
Merhaba Kara Kedilerimmm
Ne ben dayanabildim cumaya kadar ne de siz dayanabildiniz cidden fvndbhjcbsvbchbd
Her neyse beklenen sürpriz bir bölümle buradayım. Cumaya kadar sizi rahatlatır diye düşünüyorum.
Oy vermeyi eksik etmeyin lüten.
Ve yorumlarınızı bırakmayı unutmayın.
Keyifli okumalar ballarım.
<3
***
Heyecan içinde nefes nefese kapıya vardığımda zili çalamadan Kaan yanımda bitti ve cebinden çıkardığı anahtarla hızla kapıyı açtı.
Ben babamın arabasını görür görmez koşmaya başlayınca Kaan da peşimden koşmuştu. Bir şey demiyordu ama babamı merak ettiğini yüzünden anlayabiliyordum. Sonuçta annesi, babasını bu adam yüzünden terk etmişti. Kime tercih edildiğini görmek istemesi en doğal hakkıydı.
Sabırsızca yerimde kıpırdanıp kapının önünden çekilmesini bekledim ve neyse ki Kaan heyecanımı anlamış olsa gerek önümden çekilip ilk benim içeri girmem için müsaade etti. Göz göze geldim bir an yeşilleriyle. Heyecandan kalbim atıyordu biraz da korkudan. O da bunu anlamış gibi güven vermek istercesine hafifçe gülümsedi. Gariptir ki gerçekten de gülümsemesi bana güven verdi ve anında kendimi içeri attım.
İçeriden konuşma sesleri duyuyordum ve kesinlikle içlerinden biri babamın sesiydi. Çantamı koridorun kenarına attığım gibi içeri girdim.
"Baba!"
Tüm gözler bana döndüğünde baba sıfatına sahip her iki adamın da şaşkınlıkla donduğunu fark ettim. Biraz erken çıktığımız için şimdi gelmemizi beklemiyor olmaları normaldi ama... yüzlerindeki ifade iyi bir şaşkınlık hissi vermiyordu. Daha çok bunların burada ne işi var şaşkınlığıydı.
"Daha gelmelerine çok var demiştiniz Demir bey." dediğini duydum babamın kızgınlıkla. O an ortamın kafamda düşündüğüm gibi bir sıcaklıkta olmadığını fark ettim. Babam, Demir'in yanında oturmuş ve benim hakkımda samimi bir sohbet gerçekleştiriyormuş gibi değildi. Karşılıklı oturmuşlardı ve önlerindeki sehpada birkaç dosya açıktı. Her ikisinin yanında da takım elbiseli bir adam vardı. Demir'in yanındakini tanımasam da babamın yanındaki adamı tanıyordum. Avukatı Ömer abiydi.
Yanımda bir hareketlilik hissettim. Gelenin Kaan olduğunu bildiğimden gözlerimi babamdan ayırmamıştım. Ama o bana bakmıyordu. Gözleri bana sadece bir kez değmişti. Bir kez.
"Beni görmeden mi gidecektin?" diye sordum kurduğu cümlenin anlamını fark ederek. Boğazım düğümlendi. Bana cevap vermediğinde gözlerimi Demir'e çevirdim. "Beni görmeden gitmesine izin mi verecektin?"
İkisi de hiçbir şey demedi ama yüzünden üzgün olduğu belli olan tek kişi Demir'di. Onun kızı olduğumu öğreneli haftalar olmuştu ama 17 senelik babamdan daha çok üzüldüğünü görmek kalbimi parçaladı.
"Her şeyi imzaladım bundan sonra bir sıkıntı olursa avukatımla iletişime geçebilirsiniz."
Babamın ben yokmuşum gibi ayağa kalkıp Ömer abiye kafasıyla bir işaret vermesini izledim hayal kırıklığıyla. Kaan kolumu tuttu. "Rüya gel odaya çıkalım."
Öfkeyle kolumu çektim ellerinin arasından. Hiçbir yere gitmiyordum.
"Yüzüme bile bakmayacak mısın?"
Odadaki herkes yüzüme baktı da hüzünle, bir tek bakmasını istediğim kişi bakmadı. Avukatı dosyaların bazılarını toparlayıp eline alırken o ayağa kalktı ve kimseye bakmadan odadan çıkmaya yeltendi. Elbette kapının girişinde ben ve Kaan olduğumuzdan çekilmemiz için durmak zorunda kaldı ama o zaman bile çevirmedi hasretinden kahrolduğum gözlerini.
"Baba..." dedim sesim titreyerek. Bana dönsün istiyordum, sarılsın saçlarımı okşasın eskisi gibi istiyordum. Telefondayken babam olmadığını söylemişti ama şimdi karşısındaydım işte. Karşısındayken de bunu söyleyebilir miydi gözlerimin içine baka baka?
"Özür dilerim Rüya, sana söyledim ben senin baban değilim."
Dudaklarımı birbirine bastırdım ağlamamak için. Kaan da yutkunarak geri çekilmişti babam olmadığını söyleyen adam geçebilsin diye.
"Bir de bunu gözlerime bakarak söyle." dedim boş bir sesle. "Çünkü senelerdir sana her baba dediğimde gözlerime bakarsın görürüm ben gözlerinin içinden nasıl içinin gittiğini."
Avukatların ikisi de bu aile dramının içinde kalmak istememiş olmalı ki Kaan'ın açtığı boşluktan sıyrılıp evden çıktılar. Demir de onlarla birlikte kapıya gelip tam yanımda durdu. Bir elini belime koydu.
Ben hala bana dönmesi için yalvaran gözlerle babama bakıyordum. Çok geçmeden istediğimi aldım, buz gibi gözleri bana döndü. İstemsizce bir adım geriledim. Gözlerindeki hiçliği görmeyi beklemiyordum. Demir'in sırtıma yaslanan göğsü olmasaydı belki yere bile düşebilirdim.
"Senin baban ben değilim." Gözleri gibi buz gibi olan ses tonu kalbimin her bir köşesine saplansa da babam bunu umursamadı ve bize sırtını dönüp gitti.
"Anladım!" diye bağırdım arkasından öfkeyle. Bir adım öne attım. "Bir gün pişman olup geri dönersen ben de sana aynısını diyeceğim!" Demir benimdeki kolunu sıklaştırıp beni kendine çekti. Bense hala bağırmakla meşguldüm. "Nefret ediyorum senden!"
Kendimi tutamadan ağlamaya başladım. O kadar üzgünüm ki dizlerimin beni taşıyamayacağını hissettim, bu öne doğru eğilmeme neden oldu. "Senden de karından da nefret ediyorum!" Demir düşmeme izin vermeden beni kollarının arasına aldığı gibi kucakladı
Yüzümü boynuna gömüp hıçkıra hıçkıra ağlarken hala onlardan ne kadar çok nefret ettiğimi haykırıyordum. Kendisi kanepeye oturup beni de kucağına çekti. İçim parçalanıyordu.
Oysa kapıda babamın arabasını görünce ne de heyecanla dolmuştu kalbim. Telefonda konuştuklarımıza pişman olduğundan geri döndü sandım, beni almaya geldi sandım. Fakat o bile bile benim okulda olduğum bir saatte gelmeyi tercih etmişti. Sırf beni görmemek için.
"Sakin ol güzelim." diye fısıldadı Demir kulağıma. Çenesini kafamın üstüne koymuş bir eliyle belimi tutarken ötekiyle saçlarımı okşuyordu. "Sakin ol güzel kızım."
"Onlardan nefret ediyorum." diye ağladım ona. "Eskimiş bir kıyafetmişim gibi beni başkasına verdiler bir an bile düşünmeden." Eli duraksar gibi oldu. "Bir daha asla seni ağlatmalarına izin vermeyeceğim." Saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu. "Asla yanına bile yaklaşamayacaklar. Ben kimselere vermem seni. Tamam mı kızım? Tamam mı bir tanem?"
Onu cevaplamadım ama söyledikleri kalbime dokundu. Daha birkaç gün öncesine kadar yüzüme bile bakamayan adamın bu olduğuna inanmak garipti. Sanki bir gecede kabul etmişti kızı olduğumu ve şimdi de gelmiş beni kimselere vermeyeceğini söylüyordu. Dediğim gibi kalbime dokundu ama inanamadım. Senelerce yanımda annem babam vardı ama bir gecede de onlar beni bırakmıştı. Yalnızca birkaç haftadır yanında olduğum adamın beni bırakmayacağına inanmak güçtü. Bunun farkındalığıyla daha çok ağladım. Hıçkırıklara boğularak nefessiz kalana kadar ağladım.
Demir kalbime dokunan içli sözlerini vermeye devam ettikçe ağlamayı bırakamadım. Ama o da sözler vermeyi bırakmadı. Geçen süre hakkında bir fikrim yoktu ama ben susana kadar hatta sessiz sessiz iç çekerken bile ne olursa olsun her zaman yanımda olacağına dair sözler söylemeye devam etti. Bir ara abilerimden bahsetti. Onların da kendisi gibi her zaman yanımda olacağına söz verdi. Bunları söyledikçe ona inanmam git gide daha zor hale geldi çünkü Mert ve Onur'u bilemesem de Kaan'ın bana abilik yapacağını veya benim ona kardeş olacağımı düşünmek gerçeküstü bir durumdu. Daha saatler önce benimle konuşmamasını söylediğim çocuk benim yanımda olmazdı. Ya da sırf canımı acıtmak için özellikle hassas noktalarımdan vurmaya çekinmeyen çocuğun beni koruyacağını da pek sanmıyordum. Bizden kardeş olmazdı, benden ona kız çocuğu ondan da bana baba olmazdı.
Kapının zili çalındı kulağıma ben hıçkırıkla karışık iç çekerken. Gözlerimin içi kurumuş öyle boşluğa bakıyordum içimdeki hiçlik hissiyle. Hala Demir'in kucağındaydım. Kaan da yanımızda bir yerdeydi ama kapıyı duyunca hemen yanımızdan kalkıp kapıya gitti.
Demir'in boynuna yaslı alnımı kıpırdattım hafifçe. Eşek kadar olmuştum aslında ama onun kucağında sanki küçücük kalmıştım.
Kafasını eğip onun gözlerinden kopyalanıp bana verilmiş gözlerime baktı. "Kendini daha iyi hissediyor musun?" Kafamı iki yana sallayınca hüzünlü bir gülümseme yerleşti dudaklarına. Bugün okulda tıpkı Arın'ın yaptığı gibi gözümün kenarında biriken yaşları baş parmağıyla sildi. "Abilerin ne zaman bir konuda üzgün olsa onlarla birlikte mutfağa gireriz. Ben bile üzgün olduğumda onları mutfağa alırım ve içimiz rahatlayana kadar yeni tarifler deneriz. Zihnimize saplanmış dertleri çözmez belki ama bize daha iyi hissettirir. Benimle mutfağa girmek ister misin bugün?"
Burnumu çekip kafamı kaldırdım boynundan. Kucağından kalkmayacak olsam da Demir kalkmamam için kollarını sıkılaştırdı. Bir an gülümseyecek gibi oldum bu hareketine.
"Uyusam olmuyor mu?" dedim ağlamaktan kısılmış sesimle.
O cevaplayamadan kapıdan birkaç konuşma sesi yükseldi fakat sonra sessizleşti. Mert ya da Onur ise gelen Kaan onlara olanları anlatıyor olmalıydı.
"Uyumak olmaz." dedi burnumu sıkarak. Fakat burnum aktığı için parmağına hep burnumdan akan su bulaşacağından kendimi geri çekmeye çalıştım utanarak. Burnumu bırakmadan gülerek "Olmaz." diye tekrar etti. "Uyursan geçmez çünkü sadece içine atarsın. Sonra içindekiler birikir birikir bir bakmışsın elinde, içinde hissettiğin öfke dışında bir şey kalmamış."
Başımı eğdim dedikleriyle. "Ama içimde şimdi bile öfke dışında bir şey yok ki." İtirafım benim için biraz utanç vericiydi. Ona kendimi açmak tuhaf bir histi ama konuşmaya, biraz da olsa iyi hissetmeye, ilgilenilmeye ihtiyacım vardı. "Hiçbir şey hissetmiyormuşum gibi hissediyorum."
Cümlemin saçmalığını sorgulamadı bile. Ya da gülmedi buna. Sadece arkasına yaslanıp beni de kendiyle birlikte çekti ve konuşmadan önce birkaç kez iç çekti.
"Kalbin kırıldığından." dedi en sonunda ben gözlerimi dikmiş onu izlerken. "İnsan kalbi kırılınca bir şeyler hissetmeyi bırakmak istiyor. Bir süre hiçbir şey hissetmediğinden duyguların gitti sanıyorsun ama ne kadar uğraşırsan uğraş bir gün hislerin daha da büyümüş şekilde sana geri döner Rüya. Şimdi onları bastırırsan da geri döndüklerinde baş etmekte zorlanırsın." Gülümsedi sımsıcak. "Elbette öyle bir şey olursa hissettiğin her şeyle baş etmen için bile ben yanında olacağım. Fakat bu sağlıklı bir yöntem değil. Yaşadığımız her şeyle sağlıklı bir şekilde baş etmeyi öğrenmemiz gerekiyor."
Bir süre sessizlik içinde söylediklerini düşündüm. Kaanlar da bizi rahatsız etmemek için sanırım yanımıza gelmemişlerdi bu yüzden Demir'in yanında kendimi biraz daha rahat hissederek oturmaya devam ettim. Düşündükçe de söyledikleri mantıklı gelmeye başladı.
Annem gittiği gece başlamıştı panik atağım ama bugüne kadar her an sanki tekrar yaşayacağım korkusuyla içimdeki her şeyi bastırdıkça bastırmıştım. Kaan'ın haftalar önce yaptığı şeyin bile hesabını ancak bugün sormuştum. Ve o da hemen haftalardır beklediğim atağı geçirmeme neden olmuştu. Tıpkı Demir'in söylediği gibiydi; duygularımı bastırmış bastırmış ve bastırmıştım en sonunda da duygularımı açmaya karar verdiğimde bir bomba gibi patlamış sonrasında bununla baş edemeyip atak geçirmiştim.
"Bugün okulda panik atak geçirdim." diye itiraf ettim sessizce. Aldığı nefes yarım kalmış gibi yüzüme baktı. "Annem evi terk ettiği gece başladı. O zamandan beri hep panik içindeymişim gibiydi, ta ki bugün okulda yeniden atak geçirene kadar."
Ne diyeceğini bilemiyormuş gibi kalıverdi öylece. Panik atak geçirdiğimi söylemek istememiştim aslında ama bana çok iyi davrandığından sanırım bir anda ağzımdan kaçmıştı itirafım. Sanırım ben de böyle bir salaktım işte. Bir bakışa iki çift güzel söze kanıyordum hemen.
Bir anda kolumdan tuttuğu gibi kendine çekti ve sımsıkı sarıldı. Aslında beni rahatlatacak iki güzel söz daha söylemesini bekliyordum ama itiraf etmek gerekirse sarılması tüm konuşmasından çok daha iyiydi.
"Merak etme bir şey olmadı." diye teselli etmeye çalıştım eğreti bir sesle. "Yalnız değildim bu defa, Arın yanımdaydı."
Tesellim ters tepmiş olacak ki daha sıkı sardı kollarını. Sessizce kendini iyi hissetmesini bekledim fakat sanırım bu şekilde kendini daha iyi hisseden bendim.
"Bunca zamandır senden haberim olmadığı, yanında olamadığım için çok özür dilerim Rüya." Titreyen sesini duyunca yutkundum. "Yemin ederim senin benim kızım olduğunu bilsem bir saniye bile tutmazdım seni onların yanında."
Gözlerim yeniden doldu. Keşke haberi olsaydı diye geçirdim içimden. Keşke bugün babam gözlerimin içine bakıp bana ben senin babam değilim derken onun zaten babam olmadığını biliyor olsaydım, onu hiç babam bilmeseydim.
"Panik atak geçirdiğini benimle paylaştığın için teşekkür ederim." Kollarını gevşetip kızaran gözleriyle yüzüme baktı. "En yakın sürede bir psikologla görüşmeni istiyorum, gerekirse birlikte gider görüşürüz her seansta." İki elini yanaklarıma koydu. Çok tuhaftı ama kalbim heyecanlandı. "Ve bugünden itibaren seninle bir anlaşma yapmak istiyorum. Ne olursa olsun her gün oturup bugün neler yaşadığımızı, neler hissettiğimizi paylaşalım birbirimize. Baba kız gibi. Hem birbirimizi tanıyalım, güvenelim hem de bir şeyleri içimize atmayalım. Olur mu?"
Tereddütle yüzüne baktım.
"Sadece sen ve ben." dedi sanki tereddüdümün sebebini ona söylemişim gibi anında anlayarak. "Sen isteyene kadar abilerini bu konuşmaların içine almak zorunda değiliz. Bu sadece ikimize özel olabilir."
Buraya geldiğimden beri aslında fark etmiştim ki Demir'in dediği 'gün paylaşma' olayını hepsi yapıyordu. Günlük rutinleri içinde her zaman içlerinden biri yaşadığı bir şeyi anlatıyordu. Onların normali böyleydi çünkü aslında birbirlerine değer verip zaten her şeylerini paylaşıyorlardı. Demir'in beni de buna katmak istediğini fark ettim. Onun için diğerlerinden ayrı olmadığımı göstermeye çalışıyordu. Ve ben de onları ailem gibi görene kadar sadece kendisiyle olmasını istiyordu.
Huysuzca "Onlar benim abim değil." dedim ama dudaklarımda bir gülümseme vardı. Yan gözle bana baktı ters ters. "Olabilir sanırım, bunu yapmayı deneyebiliriz seninle. Ama diğerlerinin panik atağımı bilmesini istemiyorum. Onlara söyleme."
Bu isteğimi mantıklı bulmadığını yüzünden anlayabiliyordum fakat buna rağmen karşı çıkmadı ve kafasını sallayarak onayladı. Rahatlamış bir şekilde gülümsedim. Açıkçası Kaan bunu öğrenirse bir şekilde bana karşı kullanır diye korkuyordum. Belki bu kadar ileri gitmezdi ama kimse ona güvenmediğim için de bana kızamazdı, öyle değil mi?
"Geri kalan her şeyde anlaştıysak kalk üstünü değiştir ve elini yüzünü yıka. Çünkü bu yaşlı babanla akşam yemeği hazırlayacaksın."
Hain gülüşüne korkuyla baktım. "Ya sen beni neden ısrarla mutfakla haşır neşir etmeye çalışıyorsun ki? Ceza olarak da her hafta tatlı yaptıracaksın."
Kahkaha attı kafasını geriye atarak.
"Biz yemek yemeyi çok severiz güzelim. Seni de bir şekilde buna alıştırmak lazım." İki eliyle belimin kenarlarından tutup parmaklarını birleştirdi. "Resmen belin iki avucum kadar. Kemik torbası gibi etrafta geziyorsun." dedi ayıplar gibi. Kaşlarımı çatarak ellerinden kurtuldum ve ayağa kalktım. "Ben kemik torbası değilim."
Sırıtarak ayaklandı. "Öyle olmadığından emin olacağım merak etme."
Bir şey dememe fırsat vermeden salondan çıkıp beni burada yalnız bıraktı. Biraz arkasından baktım kendimi toparlamak için. Hala çok kötü hissetsem de Demir sayesinde ilk andaki gibi hissetmiyordum. Hala kalbim kırıktı ama atlatacağımı biliyordum.
Salondan çıkıp yere fırlattığım çantamı aldım ve hiç çıt çıkmayan evin içinde yürüyüp odama çıktım. Az önce kimin eve geldiğini bilmiyordum ama her kim gelmişse ortalıklarda gözükmüyordu.
Acıyan gözlerimi ovuşturarak odamın kapısını açtım ve yatağımda oturan Kaan'ı görünce şaşırdığımdan içeri giremedim.
"Korkma benim." dedi o olduğunu görmüyormuşum gibi. Elinde siyah bir defter vardı rahatsızmışçasına yatağımın uç köşesinde oturuyordu. Neden odamda olduğunu umursamadan çantamı masamın yanına koydum ve pijamalarımı almak için dolabımın kapağını açtım.
"İnan hiç havamda değilim Kaan o yüzden beni rahat bırak."
Ayaklanıp masanın önüne kadar geldi.
"Seni rahatsız etmek için gelmedim." dedi tereddütlü bir sesle. Elindeki siyah defteri masamın üstüne koydu ben aynadan onu izlerken.
"Okuldayken söylediğin bir şey aklıma takıldı bugün." dedi kısık bir sesle. "Hani kimsem yok dedin ya, ben yalnız hissedince günlük yazıyorum. Bu yüzden günlük için kullandığım ajandalardan birini senin için getirdim. Yanında kendinden başka kimse yokmuş gibi hissedince düşüncelerini günlüğüne yazarsan daha iyi hissedersin. En azından ben daha iyi hissediyorum."
Benimle günlük yazdığını söylemek kadar özel bir şey paylaşması karşısında şaşkınlıkla ona döndüm. Elini ensesine atmıştı ve gözlerini kaçırıyordu.
"Teşekkür ederim ama bunu yapmış olman yine de seninle konuşacağım anlamına gelmiyor." dedim benden kaçırdığı gözlerine bakarak. "Hala seninle konuşmak istemiyorum."
Üzgün bir iç geçirdi. "Biliyorum. Ama zaten ben de sana kendimi affettirmeye başlamalıyım bir yerden."
Kaşlarım havalandı. Bana kendini affettirmeye çalışmak mı istiyordu? İşte buna hayatta inanmazdım.
"Ne yaparsan yap seninle konuşmayacağım." derken amacım boşuna bir şeyler için uğraşmasını engellemekti ve belki de biraz sinir etmek ama Kaan beklediğimin aksine hayal kırıklığına uğramak yerine kendinden emin bir şekilde gülümsedi.
"Sen ne zaman benim yapmak istediğim bir şeyi başarmadan bıraktığımı gördün ki Kabus?"
Ters ters suratına baktım.
"Sırf bunun için bile olsa affetmeyeceğim seni."
Birkaç adımla yanıma yaklaşıp hoşuna giden bir şey varmış gibi sırıttı.
"İşte bizim eski usul rekabetimiz." dedi saçımın ucunu tutup hafifçe çekerek. İstediği zaten buymuş gibi mutluydu. "Sana kendimi affettireceğim, sen de böylece benim her şeyi başarabileceğimi kabul edeceksin."
Elini tutup ittirdim ve bir klasik hareketim olan tekmeyi bacağına geçirdim.
"Kafana şunu sok geri zekalı: Seni. Asla. Affetmeyeceğim."
***
Selamlar selamlarrrr
Gerçekten ben de sizler de fazlasıyla sabırsız dayanamıyoruz hiç fhhdbhsbvbcs
Geçen bölümün oy sayısına ve yazdığınız tüm yorumlara kalbimi bıraktım cidden. Çok teşekkürler ilginiz için.
Rüya'nın babaları hakkındaki fikriniz nedir?
Sezgin Kara mı?
Demir Soylu mu?
Rüya'nın Demir'in yanında kediye dönmesine ne diyorsunuz?
Ve tabii ki Kaan ile Rüya etkileşimi <3
Bölümü beğendiniz mi?
Bu defa gerçekten cuma günü görüşmek üzere ballarımmm bolca öpüldünüz <3 <3
Bir de instagram hesabına bakmayı unutmayın bebekler. Dün bayağı uzun bir soru cevap yaptık orada ve bolca spoiler verdimmmmm
Hesap @kizilsaclikarakedi
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |