
GEÇMİŞ
Kadın dizlerinin üzerine çökmüş önündeki taş havanda yeşil otları eziyordu. Her vuruşta havandan yükselen keskin koku odaya yayılıyor, içindeki melâl daha da ağırlaşıyordu.
Eli bir an havada asılı kaldı aklının kıytısından geçen gerçekler yüreğine çarpıp kadını asa boğuyordu.
Olma ihtimali bile damarında ki öfkeyi kabartıyordu.
Peki ya varsa bu ihtimalle
Parmakları istemsizce karnına gitti.
Henüz belli olmayan o sır... ama içini kemiren bir vehim gibi büyüyordu.
Gözlerini kapadı. İçinde iki ses çarpışıyordu.
Biri korkuydu, biri kader.
"Olmaz..." diye fısıldadı dudakları.
Sesinde derin bir keder vardı.
"Canımdan kan aktı soyuna can olamam olmaz Xece"
Tekrar havanı kaldırdı. Bu kez daha sert vurdu.
"Olmaz Xece mahşere çıkacak yüzün olsun olsun ki abinin bağrına yatmaya hakkın olsun"
Otlar ezildikçe koyu bir karışım oluştu. Kadın onları bakır tasa döktü, üzerine su ekledi bunu yaparken bir kuşun yüreği kadar titriyordu elleri
Bu bir günah mıydı, yoksa kaderden kaçmanın son çabası mı?
Bilmiyordu.
Abisinin katilinin çocuğunu doğurmayacaktı.
O sırada ansızın kapı açılmıştı ve Ali Ağa öfkeyle içeri girip karısını gecenin bir vakti başka bir odada birşeyleri karıştırırken görmüştü.
kapıyı sertçe itip içeri girdiğinde odadaki keskin ot kokusu boğazına yapıştı.
Gözleri önce karısının titreyen ellerine, sonra bakır tastaki koyu yeşil karışıma kaydı. Bir an durdu. Anladı anlaması gerekenden daha çabuk anladı.
"Ne yapıyorsun sen Xece" Sesi alçak, ama içindeki fırtına dışarı vuruyordu.
"Bu... bu ne?"
Xece başını kaldırmadı. Havanı göğsüne bastırdı, sanki kalkan gibi. "Hiçbir şey... Ot... baş ağrısına iyi gelir."
Ali Ağa bir adım attı tasın yanına çöktü. Parmaklarını karışıma daldırdı kokladı. Yüzü allak bullak oldu bu keskin koku bildiği bir otun kokusuydu .
Filiz doğru söylüyordu karısını arkasından iş çevirmekten geri kalmıyordu.
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
Bakır tasın içindeki koyu yeşil karışım loş ışıkta kirli bir gölge gibi parlıyordu. Ot kokusu artık sadece keskin değildi; boğucu, neredeyse suç gibi havaya sinmişti.
Ali Ağa'nın yüzündeki kaslar tek tek gerildi. Çenesinin kenarında bir damar atıyordu. Gözleri tastan yavaşça karısına kaydı.
Xece hâlâ başını kaldırmamıştı. Havanı göğsüne bastırmıştı; sanki biraz daha sıkarsa içindeki sır dağılmayacakmış gibi.
Kadının omuzları titriyordu.
Ali Ağa ağır ağır doğruldu. Ayaklarının taş zeminde çıkardığı ses odada yankılandı. Her adımı, yaklaşan bir fırtına gibi ağırdı.
Bir an durdu.
Bakışlarını kadının karnına indirdi.
O bakışta şüphe vardı.
Öfke vardı.
Ve içinde büyüyen, adını koyamadığı bir korku.
O anda Xece başını azıcık kaldırdı. Gözleri Ali Ağa'nın gözlerine değdiği an içindeki gerilim odanın duvarlarını çatlatacak kadar büyüdü.
Ali Ağa'nın sabrı o bakışla birlikte koptu.
Ali Ağa'nın eli Xece'nin çenesini demir gibi sıktı parmakları kemiklerine gömülürcesine bastırdı. Kadının başı geriye savruldu, gözleri yaşla doldu ama sesi çıkmadı. Sadece nefesi kesik kesik, hırıltılıydı.
"Yalan söyleme lan!" diye hırladı Ali Ağa, sesi odanın taş duvarlarında yankılandı.
"Ben bilmiyor muyum ne haltlar çevirdiğini"
Xece, Ali Ağa'nın elini sertçe itip geri çekildi. Gözleri alev gibi yanıyordu.
"Ne sanıyorsun sen?" dedi sesi titremesine rağmen dimdik.
"Abimin katilinden doğan çocuğu karnımda büyüteceğimi mi? Soyuna can katacağımı mı ha?"
Bir an nefesi kesildi, sonra kelimeler içinden kopar gibi döküldü.
"Yüreğimi söktün sen benim...
Beni diri diri gömdün."
Gözlerinden yaş süzülüyordu ama bakışlarını kaçırmadı.
"Ben sana yar olmadım olmayacağım da.
Ve şunu iyi bil Ali Ağa..."
Sesi bir bıçak gibi keskinleşti.
"Çocuğunun anası da olmayacağım."
Ali Ağa, Xece'nin sözleriyle daha da öfkelendi.
Hızla kadının kolundan tuttu, parmakları acıtan bir sıkılıkla kavradı ve sertçe ayağa kaldırdı.
"Göreceğiz bakalım" diye kükredi sesi taş duvarlarda yankılandı.
Xece bir an direndi ama Ali Ağa'nın gücü karşısında duramadı.
Adam, kadını sürükleyerek odanın kapısına doğru çekti.
Her adımıyla taş zemin gıcırdadı odadaki hava daha da boğucu bir ağırlık kazandı.
Xece'nin saçları dağılmış, nefesi hızlı ve kesik kesikti; gözlerinde hem korku hem öfke vardı.
Ali Ağa, Xece'nin kolunu daha da sertçe sıktı, parmakları etine gömüldü. Kadının direnişi karşısında öfkesi artık kontrol edilemez bir hal almıştı. Bir anda kadını kolundan çekip odanın ortasına doğru fırlattı. Xece dengesini kaybedip taş zemine düştü, dizleri ve avuç içleri yere çarptı, acıyla inledi. Saçları yüzüne dağılmış, nefesi kesik kesikti.
Ali Ağa kapıyı tekmeleyerek kapattı, mandalı indirdi. Odanın loş ışığında gölgesi devleşti. Adım adım yaklaştı sesi alçak ama zehir gibiydi:
"Hadi gelsin kurtarsın abin seni."
Xece geri çekilmeye çalışto, sırtını duvara yasladı elleriyle bedenini korur gibi yaptı.
Gözlerinde korku, öfke ve çaresizlik bir aradaydı. "seni istemeyen bir kadına zorla dokunacak kadar aciz bir varlıksın" diye fısıldadı
Ali Ağa bir an dondu. O kelimeler, "aciz" kelimesi, göğsüne saplanmış gibiydi.
Sinirden beyazlaşmış boğumları beyazlaşmış parmakları gömleğinin düğmelerine gitti her bir ilik kadının ölüm farmanına atılmış bir düğümdü.
Parmakları ağır ağır, kararlılıkla açıldı; her düğme çözüldükçe odadaki hava daha da sıkıştı, sanki taş duvarlar birbirine yaklaşıyordu.
Gömleği omuzlarından sıyrıldı, yere düştü. Loş ışıkta göğsündeki eski yara izleri yılların kan davası hatıraları gibi parlıyordu.
Xece duvara yapışmış, sırtı taşların soğuğunu emiyordu. Elleri karnında kenetlenmiş, tırnakları avuçlarına batıyordu. Gözlerini kaçırmadı. Kaçırmayacaktı.
"Bak bana" dedi Ali Ağa, sesi artık hırlamadan çok boğuk bir emir gibiydi.
"Üç gün," dedi,sesi artık soğuk ve mekanikti "
Sana gün yüzü görmek haram sadece sen ve ben bu defa hiç bir engel yok kaçışın yok Xece ister zorla ister isteyerek benim çocuğum senin rahmine yerleşecek ve sen abinin katilinin çocuğuna anne olacaksın"
Xece'nin gözleri faltaşı gibi açıldı. O son cümle, "benim çocuğum senin rahmine yerleşecek" sözü
somut bir silaha dönüştü.
Ali Ağa kadının önünde diz çöktü. Elleri Xece'nin saçlarına daldı, parmakları sertçe köklerine gömüldü.
Bir yandan hoyratça öpmeye başladı dudakları değil, daha çok ısırır gibi damga vurur gibi.
Diğer eliyle kadını kolundan yakalayıp zorla ayağa kaldırdı. Xece'nin boğuk inlemeleri, çırpınan elleri, tırnaklarının adamın koluna geçirdiği kan çizgileri... hiçbir şey fayda sağlamıyordu...
Tanıdık aynı sahne tekrarlanıyordu...
Xece'nin inlemeleri boğuklaştı sesi taş duvarlara çarpıp geri döndü ama artık sadece acıdan değildi. Çaresizlikten, öfkeden ve en derindeki o direnişten geliyordu.
Ali Ağa'nın dudakları boynuna gömülmüş, dişleri deriyi zorluyordu eli ise elbisesinin eteğini yukarı sıyırmaya başlamıştı parmakları sert, hoyrat, aceleciydi.
Kadın bir an tüm bedenini kasıp direndi. Kolunu kurtarmak için son bir hamle yaptı tırnakları adamın omzuna daha derin battı. Kan kokusu, ot kokusuna karıştı.
Xece'nin tırnakları omzuna gömülmüş, kan sızıyordu ama Ali Ağa'nın yüzünde tek bir acı ifadesi yoktu.
Eli elbisenin eteğini daha kararlı sıyırdı, kumaş yırtıldı soğuk hava kadının çıplak bacaklarına değdi. Kadın tüm bedenini kasıp direndi dizlerini karnına çekmeye çalıştı, elleriyle adamın göğsünü itti ama güçsüzdü artık. Nefesi kesik kesik, boğazı yanıyordu.
Ali Ağa'nın eli kadının kalçasına indi, sertçe sıktı. Diğer eli saçlarını yeniden kavradı başını geriye çekip ki göz göze gelmelerini sağladı. Xece'nin gözleri yaşla doluydu ama hâlâ bakıyordu. Hâlâ kaçırmıyordu bakışlarını.
"Diren," dedi Ali Ağa, sesi alçak ve zehir gibi.
"Ne kadar direnirsen o kadar güzel olacak Senin çırpınışın benim zaferim."
Xece'nin dudakları kıpırdadı. Kelimeler boğazında diken gibi takıldı ama yine de çıktı.
"Yaşadığım sürece senden nefret edeceğim Ali Ağa."
Sesi zayıftı ama içindeki nefret gecenin ortasında yakılmış bir ateş gibi ağırdı.
O an Xece'nin içinde bir şey kırıldı.
Ses çıkarmayan, kimsenin duymadığı bir kırılış.
Sanki yüreğinin ortasına görünmez bir bıçak saplanmış ve orada bırakılmıştı.
Nefes alıyordu ama ciğerlerine giren hava artık hayat değil, sadece bir zorunluluktu.
Gözlerinden akan yaşlar acıdan değildi artık.
O yaşlar diri diri gömülen bir kadının toprağa düşen son izleriydi.
Xece o gece anladı.
İnsan bazen ölmezdi.
Ama içindeki her şey geri dönmemek üzere susardı.
Ve o anda beyaz çarşafların ortasında
bir kadının kalbi değil...
bir ömürlük nefreti doğdu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 99.38k Okunma |
6.95k Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |