

Kutsal KSKK cumasından herkese merhabaaaaa <3<3
Bugün birine bol bol söveceğiniz bir bölümle geldim. Bol bol yorum yapmayı eksik etmeyin.
Oy vermeyi de unutmayın bebekler <3
Keyifli okumalar.
***
“Kızım bu notlar ne? Bu nasıl bir rahatlık? Ne yaptığının farkında mısın sen?”
Gözlerimi devirmemek için kendimi çok ama çok zor tuttum. Adam mı öldürdük ya sanki?
“Hocam.” dedim dişlerimi birbirine bastırarak. Derse başlayalı 20 dakika falan olmuştu ama bunun on beş dakikası boyunca paso bana kızmıştı fizik hocası gıcık Defne. Ve hala da kızmaya devam ediyordu. “Ben de insanım bazen hata yapabilirim.”
“Kızım ne hatası? Bir sınavdan 15 almak hata değil, çalışmamaktır. Bana bahane üretmeyin!”
Sınıfın ortasında, herkesin içinde özellikle her hareketimi bana karşı kullanmayı dört gözle bekleyen bu kadar insanın içinde bana bas bas bağırmasından nefret ediyordum. Ve hayatım boyunca hiç böyle bir durumla karşılaşmadığımdan utancımdan yerin dibine giriyordum. Hiçbir öğretmen bu zamana kadar bana düşük not aldığım için bağırmamıştı. Çünkü hiç düşük not almamıştım ama hocaya da dediğim gibi ben de insandım. Her şeyi mükemmel yapmak zorunda değilim.
“Hocam onun annesi Rüya’yı terk etmiş ondan ders çalışmıyor.”
Sınıfta gülüşmeler olunca bu cümleyi kimin kurduğuna bile bakmadım. Sadece oturduğum sıramda kasıldım ve tüm bu yaşadıklarımın son bulmasını diledim.
“Bana bahane üretmeyin çocuğum!” diye bağırdı hoca, söylenen cümleye inanmamış olmalıydı. “Benim dersimden yüksek alacaksınız! Yoksa bu okulda okuyamazsınız!”
Kalkıp böyle hocanın yüzüne yüzüne bir tane yumruk atasım vardı. Vurdum mu yere yapışacağı türden bir yumrukla hem de.
Fakat sessiz kaldım ve çenem dik bir şekilde azarlarını dinlerken sesini duymayı reddettim. Ne de güzel başladım haftaya diye alay ettim kendi kendime. Pazartesi gününün üçüncü dersiydi fizik. İlk iki ders de muhteşem değildi ama bu kadar kötü değildi. En azından tarihten 40 almıştım ve hocadan aldığım karşılık sadece hayal kırıklığıyla dolu bir baş sallamaydı. Ne hocalar ne de okul artık umurumda olduğundan açıkçası hiç umursamamıştım. Ama sınıfın ortasında aşağılanmayı da kendime yediremiyordum. Bir insan bir kere sınavdan düşük aldı diye bu kadar rencide edilmezdi!
Neyse ki sonraki on dakika içinde saydırmayı bıraktı Defne hoca. Son on dakikada ise sinirinden olsa gerek sessizce masasına oturup önündekilerle uğraşmaya başladı. Sınıf tabii mum gibi olduğundan kimsenin sesi çıkmıyordu, hepsi hocadan korktuğundan kimse hareket dahi etmiyordu. Gerçi korkmalarına rağmen bir iki kişi kafama buruşturulmuş kağıtları fırlatmaktan da geri durmadı.
Teneffüs zili çalana kadar yerimde kıpırdamadan durdum ama zilin sesini duyar duymaz hocanın sınıftan çıkmasını bile beklemeden fırladım. Hoca arkamdan “Terbiyesiz!” diye bağırmıştı ama bunu da umursamadım. Fırtına gibi ilerlediğim istikametim müdürün odasıydı.
“Hop! Yavaş kızım nereye böyle öfkeyle?”
Bir anda önümde beliren Kaan ile durmak zorunda kaldım.
“Uğraşamam seninle Kaan çık önümden.” diyerek onu ittirdim ve hızla dolmaya başlayan koridorda ilerlemeye başladım. Arkamdan söylendiğini işittim ama ne dediğini anlayamadım.
Sonunda istediğim yere ulaştığımda beklemeden kapıyı tıklatıp onay aldığımda içeri girdim.
“Rüya gel kızım.” dedi müdürümüz Murat hoca sevecen bir şekilde. Onu daha bu sabah görmüştüm, Kaan hakkındaki raporumu teslim ederken.
“Hocam merhaba,” dediğimde oturmam için önündeki koltukları işaret etti, oturdum hemen. “Sınıfımın değişmesini istiyorum.”
Hoca hararetli girişime şaşırdı. Belki de isteğime bilemiyorum.
“Neden? Sınıfınla ilgili bir sorunun mu var?”
“Evet hocam artık onlara katlanamıyorum. Lütfen sınıfımı değiştirin. C sınıfına gidebilirim mesela.” C şubesi Meriçlerin sınıfıydı. En azından orada bana iyi davranan birileri olurdu.
Murat hoca tartar gibi bir süre yüzümü inceledi.
“Rüyacım sınıf arkadaşlarınla ilgili nasıl bir sorunun varsa eminim rehber öğretmenimiz Caner hocamız eşliğinde çözebiliriz. Önce bana neler olduğunu anlatmak ister misin?”
İç çektim sinirle. “Hocam sınıfla herhangi bir şeyi çözmek istemiyorum. Daha fazla onlarla aynı yerde bulunmak istemiyorum. Lütfen hocam.”
Bir an sessiz kalsa da sonunda ellerini önüne birleştirdi ılımlı bir yüz ifadesiyle. “Velini çağır o zaman okula, işlemleri halledelim. Zaten bir süredir kendileriyle görüşmek istiyorum ama onlara ulaşamadım.”
Sinirle ellerimi yumruk yaptım. Şubemin değiştirilmesi için aileme gerek yoktu ki! Neden kolaylıkla olur tabii kızım deyip halletmiyordu?
“Hocam burada değiller.” derken aynı zamanda onlara ben de ulaşamıyorum dememek için kendimi zor tuttum. Ya da benim babam başkasıymış o yüzden aslında benim velim o ama Kaan ile aynı babaya sahip olduğumuzdan onu okula çağıramam.
“Rüyacım son zamanlarda durumunu pek iç açıcı göremiyorum. Velinle konuşmak istememin sebebi de bu. Notların, arkadaşlarınla iletişimin, hal ve tavırların eski Rüya’ya benzemiyor. Bir sıkıntın varsa söyle yardımcı olayım kızım. Biz bir aileyiz bu okulda.”
Aileniz batsın dedim sessizce. Lütfen bir süre kimse bana aileden bahsetmesin ya ne olur!
“Yok hocam merak etmeyin.” Çalan zille rahatladım. Belli ki bana yardım etmeyecekti bu yüzden en iyisi uzatmadan gitmekti. “Bir sıkıntım yok şube işi için de velimi getireceğim okula.” diye yalan söyledim. “Şimdi derse geç kalmayayım. Teşekkürler.”
Murat hocadan bir karşılık beklemeden odasını terk ettim. Resim atölyesinin dersleri genelde öğleden sonra oluyordu bu yüzden şimdi o koridorun boş olduğunu bildiğimden kalabalık koridordan adımlarımı oraya yönlendirdim. Sessiz koridora girip de kafamı duvara yaslarken sadece bir süre bu sakin ortamda rahatlamaya ihtiyacım olduğunu fark ettim.
Demir ile mutfakta beraber vakit geçirmeye başladığımızdan beri neredeyse hiç uğramayan panik yine soğukluğunu ensemde gezdiriyordu.
“Sakin ol.” diye fısıldadım sessizce. “İyisin. İyisin.”
Bugün her şeye öfkeyle uyanmıştım. Ve ne yazık ki okula geldiğimden beri de öfkemin kat be kat artmasına sebep olacak şeyler oluyordu. Öncelikle sınıfımdakiler Onur’un hafta sonu attığı ses kaydından dolayı benimle alay etmeye başlamışlardı. Hepsi biliyordu normalde benim hiç kardeşimin olmadığını ama sanki o kadar ezik ve aciz hissetmişim ki, bu onların sözleriydi, öylesine birini abim diye getirip onları tehdit ediyordum. Bu yüzden bile bana laf edeceklerini düşünememiştim.
Daha sonra ise tek tek sınav sonuçlarımız açıklanmaya başlamıştı. Eski bilgilerimle yapmışımdır diye düşündüklerimi bile yapamamışım. Tüm sonuçlarımın neredeyse hepsi yerlerdeydi. Yaşadığım şeyler yüzünden ders çalışmaya halimin olmadığını biliyorum ama tüm derslerden de bu kadar düşmüş olmak da koymuyor değildi.
Gözlerimi sımsıkı yumup sakinleşmeye çalıştım. Zaten ruh halimin pek iyi olduğu söylenemezdi normalde ama bu sabah okula geldiğimden beri daha kötü olmuştu.
“Bak bak bak kimler varmış burada?” İşittiğim tanıdık sesle oldukça sesli bir nefes verdim. Allah’ım ben sadece bir dakika da olsa biraz yalnız kalıp huzur bulamayacak mıyım? “Ben de seni sınıfta arıyorum.”
Gözlerimi açmadan “Beni niye arıyorsun Yakup?” diye sordum bıkkın bir sesle. Gerçekten bu çocuk benden ne istiyordu hiç anlamıyorum. Tamam Eylem ile küsmüştük onun da bana ne garezi var anlamış değildim ama kavgalarımızın en azından bir sebebi vardı. Oysa Yakup birdenbire ortaya çıkmıştı düşmanım diye. “Yediğin dayak tatmin etmedi herhalde.”
Yangına körükle gittiğimin farkındaydım hatta verdiği öfkeli nefes de bunun kanıtıydı aslında. Yine de çenemi tutamamıştım işte.
“Biliyor musun o Kaan itiyle aranda bir şeyler olduğunu her zaman biliyordum.” Sesi olması gerekenden fazla yakın gelince gözlerimi açtım ve öfkeli gözleriyle karşı karşıya geldim. Kaşlarımı çattığımda beni umursamadan konuşmasına devam etti. “Bir daha sana yaklaşırsam bana ne yapacağını kulağıma fısıldarken kendinden çok emin duruyordu ama hani nerede o çok sevgili Kaan’ın?”
Vücudunu daha da yaklaştırırken kenara geçip ondan uzaklaşmaya çalıştım. Tavırları hiç güven vermiyordu ve sağlıklı bir ruh hali içinde olmadığı belliydi. Yüzünde Kaan’ın geçen gün bıraktığı izler vardı. Yaraları iyileşmemiş yalnızca kabuk bağlamıştı. Sol gözü morarmıştı ve gözleri deli deli bakıyordu. Burada onunla yalnız olmaktan hoşlanmadım ve geri kaçmaya çalıştım.
“Dur orada.” dedi korkutucu bir sesle ve kolumu tuttu. “Seninle kapatmamız gereken bir hesap var.”
Kalbimin atışları normalin üstüne çıkarken korktuğumu belli etmemek için kaşlarımı çattım. “Bırak kolumu, derse girmem lazım Defne hoca bekliyor.”
Sırıttı yalnızca ve bu hareketi beni daha fazla korkutmaktan bir işe yaramadı.
“Biliyor musun Eylem her zaman senin ne kadar korkak olduğundan bahsederdi.” dedi korktuğumu anlayarak. “Birinden hoşlansan gidip karşısında iki kelime edemeyecek kadar korkakmışsın mesela. Ya da notlarının bu kadar iyi olmasının sebebinin annene olan korkundanmış, sahi annen nasıl bu arada? Bir haber alabildin mi?”
Söyledikleri beni gerçekten öfkelendirirken kolumu sertçe elinden çekmeye çalıştım ama o kadar sıkı tutuyordu ki bir milim bile oynatamadım.
“Yakup bırak kolumu çığlık atacağım.”
Sırıttı. “Evet sesin çıkarsa atarsın.” deyip bir anda boştaki elini boğazıma sardı ve sıkmaya başladı. Anında nefesim kesilirken bir elimle onu engellemeye çalıştım ama imkansız gibiydi sanki. Elinin üstüne tırnaklarımı geçirmeye çalıştıkça boğazımı daha çok sıkıyordu. Kolumu bıraktı ve yumruğumu karnıma geçirdi.
Zaten nefes alamıyorken bir de karnıma yediğim darbeyle nefesim iyice kesildi. İki elimle amansızca çırpınıp elinden kurtulmaya çalışıyorken gözlerimin önü benek benek olmaya başladı. Yakup da o sırada hala Eylem’den bahsediyordu, ona karşı ne kadar kötü bir arkadaş olduğumdan ama söylediklerini anlamayı geç cümlelerini takip bile edemiyordum.
Kalbim bile hızlı atıyor olmaktan yorulmuş gibi gittikçe sönerken en sonunda ölecekmişim gibi hissetmeye başladım. Bırakmıyor, boynumu tüm gücüyle sıkıyordu. Panik atak geçirirken bile ölüme bu kadar yakın hissetmemiştim.
Gözlerimin yaşlarla dolup defalarca taştığını tüm algılarım kapanmaya başladığı vakit fark ettim. Artık neredeyse çırpınmayı bırakmıştım ki sonunda Yakup’un sesini bastıracak daha güçlü bir ses işittim. “Lan! Çek lan ellerini kardeşimin üzerinden!”
Bir anda tüm dünyam öksürüklere ve oksijene boğuldu. Boğazım acılar içinde ciğerlerime temiz havayı yollarken ben de yere düşmüştüm. Farkında bile değildim gerçi.
“Gebertirim lan seni! Kardeşime uzanan parmaklarını kırarım senin!”
Kulağım dibinden küfüler ve etin ete değme sesleri gelirken yapabildiğim tek şey yumruk olmuş ellerimi zemine yaslayarak nefes almaya çalışmaktı. Tekrar yaşayanların içine dönmekti.
Birinin eli omzuma dokunduğunda refleksle çığlık çığlığa geri çekilmeye çalıştım. Etrafın sesleri yavaş yavaş kalabalıklaşırken ve sınıf kapılarının açıldığını duyarken karşımda dokunmamaya çalışarak yüzüme endişeyle bakıp ellerini havaya kaldıran Arın’ı gördüm. Çığlıklarım bıçakla kesilmiş gibi bitti ve içimde tek hissettiğim korkum dışa vurdu. Ben de hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ve o an etrafı denizin altındaymışım gibi duymayı bıraktım, her şey netleşti.
“Rüya, benim Rüya. Arın ben, iyi misin? Bir şey söyle Rüya.”
“Neler oluyor orada?! Açılın çocuğum!”
“Geri çekilin! Kaan bırak oğlum! Kaan!”
“Biri müdür beye haber versin!”
Koridordaki tüm kaos kulaklarımdan beynime işlediğinde ağlamaya devam ediyordum. Hocaların da çığlığım yüzünden bana yaklaşamadıklarını, çekindiklerini fark ettim. Ama etrafımı boşaltıyorlardı, hava alayım diye öğrencileri geri çekiyorlardı. Gözlerimi yere indirip moraran bileğimi görünce hıçkırıklarım çoğaldı.
“Kaan! Buraya gel!” diye bağırdı Arın. Kendisi bana yaklaşamıyordu ama yanımdan da gitmiyordu.
Ellerimden birini kaldırıp acı içindeki boğazıma götürdüm ama dokunamadım. Arka planda hocalar Kaan’ı malum pisliğin üzerinden çekmeye çalışıyorlardı. Meriç’in tanıdık sesi de adımı bağırırken Kaan’ı sonunda Yakup’un üzerinden çektiler. Kaan tekrar saldırmak için hocalara bağırırken Arın bir kez daha ona seslendi buraya gelmesi için. Saniyeler içinde yanımda öfkeli bir nefes belirdi. Ama bariz öfkesine rağmen yumuşacık sesiyle “Rüya?” diye mırıldandı Kaan. Elime yaklaşan bulanık elini gördüm ama kendimi geri çekmedim. “Rüya benim Kaan.” dedi sessizce beni rahatlatmaya çalışan sakin sesiyle. Oysa öfkesinin kokusunu alabiliyordum sanki. “Bir şey yok abim, şşşt ağlama güvendesin, ben geldim.”
Elini elimin üstüne yerleştirmek yetmemiş olacak ki öteki eliyle nazikçe çeneme dokunup kafamı havaya kaldırdı. Gözlerim onun güvenli yeşilleriyle buluşurken onun bakışları çok kısa bir an boğazıma değdi. Çenesini sıkması bile ne kadar öfkeli olduğunu anlatıyordu ama takdir edilmeli ki bunu sesine yansıtmadı. “Korkma kardeşim. Bak ben yanındayım, abin geldi.” diye fısıldadı. Çok kısa bir an ona bakmam yetti elimi elinden kurtarıp hızla boynuna atılmama. Yüzümü boynuna gömüp korkudan titreye titreye ağlamaya başladım. Yutkunuşu kulağımda çınladı. Ellerinden biri hızla belime öteki de kafamın arkasına yerleşti ve saçlarımı nazikçe okşaya okşaya kulağıma sakinleştirici sözler mırıldanmaya başladı.
O andan sonrası benim için biraz bulanık geçti açıkçası. Müdür geldi, koridor yavaş yavaş boşaltılmaya başlandı. Birileri yanıma gelip bana sorular sordu ama elbette ben cevaplayacak durumda olmadığımdan Kaan benim yerime konuştu. Bir süre sonra beni kucaklayıp ayağa kalktı ve bir an sonra müdürün odasındaki tanıdık koltuktaydık. Hala Kaan’ın kucağından inmemiştim ama o da beni sımsıkı tutmayı bırakmamıştı zaten. Okulun hemşiresi gelip zedelenen bölgelerime bakmak istedi ama ona izin vermeyip sıkıca Kaan’a daha da yapıştım. Bu yüzden mecburen uzaklaşmak zorunda kaldı.
Yakup’un da odada bizimle olduğunu ağzından çıkan acılı seslerden anladım. Hemşire ona pansuman yapıyor olmalıydı. Çıkan seslerden anladığım kadarıyla Kaan onu iyi pataklamıştı. Başımızda hocalar vardı ve müdür inanılmaz öfkeli bir şekilde bağırıyordu. Yakup’un velisini aratmıştı. Benim için kimi arayacaktı bilmiyordum ki o da bilmiyor olacak ki “Bu kızın velisine neden ulaşılmıyor Ahmet?!” diye bağırdı müdür yardımcımıza. İstemsizce irkildim. Öfkeden sesi titriyordu. Rehberlik hocası Caner hocanın sakinleşmesi ile ilgili bir şeyler dediğini duydum.
“Ben babasına ulaştım hocam geliyorlar.” dedi Arın. Muhtemelen Demir’i aramıştı, zaten başka kimi arayacaktı ki? Benim de kafam bazen böyle duruyordu işte.
“Ne diyeceğim oğlum ben bu kızın babasına? Sen ne yapıyorsun çocuğum?! Nasıl saldırırsın bu kıza?”
Kaan’ın boynuna biraz daha sokuldum, o da kollarını sıkılaştırdı. Ağlamalarım çoktan sessiz iç çekişlere dönmüştü ama beni bırakmıyordu. Ben de zaten bıraksın istemiyordum.
“Sakin ol kardeşim babamız geliyor.” dedi şakağıma bir öpücük kondurmadan önce. Sakinlemiştim aslında. Ya da içim boşalmıştı. Pek karar veremiyordum aslında. “Abin yanında tatlı rüyam.”
“Çocuğum sen de indir arkadaşını kucağından. Zaten babasına açıklayacağım çok şey var.”
Kaan beni bırakmak yerine daha çok sarmaladı. “Hocam.” derken sesinin hala öfke dolu olduğunu fark ettim. Ama benimle konuşurken bunu o kadar iyi saklıyordu ki bu düşünceli hareketine karşı gözlerim doldu duygulandığımdan. “Rüya benim kız kardeşim. Gelen de babamız zaten.”
Odanın içi bir anda ölüm sessizliğine büründü. Yakup pisliğinin bile acı dolu inlemeleri durmuştu. Kaan bunu sanki herkes zaten biliyormuş gibi söylemişti ama kimse bilmediğinden odada derin bir şok hali mevcuttu.
“Ne demek yani?”
“Kardeş hocam, öz kardeşiz biz. Anne de baba da aynı. Kardeş yani. Arın babamı aradı geliyor babam bu tipini siktiğim çocuğun eceli olmaya.” Müdür “Küfretme çocuğum küfretme!” diye bağırınca sanki tek sorun buymuş gibi davranmasına gülesim geldi bir an. Sanırım o da kaldırabileceğinden fazlasını yaşıyordu.
“Kardeş yani?” diye inanamamış bir edayla tekrar eden müdür yardımcısıydı. Normal olarak kimsenin inanası gelmemişti. “Bayağı kardeş kardeş mi?”
Kaan sessiz bir sabır çekip kulağıma yaklaştı. “İyi misin?”
Nazik sesi ondan hiç duymadığım kadar yumuşak çıkıyordu. Kafamı sallayarak onayladım. İyiydim sahiden. O korkunç şok halinden çıkmıştım ama Kaan’ın güvenli kollarından uzaklaşacak kadar da kendimde değildim henüz. Yine de az kalsın ölecek birine göre iyiydim. Galiba yani.
“Bir daha asla seni yalnız bırakmayacağım.” dedi yemin eder gibi. “Asla abim.”
Avucumdaki elini sıktım minnetle. Ben de zaten bir süre yalnız kalmak istediğimi pek sanmıyordum.
Dışarıdan gelen sesle dikkatimi çekince Kaan’ın omzu üzerinden hafifçe kafamı kaldırıp kapıya baktım. Önce polisi ve ambulansı aramışlardı. Bu yüzden ilk önce gelen onlar olmuştu. Açtıkları kapıdan içeri girmeye çalışırlarken Meriç’in içeri girmek için debelendiğini gördüm. Beni çok merak etmiş olmalıydı. Dudaklarım aşağı doğru büküldüğünde kafamı yine Kaan’ın boynuna gömdüm.
Odaya girdiği gibi gereksiz herkesi odadan kovan polisler oldu. Paramediklerden birinin Yakup pisliğinin yanına gittiğini duydum, diğeri de benim yanıma gelecek olmalıydı.
Odada sadece ben ve Kaan dışında sadece Yakup, müdür, müdür yardımcısı ve rehberlik hocası kaldı. Polislerden biri müdürün ifadesini almaya başladı hemen. Onların sesini uğultu gibi duyuyorken Kaan’ın eli çeneme yerleşti ve kafamı hafifçe yerinden oynattı.
“Rüya, güzelim kaldır kafanı boynuna baksınlar.”
Okulun hemşiresi geldiğinde kafamı kaldırmak istemeyince Kaan zorlamamıştı ama şimdi o da daha iyi olduğuma kanaat getirmiş olacak ki bakmalarını istiyordu.
Ben de kendimi daha aklı başında hissettiğimden Kaan’ın kucağında doğruldum. Kaan kalkmama izin vermiyormuş gibi kollarını karnıma sardı hafifçe. Zaten kalkmayacaktım ama bu hareketi hoşuma gitti. Ben dizlerine yerleşirken hemşire yaşlı kirpiklerimi araladığım gözlerime bakıp gülümsedi.
“Merhaba Rüyacım ben Sena.” derken yüzündeki gülümseme sıcacıktı. “Durumunu kontrol etmek için buradayım. Boğazına bakabilir miyim?”
Kafamı salladığımda ellerini boynuma yönlendirdi ve bir süre beni muayene etti. Dokunduğu bazı noktalar canımı yaktığında ağzımdan kısık acı dolu bir inleme çıkıyordu kendimi tutamadan ve bu Kaan’ın kaskatı kesilmesine sebep oluyordu. Yine de benim için ağzını bile açmadı, sakinmiş gibi davranmaya devam etti.
Paramedik Sena abla konuşmam için birkaç soru sorduğunda kısık da olsa sorularını yanıtladım, ki en başta konuşamamıştım bile. Birkaç denemeden sonra kısık sesle konuşmuştum bu yüzden korksam da bana bir sıkıntı olmadığını boğazımın ve ses tellerimin hafif bir şekilde zedelendiğini anlattı. Birkaç güne geçermiş. Tabii öncesinde hastaneye gidip bir defa da orada kontrol ettirdikten sonra verilen ilaçları da kullanmam lazımmış ama korkacak bir sorun yokmuş.
Kaan’ın ellerine uzanıp belime sardığı kollarını açtım ve o anlamamış gibi yüzüme baktığında onu umursamadan okul formamı kaldırıp karşımdaki kadına karnımı gösterdim kontrol etmesi için. Yakup oraya yumruk atmıştı ve boynumdaki gibi bir acı olmasa da kasılınca ağrısını hissediyordum.
“Öldüreceğim o şerefsizi.” dedi Kaan dişlerinin arasından. Yüzünü saçlarımın arasına gömüp birkaç derin nefes aldı. Sanırım sakinleşmeye çalışıyordu.
O sırada kapı gürültüyle açıldı ve bir ses “Kızım nerede?!” diye gürledi. Herkesin gözü kapıya döndüğünde Demir’in gözleri beni buldu. “Kızım!” diye bağırarak yanıma koştu hızla. Arkasından da Mert ile Onur girmişti içeri.
Ellerimle formamı havaya kaldırmış olduğumdan gözleri ilk oraya düştü. Derin bir yutkunmanın ardından alev alev parlayan gözleri boynumu buldu. Kendimi görmemiştim bu yüzden ne halde olduğum konusunda bir fikrim yoktu ama o kadar da iyi görünmüyor olmalıydım.
“Sen mi saldırdın lan kardeşime?! Gebertirim oğlum seni-”
Tüm odaya yeniden bir kaosun hakim olması üç saniye falan sürdü. Onur, Yakup’u dövmek için öfkeyle ona atıldığında görece sakin olan Mert onu durdurur sandım ama aksine o da Onur gibi çocuğun üstüne atlamaya çalıştı. Yakup yeniden bir dayak serüveni yaşarken bir Mert vuruyordu ona bir Onur. Sonunda polis onları ayırana kadar- ki bu hiç kolay olmadı.- ikisi de vurabildikleri kadar vurdular.
Demir ise sanki oğullarının gerekeni yapacağını biliyormuş gibi kendinden emin bir şekilde ilerleyip yanımıza oturdu. Arkasında yaşanan kaos umurunda değildi. Sadece gözleri titreyerek bana bakıyordu.
Elini yanağıma uzatıp “İyi misin papatyam?” diye sordu. Sanki beş sene yaşlanmış gibi çökmüştü omuzları. Bu hali beni o kadar etkiledi ki daha fazla üzülmemesi için gülümsemeye çalıştım bir şey yok der gibi. Ama bu onun daha çok üzülmesine neden oldu.
“Oğlum!”
Tiz bir kadın sesi odaya dolduğunda polisler daha yeni Onur ve Mert’i çocuğun üstünden çekmişti. Yüzüne belki de vücuduna yeniden pansuman gereken Yakup’a tiksinerek baktım. Bir gram bile acıma yoktu ona karşı içimde.
“Oğlum ne oldu sana böyle?!” Öfkeli gözleri tek tek odada gezindi. “Kim yaptıysa oğluma bunu şikayetçiyim! Bu okulu da şikayet edeceğim! Hepinizi mahkemeye-” Sözleri bıçak gibi kesildi beni görünce. Neler olduğu ona anlatılmamış olmalıydı ama sanki şimdi parçaları kendisi yerine oturtuyordu. Halim ve odadakilerin duruşu ona yeterli bilgiyi vermiş olacak ki yutkunarak sustu ve sessizce oğlunun yanına geçti.
“Asıl biz şikayetçiyiz lan! O oğlun onu öldürmediğime şükretsin!” Bu defa Mert normalde yapacağını bildiğim gibi kardeşinin kolundan tutup bizim olduğumuz tarafa yönlendirdi sakince. Yine saldırıya geçmesini istemiyordu. “Benim kardeşimi tenhada sıkıştırıp saldırma cesareti buluyor ha kendinde! Onun o cesaretini alır-”
Uzun upuzun bir küfür dizisi Mert’in kardeşinin ağzına bastırdığı eli tarafından engellendi. Gerçekten çok ama çok uzun sürdü. En sonunda sustuğunda bile Mert çırpınan kardeşini bırakmadı ve sakinlemesi için Onur’u kenarda tuttu.
Sonrası hiç istemediğim şekilde yavaş geçti. Polisler hepimizden tek tek ifade aldı bu sırada Demir bir an bile elimi bırakmadı. Muayenem bittiğinde Sena abla bana söylediklerini birkaç tane fazla bilgi ekleyerek Demir’e de aktarıp yanımızdan ayrıldı. Polisler sonunda benim ifademi almak için yanıma gelince kısık sesle de olsa tüm her şeyi onlara anlattım. Kaan ve Demirler de hikayeyi tamamen benim ağzımdan öğrendi ve odadaki diğer herkes de. Onur bir kere daha Yakup’a saldırmaya çalıştı ama Mert yeniden engelledi neyse ki. Polisler rahat durmazsa bir dahakine Onur’u odadan atacaklarına dair uyarı verdiler çünkü.
Demir tabii ki şikayetçi oldu. Son durumda neler olurdu Yakup’a bilmiyorum ama bu okuldan kesin olarak atılmıştı.
Tüm bu hengame yaşadıklarımın ardından bünyeme fazla geldiğinden Kaan’ın omzuna yeniden yaslanıp gözlerimi kapattım. Odada bir süre daha farklı kargaşalar hakimdi ama konu beni ilgilendirmediği sürece gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim.
Neyse ki çok uzun sürenin sonunda buradan gitme vakti geldi. Tam uykuda değildim bu yüzden gitmek için ayaklanmaya yeltendim ama Demir buna izin vermeden oğlunun kucağından kendi kucağına aldı beni. Bu ailenin hiçbir ağırlığım yokmuş gibi her dakika beni kucaklarına alması zoruma gitse de tam şu an ihtiyacım olan şeyin sevgi dolu bir kucaklanma olduğunu bildiğimden kollarımı Demir’in boynuna sarıp ona yaslandım.
“Gel babacım.” dedi içli bir sesle. “Güzel kızım benim, mis kokulu papatyam.”
Huzurla gözlerimi kapattım. Demir sevgi sözcükleriyle etrafımı sımsıcak sarmalarken odağımı okuldan çıkarken etrafımızda toplanan kalabalığa değil de onun sevgi dolu sesine verdim.
Ve sevgisinin içimi huzurla kaplamasına izin verirken kendimi tamamen beni içine çeken karanlığa bıraktım.
“Baban senin yapraklarını güzelce sevecek, okşayacak, iyileştirecek babacım benim. Güzel papatyam, can kızım.”
***
Arkadaşlar Demir'e erimeden durabilen var mı????
Selam bebeklerım nasılsınız?
Bölümü beğendiniz mi?
Yakup'a bol bol sövülmüştür umarım.
Kaan'ın Rüya'ya olan korumacılığı?
Bu hafta cumadan önce bir bölüm daha gelebilir ballarım. Pazartesi ya da salı olur diye düşünüyorum, bu bölümün okunma durumuna bağlı artık.
Oy verneyi ve yorum yapmayı unutmayın <3<3<3<3
Güzel bir hafta sonu geçirin öpüldünüz bolca <3<3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |