44. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 39

Bölüm 39

Büşra Soyalp
bkuzgun

Merhabaaaa ballarımmm

Sınır çabucak doluyor ben de koşup geliyorum bölümlerimleeee ndkfvnkdvvndkflv

 

Oy sınırı: 450

Yorum sınırı: 250

 

Keyifli okumalar <3 <3

 

***

 

Hastane, ev ve okul arasında mekik dokuduğumuz birkaç günün ardından bugün yeniden okuldaydık. Kaan, Arın ve Meriç ile kantinde bir şeyler yiyorduk. Öğle arasına gireli on dakika olmuş olmalıydı ama ben, Arın ve Kaan beşinci dersimiz boş olduğu için yaklaşık olarak bir saattir kantinde oturuyorduk. Ve ben bugün şey, birazcık huysuzdum.

Kaan ve Arın’ın biraz burnundan getirmiştim ve Meriç de yanımıza geldiğine göre sıra ondaydı.

Fakat huysuzluğuma gerçekten engel olamıyordum. Onur abim uyanmadıkça mental olarak bu stresi kaldıramıyordum. Bu yüzden bu gerginliğim ister istemez tavırlarıma yansıyordu. Kaan ve Arın iyi dayanıyordu bence bana. Benim bile bugün kendimden yorulduğum olmuştu ama sarı çıyan abim ile baldan tatlı erkek arkadaşım bana her zaman nazikçe yaklaşmışlardı.

Bezdirilme sırası Meriç’teydi. O da bizi ara ara Özgür ve Ayça ile birlikte hatta bir iki kere Efes ile Alper’i de yanına almıştı, ziyarete geliyordu. Okulda da hepsi ellerinden geldiğince Kaan ile beni rahatlatmaya, neşelendirmeye çalışıyorlardı. Çoğunlukla yardımcı oluyorlardı da ama gün geçtikçe ne yazık ki bekleyiş arttıkça gerginlik de artıyordu.

Babam ve Mert abim Kaan ile benim hastanede kalmamızı ve okuldan geri kalmamızı istemedikleri için akşamları bizi eve yolluyorlardı. İkisi sırayla hastanede Onur abimin yanında kalıyordu, biri hastanedeyken diğeri bizimle eve geliyordu. Biz de sabah olunca Kaan ile okula geliyor sonra eve gidip üstümüzü değiştirdikten sonra hastaneye akşam babamlar bizi eve yollayana kadar Onur abimin yanında kalıyor onun gözlerini açmasını bekliyorduk.

Henüz uyanmış değildi abim ama doktorların dediğine göre durumu iyiye gidiyordu. Babamlar bize abimin ne kadar kötü durumda olduğundan detaylıca bahsetmese de biz doktorların abimi uyutmaya devam etmesinden tahmin ediyorduk zaten nasıl olduğunu.

Üstelik düne kadar da babam asla abimi görmemize izin vermemişti. Sanırım onu o halde görüp kötü etkilenmemizi istemiyordu. Dün odasına girmiş ve sonunda korku dolu günlerin ardından Onur abimi görebilmiştik. Bu hali bile beni kahretmişti açıkçası bu yüzden babamın görmemize izin vermediği halinin nasıl olduğunu merak ediyordum.

Sol omzu sargıdaydı, kafası sargıdaydı ve yüzünde, kollarında ve bacaklarında çokça açılmış yara vardı ve bazı yaralar derin olduğundan dikiş atılmıştı. Bir de gövdesinde sargılar varmış ama giydiği hastane elbisesinden dolayı görmemiştim oradaki yaralarını. Çok kötüydü yani. Ama iyi olacaktı. Doktorlar iyi olmayacağına dair hiçbir şey demiyorlardı.

Ama açıkça itiraf etmeliyim ki ben Onur abimi çok özlemiştim. Ev onsuz çok sessiz çok neşesizdi. Kimsenin yüzü gülmüyordu ve gözlerimiz hep onu arıyordu.

Kaan ile her gece Onur abimin odasında yatıyorduk. Bazen babam bazen de Mert abim bize katılıyordu. Birlikte Onur abimin gökyüzüne bakıyor ve onun yanımızda olması için dua ederek uyuyorduk.

Ben de hala gizli gizli bir köşeye geçip ağlamayı bırakamamıştım. Onur abimin eve dönmediği her gün güçlü kalmak biraz daha zorlaşıyordu. Kaza yaptığı günün sabahı ona yaptığım kıymalı böreği yiyemediği için belki uyanır umuduyla her gün okuldan döndükten sonra bir tepsi kıymalı böreği yapıp hepsini bir kaba koyuyordum ve hastaneye götürüyordum. Şimdiye kadar hiç uyanmadığı için yeme şansı olmamıştı bu yüzden börekleri bizimle ilgilenen hastane çalışanlarına ikram etmiştim her seferinde. Bir gecede bitiyordu zaten tüm kap. Ben de ertesi gün yeniden yapıyordum. Ama hala umutluydum ve yapmaya devam edecektim. Çünkü biliyordum ki Onur abim yakında uyanıp yiyemediği börekleri yiyecekti. Ayrıca çok sevmesine rağmen sırf bana gıcıklık olsun diye tadının da bok gibi olduğunu söyleyecekti. Ama olsun. Uyansın da ben onun dediği her şeyi kabul edebilirdim. Hem karşısına geçip ona söylemem gereken ağız dolusu bir ‘Onur abim!’ vardı.

Yüzünün alacağı o şok ifadesini görmek için sabırsızlanıyordum. Hiç beklemiyor olacaktı sonuçta.

Dolan gözlerimi kırpıştırdım yaşları geri göndermek için. Şu an ağlamanın ne yeri ne de zamanıydı.

“Güzelim sence de o tost elinde tutmak için değil de yemen için var olmadı mı?”

Meriç’in sesi beni kendime getirdiğinde önce elimde sadece tek bir ısırık aldığım tostuma baktım sonra da kısık gözlerimi Meriç’e çevirdim.

“Sen bana elindekiyle ne yapacağını bilmeyen biri misin demek istiyorsun?” diye sordum suçlayıcı bir ses tonuyla. Gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı ve abimlere bir bakış attı ne oluyor dercesine.

Kusura bakma Meriç en yakın arkadaşım olduğun için bana katlanmak ve iyi davranmak zorundasın.

“Hayır tabii ki Rüya yanlış anladın-”

“Bana yalancı ve aptal mı diyorsun?”

Şok içindeki yüz ifadesi neredeyse kahkaha atmama neden olacaktı. Onun aksine Kaan ve Arın fazlasıyla keyifli bir şekilde aramızdaki muhabbeti dinleyip aynı zamanda tostlarını midelerine indiriyorlardı.

“Tabii ki hayır güzelim.” Yardım ister gibi bir Kaan’a bir de Arın’a baktı. Kaan zaten doğuştan gıcık biri olduğu için elbette arkadaşıma pişmiş kelle gibi sırıtmaktan başka bir şey yapmadı ve Arın da daha biraz önce kendisiyle Ayça’ya kimin yemek alacağı üzerine kavga ettikleri için ters ters bakıyordu. Sonuç olarak iki tane tost bir tabakta Ayça tarafından yanımıza gelince bitirilmeyi bekliyordu ve Arın da zavallı arkadaşıma yardım edecek değildi. “Sadece aç bırakma kendini. Biraz zayıflamışsın, çökmüşsün…”

Yanlış bir kelime kullandığını ona sinirle bakan gözlerim sayesinde fark ettiğine emindim. Sesi gittikçe zayıfladı ve cümlesini bitiremedi.

“Öyle mi Meriç?!” diye çemkirdim suratına doğru. Ardından küskün bir hareketle kollarımı önümde birleştirip abime döndüm. “Ya Kaan!” diye şımardım şikâyet edercesine.

Kaan önce bana destek çıkacak gibi göründü ama baştan ayağa kısaca bir bedenimi süzünce “Haklı çocuk, Kâbus.” diye homurdandı. “Resmen birkaç günde kilo vermişsin. Bitecek bu tost. Sonra da köfte ekmek alacağım onu yiyeceksin.”

Abim bana köstek olunca üzgünce “Öyle mi Kaan?!” diye bağırıp sırtımı son güvenilir kişiye yasladım ve “Ya Arın!” diye mızmızlandım.

Ama o iki hainin aksine sevgilim yanağıma sevgi dolu bir öpücük bırakıp “Sen her halinle çok güzelsin sevgilim.” dedi ardından ensemden tuttuğu gibi beni kendine çekti. “Yine de sağlığından olmaman için elindeki tostu bitirmen gerekiyor.”

Yanağımı omzuna sürterek onu onayladım ve sakince tostumu yemeye başladım.

“Ulan biz de aynısını demedik mi lan Meriç?”

“Farklı bir şey söylediysek kendimi şu camdan atacağım abicim.”

İkisini de umursamadım. Aynı şeyi söylememişlerdi işte ne var? Arın onlardan daha nazik ve daha sevgi doluydu bir kere.

“Tamam tamam küsme Kâbusum kardeşim. Gel sen abine.” Kaan sanki bana sarılmak istiyormuş gibi Arın’ın yaslandığım omzundan beni kendine çekti. Arın ile birlikte ben de ona gözlerimi kısarak baktım kıskançlık yaptığı için ama o ikimizi de bir yerine takmadan beni kendi kolları arasına aldı.

Üçü kendi aralarında bir sohbete başladıklarında ilgimi onlardan uzaklaştırdım ve konuşmalarına katılmadım. Konuşmak içimden gelmiyordu pek. Bu yüzden sessiz sessiz tostumu kemirdim.

Bir süre sonra Özgür ile Ayça da masamıza katıldı ve onlar için önceden hazırlattığımız tostlara gömüldüler. Tabii Özgür azıcık hayvan olduğundan hepimizden önce kendi tostunu bitirip Ayça’nın fazladan alınmış tostuna kondu. Bu hareketi hem Arın’dan hem de Meriç’ten azar ve dayak yemesine neden olsa da bence tostunu midesine indirirken gayet neşeli görünüyordu.

“Kız birilerinin kâbusu bizim en güzel rüyamız, kedilerimin anası, ballı çöreğim sen niye konuşmuyorsun bugün?”

Tüm duygu durumum yerlerde olsa bile bana enerji verecek tek kişi Özgür’dü gerçekten. O sadece konuştuğunda bile canlanmamak elde değildi.

Kafamı Kaan’ın omzundan kaldırıp gülümsemeye çalışarak “Üzgünüm neyden bahsettiğinizi kaçırdım.” dedim.

“Diyorum ki tüm ekip bir basketbol maçı daha yapmayalım mı yakın zamanda? Hem havalar da yavaştan ısınmaya başladı sahile yakın basketbol sahasına gideriz hep birlikte.”

“Ay harika olur.” dedim samimi bir neşeyle. Gerçekten de harika olurdu. “Son maçta herkes çok eğlenmişti.”

Yan gözle Meriç’e bir bakış attım sırıtarak. Arın ile Kaan hunharca gülüp yumruk tokuşturdular önümden. Maçın sonunda Meriç’in kafasına top fırlatıp zavallı çocuğu yere sermişlerdi o zaman. Şimdi Meriç’e laf atmak için bunu kullansam bile o zaman çok üzülmüştüm.

Meriç bize umursamaz bir bakış attı ve hiçbir şey demedi. İçten içe onun da güldüğüne nedense emindim. Çünkü Arın ve Kaan için bir anlamda Meriç’i gruba kabul etme törenleri olmuştu o maç. O zamandan beri birbirlerine karışmaya devam etseler bile daha iyi anlaşıyorlardı. Meriç’in de bundan memnun olduğunu biliyordum.

“Alper ve Efes’e de haber verelim.” dediğinde Ayça’yı onaylarcasına kafamı salladım.

“Aman o pembeli beceriksizi çağırmanıza gerek yok oynamayı bilmiyor zaten.”

Sarı çıyan abime yandan bir bakış atıp açık açık sırıttım. Nedense kıza bu kadar çok karışması bana ondan hoşlandığını düşündürtüyordu. Bunu ikimizin yalnız olduğu bir anda ortaya dökmeliydim.

“Tabii ki çağıracağız.” diyerek hınzır bir gülümseme yerleştirdim dudaklarıma abimin tepkisini ölçmek için dikkatle yüzüne bakarak. “Hem belki flörtleştiği çocuğu da getirir.”

Yere bakan yürek yakan sarı çıyan inanılmaz bir hızla bana döndü. “Sevgilisi mi var?!”

Yüzündeki sinirli ifade az kalsın gülmeme neden olacaktı ama kendimi tuttum ve yüzümü masum bir ifadeye bürüdüm.

“Henüz sevgili olmadılar. Ama yakındır diye umuyorum.”

Kaan ters ters yüzüme bakıp sessizce ağzının içinde söylendi. Sırıtmamı görmesin diye kafamı öteki tarafa çevirdiğimde sevgilimin onaylamaz bakışlarıyla karşılaştım. Kafasını yüzüme doğru eğdi.

“Çok fena bir meleksin güzelim.” diye fısıldadı ama o da benim gibi gülüyordu.

“Ne yaptım ki sevgilim?” diye sordum masum ifademi sürdürmeye çalışarak ama başarılı olamadım tabii ki. Hem Arın da yemezdi bunu zaten.

Uzanıp hızlıca yanağıma dişlerini geçirip geri çekildi.

“Bu kadar tatlı olmaya devam edersen kafayı yiyeceğim gerçekten.”

Omuzlarımı utançla havaya kaldırıp yanaklarımı saklamaya çalıştım. Aman canım iki konuşunca hemen utandıracak bir şeyler söylüyordu.

“Her geçen gün sana olan sevgim katlanarak artıyor.”

Bak şimdi ama.

Birden ayağa kalkıp sandalyeyi gürültüyle geriye ittirdiğimde Arın sesli bir şekilde gülerek baş parmağıyla çenesinin kenarını kaşıdı. Adi çocuk! Eğleniyordu benim utanmalarımla hep!

“Ben Efes’in yanına gidiyorum.” diye neredeyse bağırdım gereksiz bir şekilde. Bu arsız çocuk insanda akıl mı bırakıyordu zaten. Ayça’ya döndüm “Sen de benimle geliyor musun?” diye sormak için.

Yüzünü astı. “Maalesef fizik hocasının yanına gitmem lazım. Projemle ilgili konuşmak için öğle arasının bitmesine yarım saat kala yanıma uğra demişti.”

Onun için üzüldüm. Ne yazık ki fizik hocaları gıcık Defne hocaydı. Eski sınıfımda bana bağırıp duran. “Kolay gelsin. İşin erken biterse yanımıza uğra.”

O beni kafasını sallayarak onaylarken ben önce abime eğilip kafasının üstüne sevgi dolu bir öpücük kondurdum. “Sonrasında direkt sınıfa geçerim.”

“Tamam tatlı rüyam.” Kafasını kaldırıp yanağımı öptü.

Ben de ondan sonra Arın’a yönelip bu defa onun yanağını öptüm daha samimi bir şekilde. “Gelirken bana çikolata alırsan harika olur sevgilicim.” Dedim tatlı bir sesle geri çekilerek.

Kahkaha attı. “Tabii ki meleğim sen yeter ki iste.”

Neşelenmiş bir şekilde doğruldum ve diğerlerine veda ettim.

“Kız kedilerimin anası bir ara gel de şu Meriç’in hali ne olacak onu konuşalım. Acilen ona bir Ayça bulmamız lazım yoksa aman aman çok fena şeyler olacak.”

Kıkırdayarak Özgür’ü onayladım. Meriç yüzümüze baka baka söyleniyordu ama bu daha çok gülmemize neden oldu.

“Tamamdır hallederiz.”

Arkadaşlarıma el sallayıp kantinden çıktım. Modum ve enerjim o kadar düşük olmasına rağmen yine de yanlarından neşeyle ayrılmıştım. Böyle arkadaşlara sahip olmak adeta bir hazineye sahip olmak gibiydi.

Gülümseyerek merdivenlerden yukarı çıkıp doğruca dil sınıfına doğru adımladım. Tam kapılarına varmıştım ki Alper ve Efes de aynı anda kapıdan çıkıyorlardı.

“Selam.” dedim gülümseyerek. “Ben de sana bakmaya geliyordum.”

“Naber Rüya?” diye sordu Alper.

“İyidir senden?”

“İyiyim. Bu cadıyla uğraşıyorum işte.”

Efes saçlarını karıştırmaya çalışan ikizinin elini somurtarak ittirdi. “Aman cadıymış.”

Kıkırdadım.

“Kaanlar kantindeler.” dedim belki yanlarına gitmek ister diye.

“İyi oldu söylediğin onları arayacaktım ben de.”

“Bizimkiler bir maç daha yapalım diyorlar ne diyorsunuz?”

Efes anında itiraz eder gibi kaşlarını kaldırdı. “Aman o gıcık Kaan varsa ben gelmem.”

Gülümsedim. Tıpkı Kaan gibi ilk önce saldırı moduna geçmişti o da. Alper gözlerini devirdi.

“Harika olur bence bunu bir konuşalım.”

Kafamı sallayarak onayladığımda Alper uzanıp kardeşinin alnında öptü ve bana kısa bir veda cümlesi kurduktan sonra yanımızdan ayrıldı.

Efes’in koluna girip onu koridora doğru çektim. “Sen bir şeyler yemeye inmiyor musun?”

“Yok ya.” diye hayıflandı. “Bu aralar çok fazla yediğim için biraz kilo aldım. Evden salata falan getiriyorum birkaç gündür. Onu yedim.”

Yürümeyi bir anlığına bırakıp alıcı bir gözle onu baştan ayağa süzdüm. “Maşallah taş gibi kızsın be!”

Gülerek kafamı ittirdi. Ben de sanırım Kaan ile Arın’ın yanında kala kala iyice onlara benzemiştim.

“Abart Rüya.”

“Ciddiyim çok güzelsin!”

İnanmazca gözlerini devirdi.

“Bu aralar konuştuğun birileri var mı?” diye sordum zihnimdeki tilkileri önümde sıraya dizerek. Anlamamış gibi suratıma baktı. “Flört ettiğin biri falan?”

“Yoo niye ki?”

“Hiç.” dedim i harfini uzatarak. “Kaan’ı belki kudurtmak istersin diye sormuştum.”

Kaşlarını çatarak bizi koridorun ortasında durdurdu. Neyse ki öğle arasıydı da koridor boştu. Yoksa insanların geçişini engelleyecektik.

“Kaan niye buna kudursun ki?”

Omuz silktim bilmem der gibi.

Muhtemelen beni sıkıştırmak için ağzını açmıştı ama dibimize kadar giren bedenle ikimizin de dikkati dağıldı.

Eylem arkasındaki Melis ile dibimize kadar girmiş alakasız bir sırıtmayla yüzümüze bakıyordu.

Efes ile ikimiz de rahatsız olarak aynı anda geriye doğru bir adım attık.

“Yeni arkadaşın bu mu Rüya?” diye sordu alaycı bir sesle. Kınama dolu bakışları arkadaşımı tepeden tırnağa süzdü bir de üstüne utanmadan burun kıvırdı.

“Sana ne Eylem? Ne istiyorsun yine?”

Sanki hala samimi arkadaşlarmışız gibi uzanıp saçımın ucunu parmağında çevirdi. Sinirle elini ittirdim.

“Sadece arkadaşın acaba abiciğine yakın olmak için mi seninle arkadaşlık ediyor? Bunu merak ediyorum açıkçası.” Kıkırdadı sıfır samimiyetle. “Sonuçta daha önce başına gelmemiş değil.”

“Of ne diyorsun sen be?” diye sinirle homurdandım. Bu kızın ağzı bir gün hayırlı bir şey demek için açılsa dişimi kıracaktım cidden.

“Diyorum ki.” Gözlerini Efes’in pembe saçlarına çevirip yüzünü buruşturdu. “Bu Kaan’ın ilgisini çekebilmek için saçlarını pembeye boyayan arkadaşın acaba yine Kaan’a yakın olmak için sana yanaşıyor olmasın?”

Efes sinirle Eylem’i ittirdi “Ne saçmalıyorsun sen be?!” diye bağırarak. Arkadaşımın bileğini tuttum sakinleşmesi için.

Efes, saçlarını okuduğu bir fantastik serinin etkisinde kaldığı için boyadığını bana anlatalı çok uzun zaman olmuştu. Kırık Bir Kalp serisindeki Evangeline karakterinin saçları pembeymiş. Onun aşık olduğu Jacks karakterine kendisi de aşık olduğundan kendi Jacks’ini bulma umuduyla saçlarını pembeye nasıl boyadığını anlatmıştı. Yani Eylem’in saçmaladığı gibi Kaan’ın ilgisini çekmek gibi bir amacı yoktu.

“Komik olma Eylem.” dedim düz bir sesle. “Kimse böyle bir şey için biriyle arkadaş olmaz.”

Yüzüne hain bir gülümseme yerleşti. Kaan annemle ilgili ses kaydımı paylaştığı günden beri eskiden arkadaşım olan bu kızın yüzünden hiç eksik etmediği bir gülümseme çeşidiydi bu gülümseme. Ben neredeyse her zaman Eylem’i görmezden gelmiştim bu zamana kadar. Hayatımda alışmak için debelendiğim onca şey oluyorken o zamanlar bir de bu kızla uğraşamazdım.

Şimdi de aklım fikrim abimin ne zaman uyanıp kendine geleceğini düşünmekle dolup taşıyorken onunla uğraşmak istediğimden pek emin değildim. Bu yüzden Efes’i de tutup ikimizi de buradan uzaklaştıracaktım. Ta ki Eylem yerimde donup kalmama neden olacak şeyi söyleyene kadar.

“Ben olmuştum. Seninle yani.” Güldü. “Kaan’a yakın olmak için arkadaş olmuştum.”

Önce dediği şeyi duyamadım. Sonra da anlayamadım.

“Ne?” diye şaşkınlıkla soludum.

“Kaan ile hep kavga etseniz de her zaman Arın’dan sonra en yakın olduğu kişi sendin.” dedi pişkin bir sırıtışla.

Efes ne hissedeceğini bilemez gibi bir bakışla ikimizin arasında dolaştırdı gözlerini. Melis ise konuşmalarımıza katılmıyor öylece Eylem’in arkasında durup sırıtıyordu.

“Üç sene arkadaşlık yaptık.” dedim söylediklerine inanamayarak. “Saçmalama.”

Gürültülü bir kahkaha attı. “İnan bana Rüya benim için işkence gibi geçen bir üç seneydi.”

Gözümün tam olarak hangi noktada kararıp Eylem’in saçlarını elime doladığımdan emin değilim. Söylediklerini işittikten sonra kendimi bir anda onun üzerine atlarken bulmuştum.

Eylem çığlık atarak kendini elimden kurtarmaya çalıştığında saçlarını kökünden kavrayıp başını yere doğru eğdim.

O sırada Melis benim kolumu tırmalayarak arkadaşını kurtarmaya çalışmıştı ama Efes de anında devreye girip beni Melis’in elinde kurtardı.

“O kadar pisliksin ki!” diyerek kafasını biraz daha eğdim canı acısın diye.

“Rüya bırak!” diye çığlık attığında sesi koridorda yankılandı. Hocalar bizi yakalamadan bu işi bitirmek ve buradan uzaklaşmak istiyordum ama elimde değildi, elimin altındaki bu kızın yüzünü parçalamak istiyordum.

Biri beni arkadan ittirdiğinde saçlarını tuttuğum elim gevşedi. Eylem de bunu fırsat bilip elimden kurtulduğunda dikkatimi arkamda kavga eden Efes ile Melis’e veremedim. Çünkü Eylem anında saldırı moduna geçmişti.

Uzanıp bu defa benim saçlarımı tutmaya çalıştı ama bir anda yüzüne sert bir tokat attım içimdeki hayal kırıklığını gerçek anlamda yüzüne vurmak istercesine.

Bu sene aramız bozulsa ve bana ihanet etmiş olsa da öncesinde arkadaştık. Birbirimizin evinde yatıya kalmış birlikte onlarca şey yapmıştık. Aslında bu arkadaşlığın bir yalan olduğunu o zamanlar arkadaşım olduğunu düşündüğüm bu kızdan duymak sarsıcıydı.

Kendimi tutamdan öfkeyle omzuna bir yumruk attım ve acıyla verdiği saniyelik boşluğu yeniden saçlarını elime dolayarak doldurdum.

Ağzımı açıp ona ne kadar iğrenç biri olduğunu haykırmak istiyordum. Hayal kırıklığımı ve yalanlarını onun boğazına dolamak istiyordum ama dilimin ucuna tek bir kelime bile gelmedi. Sanırım bazı insanlar karşısında kelimelerin anlamsız kalmasıyla ne demek istediklerini şimdi anlıyordum. Kurmak istediğim onca cümleye rağmen Eylem’e söyleyeceğim tek bir kelimem bile yoktu.

“Melek!”

Arın’ın sesi ardından elleri anında belime dolandığında beni geri çekerken tiksintiyle izlediğim kızın saçları da benimle birlikte geldi. Eylem ağlar gibi bir ses çıkardı.

“Pembeli bırak şu kızı!” diye bağıran abimi duydum. Ama onlara odaklanamadan sevgilimin eli Eylem’in saçına doladığım elimin üstüne dokundu.

“Güzelim bırak kızın saçlarını hadi.”

Bana ne der gibi omuz silktim.

“Meleğim hadi güzelim.”

Arın sımsıkı birleştirdiğim parmaklarımı ayırdığında Eylem anında yerde sürünerek benden uzaklaştı ve hemen ardından ayağa kalktı.

“Bir daha yanıma yaklaşmayı bile geçtim benimle göz göze dahi gelirsen kimse elimden alamaz seni.” dedim buz gibi bir sesle. Bunca sene kandırılmış olmanın öfkesi yakıyordu içimi.

Eylem arkadaşını bir an bile düşünmeden koşarak uzaklaştı bizden. Efes bunu görünce alayla gülerek Melis’i bıraktı.

“Kaçarsınız işte böyle!” diye arkalarından neşeli bir nida attı.

“Size inanamıyorum gerçekten.” diye homurdandı Kaan kucağında hala Efes’i tutarken. Efes kafasını arkaya çevirince bir an ikisi de dondu. Çökmüş ruh halimden sıyrılarak kıkırdadım ve hala Kaan gibi beni tutmaya devam eden sevgilime baktım.

Kaan ile Efes aynı anda sahte bir tiksintiyle birbirlerini ittiler.

“Çok tatlı değiller mi?” diye fısıldadım sessizce.

Arın sırıtarak burnunu burnuma sürttü. “Kavga ederken gördüğüm sen her şeyden daha tatlı meleğim.”

Gülümsedim. Asıl o tatlıydı. Neyse. Yeniden âşık olmaya gerek yoktu şimdi.

***

“Çek şu elini!” diye sinirle önümdeki eli ittirdim. Ama hayatım boyunca belki de en gıcık olduğum bu insan utanmadan çikolata parçacıklı kurabiyelerimi tepsiden çalıp çalıp kaçıyordu.

“Eren!” diye bağırdım bir kez daha. “Yeme diyorum sana!”

“Güzel yapmışsın ama Şam şeytanı ne yapabilirim?” dedi utanmadan bir de gevşek bir sırıtmayla. Homurdandım.

“Göstereceğim sana ben Şam şeytanını.”

Yani bu çocuğun tam da şu an evimdeki varlığını sorguluyordum. Ece abla abimi görmek için geldiğinde tam olarak neden yalnız gelmeyi tercih etmemişti de gereksiz abisi Eren ile karşımda Kaan ile aşırı sinir bozucu bir samimiyete sahip olan abisi Eray’ı da getirmişti?

Eray neyseydi bir yerde, çocuğun bana karıştığı yoktu ama şu Eren’i bir elime geçirirsem var ya! Geldiğinden beri sinir edip durmuştu beni.

Okuldan gelir gelmez kendimi mutfağa atmıştım. Kaan’ı da yanımda sürüklemiş onunla sohbet ederken aynı zamanda Onur abim için kıymalı böreğimi hemencecik hazırlamaya koyulmuştum. Onu fırına atıp hastanede çalışan ve Onur abimle ilgilenen artık resmen kanka olduğumuz ablalar ve abiler için de bir farklılık olsun diye kurabiye yapmak için de işe girişmişken Ece abla ve onun abileri gelmişti eve. O zamandan beri yanımda olan Eren gıcığı da işte bir rahat vermemişti bana.

Yaptığım kurabiye hamuruna laf etmiş, böreğimi yaktığımı iddia etmişti. Tabii ki börek ve yakmak ile ilgili farklı travmalara sahip olduğum için anlık bir kalp krizi geçirmiştim onun yüzünden. Neyse ki böreğime bir şey olmamıştı ve Onur abim için hazırlardı.

Ama sonra bu gıcık herif böreklerimden yemeye çalışmıştı. Aklıma yine gelince sinirle dişlerimi birbirine geçirdim. Mert abim elimden zor almıştı o gıcığı gerçekten. Az kalsın katil oluyordum.

“Kabus gerçekten harika koktu bize de birer tane versene.”

Eren’e öfkeli bir yan bakış atıp canım abim ile Eray abiye tattırmak üzere birkaç kurabiyeyi tabağa kodum. Süt ile güzel gideceğinden dolaba yönelmişken Eren’in sinirle söylendiğini duydum.

“Ben alınca niye dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyorsun sen acaba?”

“Seni sevmediğimden olabilir mi acaba?”

Somurtmasını umursamadan yanından geçip üç bardağa süt koydum. Birini Eren’in yumruklamak istediğim yüzüne bakmadan önüne ittirirken diğer ikisini Eray abi ile Kaan’ın önüne koydum. Eren sırıtarak kurabiye tabağıyla birlikte masaya Kaanların yanına geçti.

“Bakın işte Şam şeytanı da olsa içinde ufacık vicdan varmış.”

“Eren kaşınma bence kardeşim.” dedi Eray gülerek. “Belanı bulacaksın sonra.”

İkisini de umursamadım ve dolaptan iki büyük kap çıkardım. Önce kurabiyeleri tepsiden çıkarıp yerleştirmeye başladım. Aslında bir tabak da Mert abimlere götürmek isterdim ama kendisi sevgili ile yukarıdaydı uzun süredir. Artık her ne yapıyorlarsa yanlarına çıkıp görmek istemeyeceğim şeylerle güzel gözlerimi bozma riskine giremezdim.

Gerçi şimdi Eren ve Eray abinin içine kurt düşürüp onları yukarı yollayabilirdim. Çünkü yani benim abimin sevgilisi niye oluyordu? Hayırdır yani? Ama sonra Mert abim ponçik ve sevgi dolu bir adam olduğunu hatırladım bu yüzden ne yazık ki bu şeytanlıktan vazgeçtim. Acaba Eren yersizin dediği gibi Şam şeytanı olabilir miydim biraz?

Boşalan kurabiye tepsisini kenara kaldırırken daha neler diye düşündüm. Sonuçta baldan tatlı, yanaklarını ısırmak istediğim erkek arkadaşım bana melek diyordu. Şeytan falan ayıp olurdu bence bana. Gerçi şimdi düşününce şeytanın da eskiden bir melek olduğu gerçeği geldi aklıma. Kaşlarımı çattım. Acaba bu Arın bana melek derken aslında şeytan mı demek istiyordu?

Sinirle telefonumu cebimden çıkarıp Arın’a yazmak için uygulamaya girdim.

Ben: Arın sen bana şeytan mı diyorsun?!

Anında mesajıma cevap geldiğinde sırıttım.

Bukalemun: Yok öyle bir şey güzel meleğim nereden çıkardın?

Bana hastanede Rapunzel masalını, daha doğrusu bildiği tüm masalları karıştırıp bambaşka bir masalı, anlattıktan sonra ilk işim onu Bukalemun diye kaydetmek olmuştu. Hem sevgili olduğumuz gün oyundan kazandığım peluş bukalemun da bana Arın’ı hatırlatıyordu. Bence ismi ona çok uymuştu.

Ben: Bana melek diyorsun ya sen

Ben: Ama şeytan da bir melektir ya

Ben: Arın sen bana şeytan mı diyorsun??

Yine anında cevap geldi.

Bukalemun: Sevgilim sen cennetten kovulmayacak kadar muhteşem bir meleksin. Sen cennetin ta kendisisin.

Gülümsedim. Şapşaldı bu çocuk ya!

Cevabıyla tatmin olduğumdan ona bir sürü kalpli çiçekli emoji yolladım kocaman bir gülümsemeyle. İki saniyede aklımı alıp yüzüme kocaman gülümseler yerleştirip içimdeki sincaplarım ponçik ponçik koşturmasına neden oluyordu. Sırıtarak telefonu cebime koyup fırının önünde adımladım. Eren’in yanından geçerken de kulağına eğilip “Senin sütüne zehir koydum.” diye mırıldandım. Ağzına götürdüğü bardak saniyelik de olsa duraksayınca zevkle kahkaha attım.

“Ruh hastası bela.” diye söylendi.

Ona bir cevap vermeden börek tepsisine uzandım. Ama fırından yeni çıktığı için tepsi aşırı sıcaktı. Elim yandığından “Ah!” diye bağırarak hemen elimi geri çektim.

Kaan anında yerinden fırladı. “Rüyam iyi misin? Ne oldu?”

Erenler de telaşla bize dönünce utanarak “İyiyim iyiyim.” dedim sakin olsunlar diye. “Bir şey yok sadece tepsi sıcakmış parmağımın ucu yandı azıcık.”

Kaan hemen elimi tutup bir şey olmuş mu diye kontrol etmeye çalıştı. Bu tatlı telaşı karşısında gülümsememi durduramadım. Benim için endişelenmesi çok sevimliydi.

“Bir şeyim yok gerçekten abicim.” dedim tatlı bir sesle. Bir şey olmadığına kendisi de emin olmuş olacak ki kafasını kaldırıp gülümsedi. Sonra da fırın eldivenini eline geçirip yüzüme alaylı bir bakış attı.

“Sıcak fırına çıplak elimizle dokunmuyoruz değil mi Rüyacığım?” derken sesi bir ilkokul öğrencisiyle konuşur gibi çıkmıştı. Gözlerimi devirdim. Aman ne var? Arın’ı düşündüğümden dikkat etmemiştim işte. Hem bir şey de olmamıştı ki.

“Bize bu kurabiyeleri yedirince biz de senin becerikli olduğunu sanma hatasına düşmüştük bela.”

Sinirle Eren gıcığının üstüne yürüdüm. “Bak seni balkondan sallandırırım oğlum! Çık mutfağımdan!” diye bağırdım sinirle. En sonunda tepemi attırmıştı işte. Kahkaha atarak yerinden fırladı ve kapıya koşturdu ama kapıdan çıkmadı. Kocaman adamdı yahu bu! Kaan hatta Onur bile beni bu kadar çıldırtmıyordu.

“Sen bana ne yapabilirsin ki bücür?”

Benim bir cevap vermeme gerek kalmadan hemen arkasında kutlu bir insan belirdi. Canım balım Mert abim!

“Seni balkondan sallandırmama yardımcı olur Erencim.” dedi abim sert bir sesle.

Eren’in sırıtışı kısa bir anlığına yüzünde donunca güldüm. Ama kendini hızlı toparlayıp arkasına döndü. “Ben de sizin Ece’yle saatlerdir ortadan kaybolduğunuzu Ediz abime söylesem bence sen de aynı balkondan benimle birlikte sallanırsın.”

Demek tek fark eden ben değildim! Saatlerdir ifadesi biraz abartı olsa da uzun bir süredir ortada olmadıkları bir gerçekti.

Kaan börek tepsisini tezgaha koyarken Mert abim Eren’in tehdit dolu cümlesini umursamadan yanından geçti ve yanıma gelip beni kollarının arasına aldı. Onun ardından Ece abla da mutfağa girdi, girerken de abisinin kolunu sinirle cimciklemeyi ihmal etmemişti.

Gülümseyerek kafamı abimin göğsüne yasladım. Bir de azıcık, çok azıcık ama, Ece ablayı kıskanıp ona gıcık olduğum için abimin koca gövdesine kollarımı sardım. Görsün diye de abartı hareketler yapmayı ihmal etmedim. Ne vardı canım? Benim abim değil miydi? İstediğim gibi sarılırdım işte.

Mert abim amacımı anladığını belli edercesine gülüp kollarını sıkılaştırdı. Ben de onun kardeşiydim işte.

Ece abla bize sıcak bir gülümsemeyle bakıp Eray abinin yanına geçip oturdu. Tamam tatlı kızdı falan ama abimi de hemencecik ona verecek değildim. Bir kere ben yeni bulmuştum onu. Öyle hemen sevgiliye gitmek yoktu.

“Gitmek için hazır mısınız çocuklar?” diye sordu Mert abim.

“Bu Şam şeytanı dünden hazır baksanıza şu gözlere.”

Eren utanmadan yine bana laf ederken abimden uzaklaşıp ona saldırmak istedim ama Mert abim kollarını sıkıp buna izin vermedi. Eren de fazlasıyla keyif alıyormuş bir şekilde yanımızdan geçip eski yerine oturdu. Bir şey yapamadığımdan sadece dil çıkardım görmedi gerçi. Neyse.

Kaan “Hazırız abi.” dediğinde kafamı ona çevirdim. Yaa. Benim için börekleri kaba yerleştirmişti! Yerdim ama bu çocuğu ben. Ona sevgiyle gülümsediğimi görünce saçımı çekti. Ben de bacağına tekme attım abimin kollarının izin verdiği kadarıyla. Bizim sevgi dolu kardeşliğimiz de buraya kadar sürüyordu işte.

“Rahat durun.” Mert abim koluyla beni sağ tarafına çekip Kaan çıyanından uzaklaştırdı. “Zeynep’e haber vereyim o zaman.”

Zeynep, Onur abimin tüm defterlerinde çizimi olduğu sevgilisi, bizimle hastaneye gelecekti bugün. O da bizim gibi her gün gidiyordu. Bazen denk gelsek de çoğunlukla bizim okulda olduğumuz zamanlar gidiyordu. Onur abimin arkadaşları da geliyordu ama çok kalabalık olmaması için hemen gitmek zorunda kalıyorlardı. Yine de herkesin Onur abim için bu kadar endişe duyması güzel bir şeydi. Seveninin çok olduğunu görmek içimi rahatlatıyordu. Gerçi birkaç defa gelen dayımı görmek pek içimi rahatlatan bir şey değildi.

Kendisini en son ben hastanede yatarken görmüştüm. O zamandan beri görüşmemiştik ve bu gelişlerinde de benimle konuşma çabalarını görmezden gelmiştim. Zaten yine aylarca görmezden geleceği yeğeniyle konuşmasına gerek yoktu.

Geliyor, abime bakıyor bazen neden orada olmaya devam ettiğini sorguladığım annemle konuşuyor en sonunda babamla birkaç dakikalık görüşme yapıp gidiyordu. Babama hala saygı duyuyordu ama niyeyse bize karşı hissettiği ailevi duygu bu kadardı. Sadece babama saygı duyuyordu. Gerisi onda yoktu. Annemin kardeşiydi işte. Kendisinden hiç beklentim yoktu uzun zamandır.

Hem benim bir tanecik Sinco’su olan amcam vardı. O hepimize yeterdi. Gerçi Onur abim yaralandıktan sonra buraya henüz gelmemişti. Babam bu yüzden fazlasıyla endişeliydi her ne kadar saklamaya çalışsa da.

Amcama ulaşamıyor muydu yoksa Bursa’da sıkıntılar mı vardı pek bilmiyordum. Babam kötü bir şey olmadığına ısrar ediyor ve bizi geçiştiriyordu ama bir şeyler olduğunu ben de Kaan da biliyorduk. Yine de babam fazlasıyla yorgun, üzgün ve diğer her şeyin yanında fazlasıyla endişeli olduğu için onun üstüne gitmiyorduk. Hem oğluyla hem de kardeşiyle ilgili sıkıntılarının olması onu yeterince yıpratıyordu.

Bu süreçte bizim gibi fazlasıyla yıpranan bir diğer kişi de Zeynep olmuştu. Onur abimin kazasını ve iyileşme sürecini güç bela kaldırıyordu. Onu her gördüğümde göz pınarları kuru olsa da gözlerinin içi kıpkırmızı oluyordu. Pek belli etmemeye çalışmasına rağmen hepimiz ne kadar üzgün olduğunu biliyorduk.

Kendisini bu hastaneye gidiş gelişlerimizde tanıma şansı bulmuştum. Daha önce görmüş olsam da birbirimizi tanımaya yönelik buluşmalarımız olmamıştı hiç. Eve babamla tanışmak için akşam yemeğine geldiği zaman biz Kaan ile okulun balosuna gitmiştik mesela. Babamdan zar zor bin bir kan, ter ve gözyaşıyla aldığım izinle tabii ki baloya gitmiştik o gece bu yüzden o akşamki tanışmayı kaçırmıştık. Ama hastanede ara ara sohbet etme şansımız olmuştu.

Kendisi de Onur abim gibi hukuk öğrencisiydi. Ve Onur abimin aksine bence tam bir hak hukuk adalet insanıydı. Onur abimin sevdiği kişileri kayıracağına dair inancım tam olsa da Zeynep’in öyle olduğunu sanmıyordum.

Ayrıca çok kafa kızdı. Tıpkı Onur abim gibi eğlenceli olduğunu düşünüyordum. Gerçi malum şartlar altında eğlenecek bir şeyler yapma isteğimiz olmamıştı ama olsaydı eğleneceğimizi biliyordum.

Mert abim telefonla konuşmak için bizden uzaklaştığında Kaan’ın yanına iki adımla yaklaşıp kafamı abimin omzuna yasladım.

“Kaan?”

“Efendim abim?” Parmağı serçe parmağıma dolandı sakince.

“Sence Onur abim bu akşam uyanır mı?”

“Uyanır bence.” dedi hüzünlü bir sessizlikle.

Dudaklarımı büküp sesli bir iç çektim.

“Bence artık uyansın, ben onu çok özledim.”

“Ben de çok özledim Kâbusum.”

Kaan kolunu arkamdan geçirip beni kendine çekti. Boştaki kolumu Kaan’a sardım ben de ona sarılmak için. Ondan destek almak aynı şekilde ona destek vermek çok güzel bir duyguydu. Zamanında her konuda birbirimizin burnundan getirmeye yemin ettiğimiz için Kaan ile bu halde olacağımızı hiç düşünmemiştim ama insanın her koşulda sırtını yaslayacağı birinin olması çok güzel bir histi. Her zaman ben nasıl onu koruyup kollayacaksam o da beni koruyup kollayacaktı. İnanılmaz bir güven hissettiriyordu.

“İyi ki varsın Kaan.” Sesim fısıltı gibi çıksa da beni duyduğunu biliyordum. Uzanıp saçımın ucunu çekti yavaşça.

“İyi ki varsın Rüya.”

 

 

***

Hellllüüüüüü

Nasılsınız canlarım?

Tatiliniz nasıl geçiyor?

Bölümü beğendiniz mi?

Onur'u çok özlediniz biliyorum ve kavuşmanıza çoooook azıcık kaldı.

Onur'un iyi olup olmayacağını merak ediyordunuz ama bazı okuyucularım Onur'a kıyamayacağımı biliyordu vdhsbvjksbvjkbdvbd yorumlarda gördüm birkaç kişi Onur yazarın favorisi ona bir şey olmaz diyordu jfdbvdbvvbdbv

Doğru ama Onur'a nasıl kıyabilirimmmm???? Asla bir şey yapamam bebeğime o yüzden kavuşalım bakalım yakında

Rüya'nın Onur uyanmadıkça huysuz bir bebeğe dönüşmesi?

Kaan ile Rüya kardeşliği???

Sanırım hepimiz onların serçe parmak tutunmalarına eriyip bitiyoruz?

Arın ile Rüya ilişkisi???

Sizce abiler ve Demir Arın ile Rüya'yı öğrendiğinde tepkileri ne olacak?

Meriç, Özgür, Efes ve Alper'in arkadaşlığı?

Bu ekibi seviyor musunuz?

Eylem'in yüzsüzlüğü ve Rüya'nın onu dövmesi?

Efes ile Rüya arkadaşlığı?

Efes ile Kaan sürtüşmeleri?

Ece'nin abisi Eren??? Sürekli Rüya'yla birbirlerine giriyorlar?

Mert ile Rüya kardeşliği?

Bölümde en sevdiğiniz sahne hangisiydi?

 

Ballar gelecek bölüm de hazır sayılır sınır dolar dolmaz atacağım bölümü haberiniz olsun <3

Çooooookça öpüldünüz ve seviliyorsunuz -kırmızı kalp, siyah kedi-

 

 

 

 

Bölüm : 26.01.2026 13:45 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...