
Sevgili Kedilerim
Kızıl Saçlı Kara Kedi ailesine hoş geldiniz.
Bu hikaye sımsıcak ve eğlenceli bir aile barındırıyor lütfen sakince içeri giriniz
Keyifli okumalar.
***
Bu hayattaki sarsılmaz duruşum birilerinden nefret etmek üzerine kuruluydu. Asla yara almaz, üzülmez ve yıkılmazdım. Eğer duygusal bir sıkıntı içindeysem birilerinden nefret ederdim.
Biri sözümü keserdi, ondan nefret ederdim. Biri sırada önüme geçerdi, ondan nefret ederdim. Biri yanımda nefes alsa eğer gıcık kaptığım biriyse ondan da nefret ederdim. Çünkü insanlar beni deli ederlerdi. Ve bir de sanırım ben nefret dolu bir insandım.
Ama hayatım boyunca kimseden şu an sinirle neredeyse koşarak okulun kalabalık koridorunu sırf o gıcık, kendini beğenmiş ve zalim yüzlerini parçalamak istediğim için aştığım iki kişiden ettiğim kadar nefret etmemiştim.
Kaan Soylu ve Arın Ölmez.
Bu ikili lisenin başından beri yıldızımızın barışmadığı hatta yıldızlarımızı birbirimize fırlattığımız ikiliydi. Onlar benden nefret ederdi, ben de onlardan. Hatta ve hatta Kaan’ın sınıfı ile benim sınıfım arasında bile düşmanlık vardı. İki sınıf da birbirinden tiksinirdi.
Ve neredeyse her hafta illaki aramızda kavga çıkardı. Öğretmenler bizden artık bıkmıştı. Özellikle Kaan ve benden. Sürekli birbirimize karışıp hocaları bezdirmek rutin haline gelmişti.
Ama her zaman bir kırmızı çizgi vardı. Hiç ama hiç geçmediğimiz ikimiz için de geçerli kıpkırmızı kalın bir çizgi.
“Rüya şarkı efsane!”
Öfkeden karardığını hissettiğim gözlerimi önümde pişkin pişkin sırıtan C sınıfı öğrencilerinden olduğunu bildiğim kıza çevirdim.
“O ses tellerini kesersem senin sesin o kadar efsane olmayacak!” diye bağırdım hararetle. Ardından omzundan ittirip öfkeyle ilerlemeye devam ettim 11/B sınıfına doğru.
O Kaan pisliğini kendi ellerimle boğacaktım.
Kırmızı çizgiyi çok ama çok geçmişti. Öyle ki artık bir kırmızı çizgi bile yoktu.
Bitmek bilmeyen koridorları aşarken kırgınlığımı ve üzüntümü öfkeme boğdum. Öfkeli olmalıydım. Yoksa kalbimin kırıklarının her bir parçasının içeriden derinlere battığını hissederdim. Öfkeli olmalıydım çünkü panik atak geçirmeye sanırım nefes almak kadar yakındım.
B sınıfına yaklaştıkça çalan şarkı ve şarkının içinde geçen cümlelerim kulağıma çalınmaya başladı.
Sakın. Ağlama.
“Rüya!” diye seslendi biri. Dönüp bakmadım. Odağım ulaştığım sınıftan içeri girmekti. Ve o sınıftaki dünyanın en cani yaratığını parçalamaktı.
“A-annem gitti!” diye ağlayan sesimi duydum. Kalbimin kırıkları keskinleşti içime battı, öfkeli nefes verdim. Cümlem remixlenen şarkının içinde nakarat gibi tekrar etti.
Hedefimi gördüm sınıfa girer girmez. Uzun boyu ve parlak sarı kafası anında dikkatimi çekti. Öğretmen masasının oradaki kaloriferin önünde birkaç kişiyle durup nereden bulduğunu bilmediğim o ses kaydıyla insanları güldürüyordu.
Benim acımı çok güzel bir şeymiş gibi, ağlayarak en sızlayan yanımı anlattığım ses kaydını şarkıya çevirmemiş gibi şimdi de etrafına insanları toplayıp bununla alay ediyordu.
O sarı saçlarını yolacaktım.
“KAAN!” diye bağırarak sınıfı inlettim. “Ne halt ettin sen öyle?!”
Sinirden gözü dönmüş bir şekilde önüne geldim ve alaycı suratını dağıtma isteğiyle onu sertçe ittirdim.
Etrafındakiler birkaç adım geri çekilirken onun sırtı dolaba çarpmıştı. Ama pislik suratındaki adi gülüş silinmemişti.
“Rüya!” diye mırıldandı melodik bir sesle. “Sürprizimi beğenmedin mi?”
“Ne halt ettiğini zannediyorsun?” diye bağırdım. “O kaydı okul grubundan sileceksin.”
Bir adım öne çıkıp karşıma geçti.
“Hayır.”
Histerik bir şekilde güldüm.
Sinirden ellerim titriyordu.
“O” omzunu ittirdim. “Ses kaydını” bir kez daha daha sert bir şekilde ittirdim. “Sileceksin.”
“Hayır. Silmeyeceğim.”
Aynı benim gibi konuşmuştu ama benim gibi omzumdan ittirmemişti.
“Böyle bir şey nasıl yaparsın?” diye bağırdım. Anlık sesim titremişti. Anında yutkundum.
Sakın. Ağlama.
Rahat bir şekilde arkasındaki masaya yaslandı. Kollarını önünde kavuşturdu
“Abartma Rüya.”
Abartma mı? Sanırım az sonra yüzünden kanlar akacaktı çünkü kafasını alıp duvara vurmak gibi bir hayalim vardı. Defalarca.
“Bundan daha kötü şeyler yaptık birbirimize.”
Hiç yapmamıştık. Birbirimize saldırıp belki kaşımızı, dudağımızı kanattığımız bile olmuştu. Ama asla bu kadar adileşmemiştik. Her zaman birbirimize karşılık vereceğimiz yerlerden saldırırdık.
“Hiçbir zaman bu kadar alçalmamıştık!” diye bağırdım. Boğazım acıyordu.
Okul beni tanırdı. Kaan ile olan kavgalarımız ikimizin de okulda adının bilinmesine neden olmuştu. Ve okulda beni sevenler olsa da sevmeyenlerin de olduğunu biliyordum. Öyle çok cana yakın birisi değilim ve anlaştığım kişiler sadece kendi sınıfımdakiler çünkü onlar beni öyle böyle de olsa tanırlar.
Öfkeli de olsam herkese gıcık gibi de davransam elimden geldiğince herhangi bir durumda sınıfım arkasında duracağımı bilirler. Ama sınıfım dışındakiler için öyle değildi.
Onlar için sadece okulun gıcık ve burnu havada kızıydım. Kaan da ben de okulun sınavlarında ilk üçün içinde olduğumuzdan hocalarımız bizim haylazlıklarımızı göz ardı ederlerdi. Bu yüzden okulun yarısı için hocaların kayırdığı zalim tiplerdik.
Kaan ve belki bazen de Arın dışında hiç kimseye karışmamıştım bu zamana kadar. Bana atak yapmaya çalışanlara karşılık verirdim ama kimseyle sebepsiz yere kavga etmezdim.
Yine de bu, insanların kabul edebileceği bir şey değildi. Muhtemelen benden nefret ediyorlar ve şu anki durumumla dalga geçiyorlardı. Ve bunu bana karşı kullanacaklardı. Eğer böyle bir şey yaparlarsa bununla baş edebileceğimi zannetmiyordum. Böyle bir şeyi kaldıramazdım.
Kalp atışımın hızlandığını hissettim. Belki de geçen son üç haftanın en kötü şeyiydi atak geçirmeye başlamam.
O kadar hassas bir durumdu ki her an tetiklenebilir gibi hissediyordum.
“Alçalacak bir şey yaptığımı düşünmüyorum.”
Hala yaptığı normalmiş gibi davranıyordu.
“Benim özel hayatımı ilgilendiren bir durumu resmen insanların diline düşürdün! Normalmiş gibi davranma!”
Son cümlem gerçekten deliriyormuşum gibi, cinnet geçiriyormuşum gibi çıkmıştı ağzımdan. Belki de geçiriyordum.
“Sen önce bu ses kaydını gizlice kaydedip bana satan biricik en yakın arkadaşına saldırsana. En azından seni arkandan bıçaklamadım.”
Biri beni tutana kadar yine Kaan’ın üstüne yürüdüğümü fark etmedim.
“Eylem böyle bir şey yapmaz. ASLA.”
Alayla elindeki telefonu salladı.
“Elimde mesajlar duruyor ama hala.”
Sakın. Ağlama.
Kulaklarım uğulduyordu.
“Sakin ol Rüya.” Dedi bir ses kulağımın dibinden. Beni tutan kişi olmalıydı. Kim olduğunu biliyordum ama algılarım kapanmış gibi hissediyordum. Tanıyamadım kim olduğunu.
Nefes alamıyorum sanırım.
Sakın. Ağlama.
“Yine de.” Dedim sessizce ve öfkemden nefes nefese kalmış bir şekilde. Boğazım acıyordu. “En kötüsü sensin.”
Beni kim tutuyorsa sertçe ellerinden kurtuldum. Anlık gözlerim kararır gibi olsa da ayakta kalmayı başardım.
“Neden biliyor musun?” Merakla gözlerimin içine baktı. O rahat tavrı artık eskisi kadar rahat görünmüyordu. “Çünkü sen kendi yaranı keskinleştirip bana sapladın.” Gözlerindeki bakış kırılır gibi oldu. “İşte bu yüzden en kötüsü sensin. Yaptığın çok adiceydi. Ve ben sana bunu yapmadım, asla bunu sana yapmazdım.”
Kavuşturduğu kolları iki yana düştü ve gözleri büyürken yerinde doğruldu. Bir şey söylemek için ağzını açtı ama ona bu fırsatı vermeden arkamı dönüp geldiğim gibi sınıftan çıktım.
Öfkeyle. Ama aslında soğuk terler dökerek.
Sakın. Ağlama.
Yanlarından geçtikçe sınıfın önünde toplanmış kalabalık iki yana açılmaya başladı ve ben de ortalarından başım dik bir şekilde yürüdüm.
Birilerinin laf attığını duydum ama onlara kulaklarımı tıkadım.
Sakın. Ağlama.
Ağlamamayı başardım. Öfke maskemi yüzüme yapıştırdım, sınıfıma girdim, herkesi yok sayarak çantamı sırtıma taktım ve bir damla gözyaşı dahi dökmeden okuldan ayrıldım.
Ama okuldan dışarı adımımı atar atmaz gözyaşlarımın firar etmesini engelleyemedim. Ancak bu kadar tutabilmeyi başarmıştım. Daha fazlası elimden gelmiyordu.
O yüzden ağladım. Hıçkırıklara boğularak ağladım.
Kaan’ın yaptığı şey geçirdiğim son birkaç haftanın vurucu darbesi olmuş gibiydi. Tüm yaşananlar üstüme üstüme geliyordu sanki.
Kaan’ın böyle bir şeyi nasıl yaptığını aklım almıyordu. Çünkü bir annenin evladını terk edip gitmesinin acısını anlayacak biri varsa o da Kaan’dı. Annesi onu çok küçükken terk etmişti. Bunu biliyordum çünkü yıllardır kavga ediyor da olsak bu bir şekilde birbirimiz hakkında bir şeyler öğrenmemize neden olmuştu. İşte bu öğrendiklerimiz yüzünden asla o kırmızı çizgiyi geçmezdik. Birbirimizi nereden vuracağımızı bilir ama vurmazdık.
Bu defa hariç tabii. Bu defa Kaan annemin bırakıp gitmesinin benim için ne kadar acı verici olduğunu bilse de ağlayarak bunu arkadaşlarıma anlattığım ses kaydını ele geçirip bunu bir şarkıya çevirmişti. Ve herkesle paylaşmıştı. Bu kadar adi olabilmek için aklından neler geçirdiğini merak ettim.
Böyle bir şey yapmamalıydı ama aslında içten içe biliyordum ki asıl kızdığım Kaan bile değildi. Ben asıl anneme kızıyordum, ona içerliyordum. Nasıl babamı ve beni ardında bırakıp gidebilmişti diye.
Bundan neredeyse 2 hafta önceydi. Bir gece uyumak için hazırlanırken duymuştum annemle babamın bağırışlarını. Bu garipti çünkü hiçbir zaman benim olduğum bir ortamda bu kadar yüksek sesle kavga etmezlerdi.
Annem kavga çıkarmaya çok meyilli biri olsa da babam çok dikkatliydi. Asla ben varken annemle tartışmazlardı bile.
Ama o gece asıl bağıran babamdı. Nedenini duyamıyordum ama çok sinirli olduğunu biliyordum.
Şaşkınlıktan odamdan çıkamamıştım. Ne yapacağımı bilememiştim. Öylece odamın içinde kapının önünde durmuştum. Dakikalarca bağırma sesleri gelmişti salondan. En sonunda aptalca durmayı bırakıp aşağı inmeye karar verdiğimde sesler azalmıştı.
Çünkü annem bavullarını almış evden çıkıyordu. Babam ise kafasını ellerinin arasına almış öfkeyle annemi izliyordu.
Bu sahneyi gördükten sonrası benim için çok buğulu geçmişti açıkçası. Neler olduğuna anlam veremediğimden ve annemin gitmesini istemediğimden ağlamış ve yalvarmıştım. Annemden ilk defa o gece korkmuştum. Giderken bana öyle bir bakışı vardı ki sanki onun kızı değil de bir düşmanıydım. Çok yaralayıcıydı. Fakat sanırım daha sonrası çok da yaralamıştı kalbimin her bir zerresini. Çünkü annem gerçekten gitmiş babam da ardından çıkmıştı evden. Annemin peşinden gittiğini düşünmüştüm. Dışarıda sorunları her ne ise halleder geri gelirler sanmıştım. Gelmemişlerdi.
İlk defa o gece panik atak geçirmiştim. Korkunçtu. İzlediğim gençlik dizilerinde sürekli bahsedilirdi ve nasıl hissettirdiğini, belirtilerinin neler olduğunu bildiğimi sanırdım. Ama o gece ölecekmişim gibi hissetmiştim. Gerçekten çok ama çok korkunçtu. Ve en kötüsü de bunu yaşarken yanımda kimsenin olmamasıydı. Tek başıma, öleceğimi düşünerek kapının önüne çökmüş ve ağlayarak ölmeyi beklemiştim.
O günden beri atakların hep ensemde olduğunu hissediyordum. Ortaya çıkmak için doğru zamanı bekliyordu. Ve ben de bunu tekrar yaşarım diye daha da strese giriyordum.
Evimin tanıdık kaldırımında ilerlerken kafamı iki yana salladım.
Evimin durumu bu kadar kötüyken okulun rahat ve güvenli alanım olmasından memnundum. Oradaki kimse, elbette sözde en yakın arkadaşım olacak Eylem denen hain hariç, evde yaşadıklarımı bilmiyordu ve bu yüzden olanları yok sayarak tüm günümü okulda güzelce geçirebiliyordum. Ama Kaan sağ olsun ki artık böyle bir seçeneğim yoktu. Ne evimde ne de okulumda kaçıp saklanacağım bir yer kalmamıştı.
Oflaya oflaya anahtarı çıkardım evin önüne vardığımda. Ev o kadar boştu ki bazı günler asla eve gidesim gelmiyordu. Ama gidecek başka bir yerim de yoktu.
Kapıyı açıp içeri girmek için adımımı attığım an garip havayı sezdim. Bir şeyler doğru değilmiş gibi geldi.
Durup sessizliği dinledim, sonra gördüm içerideki dağınıklığı.
Gözlerim hızlıca etrafı tararken kalbim göğsümün içinden korkuyla atmaya başladı.
Salonun önündeki sehpa tuz buz olmuştu. Yutkundum. Annemin ve babamın bazı kıyafetleri paçavra gibi yere atılmıştı.
Dış kapıyı aralık bırakarak yavaşça içeri adımladım.
Televizyon ekranının ortasında kocaman bir çatlak vardı. Hemen önünde de büyük cam parçaları.
Gözlerim yerdeki paramparça olmuş çerçevelere takıldı. Aile fotoğraflarımızın olduğu kırık çerçevelerden birini almak için yere eğildim.
Geçen sene babamın doğum gününde çektiğimiz bir fotoğraftı. Hep beraber dedemin çiftliğine gitmiştik. Babamın kalan tek akrabası olan amcası bakıyordu oraya. Babamın ailesi uzun zaman ölmüştü. Daha ben bile yokken.
Akraba konusunda şanssız sayılırdım çünkü annemin de erkek kardeşi dışında hiçbir akrabası yoktu. Vardıysa bile annem hiç görüşmüyordu. Dayımla bile çok nadir görüşürlerdi o da genellikle dayım beni görmeye gelince olurdu.
Çerçevenin kırık parçalarını dikkatlice temizleyip fotoğrafımızı çıkardım içinden.
Şimdi hepimizin sımsıcak gülümsediği bu fotoğrafa bakarken çok uzun zaman geçmiş gibi hissediyordum. Oysa her şeyin mahvolmasının üzerinden bir ay bile geçmemişti.
Fotoğrafı elimde buruşturup yere attım. Olduğum yerden incelememi sürdürürken aklıma ilk gelen eve hırsızın girmiş olduğuydu ama hırsız televizyonu parçalamak yerine yanında götürürdü. Üstelik bu dağınıklık bana çok tanıdık geliyordu.
Annemin gittiği gece kavga ederlerken babam aynı bu şekilde yıkmıştı ortalığı.
Kalbim heyecanla titredi.
Babam gelmişti! Bu dağınıklığı ondan başka kimse yapmazdı.
“Baba?” diye seslendim heyecanla. Lütfen gelmiş ol.
“Baba!”
Hala sırtımda olduğunu fark ettiğim çantamı çıkarıp duvarın dibine koydum ve belki odasındadır diye düşünerek koşarak merdivenlerden yukarı çıktım.
Odasına girdiğimde gördüğüm tek şey hayal kırıklığıydı.
“Hayır, hayır.”
Bomboş odaya baktım öylece.
“Sen de gitmiş olma, sen de gitmiş olma.”
Korkuyla odanın içine girip annem ile babamın hep kıskandığım giysi odasına adımladım.
Bacaklarım titriyordu çünkü eğer giysi odası da yatak odası gibi boş olursa ne yapacağımı bilmiyordum.
Annem giderken her bir eşyasını yanına aldığından emin olmuştu. Götürebileceği her şeyi götürmüştü. Babam ise üstünü bile değiştirmeden çıkmıştı evden. Bir kere bile bir şeyler almak için eve uğramamıştı.
Kapıyı sertçe ittirdim.
Boştu.
Resmen tüm oda bomboştu. Ne annemin ne de babamın. İkisinin de hiçbir eşyası yoktu.
Dolan gözlerimi kırpıştırdım.
Gitmişlerdi. Beni burada, tek başıma bırakıp ikisi de gitmişti.
Boş boş etrafıma baktım.
Ne yapacağımı bilememek garip bir histi. Bazı çaresiz kaldığım durumlar olmuştu ama hiçbir zaman böylesine bir boşluğun içine düşmemiştim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Omuzlarım düşük bir şekilde onların boş odasından çıkıp yavaş adımlarla merdivenlerden aşağı indim.
Aralık bıraktığım kapıdan çıkıp merdivenlerin önüne çökerken garip bir yenilmişlik hissi içindeydim.
Ben asla yenilmezdim. Bir şekilde her savaşı kazanırdım. Fakat hiç ailemle yaşayacağım bir savaş olacağını ve bir tek onu kaybedeceğimi düşünmemiştim.
Atağın izleri ensemde gezinirken ürperdim.
Artık bu evde tek başıma kalamayacağımın farkındaydım. Geç de olsa ne annemin ne de babamın bu eve dönmeyeceğini kabullendim. Tek başıma boş evimizin önüne çökmüş bir şekilde oturup ağlamamaya çalışırken yaptığım şey buydu.
Yalnız kaldığımı kabullenmek.
Bu yüzden telefonumu çıkardım ve anne babamdan sonra sahip olduğum tek yetişkinin numarasını çevirdim.
***
Merhaba sevgili kara kedilerimmmm.
Öncelikle fazlasıyla heyecanlı olduğumu söylemeliyim çünkü bu kitap yazdığım ilk kitabım olmasa da yayımladığım ilk kitabım diyebiliriz. Bolca eğlence ve neşe dolu bir hikaye oldu. Başlangıç olarak ilk bölümü paylaşmak istedim. Umarım beğenir ve bol bol yorum yaparsınız.
Hepimize hoş geldik diyerek sizleri ikinci bölümde görene kadar öpüyorum. Kediniz bol olsun.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |