17. Bölüm

Bölüm 15

Büşra Soyalp
bkuzgun

Selammmm Kara Kedilerim 20k olmuşuuuuuzzz!!!!

İlginiz, desteğiniz ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bu kadar kısa sürede böylesine ilgi görmek çok onurlandırıcı. Tabii ki bunu kutlamak için hemen bir sürpriz bölüm kaptım geldim <3

Yorum ve oylarınızı esgirmeyin ballarım.

Keyifli okumalar.

 

***

 

“Size söylüyorum çocuklar Meriç çok havalı bir kedi.”

Kıkırtım kendimi tutamadan dudaklarımın arasından fırlarken benim aksime Meriç asla eğlenmiyordu. Hatta sanırım korkunçlu bakışlarını Özgür’e atarken içinden çok ağır küfürler ediyordu.

“Neden?” diye sordu Meriç çaresizlik içinde. “Neden kedinin adını Meriç koydun?”

En yeni muhteşem arkadaşım yüzüne ciddi misin bakışlarını yerleştirirken benim yaptığım şey sadece bu ikiliyi eğlenerek izlemekti. Buluştuğumuzdan beri konuştuğumuz tek konu buydu: Özgür’ün Meriç adını koyduğu yeni kedisi.

“O da senin gibi havalı kankam. Görmen lazım simsiyah tüyleri, grimsi gözleriyle sanki seni görüyorum ona bakınca.” Sırıttı. “Yani kardeşim alınma ama senden de esaslı bir kedi olurmuş.”

Meriç öfkeyle uzanıp masanın üzerindeki plastik çatalı kapıp arkadaşının gözüne saplamak ister gibi yüzüne fırlattı. Ben daha çok kıkırdarken ikisi beni umursamadan birbirlerinin üzerine atlamaya çalıştılar ama oturduğumuz alan daracık olduğundan kısa sürede pes ettiler.

“Lanet kedine benimkinden başka bir isim ver Özgür.”

Sesindeki soğuk ton normalde beni ürkütebilirdi ama sanki artık onları o kadar iyi tanıyordum ki aslında gerçekten sinirli olmadığını çözebilmiştim.

“Asla olmaz. O ikimizin kedisi hayatım.” Çapkın bir göz kırpışla Meriç’i daha da celallendirdi. “Aşkımızın meyvesi.”

Meriç bir kez daha arkadaşının üstüne atılıp bu defa onu gerçekten öldürmesin diye masanın üzerinden eğilip aralarına girdim.

“Tamam, durun artık. Her ne kadar Hacivat ve Karagöz gibi birbirinize saldırmalarınız bana oldukça keyif verse de bir kaza çıkmadan konuyu kapatalım.”

Meriç ağzının içinde her zamanki huysuzluğuyla homurdansa da Özgür’ün çapkın bakışlarının hedefi bu defa ben oldum. Göz kırptı.

“Hayır Özgür sana aşık değilim.” dedim gözlerimi devirerek. “Ve hayır Özgür sen de bana aşık değilsin.

“Güzelim ben, sen, kocam Meriç ve kedim Meriç ile hepimiz kocaman çok güzel bir aile olabiliriz.”

Ne yazık ki bu defa ben tutamadan Meriç fazlasıyla kaşınan arkadaşının kafasını tuttuğu gibi masaya çarptı. Masanın üstündeki evden getirirken dolu olan ama bu ikilinin önüne koyduktan sonra anında boşalan saklama kapları gibi ben de korkuyla irkildim.

“Yemin ederim mal bu çocuk.”

Özgür, arkadaşının homurdanışına karşılık ona kırgın bir bakış atıp alnını ovdu. Çok sert vurmamıştı, sonuçta Özgür taş kafalının tekiydi ama Meriç’e gıcıklık yapmak için sanki canı çok acımış gibi bakışlarını yere indirip dudaklarını bükerek durdu.

Meriç de tabii ki en yakın arkadaşını tanıdığından bu tavırları yemedi. Üstüne göz devirip gazozundan bir yudum aldı.

Ben de yüzümdeki gülümsemeyle önüme dönecekken tam olarak masamıza doğru adımlayan adı lazım değil ikilisini görünce bıkkınlıkla bir nefes aldım.

“Mallardan bahsetmişken.” dedim kuru bir sesle. Arkadaşlarım anında baktığım yere çevirdiler gözlerini. “İti an çomağı hazırla.”

“Neden bu gereksizlere takılıyorsun?”

Gözlerimi devirdim. Uzun uzun. Sırf gıcık olsun diye üst üste.

“Sana ne?”

Kaan, kan bağımız olduğunu belli edercesine gözlerini devirdi. Benim gibi. Uzun uzun.

Meriç ve Özgür’ün homurdandığını duydum. Her seferinde benim yüzümden Kaan çocukların canını sıkıyordu ve artık bu benim de canımı sıkmaya başlamıştı.

“Seni babama söyleyeceğim.” dedi sanki bu beni korkuturmuş gibi, bir de yüzünde gururlu gülümsemesiyle.

“Demir’in haberi var.” dedim dişlerimi birbirine bastırarak. Ne Meriç ne de Özgür, Kaan ile olan aile durumumuzdan haberdardı ve açıkçası bu şekilde kalmasını tercih ediyordum.

Arın’ı da aynı Kaan gibi hiç sevmesem de beni durumdan kurtarması için yardım istercesine gözlerine bakmaya çalıştım. Ama onun kahveleri üzerimde değildi. Yanımdaki çocuklara bakıyordu ters ters. Çığlık atmak üzereyim sanırım.

Gözlerimi yeniden Kaan’a çevirirken Meriç “Neden babana şikayet etmen Rüya’yı ilgilendirsin ki?” diye sordu kaşlarını çatarak.

Oturduğumuz yerde yayıldı ve bir ayağını bacağının üstüne koyarken kolunu da omzumun üstünden sandalyeye attı. Kaan ve Arın ikilisinin bakışları Meriç’in kolunun uzandığı yere çevrildi öfkeyle. Aynı anda kaşları havalanmış, çeneleri kasılmıştı. Meriç’e yandan bir bakış attım onaylamaz gibi. Bilerek yapmıştı, sırf gıcık olsunlar diye.

Arın bakışlarıyla ateş saçarak “Sen önce o elini Rüya’nın üzerinden çek.” dedi.

“Aynen o elini alıp başka şeyler yapmadan elini çek.”

Meriç yarım ağız gülüp öteki eliyle çenesini kaşıdı. Ama cevap vermedi, onun yerine Özgür oldukça ciddi bir şekilde öne eğildi.

“Rüya’dan size ne? Okulda yaptıklarınız yeterli gelmiyor mu?”

Kaan’ın işleri daha da kızıştırmak bir şeyler söylemesini istemeyerek çaresizce araya girdim.

“Kaan şimdi gitmezseniz Onur’u arayacağım.”

Kısılmış gözleri bana döndü.

“Bence de ara abimi de neler olduğunu duysun.” Gören de adam öldürüyoruz sanırdı.

Kaan, Onur’un adını duyunca pek umursamasa da Arın gözle görülür bir şekilde gerilmişti. Kahvelerini yüzüme dikti.

“Arama.” dedi sadece. Sanki onu dinlermişim gibi.

Alayla güldüm.

“Neden? Sizi özellikle benim yanıma gelmemeniz için uyardı. Ama güzel bir hafta sonunda arkadaşlarımla takılmama rağmen yine de buradasınız: Yanımda.”

“Eğer ararsan bir daha seninle konuşmamıza izin vermez.” dedi dişlerinin arasından. Kahvelerini direkt gözlerime dikmişti. Bir şey anlamamı ister gibiydi ama istediği her ne ise onu anlamıyordum.

“Ben de onu istiyorum zaten!” diye bağırdım sinirle. Öfkeli gözlerini üzerimden çekip başka tarafa döndü. Ben onun neden öfkeli nefesler verdiğini anlamaya çalışırken Kaan koluma uzandı.

“Hadi gidiyoruz. Bu itlerle takılmanı istemiyorum.”

Hızla kolumu elinden kurtardım. Meriç de doğrulup Kaan’ın elini ittirdi aynı anda. Yüzündeki alaycı ifade silinmişti.

“Uza Kaan. Bu itler de senin suratını görmek istemiyor. Ayrıca kızın peşini bırak, bir daha tekrar etmeyeceğim.”

“Sana soran olmadı. Hadi Kabus.”

Onu umursamadan masanın üzerindeki telefonuma uzandım Onur’u aramak için. Normalde Onur herhangi bir durum için arayacağım son insan bile olmasa da dün kesinlikle benden uzak durmaları için çok kesin talimatlar vermişti. Ama onlar buna rağmen beni rahatsız etmeye devam ediyorlardı.

Telefonun ilk çalışı kulağıma dolduğunda Özgür’ün bir kez daha konuştuğunu duydum yanımdan.

“Sen ne hakla Rüya’ya kimlerle takılıp kimlerle takılmayacağını söyleyebiliyorsun? O senin kız arkadaşın değil.”

Öğürmemek için kendimi zor tuttum. Kız arkadaş mı? Anne senden nefret ediyorum.

“O tabii ki kız arkadaşım değil beyinsiz çünkü o benim kız kardeşim!”

“Kaan!” diye bağırdım şok içinde. Telefon kulağımda kalmıştı.

Meriç ve Özgür’ün haklı bakışları dehşetle bana döndüğünde Arın da şaşkınlıkla Kaan’a döndü. Hiç kimse Kaan aptalından böyle bir çıkış beklemiyordu.

“Kardeşin mi?”

İlk tepki veren Özgür oldu. Ama onlara açıklamak için yüzlerine bakamadım bile. Tek yaptığım kulağımda tuttuğum telefon çalarken dehşet içinde karşımda gururla çenesini kaldıran aptal çıyana bakmak oldu. Ama herhangi birimizin bakışı onun umurunda değildi.

“Evet, kardeşim. Ve kardeşimin sizle takılmasını istemiyorum.”

Çenemi sıktım.

“Ben senin kardeşin değilim beyinsiz.”

Alayla yüzüme baktı. “Evet güzelim, eve gel de bunu DNA testine bakarak babamız ve abilerimizle tartışalım.”

Ben ona ne diyeceğimi bilemediğim için öylece kalakalmışken neyse ki Onur telefonu açtı.

“Ne var solucan?”

“Aptal kardeşin ve arkadaşı beni rahatsız ediyor Onur!” diye bağırdım öfkeli olduğum kişi o olmasa da. Gözlerim doldu. Yalnızca sinirden.

Ne Meriç’e ne de Özgür’e çevirebiliyordum bakışlarımı. İkisi de o kadar şaşkınlardı ki sadece yüzümüze bakıyorlardı. Ama ben öylesine utanıyordum ki!

“O ikisini cidden öldüreceğim!”

Telefon suratıma kapandı ve iki saniye geçmeden Kaan’ın telefonu çaldı.

Arın ağzının içinden bir küfür edip yanımızdan ayrıldı. Kaan ise sıkıntılı bakışlarla telefonuna baksa da tehdit edercesine “Buralardayım.” demekten geri durmadı. Ardından o da arkadaşının peşinden gitti. Kulağıma efendim abi diyen sesi geliyordu.

“Kardeş mi?”

Aynı anda aynı şokla çıkan iki farklı sesle yüzüme gülümseme yerleştirmeye çalıştım ama suratımda garip bir ifade olduğuna nedense emindim.

“Galiba açıklamam gereken şeyler var.”

İkisinin de yüzünde hadi canım der gibi bir ifade belirdi.

“Bayağı bayağı kardeş misiniz? Öz kardeş?” Dudağımı büktüm.

“Maalesef öyle. Öyleymişiz.”

“Babanız mı aynı?”

“Baba, anne ikisi de aynı. Hiçbirimiz bilmiyorduk.”

Yüzlerine yerleşen karışıklığı görmemek mümkün değildi. Kaan sırf egosundan ikimizin de saklamakta anlaştığı bu durumu beni umursamadan ortaya çıkarmıştı ve bunu temizlemek de şimdi bana kalmıştı işte.

Böylece arkadaşlarıma olan her şeyi baştan sona anlatmak zorunda kaldım. Meriç oldukça detaycıydı bu konuda. Her şeyi bilmek istiyordu. Ben de ona istediğini verdim. Her anlattığım şeyle yüzlerindeki ifade değişiyordu. Yaşadıklarımdan utansam da, özellikle annem ile babamdan, hiçbir şeyi es geçmedim.

Onlara güveniyordum bu yüzden anlatmak kolaydı. Ama yine de bilmelerini istemezdim. Tüm bunlar hala sırrımız olmaya devam etse çok daha mutlu olurdum.

“İnanamıyorum.” dedi Özgür sırıtarak. Nedense bu durumu çok eğlenceli bulmuştu. “Karma tam bir bela gerçekten. Yoksa Kaan ile kardeş çıkmanızın başka bir anlamı olamaz.”

“Öyle söyleme.” dedim yüzümü buruşturarak. “Onunla kardeş falan değilim ben.”

Bu durumu Özgür kadar neşeyle karşılamayan Meriç tek kaşını kaldırdı.

“Anlattıklarına bakılırsa kardeş gibi görünüyorsunuz güzelim. Üstelik Kaan itinin şu saçma tavırlarına da bakarsak gerçekten kardeşsiniz.”

Gözlerimi devirmeden edemedim. “Kaan sadece kıskançlık yapıyor. Ama kıskandığı ben değilim, yanımda siz olduğunuz için böyle yapıyor. Kavgalısınız ya.”

“Öyle olduğunu sanmıyorum. Baksana şuna hala öfkeyle buraya bakıyor.”

Gözlerimi Özgür’ün işaret ettiği yöne çevirdiğimde haklı olduğunu gördüm. Arın ve o kendi aralarında konuşsalar da ikisinin de bakışları doğrudan buradaydı. Saklamaya çalışmıyorlardı bile.

“Umurumda değil. Tüm bunlar onun bana yaptıklarını ve ondan nefret ettiğim gerçeğini değiştirmez.”

Masamızda bir sessizlik oluştu. Ki bundan hiç hoşlanmadım. Üçümüz ne zaman bir araya gelsek konuşmadan duramazdık. Meriç bile herkese ketum biriymiş gibi davransa da bizim yanımızda hiç öyle değildi.

“Bu durum sizinle aramızda bir şeyleri değiştirmez değil mi?” diye sordum çekinerek.

Onlarla arkadaş olmaktan çok mutluydum. Eylem ile olan arkadaşlığımızdan bile daha güzeldi. Beni hiçbir zaman yargılamıyorlardı. Her zaman konuşacak bir şeylerimiz oluyordu, bana karşı gün geçtikçe korumacı oluyorlardı ve birlikteyken gerçekten çok eğleniyordum. Aylardan beri hayatımda güzel giden bir tek bu vardı ve bunun bozulmasından korkuyordum.

“Asla.”

“Saçmalama benim kardeşim çıkmadığın sürece sana aşığım.”

Kıkırdadım. Meriç arkadaşının ensesine bir tane yapıştırsa da gülüyordu.

“Kaan ile olan kardeşliğin beni ilgilendirmez ama,” derken çenemi kaldırıp gözlerine bakayım diye kaldırdı. “Ben seni kendi kız kardeşim gibi görüyorum. Bunu bir şey değiştirmez.”

Dolan gözlerimi kırpıştırdım.

“Teşekkür ederim Meriç.”

“Ben seni kardeşim olarak görmüyorum Rüya sakın yanlış anlaşılmasın. Sen her zaman potansiyel sevgili adayım olacaksın.”

Gülerek geri çekilip Özgür’ün koluna vuran ben oldum bu defa. Meriç “Zevzek.” diye homurdanıyordu.

“Ve sadece aday olarak kalacağım Özgür.”

Kalbi kırılmış gibi elini göğsüne götürdü. “Çok acımasızsın.”

Gülmeye devam ederek ayaklandım. “Tuvalete gidip geliyorum.”

Kısaca onayladıklarında ayaklandım ve Kaanların dikkatinin bende olduğunu bilsem de onlara bir kez bile bakmadan gittim.

Tuvalette işimi hallettikten sonra biraz kendime gelebilmek için boynuma ve enseme soğuk su vurdum. Yaşadıklarımı anlatmak gerilmeme sebep olmuştu.

Son zamanlarda panik atak geçirmiyordum veya geçireceğim diye düşünerek kendimi tedirgin etmiyordum ama bazı zamanlarda her şey üstüme üstüme geliyor gibi hissettiğimde ellerim uyuşuyordu. O zamanlarda genelde kendimi mutfağa atıyordum fakat burada içinde huzur bulacağım bir mutfağım yoktu o yüzden kendimi sakinleştirmem lazımdı. Zor olmadı. Birkaç derin nefes ve birkaç güzel anı düşündükten sonra kendimi toparlayıp çocukların yanına döndüm.

Evet, artık güzel anılarım vardı. Eski anılarımı annem, babam ve en yakın arkadaşım lekelemiş olsa da Demir ile Meriçler sayesinde yeni güzel anılarım oluyordu. Özellikle Demir mutlu olmam için elinden geleni yapıyordu.

Yüzüme bir gülümseme yerleştiğini fark edince hemen toparlandım. Tamam Demir’i seviyordum ama o kadar da abartmaya gerek yok.

Bizim çocukları gördüğümde kafamı iki yana salladım. Yalan konuşuyordum ben Demir’i gerçekten çok sevmeye başlamıştım. Aslında bu beni korkutuyordu çünkü bir gün onun da beni terk edebileceğini düşünmekten kendimi alamıyordum.

“Vay vay vay.” Birden önümde belirenlerle kaşlarımı çattım ve bir adım geriledim. “Sınıfın prensesi buradaymış.”

Yakup’un kesinlikle hafta sonumu güzel geçiriyorken duymak istemediğim kaba sesi görüntüsünden önce kulağıma geldi.

“Abin nerede prenses?” dedi onun arkasındaki Sedat. Sınıftaki çocuklardan biriydi. Geçen sene çok iyi anlaşırdık. Sınıfta birbirini en çok güldüren iki kişiydik. Eylem her zaman bu duruma laf ederdi ama onu umursamazdık. Hangi ara Eylem’in tarafına geçtiğini anlayamadım. Oysa arkadaşlığımızın bozulması için hiçbir neden yoktu.

“Dayak istiyorsan çağırayım abimi.” dedim alayla.

“Evet sanki gerçekten abin varmış gibi. Kimi kandırmaya çalışıyorsun kızım sen?”

“Abim var zaten.” Hiç içimden gelmese de ekledim. “3 tane abim var.”

Üçü karşımda oldukça gürültülü bir şekilde kahkaha attığında kaşlarımı çattım. Aynı zamanda hem Meriçlerin hem de Kaanların dikkatinin buraya kaydığını görebiliyordum.

“Ne oldu annen gittiği yerden abi diye el alemin çocuklarını mı getirdi?” Bir durup kahkaha attı. “Yoksa el alemi mi abi diye kakalamaya çalışıyor?”

Yakup’un iğrençliğiyle yüzümü buruşturdum. Böyle zamanlarda Kaan’dan daha çok nefret ediyordum. Ne zaman okuldan biri annemle ilgili bir şey söylese hep Kaan yüzünden yaşandığını biliyordum ve bu ne olursa olsun onu affetmeme engel oluyordu.

Onları umursamadan arkamı dönüp gitmek istedim ama Yakup sert bir şekilde omzumu tutup kendine çevirdi. Yüzü yüzüme yaklaştı bir şey demek için ama buna izin vermeden omzumdaki elini ittirdim.

“Bir daha bana sakın dokunma!”

Kahkaha attılar. Komik bir şey vardı sanki ya.

“Böyle mi?” deyip omuzlarımdan sertçe ittirdiğinde bunu beklemediğimden yere yapıştım.

“Hadi çağır abini de gelsin kurtarsın seni.”

Ve daha cümlesini bitiremeden bir anda önüme ışık hızıyla biri geçti ve Yakup’un yüzüne bir yumruk geçirdi.

İşin komik tarafı bunu yapan abimdi. Yani Kaan’dı ama abimdi işte. Maalesef.

“Senin ona uzanan elini kırarım lan!”

Biri koluma uzandığında gözlerimi Yakup’un üstüne çullanan Kaan’dan zor alabildim.

“İyi misin Rüya?”

Tanıdık kahveler dibime girince yutkundum. “E-evet, iyiyim.” Yüzü yakındı. Çok yakındı.

Arkadaşları da Kaan’a saldırmaya başladığında korkuyla onlara baktım ama şaşırtıcı bir şekilde Meriç ve Özgür kavganın ortasına atılıp Kaan’a yardım etmeye başladılar.

Şokum şaştı. Kaan’a yardım ediyorlardı.

Şaşkınlıktan öylece izlerken Arın sanki arkasındaki herkes birbirini dövmüyormuş gibi kollarımın altından nazikçe tutup beni ayağa kaldırdı. Gıdıklandığım için tepindiğimden biraz zor oldu gerçi ama sonunda ayaklandım ve beni hemen kenara bıraktı.

“Burada kal.” dedi ve hemen sonra kavgaya daldı.

Arın ve Özgür, Yakup’un iki arkadaşını etkisiz hale getirse de Meriç ile Kaan, Yakup’u bırakmıyorlardı. Bir Kaan vuruyordu çocuğun yüzüne bir Meriç.

Ne Kaanlar ne de Yakuplar için korktuğumdan değildi ama durmalarını istiyordum. Ama Yakup o kadar dayağın arasında ne dediyse Kaan delirdi ve Meriç’i kenara itip seri bir şekilde Yakup’u yumruklamaya başladı.

İşte o zaman korkmaya başladım. Bırakmıyordu.

“Arın durdur şunu!” diye bağırdım ama onun yardım edeceği yoktu. Sadece suratıma bakıp geri önüne döndü.

Gözlerimi Meriç’e çevireyim dedim ama o da Kaan için kılını kıpırdatmazdı. Bu yüzden ne yazık ki Kaan çocuğu öldürmeden önce yapabileceğim tek şeyi yapıp aralarına girdim.

“Kaan dur artık.” dedim kolunu tutmaya çalışarak. O kadar öfkeliydi ki beni duymuyor, ağzının içinde bir şeyler homurdanıp duruyordu. “Dur öldüreceksin çocuğu. Güvenlik de geliyor atacaklar bizi. Kaan!” Sonunda sesimi duymuş gibi eli havada kaldı. “Lütfen. Buradan gitmek istiyorum dur artık.”

Gözlerini yüzüme çevirdi. Dudağının kenarı kanamıştı ve elmacık kemiğinin üstü kızarmıştı ama başka bir şeyi yoktu. İyiydi. İçimin rahatladığını hissettim.

Kaan durdu ama eğilip nefretlik sınıf arkadaşımın kulağına bir şeyler fısıldadı. Yakup ona istediği cevabı vermiş olacak ki yüzü gözü kan içinde kalmış çocuğun üzerinden çekildi. Ve sonrasında ayaklanıp kolumu tuttuğu gibi beni yanında çekiştirmeye başladı.

“Eşyalarını al Rüya eve dönüyoruz.”

Şöyle bir uzanıp suratına bir tane çarpasım vardı da güvenlik gerçekten gelmeden çıkalım istediğim için emrivakilerini görmezden geldim. Onun yerine arkamı döndüm ve bizimkiler geliyor mu diye kontrol ettim.

Meriç onlara baktığımı gördüğünde az önce kavga eden kendisi değilmiş gibi bir rahatlıkla gülümseyip göz kırptı.

Arın bunu görünce dirseğini arkadaşımın karnına geçirdi. Gözlerimi devirerek önüme döndüm.

Alışveriş merkezinden elimizden geldiğince hızla çıktık. Ve neyse ki Yakupları bir daha görmedik. Garipti ki Kaanlar ile Meriçler de birbirlerine laf atmamışlardı dışarı çıkana kadar.

“Sen niye karışıyorsun?” diyen Kaan’ı duyduğumda ne diyor bu manyak bakışlarıyla ona döndüm ama o Meriç’e bakıyordu sinirle. Tabii, şom ağzımı açmıştım ya çıkar çıkmaz kavgaya başlamak zorundalardı. “Kardeşimi ben koruyabilirim, dolanma etrafında.”

“Of saçmalama Kaan.” dedim bezmiş bir şekilde ve kolumu elinden kurtardım. “Ayrıca bırak şu kardeş ayaklarını. Senden hala nefret ediyorum.”

Sözde kardeşimin öfkesi bana yöneldi bir anda. “Seni kurtardığım için teşekkür edeceğine bunları mı söylüyorsun cidden?”

Drama kraliçesi deyince de Kaan’dı yani.

“En başta bu duruma senin yüzünden düştü.” diye araya girdi Özgür. Onaylarcasına kafamı salladım.

“Size ne oğlum? Dolanmayın Rüya’nın etrafında, bitti.”

“Ya asıl sana ne Kaan? Şu an sizin benimle aynı ortamda nefes bile almıyor olmanız gerekirdi. Onur’u unuttun sanırım.”

“Evet abimize olanları, o şerefsizlerin sana nasıl davrandığını anlatınca eminim ki bana hak verecektir.”

Sesli bir nefes vererek sabır çektim.

“O şerefsizler senin yüzünden bana böyle davranıyor aptal!” diye bağırdım sabır çekmek işe yaramadığından. “O ses kaydını paylaşınca ne olacak sanıyordun sen? Herkes üzerime üzerime geliyor be senin yüzünden! Şimdi de kardeş ayaklarına yatıp beni çıldırtma!”

Ona çemkirmemden anlar sanmıştım bu tavırlarının hoşuma gitmediğini fakat hayır, karşımdaki kişi Kaan’dı. Asla anlamazdı.

“Yaptıklarımı telafi edeceğim.” dedi dişlerini sıkarak. “Ama sen de bunlarla takılmayacaksın. Ayrıca okuldan herhangi biri, tek bir kişi bile sana bulaşmayacak.”

“Endişelenme Kaan.” diye araya giren Meriç’ti. “Kız kardeşinin başına sardığın belaların ona zarar vermesine bizzat ben engel olacağım.”

Bunu duymasıyla Kaan bir anda sinirle öne atıldığında hemen önüne geçtim. “Sana ne lan benim kardeşimden? Sana ne oluyor oğlum? Uzak duracaksın ondan.”

Meriç daha da çıldırsın diye sadece güldüğünde ters ters ona baktım.

“Ne olur Meriç bari sen yapma ya!”

İsyanım karşısında özür diler gibi baksa da pişman olmadığı yüzünden belliydi. Bayılıyordu Kaan’ı gıcık etmeye.

Göğsüne yasladığım ellerimle çıyanı ittirdim yavaşça. “Tamam Kaan hadi git daha fazla kavga çıkmasın.”

“Gidiyorum gidiyorum.” diye terslendi Meriç’e doğru. Sonra bir anda eğilip bacaklarımdan tuttuğu gibi omzuna attı beni adeta küçük bir çocuk gibi. “Ama sen de geliyorsun.”

Sertçe sırtına yumruk attım. “Kaan saçmaladın iyice!”

Beni takmadan arkadaşlarıma arkasını dönüp ilerlemeye başlandığında sinirden saçımı başımı yolacak kıvama gelmiştim.

“Eve gidiyoruz, uzatma. Abi sözü dinle.”

“Yemin ederim şöyle yüzünün ortasına bir tane koyacağım bak!”

Zerre umursanmadığımdan beni bırakmayacağını çaresizce kabullendim ve kafamı kaldırıp benimle olan ilişkilerini bitirme kararı almamalarını umduğum arkadaşlarıma baktım.

“Kusura bakmayın telafi edeceğim!”

Meriç sıkıntı yok der gibi kafa salladı ama Özgür açık açık gülüyordu. Durumumdan bu kadar keyif alması karşısında gözlerimi devirdim.

“Ara beni kanka!”

“Kankana sokayım.”

Yanımızda olduğunu bile unuttuğum Arın’ın sesini duyunca kafamı soluma çevirdim. Aptal Kaan hala beni omzunda sımsıkı tutmuş yürüyordu öylece bu yüzden ancak havadan bakabiliyordum çocuğun yüzüne.

“Ya sen niye bir şey yapmıyorsun Arın? Durdursana şu gereksiz arkadaşını.”

“Ne diye durduruyor kızım? Dua etsin o ikisi ağızlarını yüzlerini dağıtmadık.”

Sırtına sert bir yumruk daha geçirdim acımadan. “Bana bak geri zekalı yemin ederim yolarım sarı çıyan saçlarını. Karışmayacaksın onlara.”

“Ya sen niye onları umursuyorsun bu kadar?”

Tekrar Arın’a çevrildi bakışlarım. Kavgaya girdiğinden dolayı üstü başı dağılmıştı. Normalde çok düzenli çocuktu aslında. Kendine, görünüşüne çok önem verirdi. Özellikle saçlarına çok önem verir asla dağınık olmasına izin vermezdi. Ama şimdi kahve saçları dağılmış, kıyafeti özenli görüntüsünü kaybetmişti. Ne yazık ki tüm bunlara rağmen hala bir şekilde hoş görünüyordu.

Gözlerimi kırpıştırdım. Kesinlikle ne kadar hoş göründüğünü düşünmemeliyim, asla.

Benden bir cevap beklediğini belli edercesine kaşlarını kaldırdığında kendime geldim. Yüzüme bıkkın bir bakış yerleştirip “Arkadaşım oldukları için olabilir mi acaba?” dedim. Ama bu cevabım hoşuna gitmemiş olsa gerek aynı şekilde yüzüme bakmaya devam etti.

Bakışları sinirimi bozduğundan dikkatimi beni taşıyan gereksize verdim.

“İndir artık Kaan tamam.” derken bacaklarımı salladım rahatsız olması için. Ama kendisi gıcığın teki olduğundan uzanıp bacaklarımı daha sıkı tuttu.

“İyi böyle.”

İç geçirdim. Sanki onu düşündüğümden söylüyordum indirmesini.

“Gerçekten ben sana hakaret etmekten yoruldum sen hakaret yemekten yorulmadın ya.”

Beni umursamadan Arın ile konuşmaya başladı. Sanki omzunda kocaman ben yokmuşum gibi normal bir şekilde sohbet etmeye başladı arkadaşıyla. Sinir krizi geçirtecekti bu çocuk bana. Cidden cinnet geçirecektim. Sinirden kahkaha attım.

Neyse ki çok süremeden indirdi beni omzundan taksiye binmek için. Ters ters yüzüne baksam da mecburen bindim arkaya. Zaten günümü mahvetmişti ve artık eve gitmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.

Benim somurtarak oturduğum, Kaan ile Arın’ın hiçbir şey olmamış gibi muhabbet ettiği bir yolculuk geçirdik. İkisi de hallerinden çok memnun gibilerdi. Bu yüzden onlara daha çok sinir oldum.

Benim yüzümden buluşmamız bozulduğu için çocuklara ayrı ayrı özür mesajı attım. İkisi de sorun olmadığını söylese de yine de içim rahat etmedi. Eylem bana kazık attıktan sonra bulduğum ilk arkadaşlarımdı onlar ve zaman geçtikçe anladığım üzere de sahip olduğum tek gerçek arkadaşlarımdı. Bu yüzden bugünü telafi etmek istiyordum.

***

Siteye girdiğimizde önce Arın’ı bıraktık evine sonra da biz indik taksiden. Kaan taksinin parasını öderken ben öfkeyle çoktan onu arkamda bırakıp eve ilerlemeye başlamıştım bile.

“Kızım dur ne bu acele?”

Duymazlıktan geldim bana seslenişini. O sırada evin kapısı ben daha önüne yeni varmışken açıldı.

“Yüzünü görünce bu kadar sevineceğimi hiç düşünmemiştim.” dedim Onur’a açtığı kapıdan içeri girerken. “Al şu kardeşini başımdan.”

Şaşırtıcı bir şekilde Onur bana alaycı bir karşılık vermedi. En azından boş yapma gibi bir şey demesini bekliyordum ama o herhangi bir şey demek yerine kapıdan içeri giren kardeşinin yüzüne doğrudan yumruk attı. Ağzımdan “Hii!” gibi bir tepki fırladığında Kaan yere düşmüştü bile. “Ay siz ailecek delisiniz ama.”

“Abi yine ne vuruyorsun ya?” Dudağının kenarında çok az kabuk bağlayan yaraya değdirdi parmağının ucunu. Yarası yine açıldığından kanamaya başlamıştı. Yüzümü buruşturdum istemsizce.

“Sana Rüya’yla konuşmayacaksın bile demedim mi ben sana oğlum?”

Yutkunarak gözlerimi Onur’a çevirdim. Genelde çok kavgacı bir tipti zaten ama şu an o kadar sakin duruyordu ki gerçekten öfkelendiğinde nasıl göründüğünü şimdi anlıyordum. Sessizliği öfkesinin belirtisiydi asıl. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi.

“Ama abi-”

“Aması yok Kaan! Konuşmayacaksın. Öyle ki yüzüne bile bakmayacaksın utandığından.”

Kaan kafasını yerden kaldırmadığında ona üzülmeden edemedim. Aptallıktı üzülmem biliyorum bana onca şey yapmıştı ama yanlarına kalmaya başladığımdan beri Kaan’ın ailesi ona hep gururla baksın diye her şeyi yapabilecek biri olduğunu öğrenmiştim ama şimdi abisiyle arası bozulmuştu ve üstelik abisi ona utanmasını söylüyordu. Bu onun için çok ağır olmalıydı. Üstelik Onur ona vurmuştu!

“Tamam Onur.” diye araya girdim dayanamadığımdan. Belki de salak olduğumdan, emin değilim. “Bugün bana yardım etti ondan geldi.” Kaan şaşkınlıkla kafasını kaldırdı. Onu korumamı beklemiyordu tabii normal olarak. “Okuldan birkaç kişi bana karıştı onlardan korudu beni.”

Onur sinirli bakışlarını bana çevirdi. Sinirinin bana olmadığını bildiğimden gerilmedim ama tırsmadım desem de yalan olur.

“Kim karıştı sana? Ne diye karıştılar?”

Gözlerimi Kaan’a çevirdim ne diyeceğimi bilemeyerek. Hala düştüğü yerde oturuyordu ve çenesine ince ince kan sızıyordu. Yakup ve arkadaşları Kaan yüzünden uğraşıyorlardı benimle özünde. Ama şimdi böyle dersem Onur daha çok kızardı kardeşine biliyorum.

“Söylesene kızım.”

“Ya ne bileyim dün sen abisiyim falan deyince yalan söylüyorum sanıp inanmamışlar gelsin abin kurtarsın seni şimdi falan diye zırvaladılar.” derken bir an suçu Onur’a attığım için üzülecek gibi olsam da Kaan’a daha fazla kızmaması için gerçeğin bir kısmını anlatmam daha mantıklı geldiğinden mecburen devam ettim. “Beni ittirdi hani abin diye Kaan geldi sonra dövdü çocukları işte.”

Kaan sırıtarak yüzüme bakıyordu. Onu korumuş olmamdan o kadar mutlu olmuştu ki yüzünde yarası kanayan sanki benmişim de kendisi sapasağlammış gibi gülüyordu. Ters ters baktım gıcık yüzüne. Benim yüzümden dayak yediği için acımıştım ona zaten, başka bir şeyden değil.

“Aferin.” dedi Onur sadece. Elini uzatıp kaldırdı kardeşini düşürdüğü yerden.

“Bir de bana vurdun abi ya!” Gözlerimi devirip arkamı döndüm. Harbiden akıllanmazdı bu çocuk.

“Kes lan! Öncesinde gitmiştin Rüya’nın yanına sanki bilmiyoruz. Akıllı ol, konuştuğunu görmeyeceğim.”

İstemsizce bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. Onur’a da Kaan’a da aşırı gıcık oluyordum evet ama bazen ikisi de yersiz bir şekilde sevimli oluyordu. Şu an bile Onur benim için kendi kardeşine kızarken gülümsememek elde değildi.

“Sen de kaçma gel buraya solucan! Bitmedi işim seninle.” Koşarak merdiven basamaklarını tırmandım.

“Konuşacak bir şey yok uzak durun benden.”

Arkamdan koşturma sesleri duyunca çığlık atarak son birkaç merdiveni daha hızlı çıktım ama tam odamın önüne vardığımda birden kendimi yeniden baş aşağı birinin omzunda buldum.

“Onur bırak beni!” Tıpkı Kaan gibi omzunda ben yokmuşum gibi bir rahatlıkla kendi odasına ilerledi. İçeri girdiğimizde ise kapıyı arkamızdan kapatıp kilitledi beni indirmeden önce. “Tepinme dur.” Beni hafif bir torbaymışım gibi indirip karşıma geçti.

“Gel sen hele anlat bakalım kimmiş sana karışan o çocuklar.”

Çok imdat cidden ama.

***

Hiç kardeşimin olmamasının artılarından bahsetmiştim. Her şeyin sırf bu yüzden tamamen benim etrafımda döndüğünden. Her isteğimin nasıl hemencecik yerine getirildiğinden. Tek çocuk olmanın çok fazla artıları vardı.

Ama… bahsetmediğim şey bu durumun artıları varken bir de eksilerinin olmasıydı. Halinden oldukça memnun olan ben bile eksilerinin de olduğunu kabul edebiliyordum. Örneğin küçükken her çocuk gibi bir oyun arkadaşım olsun istemiştim. Çocukken çok yalnızdım ve oyun arkadaşına ihtiyaç duymam çok normaldi. Annem zaten benimle oyunlar oynamazdı, babamın oyun arkadaşlığı da sürekli değildi. Ama dediğim gibi bu aslında her çocuğun yaşadığı bir durumdu.

Ama hayatımda yalnızca bir kere gerçekten bir ablam ya da abim olmasına ihtiyaç duymuştum. Bundan birkaç sene önceki bir yaz tatilindeydi. Liseye henüz geçmemiştim ve ailemle tatildeydik. Oraya sürekli tatile geldikleri için bulundukları yerin sahibiymiş gibi davranan bir avuç çocuk vardı. O zamanlar hepimiz ergenliğe yeni girmiş veletlerdik zaten ama onlarınki üst düzey bir ergenlikti.

Aralarındaki bir kızla ufak bir tartışma yaşadığımız için kızın tüm arkadaşları bana düşman olmuştu bir anda. Ufak bir atışmaydı halbuki kızla yaşadığım ama arkadaşları yüzünden olay çok alakasız büyümüştü ve birileri kızın abilerine haber vermişti.

Tam yarım saat boyunca üstüme gelip bağırmışlardı suratıma suratıma. O an o kadar yalnız hissetmiştim ki anlatamam. Garipti çünkü ilk defa ben de yanımda bir kardeşim olsun istemiştim. Bir şey yaşarsam koşa koşa yanıma gelip arkamda duran birinin olmasının ne kadar güzel olacağını fark etmem o zaman gerçekleşmişti. Ha o yaz bir şekilde geçti ve benim elbette hiç kardeşim olmadı ama bu şekilde kendi kendime yetebilmeyi öğrendim.

Ama şimdi, Onur karşımda bana kimlerin karıştığını sorgulamaya çalışırken hissettiğim o korumacılık duygusunun aslında benim sandığımdan daha güzel olduğunu anlıyordum. Evet ben kendi kendime yetebiliyordum ama insan yanında birilerinin olduğunu hissedince daha farklı bir güce sahip oluyormuş, bunu yeni fark ediyordum.

“Eee kızım saatlerce seni mi bekleyeceğiz?” diye triplendi Onur yanımdan geçip yatağına zıpladığında. Kapıyı kilitledikten sonra anahtarı cebine atmıştı. “Anlat bakayım kimler dayak yiyecek bu güzel ellerimden.” Ellerini havaya kaldırıp gülümsedi.

Gözlerimi devirerek çantamı kapısının yanına attım ve ilk defa içinde bulunduğum odasını incelemeye koyuldum.

Tam da ondan beklediğim gibi iç karartan bir odası vardı. Duvarları mavinin koyu bir tonuna boyanmıştı. Masası, kitaplığı ahşaptandı ve onların da koyu tonları vardı. Açık renk olan tek şey yatağıydı. Tüm odaya tezat bir şekilde bembeyaz bir yatakta uzanıyordu.

Cam kenarında gördüğüm siyah armut mindere çöktüm sessizce. Hemen karşısındaki duvarda boydan bir ayna vardı. Aynanın en üstü birkaç fotoğrafla süslenmişti. Odadan çıkmadan fotoğrafları incelemeyi kafamın bir köşesine yazdım ve istemediğim bir şekilde aynada kendimle göz göze geldim. Sanırım aynayı bilerek koymuştu minderin karşısına çünkü açısı ona göre ayarlanmıştı. Direkt kendimi görüyordum. Kendini sorgulamak için güzel bir yerdi.

Gözlerim kızıl saçlarıma düştü. Bugünkü arbededen dolayı biraz karmaşık görünüyordu ama hala parlaklığını kaybetmemişti. Yeşil gözlerimi net bir şekilde göremiyordum. Kızıllık öyle bir etrafa yayılmıştı ki kendimi bir an kırmızıdan ibaret hissettim. Normalde bundan memnun olsam da şu an Onur’un yanındayken maalesef gözüme o kadar güzel gelmiyordu.

“Sen anlatana kadar odadan çıkmayacağız tırtıl, biliyorsun değil mi?”

Kaşlarımı kaldırdım. Tırtıl?

“Ne ara solucandan tırtıla terfi oldum?” derken gözlerimi yansımamdan çekip ona baktım. Yatağına rahatça kurulmuş, ellerini kafasının arkasına koymuş uzanıyordu. Yüzü az öncekine nazaran sakin duruyordu. Gerçi kazıttığı saçları ve gözlerinin keskin bakışıyla ne kadar sakinmiş gibi durabilirse o kadar sakin duruyordu.

“Terfi olmadın.” diye yanıtladı sadece sanki bu her şeyi açıklıyormuş gibi. Dik dik yüzüne baktım ama devamını getirmeyeceği belli olduğundan oflayıp durmadan sorduğu soruya cevap verdim.

“Sınıftan birkaç çocuk işte.” derken yüzüme konuşmaya bile gerek yok der gibi bıkkın bir ifade kondurdum. “Sadece öylesine uğraşıyorlar arada.”

Benim yüz ifademin aksine onunki oldukça ciddiydi. Bana inanmadığı da belliydi.

“Neden?”

Gözlerine baygın bir bakış attığımda “Kaan yüzünden mi?” diye sordu tahmin ediyormuş gibi bir sinirle. Ben sessiz kalınca öfkeyle sesli bir nefes verdi. “Yok dün kesmedi beni. O salağı bir tur daha dövmem gerek yoksa içim soğumayacak gerçekten.”

Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. “Kaan’ı dövdün mü?”

Yüzüme düz bir bakış attı. “Tabii ki dövdüm Rüya. Ne sanıyorsun? Yaptığı şeyin ne kadar alçakça olduğunu anlamadığımı mı? Yoksa sırf bu pisliği sana yaptı diye sessiz kalacağımı mı?”

Yine sessiz kalmayı tercih ettim. Birinin beni bu kadar koruyacağını düşünmemiştim aslında. Belki de ondandı bu inanmayışım. Özellikle Onur olunca hiç korumaz sanmıştım. Benden nefret edişi yeni bir şey değildi. Belki zamanla aşılırdı bu duygusu ama şimdilerde benden nefret ediyordu, anneme benzediğim için. Ona terk edilmişliğini hatırlattığım için.

“Biliyorum belki iyi anlaşamıyoruz Rüya. Ve birbirimizi tanımadığımızı da biliyorum ve senden hoşlanmadığım sakladığım bir şey değil. Ama ne olursa biz kardeşiz. Sen benim kardeşimsin. Seni kendi kardeşimden dahi korumam gerekiyorsa korurum gözüm hiçbir şey görmez.”

Ellerimle gergince oynayarak gözlerimi yere diktim. Beni sevmeyişinin yanında ilk kez kardeş olduğumuzu kabul etmişti.

“Kaan’ın yaptığı şey midemi hala bulandırıyor. Sırf aynı aptallıkları tekrar yapmasın diye eşek sudan gelinceye kadar ağzını yüzünü dağıtasım var. Ona da dedim şu an yüzünü görmeye tahammülüm yok.” Öfkeyle nefesini dışarı üfledi. “Biliyor musun babam bu yaptığını öğrense ne kadar mahvolur? Kahrından ağzını açıp kızamaz bile çünkü benim babam Kaan’ı böyle yetiştirmedi. Hele böyle bir konuda bu kadar acımasız olmasını gerektirecek kadar kötü yetiştirmedi.”

“Lütfen Demir öğrenmesin.” dedim çaresizce gözlerine bakarak. “Onur gerçekten istemiyorum.”

“Niye? Bir gün elbet öğrenecek.”

“Bak Kaan’ın ne kadar kötü bir şey yaptığını biliyorum tamam mı? Ama o da ne yaptığını fark etti emin ol pişman, bir daha aynı şeyleri yapmayacak. Ama Demir öğrenirse konu uzayacak. Ben bir daha bu konu hakkında bir şey duymak istemiyorum tamam mı? Sadece konu kapansın istiyorum, içim daralıyor onun yaptığı şeyi düşününce. Ve yaşadığım her şeyin içinde bir de bunu düşününce her an panik olacakmışım gibi geliyor, kaldıramıyorum.”

Yüzüme anlamsız bir bakış attı. “Ne yani Kaan ve Arın’ı affettin mi?”

Alayla güldüm. “Elbette Kaan’ı affetmedim, hayatım boyunca affedeceğim bile şüpheli. Ama her gün evde ve okulda sürekli görmek zorunda kaldığım bir insandan her saniye nefret etmek çok zor bir şey, ben bile bu kadar nefret dolu hissedemiyorum.”

Duraksadım düşünceli bir şekilde. Gözlerimi Onur’un yatağına dikmiştim.

“Arın ise, aslında onun yaptığı bir şey yok. Kaan özgür seçimler yapıp kendi iradesiyle kararlar alan bir birey. Tüm her şeyi kendi yaptı.”

“Ama Arın her şeyi görüp sessiz kalmış?” diye sorguladı sert bir sesle. Bu konuda ne kadar hassas olduğunu fark etmek içimi ısıttı. Gerçekten Kaan’ın yaptığı şey için kızgındı.

“Aslında bakarsan sessiz kaldığını zannetmiyorum. Bana her zaman onu babasına şikâyet etmem gerektiğini söyledi, Kaan laf atmaya çalıştığında onu durdurmaya çalıştığı ve en sonunda başaramadığında da ona günlerce küs kaldı.” Buruk bir gülümsemeyle Onur’un dikkatle odaklanmış beni dinleyen yüzüne baktım. “Sana söyledim bu Kaan’ın kendi kararıydı. Onun seçimiydi. Biri durdursa bile başka bir şey yapardı.” Sessiz bir nefes verdim ve bir süredir içten içe farkında olduğum şeyi dile getirdim. “Hem tüm bunları o yapsa da bir yerde sanırım sınıfımdakilerin ilgisi başka biri yüzünden üstüme çekildi, Kaan’ın yaptığı şey sadece ateşi harlaması için ona gerekli kıvılcımı verdi.”

Yerinde doğruldu kaşlarını çatarak. Her an karşısındaki düşmana saldırmaya hazır bekleyen korkutucu bir köpek gibi görünüyordu.

“Kim?”

Gergin vücudumu rahatlatmak için armut mindere iyice yayılıp rahat bir pozisyon aldım. Kafamı geriye yasladığımda gözlerimi üzerinden çekmek zorunda kalmıştım. Artık tavana bakıyordum ve tavanda görmeyi hiç beklemediğim bir çizim beni inanılmaz şekilde şaşırttı. Beni şaşırtan şey gördüğüm muazzam bir gökyüzü resmiydi. Yıldızlı bir gece sanki gerçekten tavan gökmüş gibi çizilmişti.

“Vay canına.” dedim hayranlıkla, sorduğu soruyu yine es geçmiştim. “Bu odada uzanmak özgür hissettiriyor olmalı.”

“Beğendin mi?”

Gözlerimi zar zor tavandan çekip yüzüne baktım, garip bir şekilde gururla çenesini havaya kaldırmıştı. “Deli misin bayıldım. Muhteşem işçilik.”

“Teşekkürler. Tamamlamam aylarımı aldı.”

Şok içinde bakakaldım.

“Bunu sen mi yaptın?”

Gülümseyişi kibirlendi. “Ne sandın kızım? Her bir santimini ben çizdim boyadım. Tek başıma.”

Takdir edercesine kafamı salladım yavaşça. Benim hiç böyle yeteneğim olmamıştı. Aslında böylesini geç benim tek çizik atacak yeteneğim bile yoktu. Onur, kendisinden hiç beklemediğim kadar ince bir iş çıkarmıştı.

“Sorularımdan kaçma hadi.”

Kafamı yeniden arkaya yaslayıp tavanı incelemeye devam etsem de istediği gibi anlatmaya başladım.

“Sınıfımda bir kız vardı.” dedim uzaklara dalarak. “Eylem. Birkaç ay öncesine kadar en yakın arkadaşımdı aslında. Ama yakın zamanda onunla aramız açıldı. Ona olayları anlattığım ses kaydını kardeşine atan kişi oymuş, Kaan’ın da onu nasıl kullandığını biliyorsun zaten. Bu yüzden kavga ettik, bana karşı nefreti niyeyse sınıftakileri de bana karşı doldurmaya başladı onlar da öyle bana sataşıyor işte. Önemli bir şey yok.”

Yüzüne bakmıyor olsam bile anlıyordum dediklerimden tatmin olmadığını. Ama ne yazık ki gerçek buydu.

“Sana attıkları mesajlar peki?”

Gülümsedim. “Öncelikle onlar zorba ve onların birini zorbalamak için spesifik bir nedene ihtiyaç duyduklarını sanmıyorum. Ama bunlar benim okula karşı aciz duruma düşmemle başladı. Ses kaydı ortaya çıktıktan sonra evin içindeyken yangın çıkarınca kendimi öldürmeye çalışacak kadar kötü bir durumda olduğumu düşündüler ve o zamandan beri de zaten karışıp duruyorlar.”

“Çalıştın mı?”

Kafamı kaldırmadan kirpiklerimin arasından gergin yüzüne baktım. Annemden aldığı kahve gözleri benim üzerimde değil de başka her yerdeydi. Sorusunu anladım ama yine de “Neye?” diye bir karşılık verdim. Yüzüme baksın istiyordum. Gerçekten yapıp yapmadığımı merak ediyordu ama bana bakamıyordu cevabım onu korkutacağından. Ne ara benim intihar etmeye çalıştığım gerçeğinden korkmaya başlamıştı emin değildim. Yahu bu çocuk ilk tanıştığımız zamanlar üstüme araba sürmüştü!

“Kendini öldürmeye çalıştın mı yangın çıkararak?”

Israrla yüzüme bakmıyordu. Ben hiç intiharı düşünmemiştim ama bana bakamayışı sanki onun bazen de olsa düşünmüş olabileceğine inandırıyordu. Bu düşüncemden rahatsız oldum, onun böyle bir şey düşünmesini bile istemediğimi fark ettim.

“Emin ol kendimi öldürmek istesem tercihimi yanmaktan yana kullanmam.” dedim sesli bir şekilde iç çekmeden önce. “Ama çalışmadım. O gün annemin başka çocuklarının olduğunu öğrenmiştim. Anlayacağın üzere biraz dalgındım.”

Sonunda bakışları yüzüme döndü. Suratında bir parça şaşkınlık vardı.

“Öyle mi? Nasıl öğrendin?”

O günü hatırladım. Ailem beni terk etti ama geri dönecekler diye hala kendimi kandırmaya devam ettiğim zamanlardı. Aslında çok uzak bir zaman değildi ama sanki o kız yıllar önce yaşamış gibi hissediyordum. Ne kadar yorgun hissettiğimi hatırlayınca yüzümü buruşturdum. Omuzlarımda her şeyin yükü vardı o zamanlar ama burada kalmaya başladığımdan beri yükümün aslında ne kadar azaldığını şu an fark ediyordum.

“Dayımda kalıyordum o sıralar.” diye mırıldandım dalgınca. “Bir gün eve geri döndüğümde onu biriyle konuşurken duydum. Benim annemden onun annesi gibi bahsediyordu.” O bana bakmaya devam etse de ben gözlerimi boyadığı tavana diktim. Kafasını yastığa koyup tam yukarı bakacağı yerlerde gökyüzüne yerleştirdiği yıldızların arasında isimler yazıyordu. Kardeşlerinin ve babasının ismini görmek beni duygulandırdı. Her zaman baktığı yerde ailesi vardı, bu çok tatlıydı.

Başka şeylerin yazdığını da görüyordum ama onlar bu isimler kadar büyük yazılmadığından neler yazdığını seçemedim.

“O an kim olduğunu bilmiyordum ama dayıma dayı deyip ondan özür dileyen Mert’miş.”

“Ne diye özür diliyormuş ki abim?”

Gözlerimi parmaklarıma çevirdim ve onlarla oynamaya başladım. Onur ile hep kavga halinde olduğumuzdan şimdi iki normal insan gibi oturup konuşmak garip geldi bir an. Ama aynı zamanda hoştu da. Gözlerimi gözlerine çevirdim hafifçe gülümseyerek. “Hiç Mert ile bunu konuşmadık ama sanırım en başta annemin babamla kavga edip evi terk etmesinin sebebi oydu.” Tek kaşını kaldırdı. “Eve girdiğimde dayım ona bağırıyordu ablam gitti yine, o kız günlerdir tek başına ve bunların hepsi senin suçun mu diye. Annemin bir çocuğu olduğunu biliyor muydunuz bilmiyorum ama babamın sizden haberi olmadığına eminim. Sanırım Mert bundan babamın haberinin olmasını sağladı ve olaylar da işte sonrasında bildiğin gibi ilerledi. Ben de işte o gün orada kalmaya dayanamadığımdan eve döndüm, açtım tost hazırlayacaktım sonra uyuyakalmışım.”

Bir süre sessiz kaldı, dediklerimi sindirdiğini düşündüm. O bana bakmadığından onu inceleme işine koyuldum. Bu insanların yanında kaldıkça onları tanıyor, hepsinin hakkında bir şeyler öğreniyordum. Mesela Onur’un şu an baktığım çenesindeki kesik izi küçüklüğünde kaykayla kayarken yere düştüğünde kaldırıma çarpınca olmuş. Çok derin kesik olduğundan yara iyileşse de izi kalmış. Ya da saçlarını ilkokul ikinci sınıftan beri kazıtıyormuş. Sanırım o zamanlar annem gittiğinden küçük de olsa anlamış geri dönmeyeceğini, ona olan nefretinden kazıtmaya başlamış. Anlaşılan o ki ilkokul çağındaki Onur bile benden daha akıllıymış. İçimden salaklığıma göz devirdim. Her neyse, bu şekilde onun hakkında, diğerleri hakkında da elbette, bir şeyler öğreniyordum ama hiçbir şey o zamanlarda da onların yanında olup tüm öğrendiğim şeyleri aslında onlarla birebir tecrübe etmek gibi olmayacaktı. Bu gerçek zaman geçtikçe daha da üzücü olmaya başlıyordu.

Mesela Onur ile sürekli ettiğimiz kavgalar bana olan nefretinden değil sevgisinden olurdu, Mert kardeşleri için bana tavır alırken aynı zamanda benim için de kardeşlerine tavır alırdı. Kaan ile aynı okulda iki düşman olmak yerine kardeş olur yine yarışır yine birbirimizle uğraşırdık ama hiçbir zaman bana tüm okulun saldırmasına neden olacak bir şey yapmazdı. Birbirimizi kollardık.

“Biz o kadının bir çocuğu olduğunu biliyorduk ama o kadar, babamı aldattığının göstergesi olan çocuk hakkında hiçbir şeyi umursamadık. Mert’in neden seneler sonra bunu merak edip ortalığı karıştırdığını anlamadım.”

“Neyse ne olan oldu.” dedim bunun hakkında daha fazla konuşmak istemediğimden.

Onur’un odası biraz iç karartıcı olduğundan burada kaldıkça enerjimin daha da düştüğünü hissediyordum. “Bu odada nasıl kalıyorsun?” demeden duramadım. “Melankolik olmamak elde değil, içim şişti ya. Ben de senin neden her zaman gergin ve sinirli olduğunu anlamaya çalışıyordum.”

Kafama yastık yedim cümlem daha bitmeden.

“Hey!”

“Ben gergin ve sinirli değilim solucan!”

Gözlerimi devirdim. Evet yeniden solucan olmuştum. Dengesizdi bu çocuk biraz da.

Daha fazla oturmaya dayanamadığımdan ayaklandım ve sevgili gıcığın odasını karıştırmaya başladım. Bu evde karıştırdığım tek oda Kaan’ınki olmuştu bu zamana kadar. O da zaten Kaan çıyanını gıcık etmek içindi. Fakat Onur’un odası Kaan’ınki gibi değildi. Çok fazla şey vardı ve her biri sevgili abim hakkında bir şeyler anlatıyordu.

“Ben en çok mor rengini severim.” diye gereksiz bir bilgi verdim o hiçbir şey söylemeyince. “Hatta eskiden odamın kapısını mora boyamıştık babamla. Kapının üstünde siyah kediler çizdirmiştik. Biz senin gibi yetenekli değiliz tabii, mecburen yapması için birini çağırmıştık. Annem çok kızmıştı.” İç çektim. “Bir süre öyle kalmasına izin vermişti ama bir gün ben okuldayken beyaza boyatmış, çok ağlamıştım.”

Çok ayrıntı verdiğimi fark edince anında sesimi kestim. Onur’a neden salak gibi bunları anlatıyordum ki?

“Mert ile niye konuşmuyorsun?” diye sorduğunda çekmecesine sakladığı çizim defterini buldum. Beni görmüştü ama yine de ses çıkarmadığından karıştırmamın sorun olmayacağını düşünerek ilk sayfayı açtım. “Çok üzgün farkında mısın?”

Tabii ki ilk sayfada babası ve kardeşleri vardı. Sanki kendi gözünden gördüğü bir sahneyi çizmişti. Bahçedeki masada oturmuşlardı. Masanın başında Demir vardı, kahkahaları gözüne yansımıştı. O kadar detaylı bir çizimdi ki sanki Demir’in kahkahası kulaklarımdaydı.

Kendisini sadece masanın üzerindeki ellerini çizerek göstermişti, diyorum ya kendi gözünden gördüğünü çizmiş olmalıydı. Hemen karşısında Mert vardı. Ağzı açık çizilmişti, muhtemelen o an konuşuyordu. Ellerinden biri masanın üzerindeydi, bir bardağı tutuyordu. Yanında da Kaan vardı. Kafasını havaya kaldırmış kahkaha atıyordu. Kaan’ın hep böyle güldüğünü bildiğimden gülümsedim. Ortamları sıcacık duruyordu. Ve Onur öylesine gerçekçi çizmişti ki sanki o an ben de o masadaydım. Renkler, gülüşmeler, samimiyet… Çok kıskandım. Gerçekten o kadar kıskandım ki gözlerimin doluşuna engel olamadım.

Fark ettirmemek adına hızlıca sayfayı çevirdim.

“Neden sorduğum sorulara tekte cevap alamıyorum.” diye homurdandı. O an ne sorduğunu bile hatırlamıyordum.

“Hı?”

“Diyorum ki Mert ile niye konuşmuyorsun çok üzülüyor.”

Ha, soru bu muydu? Duymasam da olurmuş.

“Neden üzülsün ki onun için hiçbir şey ifade etmiyorum.”

Birkaç manzara çizimini sakin sakin geçerken başka muhteşem bir çizime denk gelince ağzım açık kaldı. “Vay canına! Yani Onur içimden zerre seni övmek gelmiyor ama sen bir dehasın. Bu çizimler, bu detaylar… Sadece vay canına.”

Gözlerimi gururlu yüzüne çevirdim. Yanakları pembeleştiğinde sırıttım. Sonra önüme dönüp en ufak kirpik detayına kadar çizdiği kızın çizimini incelemeye başladım. Kızın sağ gözündeki kirpiklerden bir tanesi uzundu, Onur bunu bile çizmişti. “Kim bu kız?”

Derin bir sessizlik aslında bana çok güzel bir cevap verdi ama asıl cevabı sonraki tüm sayfalarda sadece aynı kızın çizimlerini görmemle açığa çıktı. Bu kız her kimse Onur ona aşıktı. Sanırım hem de çok uzun süredir.

“Çok güzelmiş.” diye mırıldandım sessizce. Hiç sevilmemiş olmanın verdiği bir farkındalığa büründüm. Kimse beni yüzümün her detayını bilecek kadar sevmemişti. Belki Demir beni sevmeye başlamıştı ama yeni başlamıştı. Kaç gün olduğunu sayabileceğim kadar yeni hem de. Ve… o kadardı işte. Beni seven insanların sayısı birdi. “Onu çok seviyor olmalısın.”

Sanırım son dediğimi duymadı çünkü yatağından kalkıp Mert hakkındaki cevabıma karşılık verdi.

“Ne demek ona bir şey ifade etmiyorum? Seni en başından beri çok seviyor. Başlarda sen de onu seviyor gibiydin.”

Kızın çizimlerine sakin sakin bakmaya devam ettim, içimde engelleyemediğim kıskançlığımla.

“Seviyordum. Ama sonra Kaan için bana ters davranmaya başladı.”

Yanıma gelip defteri elimden aldı.

Tüm özeline girdiğim için bana kızacağını zannettiğimden utanarak kafamı kaldırdım hemen bir özür mırıldanmak için ama hayır, bana kızgınmış gibi bakmıyordu. Yüzünde anlayışlı bir ifade vardı. Galiba kıskançlığımı anlamıştı, utancımdan kızardım.

“Ben sana her zaman ters davranıyorum bana hiç küsmedin?”

Gözlerimi devirdim. “Ne büyük marifet.” diye homurdanınca kaşlarını kaldırdı. Ofladım. “Sen kendin diyorsun işte en başından beri bana kötü davranıyorsun zaten, bana karşı ne hissettiğini hiç saklamadın. Ama Mert öyle değil. En ufak bir olayda bana tavır aldı, günaydınlarıma yalnızca ters bakışlarla karşılık verdi. Oysa o zaman çok zor şeyler yaşarken bana iyi davranan tek kişi oydu.” Son cümlemi oldukça sessizce söylemiştim ama beni duyduğunu biliyordum.

“Eşeklik etmiş.”

Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Kafasını eğmiş çizim defterini çıkardığım çekmeceye geri koyuyordu, yüzündeki ifadeyi göremesem de sesi sahiciydi.

“Artık odandan çıkabilir miyim her şeyi öğrendiğine göre? Odan bastı beni.”

Doğruldu ve yüzüme bakmaya başladı. Hakkımda ne düşündüğünü bilmediğimden bana dik dik bakması beni çok gerdi. Fakat neyse ki çok uzatmadan cebine sıkıştırdığı anahtarı çıkarıp uzattı.

“Biliyor musun saçların kızıl olmasa seni sevebilirdim.” Kalbim acıyla tekledi.

Cümlesi o kadar kırıcıydı ki gözlerimin dolduğunu görmesin diye hışımla elindeki anahtarı alıp kapıya yöneldim. Yere attığım çantamı sırtladığım gibi kilidini açtığım kapıdan fırladım.

Dediğim gibi, ben asla sevilmezdim.

***

Akşam yemeğinin tamamı saçlarımdan nefret etmemle geçti. Mert yemekte yoktu, yine şirketteydi. Kaan benimle konuşmaya çalışmıyordu Onur var diye. Demir de masada sohbeti döndüren kişiydi, normalde hiç öyle olmasa da Onur da sessizdi bu akşam benim gibi. Kaan ise benimle konuşup uğraşamıyor olsa bile her zamanki gibi babasına gevezelik yapıyordu.

Ben de işte boğazımda bir düğümle sessizce önümdeki yemeği eşeliyordum. Benim olduğu için sevdiğim tek şeyden nefret ederek. Onur’a teşekkür etmek lazımdı bana böyle hissettirdiği için. Artık hayatım boyunca saçlarıma her baktığımda kimse tarafından sevilmeyeceğimi bilerek yaşayacaktım.

“Bu akşam neden sessizsin güzelim? Bugün arkadaşlarınlayken bir sıkıntı mı yaşadın?”

Bu evde Demir’in tek güzeli ben olduğumdan kafamı kaldırıp yeşil gözlerine baktım. Henüz tıraş olmadığından kirli sakallıydı, çok karizmatik duruyordu. “Yok.” dedim gülümseyerek. “Yorgunum sadece.”

“Evet şu arkadaşların.” diye araya girdi Onur babasının ağzını açmasına izin vermeden. “Kim bu arkadaşların? Meriçler falan ne iş?”

Normalde olsa alay ederdim bu tavırlarıyla Onur’un ama bu akşamüstü konuşmalarımızdan sonra içimden gelmedi öyle davranmak. Okulda olanları öğrendikten sonra iki günde korumacı bir tavır geliştirmişti bana karşı ama insan sevmediği birini neden korumak isterdi sanki? İnandırıcı gelmiyordu pek artık.

“Hiç.” dedim boş bir sesle. “Okuldan tanıdıklar.”

Aslında arkadaşım demekten gurur duyuyordum normalde ama muhtemelen beni gerçekte sevmeyen diğer tüm herkes gibi onlar da bir gün beni bırakıp gideceklerdi ya da konuşmayı falan keseceklerdi. O yüzden sanırım bundan sonra çok bir anlam yüklemeye gerek yoktu.

Kaan şaşkınlıkla baktı bu dediğime. Tabii günlerdir ateşli bir şekilde onları arkadaşım diye kolladığımdan şimdi öylesine bir tanıdık diye geçiştirmem onu şaşırtmıştı.

“Bugün sana yanlış bir şey mi dedim solucan?”

Boşuna elimde tuttuğum çatalı tabağın kenarına koyup dümdüz suratına baktım. “Dediğin hiçbir şey yanlış değildi.” dedim net bir sesle, zaten üzücü olan doğru olmasıydı söylediklerinin. Demir’e döndüm kardeşleri umursamadan. “Başım ağrıyor odama çıkarsam ayıp olur mu?”

Demir anlar gibi bakıyordu yüzüme, bir şeyler olmuş biliyorum der gibi. “İstersen mutfağa girelim?” derken bile belliydi keyifsizliğimi anladığı. Ona içten bir gülümseme sundum.

“Gerçekten yorgunum uyuyacağım fakat teklif için teşekkürler.”

Gülümseyerek eğildi ve yanağıma sıcak bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde yeniden gülümsedim ve iyi geceler diyerek yanlarından ayrıldım.

Zaten bendeki şansla Mert’i de görmeden olmayacağından ben salondan çıkarken dış kapıdan içeri Mert girdi. Beni gördüğünde yüzü aydınlandı “Selam güzelim.” dedi gülümseyerek. Yüzüne bomboş bakışlar attım ve solan gülümsemesini izlemeden onu da arkamda bırakıp odama adımladım.

Sanki bu saatten sonra onun da yalancı gülümsemelerine ve sahte güzelimlerine kanarmışım gibi.

 

 

 

***

Selammmm <3 Bölüm nasıldı ballar?

Geçen bölümün yorumlarına biraz göz gezdirdim de bazılarınız bence Arın'a biraz fazla yüklenmişti. Sonuçta asıl suçlunun Kaan olduğunu biliyoruz sırf Kaan seviliyor diye suç Arın'daymış gibi davranmak doğru değil. Onun elinden geleni yaptığını bence gördük biraz. Üstelik bu Rüya'nın bakış açısının hakim olduğu bir hikaye, o ne kadarını görürse biz de o kadarını görüyoruz ve o da kenardan köşeden de olsa aslında Arın'ın yardımcı olmaya çalıştığının farkında.

Siz hemen Onur'a kinlenmeden söyleyeyim kesinlikle son söylediğinin telafisini yapacak arkadaşlar nefret etmeyin tamam mı? Onur'u çok seviyorum bu yüzden ondan nefret etmeyin ağlarım vjfbdkvbkjzdbkvs

Meriç ile Özgür'ü nasıl buluyorsunuz?

Kaan'ın bu bölümdeki abiliği???

Sürekli reelslerde gördüğünüz sahnelerden birini gördük sonunda -dans eden kadın emojisi-

Bir de son instagram etkinliğimizde Rüya için çoğu kişinin Model - Sarı Kurdeleler şarkısını söylediğini gördüm cidden Rüya'ya çok yakılan bir şarkı.

İnsatgram etkinliklerimize katılmak isteyenler kitabın instagram hesabını takip edebilirler. @kizilsaclikarakedi

Cuma gününkü bölümde görüşmek üzere kediniz bol olsun canlarım. <333

Bölüm : 27.10.2025 20:48 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...