu.

Şu ana dek fotoğraflardan tanıdığım Bilal Polat capcanlı bir halde karşımdaki koltukta oturuyordu.

Ölü bir adama bakıyordum. Gözlerim ölü olarak bilinen bir adamın üstündeydi. Tuhaftı, enterasandı, beklenmedikti. Gerçekten de beklenmedik bir yaşamdı Bilal Polat. Nasıl böyle bir durumu düşünebilirdim ki? Vefat etti denmişti. Kalp krizi geçirdiği söylenmişti ama sapasağlamdı. İşte buradaydı. Aynı ki havayı soluyor, aynı ki kulübenin içinde oturuyorduk. Hayatta olmasına inanmam için başka bir kanıta ihtiyacım yoktu fakat aklım almıyordu. Adam karşımda nefes alıyordu.

Ölmemişti. Yaşıyordu.

Kendisi yaşıyordu, babam ölmüştü.

Bendeki afallama Alim’in afallamasının yanında küçük su birinkitisi gibi kalırdı. Oğlu babasının öldüğünü zannediyordu. Ölümünden kendisi suçlu görüyordu. Aylarca kendini ailesinden kaçırmıştı. Dedesi dışında kimseyle iletişime geçmemişti. Babasının ölümüne karşı vicdan azabı çekmişti. Şimdi ise çektiği suçluluk hissinin sahte olduğunu anlamıştı.

Neler oluyordu, en ufak fikrim yoktu.

Gözlerim bir kez daha babasının yüzünde dolandı. Pencerenin önündeki sandalyede oturmaya ve kalbimi sıkıştıran bir duygu ile karşımdaki adama bakmaya devam ettim. Onun yüzünün katı ifadesinde ise sallantılar vardı. Bu suçluluk muydu? Ya da pişmanlık mıydı? Hangisi ise henüz karar verememiştim.

“Neden geldin?” diye sordu Alim, sesindeki öfkeyi saklamayı çalışmamıştı bile. Ben ile Bilal Polat oturuyor olabilirdik ama Alim ayakta masanın yanında dikiliyordu.

Alim neden geldin demişti. Asıl soru aylarca kendini ölü göstermişken neden şimdi hayatta olduğunu gösterdiğiydi.

“Olanları duydum.” Babasının sesindeki tokluk keyifsizliğini saklayamamıştı. Olanlar… O kadar olay yaşanmıştı ki hayatımızda daha iyi bir açıklama yapması gerekiyordu ama devam etmedi. Bu kısa cevap bana bile yetmemişti. Oğlunun yüzüne bakmayı sürdürdü. Halbuki devam etmesi gerekirdi.

“Olanları duydun?” dedi Alim’de babasını yenileyerek. Benim gibi ona da bu kısa cevap yetmemişti, nasıl yetsindi ki? “Ne duydun?”

Ortamdaki gerginliği gözle göremiyordum ama o kadar yoğun o kadar sıcaktı ki ruhum görüyor, hissediyordu.

Rahatsız edici bir nefes alıp verdi babası. “Gözaltına alındığını duydum.” Yine kısa cevap vermişti ama ardından bu sefer bir cümle daha konuştu. “Az kalsın tutuklanacakmışsın.”

Doktorun ölümünden haberi vardı.

“Bu mudur?” dedi bir anlığına duraklayarak Alim. O duraklama geçiciydi. “Aylar geçti ama sen sadece bunun için mi ortaya çıkmaya karar verdin?” diye sordu ardından da burnundan soluyarak. Sesini yüksek tutmasa da kelimeleri sarf ediş şekli patlamaya ateş arıyordu. “Bu kızın seni bulmaya geldiğini biliyor musun peki?” O sırada beni işaret ediyordu. “Başına gelenlerden haberin var mı?”

Keşke bu konuyu hemen açmasıydı diye geçirdim içimden. Biraz bekleyebilirdi ama açılmıştı bir kere. Gerilim hattı ortamıza yayılmıştı. Tüm kulübenin içinde dolanıyordu.

Bilal Polat büyük oğlu gibi olan kahverengi gözlerini hafifçe bulunduğum tarafa değdirip tekrar oğluna döndürdüğünde yutkunmaktan başka çarem yoktu. “O sıra kendimi açık edemezdim.”

İlk haberi varmış diye düşündüm. Ailesini bulmaya geldiğimden haberi varmış.

Haberi vardı ama kendisini göstermekten, ortaya çıkmaktan geri durmuştu. Babam bu yüzden beni Polat ailesine yollamıştı, çünkü arkadaşının yaşadığını biliyordu. Ölü bir insana kızını emanet etmeyeceğini biliyordu.

“Babası güvenip kızını sana yolladı. Sen de kendini açık edemedin, öyle mi?” diye sordu Alim katı bir sesle. Sormak istediğim soruları birer birer Alim babasına sarf ederken sessizliğimi babası gibi korumaya devam ettim.

Babasından yine cevap gelmedi.

Tedirginliğim beynimde kesik kesik atıyordu.

Bir başka soruyu babasının önüne attı. “Eğer ben içeride olmaya devam etseydim o zaman da mı kendini göstermeyecektin?”

Alim kaldığı cezaevinden bahsediyordu. Suçsuz yere aylarca kaldığı yerden bahsediyordu ve babamın sakladıkları yüzünden bu olmuş olabilirdi. Benim için sınır olan şu konuyu bir kez daha kulaklarım duyarken üstümdeki hırkanın kumaşını parmaklarımın arasına biraz daha aldım.

“Ya ben de yardım etmeyi hiç istemeseydim, o zaman ne yapacaktın?” diye devam etti Alim.

Eğer Alim’in söylediği gibi olsaydı Demet ile karşı karşıya kaldığım an yolum buraya çıkmayabilir, saldırıya uğradığım gece daha kötü durumla karşı karşıya kalabilirdim. Ellerine düşebilir ya da Sezgin beni orada öldürebilirdi. Alim bunun farkındaydı. Konuşmaya dahil olmak istiyordum ama ruhum düşüncelerimle karşımdaki gerçeğin arasında sıkışıp kalmıştı.

Bilal Polat sessiz kalmaya devam etti.

Neden sessizdi?

“Baba,” diye kükredi Alim. Yerimde irkildiğimde gözlerim irileşerek Alim’e çevrildi. Dakikalardır zapt edemediği öfkesine kıvılcım işte oradaydı. Yanıyordu. “Cevap ver bana!”

“Bu raddeye gelmemeliydi,” dedi en sonunda babası. Gözlerimi tekrardan Bilal Polat’a çevirdim. Yüzünde sıkıntı bir gölge ile oğluna bakıyordu. “Bunu planlamamıştık. Hüseyin’in ölümü beklenmedikti.”

İsmini kulaklarım idrak ettiğinde yutkundum. Beklemedik ölüm.

İnsan ne zaman ölümü beklerdi?

Beklemezdi. Çünkü insan sevdiklerinden, hayatından ayrılacağını düşünmezdi. Belki düşüncelerinde yer edinirdi ama görmezden gelirdi. Ölüm her insana o kadar yakındı ki hiçbir dakikamızın garantisinin olmamasına rağmen insan ölümün uzak olduğunu düşünmeyi seçerdi. Hiç aklında olmadığın zamanda karşına çıkıp hatırlatırdı.

Babam doğal yollardan ölmüş olsaydı, içimdeki kaybın acısını bastırabilirdim ama o gece her ne olduysa başkası tarafından katledilmişti ve benim o gece ile ilgili çok fazla anlamadığım, mantığıma sığmayan kısım vardı. Babam ölecekmiş gibi bir not bırakması da bunlardan biriydi. Sergilediği bu hareket beni hiç istemediğim başka bir ihtimalin yoluna çıkarıyordu. İntihar. Kabul etmek istemesem de Alim’in de önceden dediği gibi babam bunu düşünmüş, düşündüğü içinde bana bir not bırakmıştı ama kendi silahından çıkan kurşunla ölmemişti.

O gece başka bir şey olmuştu.

Bilal Polat ise bir plandan bahsediyordu. Belki de babamın ölümüne neden olabilecek bir plandı. Belki de kendisini intihar gibi kötü bir düşünceyi kafasına iletecek bir plandı. Her ne ise öğrenmem gereken bir detaydı.

“Ne planlamıştınız?” diye sorduğunda Alim, benimde aklımdan bu soru geçiyordu.

Plan neydi? Neler olmuştu?

“Bu bir gizli operasyondu,” dedi ilk Bilal Polat. Hiçbir şey anlatmayacağını düşünmeden edemedim o sırada yerimde ama sonra Bilal Polat sözüne devam ederek gizliliği açmayı seçti, beni yanılttı. Konuşmayacaksa niye burada olsundu zaten? “Fakat siz ikiniz de bunun içine oldukça girmiş bulunuyorsunuz. Hiç istemesem de.”

“Oldukça içindeyiz,” dedi Alim’de hoşnutsuz bir sesle babasına.

Babasının gözleri oğlu ile ben de gidip geldi. “Ne kadarını biliyorsunuz?”

“Kurul’dan haberimiz var.” Bakışlarını ayakta dikilen oğluna çevirdi. “Anlat, dinliyoruz.” Alim’in babasına koyduğu sınır o kadar belliydi ki sanki görülüyordu.

“Tamam. Size kısa ve net bir özet geçeceğim o halde.”

Gerçekleri öğrenecek olan gergince atan kalbimin şiddeti yükseldi. O sırada Alim’in babası bakışlarını hiç beklemediğim bir şekilde bana çevirdiğinde nefesim ciğerlerimde sallandı. “Her şey babana gelen bir maille başladı,” dedi sakin bir sesle. “Kaynağını tespit edemediğimiz bir maille. İçinde Kurul isimli örgütün bir takım bilgileri vardı. Daha önce aşina olmadığımız bir örgütten bahsediyordu fakat tam olarak ayrıntılı bir şekilde bilgilerde değildi. Sadece araştırmaya alınırsa devamının geleceği yazılıydı. Babanda araştırmaya aldı. Araştırmasını gizlice yürütüyordu.”

Bilgiler… Babama yollanan bilgiler… Daha yeni izlediğim görüntüler aklımda yer edinmeye başladı. O an merak ettim. Bilgilerin kimden geldiğini öğrenip öğrenmediğini merak ettim ama o bilmese de ben biliyordum. Gelen mail annemdendi. İzlediğim kayıttaki gibi dediğini yapmıştı. Babama içinde bulunduğu örgütün bilgilerini sızdırmaya başlamıştı.

“İçinde listeler vardı,” diyerek devam etti Bilal Polat oğluna bakarak bu sefer. “Daha sonra yollanan maillerde listeler mevcuttu. Örgütün içindeki üyeleri kapsayan ve örgüt için çalışanların listesi. Güvendiğimiz adamların dahi isimleri vardı.”

O an bulduğum dosyadaki listeler aklıma geldi, benim bulduklarımda söylediğinin aksine mesleğinden uzaklaştırılan isimleri de vardı.

“Bu listeler ne kadar güvenilir?” Konuşan Alim’di. Yüzündeki katı ifade daha yumuşamamıştı ama ben bu soruyu bilerek sorduğunun farkındaydım.

“Hüseyin’in tarafından teyit edildi,” dedi kısaca babası. Ardından, “Benimde sonradan haberim oldu,” diye de devam etti.

“Ne kadar sonra?”

“Listelerin gönderimi sona erdiğinde… Çünkü Hüseyin kimseye güvenemedi, güvenmiyordu. Durumun vahimliğini buradan da anlayabilirsiniz. İçimize son derece iyi sızmışlardı.”

Annemin gönderdiği belgelerdi hepsi bunlar.

Bilal Polat devam etti. Alim sessiz kaldı.

“Bana anlattıktan sonra da risk alarak Ankara'daki merkeze gittik beraber. Oradan da bir karar çıktı. Şüpheleri üstüne çekmeyeceğimiz bir plan kuruldu. Böylece örgüt kökten kurutulacaktı. Plan…” Konuşmasını durdurdu. Sanki anlayıp anlamadığımızı ölçmeye çalışıyordu. “Birkaçımızın ortadan kaybolması demekti. Dediğim gibi önceden güvendiğimiz insanlarında isimleri vardı. Bu yüzden bu gerekliydi. Kaybolması gerekenlerin arasında ise Hüseyin yoktu. O emekliye ayrılmış gibi görünecekti.”

Yeni bir bilgi zihnimden aşağıya inerken hissettiklerim ruhuma kaosu getiriyordu. Babamı emekliğe ayrılmış olarak bilen biriydim ve buna hiçbir zaman anlam verememiştim. Mesleği ile evli olan birinin kendi isteği ile ayrılmış olmasına tuhaf karşılaşmıştım. Ve şimdi öğreniyordum ki babam emekliye bile ayrılmamıştı.

Yalandı.

“Paravandı.” Alim’in sesi hemen yanımdan geliyordu. Öğrendiklerimizin bir kısmını biz zaten annem sayesinde biliyorduk ama bu bilgi ikimizin içinde yeniydi.

“Gelecek olan bilgiler için olması gerekendi. Ne karşı tarafı şüpheye düşürecek ne de istihbarattaki hainlerin gözüne batacaktı.”

“Ama bir şeyler ters gitti. Ne oldu?” diye sordu Alim. Tüm bu süre zarfında benim yerime de konuşuyordu. Evet, Bilal Polat’ın anlattıkları vardı. Kısım kısım ben de anlıyordum ama bazı kısımları açık kalıyordu. Çünkü bu anlattıkları arasında babam canına kıymasa da bu ihtimali düşündürecek hiçbir ayrıntıyı bulamıyordum. Bana yazdığı mektubun anlamını kendi kafamda anlamını çözemiyordum.

Karşımdaki adam sıkıntılı bir nefes verdi. “Tahmin edemediğimiz bir durumla karşı karşıya kaldık. Siber saldırıya uğradık. Hüseyin’in yolladığı tüm kanıtlar veri bankasından sıfırlandı,” dedi sesine de yansıyan sıkıntıyla.

Babam annemden gelen bilgileri istihbarata yoluyor olmalıydı doğal olarak ama ortaya çıkan pürüz hepsini ellerinden alıp götürmüştü. Siber saldırı demek ciddi bir sıkıntıydı.

“Hüseyin ise bağımsız bir sistemde yedeklerini tutuyordu. Örgütün bunu öğrendiğini ve bu yüzden ortadan kaldırttığını düşünüyoruz,” dedi sonra da Bilal Polat. Babamın meslektaşı. Babamın yazdığı mektupta beni yönlendirdiği adam. Güvendiği adam, dosttu.

Son darbe buydu. Ciğerlerimde sallanan nefesimin ipi koptu, ciğerlerimin her köşesine battı. Parmaklarım birbirini buldu, gözlerim kirpiklerimi bile kırpmadan karşımdaki adama bakıyordu. Bir şeyler yine yanlış geliyordu. Babam öldürülmüştü, evet ve bu olay yeri incelemedeki oynamalardan belliydi.

Ama neden intihar etmek istemişti?

Neden bu düşünce kafasındaydı?

Neden bunu kendisine yapmak istemişti?

Alim’in babasının söyledikleri bu gerçeği bilmesem mantıklı geliyordu ama o gece bambaşka bir şey olmuş olmalıydı. Belki de kendisi de bilmiyordu. Belki de haberi bile yoktu.

Bu yüzden, “Babam bana bir intihar mektubu bıraktı,” dedim ilk kez konuşurken iki adamın arasında. Sesim dakikalardır konuşmamaktan solgun çıkmış, sesimin tonu sallantıda karşılamıştı beni. Ama bilmek zorundaydım. O gece tam anlamıyla ne olduğunu bilmem gerekiyordu.

O mektup beni kendilerine getirmişti. Onları bulmamı babam istemişti.

Kahve gözlerini sandalyede oturan bana çevirdi. Sonra da “İntihar mı?” diye sordu. Bilal Polat’ın verdiği şaşkınlık belirtisi bilmediğinin göstergesiydi. “Bu da nereden çıktı?”

Aldığım ikinci darbe de buydu. İhtimal bile vermeyen bir bakış babamın yaşlarındaki adamın suratındaydı.

“Bana bir mektup bıraktı. Ailenizi o mektup sayesinde buldum ben.” Midem bulanıyordu. Göz ardı etmem gereken bir mide bulantısıydı bu. Bilal Polat babamın neden infaz edildiğinin sebebini kendi düşünceleriyle bizzat belirtmiş olabilirdi ama bu benim bildiğime ters düşüyordu. Sandalyeden ayaklandım yavaşça. Bacak kaslarım bile ağrımaya başlamıştı. Hayır, ağrımıyordu, tüm duyduklarımın ağırlığıydı bu. “İsterseniz size gösterebilirim.”

Şüpheyle baktı yüzüme Bilal Polat. Dikkatle bakan bir tek o değildi, Alim’de bana bakıyordu, bakmasam da o tarafa hissedebiliyordum.

“Görsem iyi olur,” dedi sonra da babamın dostu.

Başımla onayladım.

Öne doğru adımlayıp ufak salondan günlerdir kaldığım odaya geçiş yaptım. Adımlarım beynimde attı, yaklaşan başka adımlarda zihnimde ilerliyordu. Yerdeki bavuluma doğru çömelirken saçlarım omuzlarımdan öne doğru geldi, hızlıca kulağımın arkasına yolladı parmaklarım. Nefes aldığımı bile hissetmiyordum, çünkü zorunlu bir nefes almaktı benimki. Hissederek değil, ihtiyaçtandı sadece.

Günlerdir mektubu elime almamıştım ama nereye koyduğumu biliyordum. Annemle, babamın fotoğrafını koyduğum gizli bölmeyi açtığımda, katlayarak koyduğum kağıtta oradaydı. Kağıdın bir kısmı Alim’i bulmaya geldiğimde elinden alırken yırtılmıştı ama yazılarda herhangi bir yıpranma yoktu.

Parmaklarım kağıdı sıkıca kavradı. İçeriden Bilal Polat’ın sesini duyunca durakladım. Kulübe o kadar küçüktü ki birini dinlemeyi istemesen bile duyulabiliyordu.

“Mektupta ne yazıyor?” diye soruyordu oğluna. Birazdan ne yazacağını öğrenecekti ama yine de soruyordu. Sonra da Alim’in sesini duydum.

“Vedası var.”

Yerimde sallandım. Haklıydı. Babam bana bir veda mektubu bırakmıştı. Kelimeleri son vedasını dillendirmişti. Bazı kelimeleri bile aklımdaydı. Onu affetmemi istemişti benden gideceği için, kendisi için seçtiği yöntem için.

Yutkundum, nefesimin battığını umursamadan soluklandım ve ardından gerisin geri salona geçtim. Geldiğimi görünce iki adamın da sessizliği yüzüme çarptı. Bakışlarım Alim’e değdi. Bakışlarında endişe saklıydı. Tüm krizlerime şahit olduğunun yansıması gözlerindeydi.

Her şey yolunda olmasa da her şeyin yolunda olduğunu söylemek istedim o an ama hiçbir şey yolunda değildi, o da biliyordu. Keşke yolunda olsaydı. Sadece yüzüne kısa bir an bakındıktan sonra babasının yanına ilerledim ve mektubu uzattım.

Uzattığım kağıdı elimden aldı. Hiçbir şey demedi.

Yanından çekilirken oturduğum sandalyeye tekrardan otururken Bilal Polat’ta kağıdı açıyordu. Gözleri kimseye değmeden kağıdın yüzeyinde ilerlerken babamın yazdığı kısa metinde ilerledi. Sonra da bakışlarını kaldırdı, babası da anlamıştı.

“Raporların değiştirildiğinden haberim var,” dedi babası bana bakarak yine de. “Baban intihar etmedi.”

Bunu bu kulübedeki herkes biliyordu.

“Yapmadı ama istedi, ” dedim bunu benim için söylemek çok zordu. “İstedi ve bana bu mektubu bıraktı. Yoksa onu affetmemi istemezdi.”

Kafası karışmıştı, bunu gözlerindeki adlandıramadığı noktalardan anlayabiliyordum. Benimde kafam karışıktı, onun da karışması doğaldı. Bakışları bir kez daha mektubun yüzeyini buldu. Sustu, bekledi.

“En son vefat etmeden bir ay önce kendisi ile iletişime geçmiştim. O zaman fark etmemiştim,” dedi ardından da. “Ama şimdi… bu mektubu okuyunca…”

“Neyi fark etmemiştin?” diye sordu Alim babası durakladığında.

Bilal Polat bakışlarını tekrardan oğluna doğru kaldırdı. “Sesinde bir sorun var gibiydi. Üzgündü ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Kısıtlı bir iletişimimiz vardı bizim.”

Üzgün. Babam üzgün müydü? Ölümünden önceki bir ayı zihnimde yokladım, herhangi bir sorun olduğunu hatırlamaya çalıştım. Odasına çekilirdi, bazen dışarı çıkardı, bazen ise sabah yürüyüşüne gittiğini söyleyip öğlen gelirdi. O zamanlarda sorunu mu vardı? Çıkmazda mıydı? Ne olmuştu? Zihnim hatırlamıyordu, kahretsin ki hatırlamıyordum. Son bir ay da kendimi iş aramaya o kadar yoğunlaştırmıştım ki kendi sorunlarımdan babama dikkat edememiştim. Belki de sorun hemen gözümün önündeydi ve ben görememiştim ya da babam çok iyi bir oyuncuydu, bana belli etmemişti.

“Nasıl iletişime geçiyordunuz?” Bu benim sorumdu.

Bana baktı. “Babanın ikinci telefonu vardı. Ona oradan ulaşıyordum.” Bulduğum ve Alim’in kırdığı telefondan bahsediyordu. Bilal Polat o telefonla babamla iletişime geçiyordu, Tülin Mutlu’da o telefonla babama ulaşıyordu. “Buldunuz mu?”

Bulmuştuk ama artık yoktu.

“Bulduk. Daha doğrusu Maral buldu,” dedi Alim’de babasına. Hoşnutsuzluğu diline yansımıştı. “Ama ortadan kaldırılması gerekti.”

Gerekmemişti, öfkelendiği için yok etmişti. Böyle olsa da Alim’i yine de bozmadım.

“Anladım,” dedi Bilal Polat.

Sonra da kimseden ses çıkmadı. Konuşulacak çok konu, aydınlatılması gereken çok fazla aydınlatılması gereken yer vardı ama o an ortama rahatsız edici bir sessizlik yayılmıştı. Herkesin içinde düşünceleri dolanıyor ama o kısa an da kimseden ses çıkmıyordu.

Babamın bir katili vardı, diye düşünüyordum ben de. Bu bilindik bir gerçekti. O gece intiharı düşünmüş, kendisini bir anlığına buna hazırlamıştı ama sonra vazgeçmiş olmalıydı ki başkası tarafından öldürülmüştü. O bir anlık düşünce bana o mektubu yazdırmıştı. Vazgeçtiği düşüncesiyle beraber ortadan kaldırmasına bile fırsatı olmadan infaz edilmişti. Bunu anlayabiliyordum ama babamı bu çıkmaza iten durumu anlayamıyordum.

Bir de peşimdekilerin istedikleri şu belgeler vardı. Annemin yolladığı ve babamın yedeklediği belgeleri farklı bir sistemde olduğunu söylemişti karşımdaki adam ama böyle bir sistemi varsa kendisi bilgisayarında olmalıydı fakat o bilgisayarı bile açamamıştım. Evime girenler bile kasayı götürmemişlerdi. Böyle düşünselerdi kasayı götürürler, bilgisayar korsanlarına çözdürürlerdi.

“Yedeklerden bahsettiniz,” diye başladım cümleme de bu yüzden. Sessizliği de böylece sesim bozmuş oldu ama bu takıldığım noktayı aydınlatmak istiyordum, karanlık bir taraf kalmamalıydı artık. “Hala sisteminde midir sizce? Haberiniz var mı bilmiyorum ama birileri evime girdi ve babamın odasını dağıttı ama bilgisayarı hala yerindeydi. Öyle olsa götürmezler miydi?”

Bilal Polat sorumla beraber bana baktı. Bakışları verdiğim kağıttaydı ben konuşmadan önce. “Haberim var ama yedekler babanının sistemden silmiş, bu teyit edildi.”

“Ne demek bu?” diye sordu Alim birden.

“Adamlarımdan biri babasının bilgisayarına sızdı demek.” Çok normal bir şeymiş gibi konuşuyordu, Bilal Polat. “Olsaydı, bulurduk.”

Ben babamın şifresini bile bilmezken bilgisayarına sızmışlardı.

“Evime mi girildi?” diye sordum ansızın. “Ne zaman? Yoksa babamın odasını siz mi dağıttınız?”

“Biz girdiğimiz de oda dağınık değildi, sen de evde değildin,” diye belirtti karşımdaki adam. “Bizden sonra kim girdiyse bizim gibi araştırmaya girmiş olmalı. Çok şükür ki onlardan önce sisteme giriş sağladık. Yoksa yedekler hala orada olabilirdi. Ve eğer olsaydı bizden önce bulmuş olurlardı. Götürmemelerinin sebebi budur ya da etrafı dağıtmalarının sebebi.”

Plan içinde plan vardı, söylediklerinde. Evime hırsız görünümlü birilerinin girmesinin ardından üç gün geçmiş ve bu sefer de Sezgin evime gelmiş, saldırıya uğramıştım. Evet, herkesin bir planı vardı ve ince uçları birbirine değmeden herkes işlerini halletmeye çalışıyordu.

Ortada ise ben vardım.

“Ama baban akıllı bir adamdı. Görüşmediğim o bir ay da ne yaşadıysa yedekleri güvenli bir yere saklamış olmalı,” dedi gözlerini yüzümden çekmeden Bilal Polat. “Bir bakıma buraya gelmemin, sizi bulmamın diğer sebebi de bu. Yedekleri hala bulamadık.”

Kimse bulamamıştı, ne peşimdeki örgüt, ne ben, ne de karşımdaki istihbarat görevlisi.

“İşte böyle.” Konuşan Alim’di. Sesindeki tonda katı öfkenin kalıntıları vardı. “İşte böylece asıl geliş sebebini öğrenmiş olduk. Bunun için geldin sen! Ne bulup bulamadığımızı öğrenmek için kendini açık ettin. Asıl sebebin bu senin. Paçanız tutuştu değil mi? Paçanız tutuştu ve ne öğrendiğimizi öğrenmeye geldin. Yoksa kendini açık bile etmezdin!”

Bakışlarım Alim’e çevrildiğinde omuzları dimdikti. Kollarını göğsünde kenetlemişti. Bulunduğum yerden yüzünün yarısını görebiliyor olsam da babasına çatık kaşlarla bakıyordu.

Babasına çıkışmasını anlıyordum aslında. Bir yandan da babasına da hak veriyordum. Görevi gereği ortadan yok olmak zorunda kalmıştı ama yok olurken oğlu gibi ailesini de hiçe saymıştı. Görevi buydu. Bunu Alim’de biliyor olmalıydı ama öfkesi bildiğine galip geliyordu.

Yaşanılanlar gerçekten ağır şeylerdi, katlanması zordu.

Ama babası yaşıyordu işte ve yaşadığını artık kendisi de biliyordu.

O an yerinde olmak istedim. Keşke babamda ortadan kaybolsaydı ama keşke yaşasaydı diye düşündüm ve bu düşünce kalbime battı. Kabuk bile bağlamayan acımı sızlattı.

“Sana kötü haber baba,” dedi Alim devam ederek. “Bizimde elimiz boş. Boşuna kendini ortaya çıkardın. Boşu boşuna risk aldın, değmezdi.”

“Öfkeni anlayabiliyorum oğlum. Aynı zamanda da ne hissettiğini de anlıyorum ama sende…”

“Hiçbir şey anlamıyorsun!” diyerek sözünü kesti babasının Alim. Sanki biraz daha öne doğru çıkmıştı. “Senin için ne hissettiğimi bilmiyorsun. Senin için kendimi nasıl cezalandırdığımı bilmiyorsun. Kendimi suçladım, ölümünden kendimi suçladım ben. Açığa alınmasının sebebini kendimde buldum. Bu da yetmezmiş gibi gidip kızına sırt çevirdiğin dostundan yardım istedim ama sen bunu da biliyorsundur değil mi?”

“Evet, yardım istemişsin, biliyorum ama sana yardım edemezdi Alim. Her şey plan dahilinde ilerlerken yapamazdı.”

“Çünkü sahteydi. Açığa alınman sahteydi,” dedi üstüne basa basa, Alim.

“Evet,” dedi hala aynı ki sakinlikte babası da oğluna. “Eğer kendisine gidersen yardımını esirgemesini ben istemiştim. Çünkü zamanı vardı.”

Kaşlarım son söylediğiyle çatıldı.

“Neyin zamanı vardı?” diye sordu Alim, keskin bir dille. Babası az az bilgiler veriyordu ama sanki bizim bağlantıları çözmemiz için yapıyordu bunu. Ya da neyi söyleyip, neyi söylemeyeceğini hala karar verememişti.

Sıkıntıyla nefes alışının sebebi de belki de bu yüzdendi. “Bana kızacaksın, bunda da haklısın ama anlaman gerek.”

Sıkıntısı yüzündeydi şimdi de.

“Söyle,” dedi Alim’de. Babasının yüzünden bezginliği anlamış olsa da görmezden gelmeyi seçiyordu. “Söyle de neyi anlayıp anlamayacağıma kendim karar vereyim.”

Pür dikkat olmuş babasının söyleyeceğine dinliyordum ben de. Ne söyleyecekse ruhum önceden huzursuzluğunu bünyemde hissettirmeye başlamıştı.

Ve dedi ki Bilal Polat; “İskender’in kuracağı tuzaktan haberimiz vardı.”

O an kelimelerin gök gürültüsü geçen zamanın karartmaya başladığı kulübenin içinde duyuldu. Zihnimin duvarlarında ise yıldırım inmişti. Bünyem yerimde sallanmıştı adeta. Yıldırım ise her yerdeydi. Her yerimdeydi!

Gözlerim irileşerek Alim’e baktım yavaşça, babasına bakmaya devam ediyordu. Şaşkınlığı oradaydı. Kafa karışıklığı oradaydı. Sarsıntısı da oradaydı. Belki de en çokta sarsıntısı oradaydı.

Kalbim ezildi.

Nasıl karşımdaki adamın yaşadığını beklemiyorsam, bunu da beklemiyordum.

“Örgütün kurucu üyelerinden biri İskender Vural,” diye de devam etti babası oğlununun sessizliğini fırsat bilerek. “Benden bu dosya için yardım istediğinde bilmiyordum. Sonra öğrendim ki gelenlerin içinde onun da bilgileri mevcuttu. Aradığın kanıt elimizdeydi ama ortaya çıkarmak için zamanı vardı. Eğer engelleseydik yapılan plan çökebilirdi Alim. Bunu göze alamadık, alamadım.”

Göze alamamak, bir nevi susmaktı. Peki hangisi daha zordu? Göz göre göre oğlununun başına gelecekleri bilerek susmak mı yoksa sustuğu için suçlu olduğunu izlemek mi? Hangisi daha berbattı? Bilmiyordum, bilemezdim ama midem burkulurken afallamaları çoğunu bende yaşıyordum. Ve Alim’e destek vermek istiyordum. Bunu göstermek istiyordum. Yerimde çakılı kalmaya devam etmeseydim belki de bir harekette bulanabilirdim ama yapamadım. Yerimde oturmaya devam ettim.

“Git,” dedi o sırada Alim, sadece.

Babası gitmek için harekette bulunmadı.

“Git,” dedi tekrardan.

“Oğlum.”

Yine hareket etmemişti. Belki de gerçekten şu an gitmesi gerekirdi.

Alim saniyelerdir babasına baktığı bakışlarını kaçırdı, bir anlığına ona bakan gözlerimle buluştu gözleri. Ruhundaki sarsıntının yoğunluğunu ona bakarken kendi ruhumda hissettim. Babasından gerçekten bunu beklemediğini o an orada anladım. Kendisini hayatta değilmiş gibi göstermesi arkalardaydı, bunu anlıyordu. Ama diğeri çektiği her şeyin hem de her şeyin ağırlığını ruhuna abandırmıştı.

Bakışlarını gözlerimden sıyırdığında ona bakmaya devam ettim. Alim ise önümden geçerek kapıya doğru ilerledi. Sandalyeden ayaklandım. Ve hiçbir şey demeden kulübenin içinden çıkıp gitti. O sırada fark ettim ki dakikalardır yerinden kalmayan babası da ayaklanmıştı.

Oğlunun arkasından gideceği sırada ise kendimi Bilal Polat’ı durdururken buldum. “Zaman vermelisiniz,” dedim önünde durarak. “Şimdilik oğlunuzun buna ihtiyacı var.”

Omuzları ilk kez o sırada çöktü. Olanlar için kendisi de üzgündü, belliydi. Başını hafifçe salladı. “İkinize de yardım edebilirim,” dedi elini montunun cebine attığında. “Size daha güvenli bir yer ayarlayabilirim.”

Bu kulübeye nasıl bulduğunu bilmiyor olabilirdim ama tahmin ediyordum. Kendi babasıyla konuşmamız olsa da bu kulübeden haberi olabilirdi, o da belli ki bir tahmin de bulunmuştu ve bizi bulmuştu.

Bana bir kart uzattı. “Adresim ve bana ulaşabileceğiniz telefon numarası,” dedi açıklayarak. “Bana mutlaka ulaşın.”

Bir an tereddüt ettim ama sonra uzattığı kartı alırken buldum, kendimi. Minik bir karttı, bakışlarımı karta çevirmedim.

Bilal Polat’ta oğlu gibi kapıdan çıkarken verandaya kadar kendisini takip ettim. Alim her nereye gittiyse oğlunun yanına gitmediğinden emin olmak istedim. Verandadan merdivenlere yöneldiğinde gözlerim sahilin olduğu kısma gitti. Alim oradaydı. Benimle beraber babası da oğlunu görmüştü ama korktuğum gibi olmadı. Kısa bir an duraklama yaşadıktan sonra merdivenleri indi, ardından da arkasını sahile dönerek taşlıklara yöneldi.

Bilal Polat’ın gidişinden emin olunca da vakit kaybetmeden sahile doğru ilerledim. Kulübenin anahtarı Alim olduğunu bildiğim için kapıyı arkamdan kapatmıştım.

Ters dönmüş kullanılmayan sandalların oradaydı. Beyaz rengindeki bir sandala yaslanmıştı. Yanına ilerlerken kulaklarım denizin dalgalarını işitti ama Alim yanına geldiğimi hissetmedi. Hissetmiş olsa bile bakışlarını çevirmedi.

Ben de hiçbir şey demedim. Sadece yanında yerimi aldım, sandala yaslandım aynı onun gibi. Mavilikleri denizde dolanmaya devam ederken ben ona baktım. Yakınımda duran elini tutmadan duramadım. O zaman bana çevirdi bakışlarını burukça. Kalbimle ruhum aynı anda ezilirken gözlerinin dolmak üzere olduğuna şahitlik ettiğimi anladım o saniyede. İlk defa onu böyle görüyordum, ilk defa sevdiğim adamın çözülmesine ramak kaldığına şahitlik ediyordum.

Gözlerimin onunla beraber dolduğunu hissettim.

Konuşmadık.

Parmaklarım destek verircesine elini sıkarken bu sefer ona doğru uzanan ben oldum. Hareketime anında karşılık verdiğinde ise bana doğru eğildi, başını omzumla dirseğim arasına sakladı. Parmaklarım ensesine değerken hafifçe belimin yanına değdi, elleri. Parmak uçlarım saçlarına dokunduğunda kalbim onunla beraber atmaya devam ediyordu.

Yine konuşmadık.

İkimizden de ses çıkmadı. Aramıza giren ikimizin sessizliğiydi ama cevabımızda sessizliğimizdi. O an konuşulması gereken hiçbir şey yoktu. Vardı ama yoktu. Bekleyecekti.

Kulağımızın duyduğu deniz dalgalarının yanında bünyemizin de hissettiği rüzgarın esintisi vardı.

Alınan darbelerin yanında biz vardık.

Sadece ikimiz vardık.

****

 

 

İletişim

 

 

İnstagram: author.cigdem

 

 

Tiktok: __okuyan94__

 

 

Whatsapp kanalı mevcuttur.

           

           

           

           

           

           

 

           

 

 

           

             

             

                         

                       

           

 

 

 

 

           

           

 

 

           

 

 

           

             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

           

 

           

 

 

           

           

 

 

 

Bölüm : 12.02.2026 23:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...