14. Bölüm

Bölüm 12

Büşra Soyalp
bkuzgun

Selam Kara Kedilerim bugün kutsal KSKK cuması!

Okunma sayısına göre oy sayısı çok düşük ballarım lütfen oy vermeyi eksik etmeyin <3

Yorumlarınızı okumak çok keyifli, karakterlere bu kadar bağlanmış olmanız beni sevgiden yumuş yumuş yapıyooo

Keyifli okumalar <3

 

***

 

 

“Kaan Allah aşkına bırakır mısın artık peşimi?”

Beni umursamadan bileğimden hafifçe tutmaya devam edip beni de kendiyle birlikte merdivenlerden aşağı indirdi.

“Düş artık yakamdan!” diye bağırdım en sonunda dayanamayarak.

Onların sınıfına geçtiğim andan itibaren her an dibimdeydi. Şimdiye kadar bu sıkıntı olmamıştı çünkü sınıftan teneffüslerde bile çıkmamıştım. O da benimle birlikte hep sırada oturmuş kendi halinde telefonuyla uğraşmıştı. Arada bir Arın ile kavga etmiş evli çiftler gibi birbirlerine sorular sorup soğuk, kısa cevaplar vermişlerdi. “Bugün oyuna girecek misin?” “Evet.” ya da “Fizik ödevinin son teslim tarihi cuma.” “Tamam.” gibi.

Gerçek anlamda içimi şişirmişlerdi.

Kaan da sinirle durup önüme geçti.

“Sana da hiçbir şekilde yaranılmıyor!” Kafasını yana eğip saydığı her maddeyle bir parmağını açmaya başladı. “Kavga ediyoruz, istemiyorsun. Sessizce duruyoruz, sıkılıyorsun. İyi davranıyorum, bağırıyorsun.” Sinirle güldüm. İyi davrandığı herhangi bir an yoktu bu arada. Beni umursamadı. “Seninle yürüyorum bana kızıyorsun.”

Dışarıdan biri duysa gerçekten beni suçlu bulabilirdi bu içten isyanı karşısında. Ama tüm gün boyunca yaptığı tek şey benimle kavga ettikten sonra emirler yağdırıp beni peşinden oradan oraya sürüklemekti. Üstelik zorba bir pislik olduğundan öğle arası boyunca babasını arayacağını söyleme tehdidiyle aldığı tostu yememi sağlamıştı. Zorla. Ve bolca işkenceyle.

“Biz arkadaş değiliz.” dedim işaret parmağımla alnını ittirerek. “Birlikte bir şeyler yapmak zorunda değiliz bu yüzden. Sal artık beni.”

Huysuz bir şekilde kaşlarını çattı.

“Olmaz.”

Cidden ama artık çığlığı basacaktım.

Yanımızdan alt sınıftan birkaç öğrenci geçince sakinleşmek için onlara baktım. Onların da dersi beden olmalıydı ki bizim sınıf dışında yalnızca onlar vardı.

“Ne olur ama ne olur Arın ile barışın. Lütfen.” Arın da tek başına sınıfta oturuyordu mesela. Beden hocasına kendini iyi hissetmediğinden sınıfta kalmak istediğini söylemişti. Ama Kaan’a sinirli olduğu için çıkmak istemediğini anlamıştık tabii. Kaan da onun hala kendisiyle konuşmayışına sinirlenmiş beni peşine takmıştı. “Barışın da benim yakamdan düş. Sana evde yeterince katlanıyorum çünkü içim şişti seni sürekli etrafımda görmekten.”

Ters ters yüzüme baktı söylediklerim zoruna gitmiş gibi. Gözlerimi devirdim. Yahu bu çocuk daha bu sabah annem üzerinden bana saldırmıyor muydu? Birkaç saatte ne değişmiş olabilirdi? Ben farklı bir zaman diliminde miydim arkadaşlar ne oluyor?

Ciddi ciddi yüzüme bakarak “Kavga etmeyi mi tercih edersin?” diye sordu. Sinirlerim bozulmuş gibi gülerek avuç içlerimi yüzüme kapattım. Kaan ise ciddi bir şekilde sorusunu cevaplamamı bekliyordu. Yanımızdan birkaç öğrenci daha geçti. Bahçeye çıkan merdivenlerin ortasında mal gibi durduğumuz için rahatsızca kıpırdandım.

“Kaan.” dedim ellerimi iki yandan omuzlarına koyup adını bastırarak. “Anladım. Sabah söylediklerin için pişman oldun.” Gözlerine gerçekten utandığını belli eden bir bakış yerleşti. “Ama umurumda değil. Pişman olmanı, üzülmeni ya da bana iyi davranmanı istemiyorum.”

“Rüya-”

Hızla parmağımı kaldırıp konuşmasını engelledim.

“Hayır. Özrünü de istemiyorum seninle kavga etmek de istemiyorum. Bunu günler önce müdüre de söyledim senin yanında ama ikiniz de anlamadınız: Seninle artık herhangi bir şekilde iletişime dahi geçmek istemiyorum.” Yüzündeki ifade sarsıldı. “Öncesinde birbirimize karışmalarımız eğlenceliydi ve birbirimizden hoşlanmasak da ikimizin de tüm bunlardan keyif aldığını biliyorum ama senin ses kaydımı adi bir şekilde paylaştığın günden beri senden sadece nefret ediyorum.”

Yutkundu sert bir şekilde. Benden böyle bir çıkış beklemediğinin farkındaydım. Öyle ki ben de aslında kendimden beklemiyordum.

“Yaptığın şeyleri artık kaldıramıyorum tamam mı?! Neler yaşadığımın asla farkında değilsin. Evim yok, ailem yok, kendime ait dediğim tek bir eşyam bile yok! Derslerimde ne kadar geride kaldığımın haddi hesabı yok. Evdeyim seninle uğraşmak zorunda kalıyorum, okula geliyorum sen yetmezmişsin gibi senin başıma sardığın insanlarla uğraşmak zorunda kalıyorum.” Nefesim yetmediği için bir an durup derin bir nefes aldım. “Ses kaydı mevzusunda sana nasıl bir karşılık verebilirim diye düşünüyorum günlerdir ama yok! Senin yaptığın şeyin üstüne çıkabilecek tek bir şey bile aklıma gelmiyor!”

Bu soğukta öylece merdivenlerin ortasında durup konuştuğumuz için az önce yanımızdan geçip dışarı çıkan öğrenciler şimdi de içeri girerken bize garip bakışlar attılar. Onlar yanımızdan geçip gidene kadar sustum ve biraz da olsa sakinleşebileyim diye titreyen ellerimi yumruk yaptım. Tüylerimin şaha kalktığını hissedebiliyordum. Nedeni biraz havanın soğukluğundandı biraz da içimin. Kaan’a içimi dökerken yaşadığım tüm her şey gözlerimin önünden geçmişti sanki de vücudumun her zerresi buz tutmuştu.

“Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi son durumlar sana yeterince ciddi gelmemiş gibi hala benim canımı yakmak için annemin gidişini kullanıyorsun.” diye fısıldadım yeniden yalnız kalınca. “O senin de annenmiş Kaan!” Kaskatı bir şekilde yakarışımı dinlerken gözlerini bile kırpmıyordu ama dolan gözlerinin açıkça farkındaydım. “Bana yaptığı şeyi seneler önce sana yapmış bunun nasıl bir his olduğunu en iyi sen biliyorsun! Ya sen gelip benim omzumda ağladın Kaan annen seni görmeye gelmedi diye.” Yanaklarından düşen yaşları sildi hızla. Ama görmüştüm bile. “Ama senin yanında seni her şeyden çok seven abilerin ve senin için gerekirse ölecek olan baban vardı, var.” Sesim titrediği için yutkundum. Hiç fark etmemiştim ama benim de yanaklarım sırılsıklamdı. “Benim kimsem yok! Az kalsın ölüyordum ben Kaan! Ne annem vardı yanım da ne de babam. Tek başıma yanan evin ortasında uyandığımda babamın evi yıkıp dökerken etrafa saçtığı camlar batıyordu vücuduma öleceğimi sandım da kimse yoktu yine.”

Titreyen dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini kaçırdı. Benim de aldığım nefesler sıklaşmıştı ama nefessiz kalmışım gibi hissediyordum.

“Zaten yeterince şey oluyor hayatımda Kaan o yüzden bir de gelip okulda bana saldırıp diğer insanları da doldurma bana karşı. Tamam mı? Konuşma benimle, laf da etme kavga da çıkarma.” Aklıma gelen fikirle güldüm alayla. “Gerçi sen bu konuşmalarımı da ses kaydına almışsındır çoktan doğru.”

Kaçırdığı gözleri telaşla bana döndü tekrar. Gözlerinin içi kıpkırmızı olmuştu. “Rüya asla böyle bir şey yapmam.”

“Sana inanmıyorum. Ve umurumda da değil.” dedim soğuk bir sesle. “Sadece artık benden uzak dur.” Ardından onu arkamda bırakıp gerisin geri okula girdim.

Tüm vücudum baştan sona titriyordu. Hava gerçekten çok soğuktu ama titremelerimin bununla alakalı olmadığının farkındaydım. Hissettiğim panikti bana bunu yapan, sinsice kanımda dolaşıyordu ortaya çıkabilmek için.

İçimden yüze kadar saymaya çalıştım ama kesilip duran nefesim dikkatimi dağıttığından başaramadım. Tüm okul sessizdi. Sadece ders işleyen hocaların boğuk sesleri geliyordu kulağıma. Bizim sınıfı başka sınıflara dağıttıkları için boş olduğunu düşündüğümden sınıfıma gidebilmek için elimden geldiğince hızla merdivenlerden yukarı çıktım.

Ellerimin uyuştuğunu hissettiğimden ellerime kan gitsin diye sallamaya başladım. Neyse ki kimseye yakalanmadan kendimi sınıfıma atabilmiştim. Ama ne yazık ki boş olduğunu düşündüğüm sınıfta görmeyi hiç istemediğim tek kişi vardı. Gözlerini camdan çekip bana döndü.

“Rüya.” dedi sahte bir neşeyle. “Ne tesadüf ben de seni düşünüyordum.” Onu takmadan sınıfın kapısını kapattım ve sakinleşmek için bir şeyler düşünmeye çalışırken sınıfın ortasına yürüdüm. “Seni dışarıda Kaan ile konuşurken gördüm ve çok garip tavırlarınız olduğunu fark ettim.”

Onu duymazlıktan gelerek dolan gözlerimi yumup babamın amcasının çiftliğini aklıma getirdim. Garipti ama huzurlu olduğum bir anı düşünmek isterken orası aklıma gelmişti. Çiftlikteki hayvanları saymaya başladım.

Yakup elindeki çakmağı parmağında çevire çevire yanıma yaklaştı yavaşça.

“Sevgili misiniz?” dediğinde bir an teklediğimi hissettim. Iy ve öğk! Midem bulanmıştı. Kardeş olduğumuzu öğrenmeden önce bile ona karşı böyle şeyler düşünmemişken şimdi düşünmek kusmak istememe sebep oldu. “Aranızda farklı bir ilişki var. Belli.”

Fakat sonra paniğimin ortasına çok farklı bir düşünce yerleşti. Ya kardeş olduğumuzu öğrenmeden önce ona karşı böyle hislerim olsaydı? Korkuyla ağlamaya başladım sessizce. Annemden nefret ediyorum, annemden nefret ediyorum.

“Malum sen zaten fazlasıyla ateşlisin.”

Yakup bir anda önümde belirip elindeki çakmağı yakarak yüzüme tuttuğunda korkudan nefesim kesildi. Bir elimi boğazıma ötekini kalbime götürüp öne doğru eğildim.

Nefes alamıyordum. Kalbim atmıyordu.

İlk bir dakika içinde aynı anda birden fazla şey oldu. Ben hıçkıra hıçkıra ağladığımı fark ederken daha fazla ayaklarımın üstünde duramayacağını anlayıp titreyen dizlerimin üstüne çöktüm. Yakup ne yapacağını bilemez halde korkuyla yüzüme baktı ve beni bu halde bırakıp kaçarcasına sınıfı terk etti. Ve ben de… ben de öldüğümü düşündüm.

Yangının ortasında kaldığım zaman öleceğimi hissettiğimdeki gibi değildi bu. Bu sanki bedenimin dışındaymışım gibi hissettiriyordu. Nefes almayı bırakmışım da etrafımdaki her şeyi buğulu görmeye başlamışım gibiydi.

Kendimi sakinleştirmeye çalıştım, güzel şeyler düşünmeye çalıştım ama güzel olan hiçbir şeyim yoktu. Bunun farkındalığıyla daha çok ağladım.

“Rüya?”

“Rüya!”

Tanıdık kahveler gözlerime denk düştüğünde bedenimin içine geri girdim sanki. Arın tüm endişesi iki kaşının ortasına toplanmış gibi kaşlarını çatmıştı endişeyle. “Benimle birlikte nefes al.” derken ne yaptığını biliyor gibiydi. Benim de onu takip etmemi istediğini belli ederek nefes alıp vermeye başladı ama ben kesik birkaç nefes almaktan başka bir şey yapamadım.

“Biz üçüncü sınıftayken bir gün Kaan ishal olmuştu ve sınıfın ortasında altına yapmıştı.”

Ne?

İlgimi çektiğini fark ettiği için gülümsedi.

“Ciddiyim.” Derin bir nefes daha alıp verdiğinde onu taklit ettim. “Ortaokula geçene kadar lakabı brokoliydi çünkü altına kaçırırken yüzü yemyeşil olmuştu.”

Boğazımdan bir kıkırtı yükseldiğinde gülümsemesi genişledi. Önümde iyice yayılıp bağdaş kurdu. Düzgün nefes alıp vermeyi ihmal etmiyordu bana göstermek için. “Ben yedinci sınıftayken Kaan ile birlikte onların merdivenlerinden aşağı düşmüştük çünkü kavga ediyorduk. Benim ayağım onun da kolu kırıldı.” Gözlerimi kırpıştırdım şaşkınlıkla. “Babamlar ve Demir amcalar bize ceza olsun diye bir ay görüşmemizi yasakladı.”

Bu şekilde dakikalarca bana Kaan ile yaşadıkları komik olayları anlattı. O anlattıkça vücudum git gide rahatladı, rahatladıkça kalbimin atışını hissetmeye başladım. Nefeslerim düzene girdi. En sonunda ise atak geçti. Arın atağım geçene kadar elimi avucunda tuttu ki ne zaman elimi tuttuğunu bile anlamamıştım. Ve bir saniye bile gülümsemeyi bırakmadı.

Şimdi ise ben tamamen kendime gelmişken ikimiz de boş sınıfın ortasında karşılıklı bağdaş kurmuş sessizce birbirimize bakıyorduk.

“Ne zamandan beri panik atağın var?”

Sesli bir iç çektim.

“İlki birkaç ay önce oldu.” diye mırıldandım sessizce. Kemikli ellerine kaydı gözlerim. Çok güzel elleri vardı. Uzun ince parmakları ona dokunma isteği uyandırıyordu içimde.

“Kaan ses kaydını paylaştıktan sonra mı?”

Sert sesine gülümsedim hafifçe. Gözlerine bakmamıştım ama kısık kahverengi gözlerinin sinirden daha da kısıldığını canlandırabiliyordum. “Hayır, ondan önce oldu. Annemin evi terk ettiği gece.”

Hiçbir şey demeyince kirpiklerimin arasından ona baktım. Yüzünde üzgün bir ifade vardı.

“Olanlar için üzgünüm.” diye mırıldandı ve hiç beklemediğim anda uzanıp baş parmağıyla gözümün altını okşadı.

Şaşkın bir şekilde suratına baktım. “Yaş kalmıştı.”

Konuyu değiştirmek istediğimden “Ne yapacağını nasıl bildin ben atak geçirirken?” diye sordum. O sırada kulaklarıma zilin sesi doldu. Ders bitmişti. Sabahtan beri etrafımızı kuşatan sessizlik saniyeler içinde kendini kalabalık bir gürültüye bıraktı. Birazdan birilerinin sınıfa damlayacağını bildiğimden sıkıntıyla iç geçirdim.

“Kız kardeşim de bir süredir bu sorunla boğuşuyor okulunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı.”

Üzgünce gözlerine baktım. Kız kardeşini yalnızca fotoğraflardan tanıyordum. Bizden iki yaş küçük sevimli bir kızdı.

“Üzüldüm. Umarım bir daha böyle bir şey yaşamaz.”

“Teşekkürler okulunu değiştirdik artık o da bu okulda okuyor o da. Ve terapiye gidiyor.” İmalı bir şekilde yüzüme dikti gözlerini. Bu zamana kadar Arın’ı hiç dikkatle incelememiştim fakat şimdi ona bakarken gözlerinin ne kadar güzel olduğunu yeni fark ediyordum. Uzun ve gür kirpiklerinin arasından açık kahve gözleri bana güneşi anımsatıyordu. İçim ısındı. “Senin de gitmen gerektiği gibi. Kimsenin haberi var mı panik atağın olduğundan?”

Onu incelemeyi bırakıp kaşlarımı çattım. “Hayır kimsenin haberi yok ve öyle kalmasını istiyorum.”

Bir şey demeden yüzüme bakmaya devam edince sinirlendim. “Kimseye söylemeni istemiyorum Arın sakın ola ki birine söyleme hatasına düşme.”

O da kaşlarını çatıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı sinirle.

“Bu sağlığınla ilgili bir şey Rüya, saklayamazsın. Ya ben sesini duyup gelmeseydim ne olacaktı? Bir dahakine tek başına yakalansan ne olacak?”

Yakınlığıyla bir an odağım kaydı yutkundum.

“İlk kez olduğunda yanımda kimse yoktu ve atlattım. Bir daha olursa yine atlatırım.” Hızla ondan uzaklaşıp ayaklandım. “Yardım ettiğin için çok teşekkür ederim Arın ama sakın kimseye anlatma. Özellikle Kaan’a.”

Bana itiraz edeceğini bildiğimden hemen arkamı dönüp sınıftan çıktım. Her şeyin ardından bir de Soylu ailesinin atağım var diye benimle ilgilenmesini istemiyordum.

***

En son derse geldiğimizde hocaların toplantısı uzadığı ve toplantıya geri kalan hocaların da katılması gerektiği için bugünlüğüne erken çıkmamıza izin verdiler. Ben de çantamı sırtladığım gibi evin yolunu tuttum ama garip bir şekilde Kaan ve Arın ile aynı yolu birlikte yürürken buldum kendimi.

Birbiriyle küs üç kişi sessizce yan yana yürürken ne kadar garip görünebilirse biz de o kadar garip görünüyorduk. Arın’ın evi de Kaanların evine yakın olduğundan neredeyse evin oraya kadar birlikte yürüdük. O da bizimle aynı sitedeydi ama evinin tam olarak nerede olduğu konusunda bir bilgim yoktu.

Kaan şaşırtıcı bir şekilde bir kere bile konuşmaya yeltenmemişti. Sadece ağlamaktan şişmiş ve kızarmış gözlerime bir kere bakmış ardından başını önüne eğerek yanımda sessizce yürümeye başlamıştı. Arın da küs olmalarına rağmen onun yanındaydı. Kafamı iki yana salladım esefle. Gerçekten ama gerçekten çok garip insanlardık.

Arın’ın yanımızdan ayrılacağı yere vardığımızı ikisi de yavaşlayınca anladım onlar gibi yavaşladım.

“Yarınki maçı unutma.” dedi Arın Kaan’a yan gözle bakarak. İkisine de gözlerimi devirdim. Cidden sevgili gibi davranıp birbirlerine bu kadar triplenmek zorundalar mıydı?

“Aklımda.”

Arın bu defa bana döndü ve direkt gözlerimin içine baktı. “Görüşürüz.” dedi normal bir şekilde ama imalı bakışlarının farkındaydım.

“Görüşürüz.”

Başka bir şey demeden yanımızdan ayrıldığında Kaan arkasından üzgünce baktı. Arkadaşını gerçekten özlüyor olduğunu fark edince onun için üzülmeden edemedim. Ama gözlerini ondan çekip bana çevirince hemen üzgün ifademi sildim yüzümden ve yürümeye başladım. Adımlarını hızlandırıp bana yetişti.

“Bundan sonra benimle konuşmayacak mısın?”

“Hayır.”

“Ama aynı evde yaşıyoruz.” Onunla konuşmam için sunduğu basit bahanesi karşısında ona yandan bir bakış attım.

“Bu konuşmak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor.”

“Babam konuşmamızı ister ama.”

“Baban bence biz kavga etmediğimiz sürece ne yaptığımızı umursamaz.”

“O senin de baban.”

Bana bunu söylemesine şaşırsam da bir tepki vermedim. Beni kardeşi olarak saymıyor sanıyordum. Babasının benim de babam olduğunu kabul ettiği bu ana ne zaman gelmiştik hiç anlamadım. Sanırım okulda yüzüne yüzüne bağırdığım şeyler şaşırtıcı bir şekilde bir kulağından girip ötekinden çıkmamıştı.

“Müdürün verdiği ödevi yapmamız için vakit geçirmemiz lazım.” Boş boş yüzüne baktım. “Aynı evde yaşıyoruz Kaan bu vakit geçirmek zorunda olmadığımız anlamına geliyor.”

Somurttu. Benimle gerçekten küs kalmak istemediğini fark etmek garipti. Daha bu sabah canımı acıtmak istiyorken akşamında onunla küs kalmamam için ısrarcı oluyordu.

Kendi kendine bir şeyler mırıldandı ama bu huysuz çocuğu umursamadan evin bahçesine girdim. O da hemen ardımdan girdi ama ben gördüğüm arabayla olduğum yerde kalıverirken o bunu fark etmeyip yanımdan geçip gitti.

Kalbim heyecanla çarparken olduğum yerde senelerdir bindiğim tanıdık arabaya bakıyordum hevesle. Kaan yanında olmadığımı sonunda fark edip arkasını döndü. Bahçelerine park edilmiş yabancı arabayı henüz fark etmemişti.

“Ne oldu?”

Kafamın içinde boşuna heveslenme diye bas bas bağıran sese kulaklarımı kapayıp kocaman gülümsedim Kaan’a.

“Babam gelmiş!” diye bağırdım neşeyle ve şaşkın Kaan’ı ittirerek eve koştum.

Benden vazgeçmeyeceğini biliyordum.

 

 

***

 

Merhaba ballarım nasılsınız?

Bölümü beğendiniz mi?

Kaan ile Rüya arasındaki yüzleşme hakkında ne düşünüyorsunuz?

Rüya'nın babası geldi!!!

Instagram hesabımızda (@kizilsaclikarakedi) karakter postları, gelecek bölümlerden kesitler ve ufak spoilerlar verdiğim reelsler paylaşıyorum. Kitap hakkındaki haberleri almak için hesabı takip etmeyi unutmayın.

Cumaya dek kediniz bol olsun <3

Bölüm : 17.10.2025 15:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...