10. Bölüm

Bölüm 10

Büşra Soyalp
bkuzgun

Selammm sevgili Kızıl Saçlı Kara Kedi ailesi umarım gününüz güzel geçiyordur <3

Lütfen bölüme oy vermeyi eksik etmeyin. Yorum neyse de oy vermek çok zor bir şey değil, dikkat edelim lütfen.

Keyifli okumalar bebekler <3

 

***

Sonunda gece olduğunda aptalca ama basit bir plan oluşturmuştum kafamda. Herkes uyuduktan sonra buradan çıkıp eski evime gidecektim. Evet, evim tamamen yanmıştı biliyorum ama içindekiler yanmıştı sadece, sonuçta evin kendisi hala yerli yerinde duruyordu. Oraya gidince üst kattaki odalardan birinde geceyi atlatırdım sabah olunca rahatlardım zaten. Komşulardan birinde kalmayı rica ederdim makul bir saatte. Saat bu kadar geç olmasa belki şimdi bile birinin evine gidebilirdim ama ne yazık ki insanları rahatsız edemeyeceğim kadar geç bir vakitti. Planımdaki tek sorun buradan bu vakitte evime nasıl gideceğimdi. Hiç param yoktu ve otobüslerin de bu saatte çalıştığını pek sanmıyordum zaten. Belki yürümek o kadar uzun sürmezdi çok uzak değildi zaten buradan.

Ofladım. Kendimi kandırmanın bir anlamı yoktu. Buradan çok uzaktı. Ama yine de gitmeye kararlıydım.

Dünyadaki en iyi plan değildi ama buradan gidip bu geceyi bir şekilde atlattıktan sonra gerisini düşünebilirdim. Çünkü daha fazla bu insanlarla kalamazdım. Daha fazla Kaan ile kalamazdım çünkü yapamıyordum. Onlar benim ailem değillerdi ve onlarla aile olamazdım.

Bu yüzden tek çare gitmekti.

Sesli bir nefes verip montumu giydim ve birkaç kıyafet ile acil lazım olabilecek şeyleri yerleştirdiğim okul çantamı sırtıma taktım. Ayakkabılarımı da elime alıp sessizce odamın kapısını açtım.

En son uyumaya Onur gitmişti ve bu yarım saat önceydi. Kardeşler olarak dördümüzün de odası bu kattaydı bu yüzden onlar odalarına geçerken onları duymuştum. Demir ise onlardan çok önce üst kattaki odasına gitmişti.

Her taraf karanlık olduğundan elimi duvara yasladım ve düşmemek için yavaş yavaş adımlamaya dikkat ederek merdivenlerden indim. Bu esnada gözüm karanlığa biraz alışmıştı zaten.

Sessiz evde duyduğum tek şey gerginlikle alıp verdiğim nefeslerimdi. Ama bu iyi bir şeydi çünkü bu evden kaçışımı oldukça kolaylaştırıyordu.

Merdivenlerden inmeyi sonunda başardığımda hızla kapıya gittim ve kapının koluna tutunduğum gibi çok ama çok sessiz bir şekilde aşağı indirdim.

Kapı açılmadı. Elimi kilide attığımda üstünde anahtarı da yoktu. Kalbim bu gerginliği fazla bulduğundan olsa gerek hızlanmaya başladı. Telaşla bir kez daha kolu aşağı indirdim.

Tam o sırada etraf aydınlandı ve kulağımda bir anahtar sesi yankılandı.

"Bunu mu arıyorsun?"

Yutkunarak arkamı döndüm.

Demir üstüne geçirdiği komik baba pijama takımıyla bile korkutucu görünerek omzunu duvara yaslamış elindeki anahtarı sallayarak bana bakıyordu. Yüzündeki gülümseme 'Bunu yapacağını biliyordum.' der gibiydi.

Öylece yüzüne baktım. Yakalanmayı asla beklemiyordum. Bu yüzden ne diyeceğimi bilemedim.

Yüzündeki gülümsemeyi sildi ve doğruldu.

"Ayakkabılarını ve çantanı kenara bırak Rüya." dedi normal bir sesle. Normal davranıyordu, kızmamıştı ama bu şekilde her şey daha korkunçtu.

Bir şey demeden ayakkabıları yere fırlatır gibi atıp çantamı sırtımdan çıkararak yere koydum.

"Montunu da vestiyere as."

O kadar sakindi ki bu beni çok ama çok gerdi. Kızmasını veya bağırmasını bile tercih ederdim şu anda. Ama sanki normal bir günde her zamanki saatimde eve gelmişim gibi davranıyordu.

Montumu vestiyere astım ve ona dönerek sıradaki komutunu bekledim. Bir şey demeden birkaç saniye yüzüme baktı. Ne düşündüğü asla yüzünden belli olmuyordu.

En sonunda birkaç adım gerileyip eliyle mutfak kapısını işaret etti.

"Düş önüme."

Sessizce dediğini yaptım. Ben önde o arkada mutfağa girdik. Bir eliyle oturmamı işaret ederken kendisi buzdolabının kapağını açtı.

"Ne yapıyordun Rüya?"

Bir süt kutusu çıkarıp tezgaha koydu. Ardından dolaptan bir cezve çıkardı.

"Cevap vermeyecek misin?"

"Ben..." diye başladım cümleye ama devamı gelmedi cümlemin. Tıkanmış hissediyordum.

"Evet?"

Bir şey diyemedim. Demir ise cezveye sütü doldurup ocağın üstüne yerleştirdi. Ardından bana döndü.

Bir anda gözleriyle denk düşmeyi beklemediğim için irkildim.

"Gecenin bu saatinde nereye gidecektin Rüya?"

Sesi yine çok sakin çıkmıştı ama artık kızdığını anlayabiliyordum bakışlarından. Çok ama çok kızmıştı.

"Evime." diye mırıldandım sessizce.

Başka nereye gidebilirdim ki? Bir insanın evine gitmeyi istemesinden doğal ne olabilirdi?

"Evine gidecektin." diye tekrar etti cümlemi kafasını sallayarak. "Gecenin bu saatinde gizlice kaçıp kapısı penceresi dahi olmayan evine gidecektin demek."

Dişlerimi dudağıma geçirdim. O böyle söyleyince şimdi kulağa daha da aptalca gelmişti.

"Söyle bakalım nasıl gitmeyi düşünüyordun?"

Bana yeniden arkasını dönüp sütle ilgilenmeye başlayınca sessiz bir nefes verdim. O bana dik dik bakarken kıpırdamadan durmak çok zordu.

"Yürüyerek." diye mırıldanarak cevapladım sorusunu bu defa. Bir an duraksadı. Fakat bir şey demeden kaynayan sütü çıkardığı bardaklara doldurdu.

Ben kaskatı bir gerginlikle bana bir şeyler söylemesini beklerken o bardaklarımızı doldurup cezveyi suya tuttu.

Sonunda "Doğru anlamış mıyım bana söyle." diyerek bardaklardan birini benim önüme ötekini kendi önüne koyup tam karşıma oturdu. Sırtını rahatça sandalyesine yaslarken ellerini önünde birleştirmişti. Bakışları ise doğrudan kendisinden bana geçen yeşil gözlerimdeydi. "Gecenin bu saatinde hepimiz uyurken bize haber bile vermeden ne kadar uzaklıkta olduğu belli olmayan evine, ki orası artık bir ev bile değil, yürüyerek gidecektin. Doğru anlamış mıyım?"

Onayladım utanarak. Evden çıkmaya çalışırken bana çok mantıklı gelmişti.

"Neden?"

Kaşlarımı çattım.

Neden mi?

"Çünkü siz beni istemiyorsunuz, ben de sizinle burada kalmayı istemiyorum." dedim sonunda sesimi bulup. Sanırım karşısında korkusuzca konuşabilmem için sinirlenmem gerekiyordu.

Ellerini çözerek masaya yaklaştı. Yüzündeki boşluk gitmişti, artık daha normal bakıyordu.

"Lütfen sütünü iç." dedi. "Rahatlamana yardımcı olur."

Huysuzca "Ben rahatım zaten." desem de uzanıp ısıttığı sütü yudumladım yavaşça.

"Bak Rüya, bu şekilde hissetmen çoğunlukla benim suçum." Sesli bir nefes verdi. "Bir baba olarak sen bu eve geldiğin ilk gün bu konuşmayı yapmış olmalıydım aslında. Ama anlarsın ki ben de şok içindeydim."

Yeşil gözleri hüzne boğulmuş gibi parıltısını kaybetti.

"Elbette bu bir bahane değil fakat bir çocuğumun daha olduğunu öğrenmek bile büyük bir şok yaşatmışken bana bunu hastanede sen günlerce yaralı bir şekilde uyurken öğrenmiş olmak çok daha ağırdı. Bu yüzden eve döndüğümüzde bile kendime gelememem bundandı."

Sütünden bir yudum aldı. Onu izlerken onun da ne kadar gerilmiş olduğunu yeni yeni fark ediyordum. Aynı benim gibi o da benim karşımda ne yapacağını bilemiyor gibiydi.

Dudaklarımın titremesini engellemek istercesine ılık sütümden bir yudum da ben aldım.

"Evet, bugün seni telefonda konuşurken duydum ve bu benim kendime gelmemi sağladı çünkü küçük bir çocuk gibi eğer seni görmezsem burada olmayacağını sanıyordum ama ben bir çocuk değilim. Sen çocuksun ben babayım. Bunu çoktan anlamış olmam gerekirdi. Özür dilerim."

Özrünü beklemediğimden şaşkınlıkla yüzüne baktım. Bana kızmasını bekliyorken nerelere gelmiştik yahu.

Ama aslında onu anlıyordum biraz sanırım. O da benim gibi şaşkındı. Ne yapacağını bilemiyordu.

"Ve sen benim kızımsın." Bunu söylerken sanki kendisi bile şu an bunun farkına varıyor gibi bir hali vardı. Yeşil gözlerini masaya dikmişti ama buradan çok uzakta bir yerlerde görünüyordu. "Benim canımdan, kanımdansın ben de bundan sonra hak ettiğin gibi bir baba olacağım. Senin baban olacağım."

Buruk bir gülümseme yerleşti dudaklarıma.

Ne yazık ki ona inanmıyordum. Bunu isteyebilir ve gerçekten deneyebilirdi de fakat bunca sene geçmişken ve özellikle Kaan ile birbirimizden bu kadar nefret ediyorken benden onlara aile falan olmazdı. Hem zaten ben kendi ailem tarafından bile sevilmemiştim, üç günlük insanlar mı beni sevecekti?

Bir süre ikimiz de Demir'in söylediklerini sindirebilmek için sessizce bardaklarımızı yudumladık. Dakikalar geçtikçe vücudumdaki gerginlik gerçekten azalmıştı dediği gibi. Lakin tamamen geçmiş değildi. Çünkü eninde sonunda bu geceki evden kaçış teşebbüsüme sıra geleceğini biliyordum.

"Geldiğinden günden beri yüzüne bakamadığım için de özür dilerim." Sanki o günleri affettirmek istercesine yüzüme bakmaya başladı. "Çok güzelsin." diye ekledi gülümseyerek.

Yanaklarımın kızardığını hissettim. Utanç bana çok uzak bir duyguydu ve bir şeylerden çok nadiren utanırdım fakat utandığımda ise o kadar kızarırdım ki yüzümdeki çiller bile kendini belli ederdi.

Şu anda da o şekilde kızardığıma, bir domatese döndüğüme emindim.

"Ve Rüya, seni bırakmayacağımdan emin olabilirsin. Eğer olur da annen olacak kadın senin için geri dönerse seni ona vermem." Annen derken yüzünde beliren nefret yutkunmama sebep oldu. Annemden gerçekten ama gerçekten nefret ediyordu. "Sezgin bey ise..." Duraksadım babamın adını duyunca. Kalbim sızladı. "Seni üzmek istemiyorum ama ne yazık ki açık olmalıyım. Sezgin bey bunca sene sana babalık yapmış. Üzerinde emeği olmuş. Bu yüzden eğer seninle görüşmekte ısrarcı olsaydı onunla görüşmenize izin verirdim. Birlikte bir program oluşturup biraz onunla biraz da bizimle vakit geçirirdin. Fakat o bu hakkından vazgeçmeyi talep etti."

Dolan gözlerimi yere indirdim. Demir o kadar nazikti ki sırf üzülmeyeyim diye baban senden vazgeçti dememişti. Halbuki doğru olan şey buydu. Babam, babam olmaktan vazgeçmişti.

Demir, dolan gözlerimi fark edince masanın üzerinden uzanıp yanağımı okşadı hafifçe.

"Çok üzgünüm." diye fısıldadı. Sesi gerçekten üzgün çıkıyordu. "İkisinin de bir daha seni üzmesine asla izin vermeyeceğim. Bir daha asla senin üzerinde bir hak iddia edemeyecekler. Sen sadece benim kızımsın."

Böylesi daha iyi mi yoksa daha kötü mü bilmiyordum ama sanırım ben de bundan sonra ne annemi ne de babamı görmek istiyordum. Özellikle babamla yaptığım o telefon konuşmasından sonra artık onlarla bir bağım olsun istemiyordum.

Demir son kez yanağımı okşadı ve elini çekerek yeniden geriye yaslandı. Yan gözle ona bakınca dakikalar önce olan olayı sonunda konuşacağını fark ettim.

"Ve artık gelelim asıl meseleye." dedi sert bir tonla. Oturuşum dikleşti tavrıyla. Sabahtan beri üzgünce konuşan, özürler dileyen o değildi sanki. Otoriter duruşu adamın havasını bile değiştirmişti saniyeler içinde. "Evden kaçmaya çalıştığına inanamıyorum."

Şirince gülümsemeye çalıştım.

"Ama az önce özür diliyordun ne güzel," dedim utanmazca. "Neden açtın ki şimdi bu konuyu?"

Bir an güler gibi oldu ama kendini hızlı toparladı.

"Bir daha sakın ama sakın bunu denemeye bile kalkma. Burası senin evin. Ne olursa olsun, ne kadar tartışmalar veya başka şeyler yaşarsak yaşayalım burası senin evin. Birbirimizi yeni bulmuş olabiliriz ama artık sen de ailemizin bir parçasısın. Bizler de senin aileniz. Siz çocuklar bunu ne kadar kabullenmek istemeseniz de biz buyuz, bir aile. Anlaşıldı mı?"

Sert bakışları altında kafamı sallayarak onayladım.

"Gecenin bir vakti tek başına bir yerlere gitmeye çalıştığını düşündükçe deliriyor gibi hissediyorum. Ya bunu yapacağını anlamasaydım?" Dehşet içinde kafasını iki yana salladı. "Kesinlikle cezalısın Rüya. Cezanın ne olduğuna biraz sakinleştikten sonra doğru bir şekilde karar vereceğim." Durdu ve bana güvenememiş gibi bir bakış attı. "Bir daha asla kaçmaya çalışmayacaksın Rüya."

Oflamamak için kendimi zor tuttum. Kaçmayacağım bir daha anladım. Zaten gidecek hiçbir yerim yoktu. Planımın mantıksız olduğunu ben de fark etmiştim fakat o anki hararetli duygularımla yapabileceğim bir şeymiş gibi gelmişti. Oysa artık yapacağım şeyin saçmalığını görebiliyordum.

Hala dik dik bana baktığını fark edince kendimi tutamadan gözlerimi devirdim.

"Tamam, kaçmak yok. Anladım." Yeterince tatmin olmamıştı sözlerimden. Sesli bir nefes verdim. "Söz veriyorum bir daha kaçmaya çalışmayacağım."

Neyse ki verdiğim sözle sonunda ikna oldu da omuzları öne eğildi rahat bir nefes almışçasına.

"Kaan ile aranızdaki kavganın da bitmesini istiyorum." deyince kendimi tutamadan yüzümü buruşturdum. "Bu konuyu onunla yan yanayken konuşacağız zaten ama bu evde daha fazla kavga istemiyorum."

Bu sözleri bir kulağımdan girip ötekinden çıksa da akşam yemeğinde yaşanan bir olayı aklıma düşürdü söyledikleri ve kendimi utanmış hissettim.

"Ben hiç," diye açıklamaya çalıştım kendimi. "Ben okulda hiç Kaan'ı annesi üzerinden vurmaya çalışmadım. Sofrada söylediklerim yalandı yani. Bunu asla yapmam." Her ne kadar Kaan acımadan bana bunu yapsa da.

Yüzünde anlamlı bir gülümseme belirdi.

"Ben tek başıma üç çocuk büyüttüm Rüya. Çocuklarımdan biri diğerinin canını yakmak için yalan konuştuğunda ben bunu anlarım. Sofrada söylediklerinin sebebinin çocukların canını yakmak için olduğunu biliyorum çünkü senin canın yanmıştı. Yalan söylediğini anlamıştım." Öne doğru eğildi hafifçe. "Merak etme, bir daha ne onlar senin canını yakacak ne de sen onlarınkini yakmak isteyeceksin. Biz ne kadar sürerse sürsün olmayı hak ettiğimiz güzel bir aile olacağız."

Bence biraz hayal kuruyordu ama bunu ona söylemedim elbette. Evden kaçma konusunda ucuz yırtmıştım da çok kızmamıştı bu yüzden hemen yanından ayrılmak istiyordum. Gerçi bir ceza vereceğini söylemişti ama aman canım ne cezası verirse versin yine de iyi kurtulmuştum elinden.

"Uyku vakti kaçak. Kalk bakalım."

Ters ters suratına baktım. Kaçak niye demişti ki yani şimdi? Kaçamamıştım zaten işte, gerek var mıydı cidden böyle söylemeye?

Ters bakışlarıma gülerek toparlandı ve bardaklarımızı tezgaha koydu.

"Ben kaçak değilim." diye terslendim sessiz sessiz ve onu mutfakta yalnız bırakıp çıktım hızlıca. Böyle de biraz kaba olmuştu gerçi. İyi geceler falan deseydim bari.

Oflayarak olduğum yerde durdum ve kafamı hafifçe çevirerek "İyi geceler." diye mırıldandım.

Karşılığında duyduğum cümleyle az kalsın yerimde tepinmeye başlayacaktım vallahi.

"İyi geceler kaçak."

***

Ertesi sabah hala aynı evde, aynı odada ve hatta aynı yatağın üzerinde uyanıp biraz kendime gelmeyi başarınca dün gece yapacağım şeyin gerçekliği yüzüme vurmuştu. Demir beni yakalamasa gerçekten kaçacaktım ve bu açıkçası çok korkunçtu. Ben köpeklerden bile korkarım ve gece o saatlerde çocuk halimle çok daha başka şeylerle bile karşı karşıya gelebilirdim. Başıma neler geleceğini asla bilemezdim.

Ama dün her şey üstüme üstüme geliyormuş gibi hissederken yapabileceğim tek şey her şeyi ardımda bırakmakmış gibi hissetmiştim. Kaçarsam geçer gibi gelmişti. Sanırım gerçekten de annemin kızıydım.

Merdivenlerden aşağı indiğini görünce Mert'e gülümsedim hafifçe. Beni fark ettiğinde duraksar gibi oldu.

"Günaydın."

Ama aldığım tek karşılık soğuk bir "Günaydın." oldu. Gülümseme yoktu, her zaman kullandığı sevgi sözcükleri yoktu.

Ağzımdan hah diye bir ses çıktı. Dün gece söylediklerimin üstüneydi bu tepkisi. Kardeşinin arkasında duruyordu. Elbette kardeşinin arkasında duracaktı. Bana yakın olmak istiyormuş gibi davransa da onun için gerçekten bir kardeş olmadığımı şu an çok net bir şekilde görmüştüm. Onun gerçek olan kardeşleri iki taneydi, tüm bana yakın olma çabasını yalandı belli ki.

Ben de onu umursamamaya karar vererek önüme döndüm. Mert'ten hemen önce, sadece Onur'un oturduğu masaya gelmiştim ben de. Demir de uyanmıştı ama henüz gelmemişti kahvaltı masasına.

Birkaç dakika içinde hem Kaan hem de Demir art arda aşağı indiler.

Kaan "Günaydın sevgili ailem!" dedi neşeyle sanki yeni uyanmamış gibi bir enerjiyle. Yüzünü düşürüp bana baktı. "Sana gün aymasına gerek yok kabus."

Öfkeli bir iç çektim. Henüz onunla uğraşacak enerjiye sahip değildim sabah sabah. Fakat kalkıp kafasını masaya geçirdiğimi hayal ettim ve bu biraz daha iyi hissetmeme neden oldu.

Demir de herkese günaydın deyip orta ve işaret parmaklarının arasına burnumu kıstırdı oturmadan hemen önce.

"Sana da günaydın kaçak." dedi alayla. "Seni sofrada bulamayacağımı düşünmüştüm."

Baygınca yüzüne baktım.

"Sabah odama gelip özellikle sofrada olmam gerektiğini sen söyledin ya."

Gerçekten de yapmıştı. Hatta ben onu umursamadan uyumaya devam edince yüzüme bir bardak su boşaltarak uyandırmakla tehdit etmişti. Ben de mecburen bu zorbalamaya dayanamayıp kalkmıştım. Kaan'ın kime çektiği belli oluyordu.

"Evet de herkes hazırlanıyorken yine kaçmaya çalışırsın sanıyordum."

Diğerleri kahvaltılarını yapsa da muhabbetimize çaktırmadan anlamsız bakışlar atmaya başladı.

"Denedim." dedim ters ters suratına bakarak. "Kapı hala kilitliydi."

Kahkaha attı. Resmen benimle eğleniyordu. Cebindeki anahtarı çıkarıp masanın üstüne koydu.

Aslında kaçmaya çalışmamıştım. En azından evden değil, sadece kahvaltıdan. Herkesten önce hazırlanıp okul için erkenden evden çıkmayı düşünüyordum kimseyle denk gelmemek için. Demir ile konuşup anlaşmış olsak da bu hala onlarla aynı yerde bulunmayı istemediğim gerçeğini değiştirmiyordu.

"Kapıyı niye kilitledin baba?"

"Çünkü," yudumladığı çayını masaya bıraktı. "Kardeşiniz dün gece evden kaçmaya çalıştı."

Suratımı astım. Bu insan dışı varlıklara söylemek zorunda mıydı cidden? Tamam yapmıştım öyle bir mallık ama konuyu kapatsak olmaz mıydı yani?

Kimseden ses çıkmayınca tabağıma gömdüğüm kafamı kaldırdım merak ederek.

Soylu kardeşleri o kadar şaşırmışlardı ki bön bön yüzüme bakıyorlardı. Benden böyle bir hareket beklemedikleri açıkça belli oluyordu.

"Ne var be? Ne olmuş yani?"

Vişne reçelinden sürdüğüm ekmeğime onları umursamadan dişlerimi geçirdim.

Demir sessiz sessiz güldü.

"Cidden mi?" diye sordu Kaan ilk kendine gelen kişi olarak. Sonra hüsranla babasına döndü. "Baba ya! Niye engelledin ki?"

Bir tane zeytini parmaklarımın arasına alıp sarı çıyanın yüzüne fırlattım sinirle. Aptal patates.

Tabağına düşen zeytini sırıta sırıta ağzına attı.

"Senin yakalaman şanssızlık olmuş ben olsaydım gitmesine izin verirdim."

Bu defa ters bakışlarımı Onur'a yolladım. Cidden bu masada sevdiğim bir insan bile olmaz mıydı be?

Demir de ikisine aynı benim gibi ters ters baktı.

"Bunu alay konusu yapmanız için söylemedim."

Kaan her zamanki gibi yüz seksen derece dönen ilk kişi oldu tabii ki.

"Affedersin baba."

Alaycı bakışlarımı Kaan patatesine yolladım. Normalde insanlar ana kuzusu olurdu da bunda her şey ters tepmiş bu baba kuzusu olmuştu. Babası ne derse desin her zaman onu mutlu etmeye çalışıyordu.

Dudaklarımı oynatarak 'Ezik.' dedim sessizce ve hemen kafamı tabağıma gömüp onun karşılık vermesini engelledim.

İçimden kötü kadın kahkahası atıyordum.

Bu andan sonra kahvaltı Demir'in çoğunlukla neden kavga etmeyip neden birbirimizle iyi anlaşmamız gerektiği üzerine çok ama çok uzun bir konuşma yapmasıyla geçti. Çoğunlukla onu dinlemedim bile. Ama ne zaman ki konu bize vereceği cezaya geldi işte o zaman ilgiyle kafamı kaldırdım.

Kaan babasının ağzından çıkan her kelimeyi pür dikkat dinlemiş görünüyordu tabii ki.

"Gece boyunca düşündüm taşındım ve İkinize de bir hafta ev cezası vermeye karar verdim." dedi önce bana sonra Kaan'a bakarak. Ev cezası mı? Zaten evden çıktığım yoktu bana koymazdı.

"Ama babacım-"

Demir işaret parmağını kaldırarak oğlunun itirazını yarıda kesti.

"Kesinlikle itiraz istemiyorum. Bir hafta boyunca sadece okula gidip geleceksiniz, dışarı için tüm izinler iptal."

Kaan tüm öfkesini bana çevirdi bir anda. Sanki ben babasına bu cezayı vermesini söylemiştim.

Kaşlarımı çatarak "Önüne dönsene aptal!" demem ve karşılık olarak dizime sert bir tekme yemem bir oldu.

"Ah!" diye bağırarak elimdeki çatalı masaya düşürdüm. "Hayvan mısın beyinsiz?!"

"Kaan!" Demir'in bağırışıyla irkildim. Sinirle oğluna bakıyordu ve bu bakışlar Kaan'ın anında kendine gelmesine neden oldu. "Cezanız iki haftaya uzadı."

"Hayır baba ya!"

Acısı gittikçe azalan bacağımı okşadım yavaşça ve Kaan'ın huysuz suratına baktım onu öldürme isteği ile dolup taşarak. Aptal çıyan! Oh iyi olmuştu işte ona. Tüm planlarını iptal etsin bakalım iki hafta boyunca.

"İtirazların veya hoşlanmadığım bu davranışların devam ederse cezanız daha da uzayacak."

Kaan mecburen itiraz edemeyip hırçın bir şekilde ekmeğe uzandı. Pis pis sırıttım daha da kıl olsun diye ama bunu Onur görmüştü ne yazık ki. O da bana ters bakışlar attı bolca.

Mert'in ise hiç sesi çıkmıyordu. Sessiz sedasız kahvaltısına devam ediyordu. Halbuki kardeşi ceza aldığı için bana laf etmesini bekliyordum ben. O beni görmese de ona da ters ters baktım. Hepsinden nefret ediyordum bunların.

"Gelelim sana."

Kaşlarımı kaldırarak neden bana geldiğimizi sorguladım. Hem ne gerek vardı zaten bana gelmeye.

Sırıttım korkuyla.

"Niye canım?"

"Dün gece kaçmaya çalışmanın da bir cezası olmalı değil mi?"

Gözlerimi çok içten bir şekilde devirdim.

"Bir daha olmayacak demiştim ya ne gerek var cezaya?"

Kaan'ın bana sinsice baktığını gördüm. Bu defa o benim ceza almamı keyifle izliyordu. Halbuki az önceki cezayı da beraber almıştık yani şov yapmasına gerek yoktu.

"Merak etme o kadar zor bir şey değil." Neşeyle gülümsedi. Ki bu gülümseme her zaman gördüğüm o donuk suratına maşallah pek yakışmıştı. Otoriter olayım diye adam bazen gülmeyi unutuyordu sanırım. "Bugünden itibaren her hafta bir gün bize bir tatlı tarifi deneyeceksin. Hem beraber oturup o güzel tatlılarını yerken birbirimize alışırız. Hem de senin de eve alışma sürecinde sana yardımcı olur."

Zor bir şey değil mi? Cidden mi?

"Ya ama ben bilmem ki hiç tatlı yapmayı." diye mızmızlandım. "Nasıl her hafta bir tatlı yapayım?"

Ayrıca eve alışma sürecinde nasıl bana yardımcı olacaktı Allah aşkına? Dolaptaki malzemelerle kaynaşırken ben tabaklarla mı aile olacaktım?

"Merak etme güzelim yardıma her ihtiyacın olduğunda abilerin ve ben sana yardımcı olmak için yanında olacağız."

Demir'in inanarak söyledikleriyle tek tek göz gezdirdim bahsettiği malum şahıslar üzerinde.

"Iy!" diye çemkirdim tiksinerek. "Hiçbirine gerek yok ben hallederim çok sağ ol, çok düşüncelisin."

Demir bana cevap vermek yerine manalı bir şekilde gülümsedi, ki belirtmek isterim bu gülüşü hiç hoşuma gitmedi. O kahvaltısına devam ederken Kaan çıyanı keyifle suratıma suratıma gülüyordu.

Ofladım. O da biliyordu tabii benim mutfakta nasıl cebelleşmeler içine gireceğimi. Ben zamanını mutfakta geçirmeyi seven insanlardan değildim ki! Karnım doysun diye ya yumurta kırmayı bilirdim ya da tost yapmayı. Gerçi şimdi düşününce son tost olayından sonra mutfağı bana bırakmak pek akıl işi değildi.

"Benim mutfaktaki son olayımı hatırlayınca sanki bana böyle bir ceza vermek pek akıl karı değil gibi geldi bana." dedim haylaz bir gülümsemeyle Demir'e bakmaya çalışarak. Kafamı hafifçe eğmiş yeşil gözlerine bakmaya çalışıyordum. Havalı bir ifadeyle tek kaşını kaldırıp alttan bana baktı. "Malum en son mutfağa girdiğimde yangın çıkmıştı."

Ehehheehe diye salakça bir gülüş boğazımdan yukarı tırmandı ama kendimi durdurdum.

Demir söylediğim şeyi doğru bulmuş olacak ki bir anlığına durup düşündü, tam kararından vazgeçtiğini sanıp sevinmek üzereyken kafasını iki yana salladı hızla. Sanki kafasının içinde hangi görüntüler oynamışsa onları gözünün önünden silmek ister gibi sallamıştı.

Sonra üstündeki buz mavisi gömlekle daha da belirgin görünen yeşil gözlerini benim gözlerime dikti. Maalesef benim yeşil gözlerim okulun iğrenç formasında onunki gibi yeterince öne çıkmıyordu.

"Tabağını bitir Rüya." dedi ters bir sesle. Sanırım ya evin içindeyken evimi yakmama ya da bu evi de aynı şekilde yakabilme potansiyelime sinirlenmişti. Ne var canım ben yakarım demiyordum yakabilirim belki diyordum.

"Doydum ben." deyip sandalyemi geriye doğru ittirdim.

Okul buraya aşırı yakın olduğu için dersin başlamasına on dakika falan kalsa bile evden çıksam yetişebilirdim ama Kaan ile aynı anda çıkıp aynı yolu yürümek istemiyordum. Hem dün zaten o beni bırakıp gitmişti erkenden. Bugün de ben onu bıraksam bir şey olmazdı.

"Bekle."

Elini cebine atan Demir'e baktım. Eğer düşündüğüm şeyi yaparsa çok ama çok utanırdım.

"Al." dedi tam olarak düşündüğüm şeyi yaparak. Yanaklarım yanmaya başladı anında. "Bu, bu haftaki okul harçlığın. Dün nakit çekmeyi unuttuğum için verememiştim." Utanarak bir adım geriledim ve elindeki paraya uzanmadım. O sırada o da bana çıkardığı miktarın aynısını Kaan'a da uzattığından geri çekildiğimi görmedi. Tabii Kaan bir hayvan olduğundan babasının elindeki parayı havada kaptı.

"Teşekkürler." dedim cılız bir sesle. "Ama istemiyorum, param var benim."

O kadar utanıyordum ki kaçmak istiyordum hemen. Keşke dün akşamki telefon konuşmamı biraz daha sessiz yapsaydım çünkü Demir gerçekten her bir kelimemi duymuştu. Paramın olmadığını bu yüzden okulda aç kaldığımı babama söylerken beni duymuştu ve şu an böyle bir an yaşanacağını bilsem asla ama asla o evdeyken böyle bir konuşma yapmazdım.

Bir adım gerileyip gitmeye yeltendim ama ciddi bakışlarını üzerimde tuttu.

"Paranın olup olmamasını konuşmuyoruz. Her hafta çocuklarıma harçlık veririm ve sen de benim çocuğumsun. Fazladan paran varsa biriktirebilirsin ama bu parayı alacaksın."

Kafamı iki yana salladım. Yanaklarım çok fena yanıyordu asla gözlerimi diğerlerine çeviremiyordum bile utançtan. Özellikle Kaan'a. Resmen nefret ettiğim çocuğun babasından para alıyordum. Allah’ım canımı tam şu an alabilir misin?

"Teşekkürler ama gerçekten istemiyorum-"

Beni umursamadan elimi tutup parayı avucumun içine bıraktı ve parmaklarımı kapatıp elimin üstünü okşadı hafifçe. Yüzündeki ifade yumuşamıştı.

"Rüya, uzatma güzelim."

Kafamı sallayarak onayladım ve gözlerimi ondan çekerek hızla arkamı döndüm. Elimdeki para sanki bombaymış gibi tutuyordum.

Salondan çıktığımda yaptığım ilk şey parayı vestiyerin üstüne atmak oldu. Asla nefret ettiğim çocuğun babasından para almayacaktım. Asla. Soran olursa çıkarken unuttuğumu söylerdim.

Hala yandığını hissettiğim yanaklarıma hafifçe elimi vurdum ve birine yakalanmamak için hızla montumu giyip çantamı aldığım gibi evden çıktım.

Bu utancı bana yaşattıklarını için annemden de babamdan da nefret ediyordum.

***

Merhaba kedilerimmm haftanız nasıl geçiyor?

Ufaktan Demir Rüya ikilisinin yakınlaşmaları başladı ne düşünüyorsunuz?

Bölüm nasıldı?

Oy vermeyi unutmayın ballar cumaya dek kendinize iyi bakın <3

Bölüm : 10.10.2025 14:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...