
İyi geceler Kızıl Saçlı Kara Kedilerim
Bugün 10k okuma olmamızın şerefine hemen bir sürpriz bölüm paylaşmak istedim çünkü çok mutluyum bu kadar kısa sürede böyle büyümemize <3 Desteğiniz için teşekkür ediyorummm, lütfen bölümleri oylamayı unutmayın.
Ve bu bölüm için sizden bol bol yorum bekliyorumm.
Keyifli okumalar ballarım<3
***
“Kızıl bela!”
Tam sınıfa girerken duyduğum tanıdık sesle kafamı çevirdim. Koridorun sonundaki kaloriferde yanında sürekli gördüğüm arkadaşlarından biriyle duran Meriç yanına gitmem için bana eliyle küçük bir işaret verdi. Formasının üstüne giydiği siyah kolej ceketi ve dağınık saçlarıyla oldukça havalı görünüyordu. Yanındaki çocuk ise Meriç gibi siyahlara bürünmüştü. Fakat Meriç’in yanında çok düzgün duruyordu. Ve biraz… garip.
“Selam.” dedim yanlarına varınca. Koridordaki birkaç kişiyle göz göze gelmiştim yanlarına gidene kadar fakat hepsine ters bakışlar atmayı ihmal etmedim.
“Selam.” dedi Meriç dudağının kenarıyla gülerek. “Rahat vermiyorlar sanırım.” Gözleriyle etrafımızdaki yersiz varlıkları işaret ediyordu. Ofladım.
“Bu okuldan nefret ediyorum.” dedim öfkeyle. “Okula geleli sadece iki gün oldu ama sevgili akranlarımızın alaylı cümlelerine katlanma kotamı bu sabah birinci dersten sonra doldurdum.”
Meriç’in yanındaki çocuğa döndüm sinirimi alt üst eden bu konuyu daha da uzatmamak için. İlgiyle yüzüme bakıyordu. Halbuki beni ilk görüşü değildi çünkü ne kadar birbirimizi tanımasak da bu okulda herkes herkese aşinaydı. Ama o gözlerini yüzüme dikmişti, göz kapakları kırpılmıyordu bile. Rahatsızca yerimde kıpırdandım.
“Senin adın ne?”
“Özgür.”
“Niye öyle yüzüme bakıyorsun? Bu rahatsız edici.”
Meriç ofladı. Bu çocuğun nesi olduğunu sormak için ona dönüyordum ki hiç beklemediğim bir şey oldu ve Özgür denen çocuk koca bir kahkaha patlatarak öne doğru eğildi. Bunu beklemediğimden korkuyla bir adım geri çekildim.
“Sana demiştim!” dedi Meriç’e kahkahalarının arasından. Birkaç cümle daha kurdu ama o kadar çok gülüyordu ki dediği şeylerin yüzde doksanını anlamadım. Koridordakilerin çoğunun ilgisi bize dönmüştü.
“Tuhaf ve rahatsız edicisin.” dedim gözlerimi kısarak.
Meriç gözlerini devirip arkadaşının sırtına dirseğini geçirdi. Özgür acı içinde bağırsa da gülmeyi bırakmadı.
“Bu gerzeğin kusuruna bakma. Yüzüne uzun süre bakarsa seni korkutacağına dair bir iddiaya sahipti.”
Ters ters Özgür’e baktım. Gülüşü yavaşlasa da yüzündeki neşeli sırıtışı olduğu yerde duruyordu. Doğrulup yüzüme çapkın bir bakış attı. En azından çalıştı.
“Selam Rüya.” derken bir kolunu omzuma attı. Yandan hayırdır bakışı attım ama umursamadı. “Seninle birebir tanıştığıma çok memnun oldum. Bu okula geldiğim günden beri sana aşığım.”
Gözlerimi devirip kolunu omzumdan ittirdim. Ciddi olmadığı yüzünden belliydi.
“Oha!”
Çaprazımızdaki kalorifere yaslanmış muhteşem ikiliye çevirdim gözlerimi Kaan’ın bağırışıyla. Arın ile birlikte buraya bakıyorlardı. İkisinin de yüzünde her zaman beni gıcık eden sert ifade vardı. Gerçi ben onların her halinden gıcık oluyordum.
“Ne var?” dedim ters bir sesle. Bu sabahki malum kahvaltıdan bu yana onu ilk görüşümdü. Okula gelir gelmez kendimi sırama atmış ve dört ders boyunca yerimden dahi kalkmamıştım. Ne yazık ki tuvalete gitmem gerekince bu teneffüs kalkmak zorunda kalmıştım. Sınıftakiler yetmezmiş gibi kızlar tuvaletinde bile insanların sözlü tacizlerine maruz kalmıştım. İlk defa böyle bir şey yaşıyordum. Birkaç ay öncesine kadar kavgam yalnızca Kaan ileydi. Genelde sınıflarımız birbirine saldırırdı ama son yaşananlardan sonra kendi sınıfım da dahil olmak üzere herkes bana saldırmaya başlamıştı.
“Sadece şok oldum.” diye yanıtladı alayla. Sabah yaşanan ceza meselesi yüzünden hala sinirli olduğunu anlayabiliyordum surat ifadesinden. Her nereye gitmek gibi bir planı varsa benim yüzümden ertelendi diye bana kin güdüyordu. Halbuki benim bir suçum yoktu, tamam biraz vardı ama kendi başlatmıştı. “Annesinin bile istemediği küçük bir kız çocuğuna birinin aşık olabileceği aklıma gelmemişti.”
Ağzımdan ona inanamıyormuşum gibi bir hah sesi çıktı. Aynı zamanda yanımdaki çocukların da gerildiğini hissedebiliyordum.
“Gerçekten mi?” Arın bile arkadaşına sert bir şekilde bakıyordu. “Gerçekten hala buna devam mı edeceksin?” diye sordum onu umursamadan.
“Evet, güzelim.” Güzelim kelimesini bariz bir alaycılıkla bastırmıştı. Sesini de bilerek yükselttiğinden artık koridordaki herkesin ilgisi bize dönmüştü. “Çünkü bu durum beni çok şaşırtıyor.”
“Beni asıl ne şaşırtıyor biliyor musun?” Bir an düşünür gibi yaptım kafamı havaya kaldırarak. “Hah, buldum!” Kin dolu bakışlarımı tekrardan ona çevirdim ve öne doğru küçük bir adım attım. “Asıl senin küçük uslu bir köpek gibi babanı takip edip küçük bir aferin alabilmek için her dediğini eksiksiz yapan minnak bir baba kuzusu olman beni çok şaşırtıyor. Okulda böyle aslan kesildiğinden hiç inandırıcı gelmiyor aslında.” Öfkeyle yerinden doğrulduğunda Arın kolunu tuttu bana doğru gelmesini engellemek amacıyla. Ama ben onlara doğru bir adım daha attım sinirle. Meriç ve Özgür’ün de doğrulduğunu fark ettim. Herhangi bir olay çıkmasına karşın tetikte duruyorlardı. “Ama ben bunu gelip insanların içinde söylemiyorum Kaan!” diye bağırarak bir adım daha attım. “Çünkü ben beyni bazı şeylere basmayan, dilediği her şey olmadığı için etrafa saldırıp dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan aptal, adi bir şerefsiz değilim Kaan!”
Tek nefeste söylediğim şeyler karşısında o da koridordaki herkes gibi şok olmuş bir şekilde sessizce yüzüme bakıyordu. Ama benim sinirden elim ayağım titriyordu.
Bu çocuk… bu çocuk cidden inanılır gibi değildi. Kardeş çıkmamıza rağmen saldırılarının devam etmesini anlıyordum çünkü ne olursa olsun ikimiz de birbirimizden nefret ediyorduk, senelerimiz birbirimizden nefret ederek geçmişti. Ama beni hala annemden vurmaya çalışmasına katlanamıyordum. Bir insanın annesi tarafından terk edilmesinin ne demek olduğunu en çok Kaan anlıyor olmalıydı. Ama buna rağmen sürekli bunu kullanarak canımı yakmaya devam ediyordu. Ve canım gerçekten yanıyordu. İşin komik tarafı ise işte ikimiz de aynı anne tarafından terk edilmiştik.
Bir adım daha attım ve böylece tam önüne geldim.
“Dur artık.” diye fısıldadım az önce bas bas bağıran ben değilmişim gibi. “İkimizinki de aynı anne. Beni sürekli bununla vurmayı bırak.”
Koridor ölüm sessizliğinde olsa da kimsenin söylediklerimi duymayacağı kadar sessiz konuşmuştum ama cümlem bittiğinde herkesin Kaan’ın yutkunuşunu duyduğuna emindim.
Onun mahcup yüzüne bakmayı bırakıp Meriç ve Özgür’ün yanına geri döndüm. Etrafımızdaki insanlar aralarında konuşmaya başlamışlardı bile. Kafamı iki yana salladım hüzünle. Bu yaşananlar yine dönüp dolaşıp benim başımda patlayacaktı yine.
Özgür yeni tanışmamıza rağmen bana kendimi iyi hissettirmek için koluma girip beni buradan çıkarırken “Sana ilk ne zaman vurulduğum anı anlatmamı ister misin? Oldukça güzel bir andı cidden.” dedi.
İstemsizce kıkırdayıp çapkın yüzüne baktım. Gerçekten de dikkatimi az önce yaşananlardan uzaklaştırmayı başarmıştı tek bir cümleyle. Meriç de arkamızdan ağır adımlarla bizi takip ediyordu.
“Sen ciddi misin?” diye sordum gülerek. Sınıfımın önüne gelince durduk üçümüz de. O sırada ders zili çaldı.
Ona inanmayışım onu kırmış gibi yüzüme üzüntüyle baktı.
“Tabii ki ciddiyim. Bundan üç sene önceydi.” Kafasını yana eğip hülyalı bir şekilde boşluğa dikti gözlerini. İnanmayan bakışlarımı bu defa Meriç’e çevirdim ne diyor bu der gibi. “Yağmurlu bir sabahtı.”
Meriç’ten Özgür’ün şaka yaptığını falan söylemesini beklerken o beni şok ederek kafasını sallayarak onayladı.
“Sen okulda aşık olduğu kızlar arasında en özelisin.”
Sırıtarak Özgür’e çevirdim bakışlarımı. Hülyalı bakışlarını gözlerime çevirdi o da.
“Ah Rüya sen gerçekten en özelisin.”
Kıkırdadım. Anlaşılan Özgür biraz ayran gönüllüydü. Bu yüzden onu ciddiye almak yerine bu tavırlarıyla eğlenmeyi tercih ettim.
“Sınıfa gidelim artık.” dedi Meriç arkadaşının bu hallerine alışmış gibi bir umursamazlıkla. Özgür zevzekliğine büyük bir keyifle devam ederek elimi avcunun arasına aldı ve nazikçe küçük bir öpücük kondurdu.
“Tanıştığımıza çok memnun oldum.”
“Ben de öyle.” dedim içten bir şekilde gülümseyerek. Gerçekten de çok memnun olmuştum. Meriç ile ikisi bu iki gündür keyfimi yerine getiren tek kişi olmuşlardı.
Koridorun başında Kaan’ın bu tarafa doğru yaklaştığını gördüm göz ucuyla ama tadım yeniden kaçmasın diye dikkatimi yeni arkadaşlarıma verdim.
O sırada Özgür gevşek gülüşünü geride bırakmış, ciddileşmişti. “Tanıştığıma cidden memnun oldum ama. Üçümüz takılalım bir ara.”
“Olur ayarlayalım mutlaka.”
“Rüya bizim sınıfa geliyorsun.”
Allah’ım neden ben bu çocukla muhatap olmak istemedikçe karşıma çıkarıyorsun?
“Neden böyle bir şey yapayım?” diye sordum ters ters suratına bakarak. Ama o bana bakmak yerine sert bakışlarıyla Özgür’ü izliyordu. Arada da gözleri Meriç’e kayıyordu.
“Toplantı varmış diye bazı hocalar derse girmeyecekmiş bu yüzden birkaç sınıfı öteki sınıflara dağıtıyorlar. Sen bizim sınıftasın.”
Gözlerimi etrafta gezdirdiğimde gerçekten de bazı öğrencilerin eşyalarını toplayıp sınıf değiştirdiğini gördüm. Bundan nasıl haberim olmamıştı hiç anlamadım.
“Senin olduğun sınıfa gelmek istemiyorum.”
Huysuzlanmamla sonunda soğuk bakışları bana döndü.
“Umurumda değil. Düş önüme.”
Dik dik suratına baktım. Sırf Meriçlerle konuştuğum için bu kadar kudurmuştu. Resmen onlardan nefret ettiği için benimle konuşmalarına sinir oluyordu. Halbuki Kaan benden de nefret ediyordu. Mal olduğundan sanırım arada bunu unutuyor gibiydi.
Meriç ve Özgür’e dönüp gülümsedim. Her ne kadar Kaan’dan hoşlanmıyor olsa da Meriç sanırım bana ayıp olmaması için o gelince çekip gitmemişti. Özgür ile sessizce yanımızda durup Kaan’la olan anlamsız iletişimimizi izliyordu. Birbirimizi öldürme derecesinde nefret ederken aynı zamanda bu şekilde konuşmamız karşısında şok olmuş durmuyordu ikisi de ama garipsediklerine emindim.
“Buluşma işini mutlaka konuşalım.”
Meriç gereksiz kelime israfında bulunmak istemiyor gibi kafasını sallayarak onayladı. Kaan’a soğuk bakışlar atsa da gözleri bana dönünce yumuşadı.
“Numaranı alabilir miyim? Akşam konuşuruz.”
Ben cevap vermek için ağzımı açamadan Kaan atladı anında.
“Alamazsın.”
Sinirle dizine ayağımı geçirdim. Sinirli suratıma baktı alayla. “Alamaz.”
Allah’ım bu sarı çıyan gerçekten sinirlerimle oynuyordu. Sakin kalmak için sesli bir nefes verip Özgür’e döndüm.
“Telefonum yok şu an yangında gitti o da. Ama ulaşırım ben size bir şekilde.”
Kaan yanımda sessizce homurdansa da neyse ki çocukları rahatsız edecek başka bir şey söylemedi ve ben de yeni arkadaşlarımla vedalaşıp onların gidişini izledim. Koridor neredeyse boşalmıştı. Birazdan öğretmenler zili çalacaktı.
Sinirle Kaan’a döndüm.
“Senin sorunun ne?”
“Onlara herhangi bir şekilde ulaşmayacağını biliyorsun değil mi?”
Benim sorumu umursamadan sorduğu soruya karşılık gözlerimi devirip ona arkamı döndüm sınıftan eşyalarımı alabilmek için.
Hızla peşimden sınıfa girdi.
Sınıf arkadaşlarım bizi yan yana görünce merakla kaos beklediler ama şanslarına küssünlerdi çünkü kaos kotamı da bugün doldurmuştum.
“Cevap versene bana.”
Sırf sessizliğim onu daha fazla kudurtsun diye hiçbir şey demedim ve masanın üstünde duran iki üç eşyamı çantama attım.
“Rüya onlarla takılmanı istemiyorum.”
İç geçirdim öfkeyle.
“Bana ne Kaan senin ne istediğinden?”
Çantamı sırtıma takıp sınıftan çıkan diğer arkadaşlarımla birlikte ben de çıktım.
11/B sınıfına doğru ilerlerken Kaan’dan elbette kurtulamadım. Neredeydi bunun kankası Allah aşkına. Alsaydı da bunu başımdan kurtulsaydım.
“O Meriç itini sevmiyorum.” diye homurdandı. Onların sınıfına girdiğimizde kapıyı açıp geçmem için başıyla işaret etti. Gözlerimi devirdim. Sek erkek cidden.
“O zaman onunla sen arkadaş olmazsın sana ne benden?”
Söylemlerimi umursamadan kolumdan tutup kendi sırasına yönlendirdi. Kaşlarımı çattım.
“Ben niye senin yanında oturuyorum?”
“Uzatma Rüya otur işte.”
Oflayarak kolumu elinden kurtarıp cam kenarındaki sırasına geçtim. Normalde yanında Arın oturuyordu ama ben buraya oturunca başka yere geçmek zorunda kalacaktı.
Kaan da yanıma otururken sıraya yerleşip etrafa göz gezdirdim. B sınıfının kızlarından bazılarıyla göz göze gelirken bakışlarındaki nefreti görebiliyordum. Ben de onlara nefretle baktım.
“Ben niye bu sınıfa geldim? Resmen düşman sınırları içindeyim.”
Kafasını çevirmeden yan gözle yüzüme baktı.
“Meriç itinin sınıfına mı gitmeyi tercih ederdin?”
Ellerimi havaya kaldırdım şaşkınlıkla. “Evet!” Bunu sorduğuna bile inanamıyordum. Ama sanki o sorumun cevabını kendi sorusu veriyormuş gibi kafasını salladı.
Çok geçmeden fazlasıyla dolan sınıfa Arın girdi. Bana ufak bir göz atsa da Kaan’ın yüzüne bile bakmadan önümüzdeki sıraya oturdu. Şaşkınlıkla bir Kaan’a bir de hemen önümdeki çocuğa baktım. İşte bu beklenmedikti.
“Küs müsünüz?”
Sarı çıyan kollarını önünde birleştirip somurttu.
“Beyefendi benimle konuşmuyormuş.”
Kaşlarım havalandı. Bu oldukça şaşırtıcıydı.
Kaç senedir ikisini de çok iyi tanıyordum ama bir kere bile küstüklerini görmemiştim.
Nedenini fazlasıyla merak etsem de daha fazla muhatap olmak istemediğim için önüme döndüm.
***
Sıkıntıyla sessiz bir iç geçirip matematik hocasının tahtaya yazdığından çok daha başka şeyleri defterime karalamaya devam ettim. Dersin ilk yirmi dakikası çoktan bitmişti ama bana bir asır gibi hissettirmişti, içim şişmişti. Defterime çizdiğim iç karartıcı karalamalardan bile belli olabilirdi bu.
Sınıf aşırı kalabalık olduğundan hoca dersi dinlemediğimi fark etmemişti neyse ki. Hocalar neyin toplantısını yapmaya karar vermişlerdi bir anda bilmiyordum ama matematik hocamız bu durumdan hiç memnun görünmüyordu. Diğer sınıflardan boş sıralar bu sınıfa taşınmıştı ve benim gibi öteki sınıflardan gelen diğer öğrenciler yerleşmişti bu sıralara. Kaan kırk yılda bir işe yaramıştı da beni kendi sırasına getirmişti. Yoksa ben de k sıkış tıkış oturmak zorunda kalacaktım.
“Siz bu konuyu işlemiş miydiniz?”
Kaan’ın dibimde fısıldamasını beklemediğimden irkildim.
“Ne?” diye fısıldadım ben de. İnci gibi yazısıyla düzgünce notlar aldığı defterinin üstünden eğilip kafasıyla karalamalar yaptığım ders dışındaki her şeyle dolu karmaşık defterimi işaret etti.
“Sen neden yazmıyorsun tahtayı. Siz bu konuyu işlediniz mi?”
Tahtaya ilgisiz bir bakış attım. Hangi konu olduğunu bile bilmiyordum.
“Bilmem.” dedim umursamazca.
Garip bir bakış attı.
“Son birkaç aydır derslerden geri kaldım.” diye açıkladım küp karalamama devam ederken.
“Bu hafta deneme sınavı var.” derken yüzünde bu benim için bir şey ifade etmeliymiş gibi bir bakış vardı. Omuz silktim. “İki haftaya yazılılar başlıyor.”
“Ne yapabilirim Kaan?” diye çemkirdim sessizce. Bir de bu kalabalığın içinde hocanın dikkatini üzerime çekmek istemiyordum. Kadın zaten sinirliydi, hiç çekilmezdi yani. “Dersler şu an hayatımda umursadığım en son şey bile değil.”
Bunu dememle susup önüne döndü.
Tüm bu yaşadıklarımın kolay olduğunu falan zannediyordu sanırım bu çocuk. Bir kardeşi olduğu gerçeğini sindirmek onun için basit olabilirdi ama benim hayatımda bundan çok daha büyük şeyler oluyordu. Bunları anladığını pek sanmıyordum.
Kalemimi masanın üstüne koyup yüzümü kollarımın arasına gömdüm ve ders bitiş zili çalana kadar da kaldırmadım. Neyse ki Kaan da bir daha beni rahatsız etmedi ve sessizce dersini dinledi. Ama zil çalar çalmaz yanımdan kalkıp sınıfı terk etti.
Gittikçe boşalan sınıfı izledim bir süre sessizce. Öğleden sonraki dersler için de bu sınıfta olacağımızı söylemişti hoca. Bu yüzden yerimden kıpırdamayı bile düşünmüyordum. Sadece günün bitmesini bekleyecektim.
“Demir amca bizi size davet etti.”
Yeşil gözlerimi Arın’ın derin kahvelerine çevirdim. Sırtını duvara vermiş sırasında yan oturuyordu ve Allah bilir ne kadar süredir o şekilde durup beni izliyordu.
“Öyle mi?” diye sordum ilgiyle, biraz da şaşırmışlıkla. Benimle konuşmasını beklemiyordum.
“Evet, Demir amcayla babam çok yakın arkadaşlar. Babamın seninle tanışmasını istiyor.”
Bundan hiç haberim yoktu.
“Tanışırız.”
Mırıldanışım sessizdi.
“Demir amcaya anlatabilirsin, biliyorsun değil mi?”
Ne demek istediğini anlamadığımdan kaşlarımı çattım.
“Kaan’ın yaptıklarını. Gün geçtikçe daha ağır şeyler yapıyor.”
Kafamı kaldırıp doğruldum.
“Bu yüzden mi konuşmuyorsun onunla?”
Baş parmağıyla çenesini kaşıdı.
“Ona ses kaydı olayını yapmamasını söylemiştim.” dedi kendi kendine söylenir gibi. “Adiceydi. Sürekli üzerine bununla üstüne gelmesi hoş değil. Demir amcaya anlatmalısın.”
Omuz silktim.
“Onu babasına şikayet edecek değilim.”
İmalı imalı suratıma baktı.
“Babasına değil babana şikayet edeceksin.”
Dehşetle sıranın üzerinden uzanıp avucumla ağzını kapadım.
“Sessiz olsana biri duyacak!”
Kaşlarını kaldırarak ağzını kapattığım elime baktı. Yerinden kıpırdamamıştı bile. Elim ateşe değmiş gibi kendimi geri çektim.
“Biliyorsun bir gün ortaya çıkacak zaten, saklamak için bu kadar uğraşmana gerek yok.”
Farkındaydım ben de elbette ama elimden geldiğince bu durumu saklayacaktım tabii ki. Okuldakilerin hakkımda konuştuğu yeterince şey vardı zaten bunu bilmeseler de olurdu.
Ben bir şey diyemeden Kaan sınıftan içeri girdi. Elinde üç tane tost üç tane de ayran vardı. Ben içimden hayvan mı bu acaba diye düşünürken Arın’ın yüzüne bakmadan bir tost ile ayranı onun sırasına bıraktı. Kalan ikişer tost ve ayrandan da birer tanesini benim önüme bırakıp yanıma oturdu.
“Eyvallah.” dedi Arın soğuk bir sesle. Kaan da aynı şekilde karşılık verdi.
Bu nasıl küslüktü Allah aşkına? Ne o öyle sevgili gibi tripleri?
“Babam sabah verdiği parayı almadığın için çok kızmış.” dedi ayranını çalkalarken. “Bunları yemezsen seni eve almayacağını söyledi.”
“Unutmuşum.”
Yalanıma göz devirip önüme bıraktığı tostu işaret etti.
“Aç değilim.”
Sert bir bakış atıp cebinden telefonunu çıkardı ve hiç beklemediğim anda fotoğrafımı çekti. Kaşlarımı çatıp telefonuna uzanmaya çalıştım.
“Ne yapıyorsun sen?”
Sol elinin avucunu alnıma bastırıp beni geride tuttu ve birine fotoğrafımı gönderdi.
“Salak mısın Kaan kime yolladın fotoğrafımı?”
Öfkeli sorularımı umursamadı ve anında çalan telefonunu kulağına götürdü.
“Efendim baba?”
Kendimi öne atmaya çalışmayı bırakıp yutkundum. Babasına atmıştı demek.
“Yemiyormuş. Aç değilmiş.”
Ters ters suratına baktım. Arın güldü sessizce. Keyifle tostunu yerken bizi izliyordu.
“İspiyoncu.”
“Veriyorum babacım.” deyip telefonu bana uzatınca şok olarak yüzüne baktım. Kaan bu halimle fazlaca eğlenerek telefonunu elime tutuşturdu. “Seninle konuşmak istiyor.”
Yutkunarak telefonu kulağıma götürdüm.
“Efendim?”
Kaan’ın keyifli suratından gözlerimi çekip sıraya diktim.
“Rüyacım? Harçlığın sanırım yolunu kaybedip eve geri dönmüş.”
Demir’in alaycı sesi kulağıma dolarken gözlerimi devirdim. Kaan’ın kime çektiği belliydi gıcıklık konusunda.
“Hayır, montumu giyerken vestiyerde unutmuşum.”
“Anladım, yolunu kaybetmesinden daha mantıklı tabii.” dedi yalanıma inanmadığını belli ederek. “Sıkıntı yok. Neyse ki Kaan yanında da öğle yemeğini abine aldırabiliyorsun.”
“O benim abim değil.” diye karşı çıktım hemen. Bu cümleyi o kadar sık kullanıyordum ki artık refleks haline gelmişti. Artık abi kelimesini duyar duymaz kurmaya başlasam bu cümleyi şaşırmazdım.
Kaan gıcığın teki olduğundan saçımı çekti. Ayağımı dizine geçirdim. O da uzanıp kolumu cimcikledi.
Demir bizim birbirimize uyguladığımız bu şiddetten habersiz konuşmasına devam etti.
“Elbette abin, elimde koskocaman DNA testi var.” Gözlerimi devirdim. “Ve neyse ki abin harçlığını her unuttuğunda sana öğle yemeğini almak için orada olacak.”
“Siz beni tehdit mi ediyorsunuz?” diye sordum şaşkınlıkla. Arkadan birkaç kağıt çevirme sesi geldi. Çalışıyor olmalıydı.
“Evet güzelim.” dedi pişkin pişkin. Şaşkın bakışlarımla bir Kaan’a bir Arın’a baktım ama onlar Demir ile ne konuştuğumu bilmediklerinden masum masum tostlarını kemiriyorlardı. Aynı zamanda arada birbirlerine ters bakışlar atmayı da ihmal etmiyorlardı.
“Hadi sana afiyet olsun akşam görüşürüz.”
Ve telefon suratıma kapandı. Boş boş kapanan telefona bakıp sahibine uzattım suratımı buruşturarak.
“Tüm ailenden nefret ediyorum.” diye homurdandığımda sırıtarak telefonuna uzandı ve yanağımı iki parmağı arasına kıstırıp bir makas aldı.
“Saçmalama kendinden nefret etmeyecek kadar çok seviyorsun kendini sen.”
Somurttum.
Gıcık herif.
***
Selamm ballarım nasılsınız?
Bölüm nasıldı?
Kaan ve Rüya kardeşliği olur mu ne dersiniz?
Arın ve Rüya'dan ufak ufak sahneler görüyoruz neler düşünüyorsunuz?
10k olmuşuz çok sevindim cidden. Daha da büyüyeceğiz umarım.
Lütfen oylarınızı eksik etmeyin zor bir şey değil gerçekten.
Cuma günü görüşene dek kediniz bol olsun <3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |