22. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 19

Bölüm 19

Büşra Soyalp
bkuzgun

İyi geceler sevgili kara kedi ailesi. Haftanın başından bir yeni bölüm kaptım geldim. Umarım tatiliniz güzel geçiyordur.

Lütfen oy vrmeyi eksik etmeyin ballarım, oy sayısı okunmaya göre ÇOK düşük. Bin kişiden fazla kişi okuyor bölümü ama en fazla 300 oy falan geliyor. Oy sınırı falan koymak istemiyorum hiç sevmediğim bir şey ama lütfen siz de sadece bir tuşa basmayı çok görmeyin.

Her neyse gelecek bölüm için sizi şimdiden heyecanlandırayım 20. bölüm Kaan'ın anlatımından olacak tamamen ve uzun bir bölüm geliyor şimdiden booool bol heyecanlanın fhsdbksçhjlcd

Keyifli okumalara ballar oy ve yorumları eksik etmeyin <3<3

Keyifli okumalar.

 

 

***

 

“Hiç sorma Denizciğim yani daha neler neler yaptılar bana. Şu abin var ya şu abin.” Elim benden habersiz havalanıp hararet dolu bir hareketle babama uzandı ve onun önünde kollarını birleştirmiş somurtkan halini işaret etti. “Bana yemek bile vermiyordu Denizciğim. Aç kaldım yanında haftalarca.”

“Papatyam biraz abartmıyor musun? Haftalarca mı yani?”

Sahte bir şok olma ifadesiyle amcama döndüm. “Görüyorsun değil mi yemek vermediği doğru ama tek sıkıntı haftalarca olmamış olması. Yazıklar olsun, sana ben baba diyorum ya pü.”

Babam gözlerini devirdiğinde kopyala yapıştırı, Deniz amcam yani, gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Suratındaki bu zorlama ciddiyet ifadesi aslında geldiğimizden beri hiç değişmemişti. Beni eve götürüp sincabı, amcamın sincabı vardı! Bu adamı daha ne kadar çok sevebilirim aklım almıyor, Kara ile tanıştırdığından beri adamın paçasının dibinden ayrılmamıştım ve beni sevsin diye hiç susmadan kendimden bahsetmeye başlamıştım. Gerçi… hiç susmamam beni sevmesi için bir engel teşkil edebilirdi sanırım ama susmamı istese söylerdi yani değil mi?

“Sonra şu büyük yeğenin haftalarca yüzüme bakmadı.”

“Vay şerefsiz.”

Kıkırdadım. Deniz amca muhteşem bir adamdı. Zaten onu okulda ilk gördüğüm an anlamıştım ne kadar harika birisi olduğunu ama birebir tanışınca kesinleşmişti. Tüm yakışıklılığının ve muhteşem arabalarının sahibi olmasının yanında öncelikle evcil bir sincabı vardı. Evcil sincap diyorum.

Gerçi evcilliği tartışılabilirdi sanırım. Kapıdan girdiğimiz an Kaan’ın suratına atlayıp onu ısırmaya çalışmıştı ama Onur’un kahkahaları arasından söylediğine bakılırsa küçük sevimli sincap Kaan’dan nefret ediyormuş. Hislerimizin karşılıklı olduğunu beni gördüğü an anlamış olmalı ki Kara bir anda hızla bacağımdan yukarı tırmanıp kendini omzum ile boynum arasına atmıştı. Ve… orada kalmıştı. Yani birbirimizi çok sevmiştik ayrıca Kaan’ı sevmeme gibi çok fazla ortak yönümüz vardı.

“Güzelim bana küsen sendin.”

“Bana kötü davranan da sendin!” Esefle kafamı iki yana sallayıp saçımı önümden çektim. Oturduğumuz küçük yemek masasında ben ve Deniz amcam hariç herkes somurtarak önündeki yemeği yiyordu. Bu arada söylemeliyim ki Denizciğim muhteşem bir aşçıydı da. Bize o kadar leziz yemekler hazırlamıştı ki az kalsın bayılacaktım. Yine de babam kadar iyi aşçı olamazdı kimse ama bunu tabii ki kendime sakladım. “Bu Onur denen herif de sırf öleyim de evlerine gelmeyeyim diye bana arabayla çarptı.”

Sonunda amcamdan gülmek dışında bir tepki aldım. Ağzımdan çıkan her şeyle çok eğleniyordu ama son kurduğum cümle ciddiyetle tek kaşının kalkmasına neden oldu. Ama Onur yaratığı gamsızın teki olduğundan umursamazca omuz silkti. “Abartma hafifçe bir dokundurdum.”

İnkar etmeyişi bile ne kadar haklı ve bunların yanında ne kadar acı çektiğimi gösteriyordu işte. Sahi ben bunların yanında mutlu mutlu kalmaya niye başlamıştım ki? Bana çektirmedikleri kalmamış yahu.

“Şikayet edelim abimin kızı. Hapse attıralım bunların topunu. Ben bakarım sana.”

Başımı koluma yaslayıp hülyalı bir bakış attım amcama. Benim ona hayran olduğumu anlayınca ki yani anlamak çok zor olmamıştı, babamı sinir etmek için türlü türlü hinlikler yapıyordu.

“Ay olur!”

“Ulan Deniz ulan Deniz.” diye homurdandı babam çatalını tabağının kenarından sertçe alarak. Sonra hırsla yemeğini yemeğe başladı. O sırada maalesef ki hemen yanımda oturan Kaan gıcığı ensemden tuttuğu gibi beni doğrultup amcacığımla olan bakışmamı kesti.

“Kabus otur doğru düzgün yemeğini ye hepimizi sinir hastası yapma kardeşim.”

Yüzümü buruşturarak eline vurdum. “Dokunma bana ıy. Görüyorsun şu muşmula suratın tavırlarını da Deniz amca yani benim gibi bir prensese nasıl davranıyor kendi gözlerinle şahit oluyorsun. Oysa ben bunun yüzünü bile görmek istemiyorum.”

Kaan saçımın ucunu çekip kulağıma eğildi. “Ama sana ders çalıştırırken çok ama çok uzun bir süre göreceksin bu yüzümü tatlı küçük Kabus seni.” Doğrulup sanki beni korkunç bir şekilde tehdit etmemiş gibi yemeğine devam etti. “Ayrıca bana yıllardır yaptıklarını anlatmaya kalksam ömrüm yetmez sen hala utanmadan konuşuyorsun.”

Keyifsiz bir şekilde sessizleşip yemeğime döndüm ben de somurtarak. Çekemiyordu bu aile beni artık emin oldum.

“E bunları bırak gel benim yanımda yaşa. Ben, sen ve Kara çekirdek ailemizde çok mutlu oluruz.”

Bir anda canlandım. “Harbi mi?!”

Deniz amca cevap veremeden babam uzanıp koluna vurdu kardeşinin. “Harbi mi diye soruyor bir de benim saf kızım. He harbi harbi. Sanki bende seni bunun yanına bırakıp gidecek göz varmış gibi. Saftirik papatyam benim.”

Yani ben bu adama şimdi kızsam mı yoksa sevgi dolu bir bağırışla boynuna mı atlasam karar veremedim gerçekten. Böyle bir adamdı işte Demir Soylu. Döverken seviyor, severken dövüyordu.

“Niye öyle diyorsun abi? Ben bakarım güzel yeğenime.”

“Amca senin daha kendine bakabildiğin şüpheli bir de Rüya’yı mı verelim yanına?”

Abim olacak gereksize pis bir bakış attım.

“Sen bile kendine bakabiliyorsan amcam da gayet kendine bakabiliyordur eminim Onur. Değil mi amca?” derken pis bakışlarım yerini sevgi dolu ve hülyalı bakışlara bıraktı ve amcama döndüm.

“Ya bıcır bıcır karşıma geçmiş amca diyor. Ben kızını tek lokmada yerim abi.”

Bir anda Deniz amcadan asla beklemediğim sevgi dolu cümlesiyle utanarak gözlerimi kocaman açtım. Ay bu adam beni sevmişti! Resmen Deniz Soylu tarafından sevilmiştim.

“Yeme Deniz kızımı aman yeme. Zaten iki saatte sinir hastası oldum kızımın sana eriyip bitmesinden. Germe beni daha fazla.” Ters bakışları bir anda bana döndü. “Dön kız sen de önüne, yemeğini ye. Biraz daha şu gereksiz herife ölüp bitersen yapraklarını yolacağım senin papatya.”

Kıkırdadım. “Ya kardeşine gereksiz diyen bir tek ben değilmişim.” dedim neşeyle. Babam onu takmayışıma uzun uzun gözlerini devirdi ama Mert, Onur ve Kaan üçlüsü onun kadar sakin kalamadılar kurduğum cümleye.

“Sen bana gereksiz mi diyorsun?”

Üçünün ağzından aynı anda çıkan aynı soru cümlesiyle yutkundum ufaktan tırsarak. “Tuhaf ve rahatsız edicisiniz.”

Onur Kaan’ın üzerinde uzanıp kolumu cimcikledi. “Cevap ver sen hele.”

Çemkirerek kolumu kendime çektim. “Ya siz benim kardeşim misiniz sanki ya üstünüze alınıyorsunuz? Size demedim ben.”

Kaan bıkkın bir iç çekti. Beyinsiz bu kız, bakışı atıyordu.

“Güzelim özrün kabahatinden daha büyük. Kardeşiniz ya hani.”

Aynen aynen der gibi kafamı salladım sussunlar diye. Özür dilememiştim zaten, sadece bir gerçeği dile getirmiştim sonuçta.

Neyse ki mevzunun daha fazla uzamasına izin vermeyen babam çatalını kaldırıp kendi kardeşine çevirdi sorgulayan bakışlarıyla. “Sen anlat bakalım Deniz. Nerelerdesin aylardır? Ne yaptın hallettin mi meseleyi?”

Deniz amca sanki babamın sorusunu duymamış gibi boğazını temizleyip Mert’ten tuzluğu uzatmasını istedi. Kaşlarım şaşkınlıkla kalkarken yemeğimin sebzesinden biraz çatallayıp ağzıma götürdüm ve meraklı gözlerimi bir babama bir amcama çevirdim.

“Deniz? Ne bok yedin kardeşim?”

Amcam yine sessiz kalıp yemeğine devam edince hafifçe Kaan’a doğru eğildim. “Ne meselesinden bahsediyor babam?”

Kaan da benim gibi eğilip fısıldadı kulağıma. “Amcamın peşinde birileri vardı. Dava falan açıldı biraz sıkıntılı mevzular. Anlatırım sonra sana.”

Kafamı sallayıp geri çekildim. O sırada babam iyice işkillenmiş, kaşları çatılmıştı.

“Deniz?”

“Efendim abicim?”

“Hallettin mi kardeşim?”

“Hallettim abi.”

Yine Kaan’a doğru eğilip “Halledememiş galiba.” diye fısıldadım Deniz amcanın güven vermeyen sesinden dolayı. Ama yeterince iyi fısıldayamamış olduğumdan sanırım amcamın kısık gözleri bana döndü. “Sus kız ortalığı karıştırma abimin papatyası.”

Sırıttım.

“Deniz uzatma kardeşim anlat bir haltlar yemişsin sen. Nasıl hallettin?”

“Babamdan bu ses tonunu en son motorumu gizlice kaçırıp kaza yaptığımda kızmasın diye yürürken araba çarptı diye yalan söyleyince duymuştum.” dedi Onur.

Heyecanla ona döndüm. “Senin de mi motorun var?!”

Yaka silkeledi havalı bir şekilde. “Ne sandın solucan. Abin motorcu senin.”

Mert gülerek Onur’un ensesine yapıştırdı bir tane. Eğlenerek güldüm.

“Aynen motorunu kullanamayan bir motorcu.” Mert bana dönüp başıyla babamı işaret etti. “Peder kullanmasına izin vermediği için garajda çürüyor kullanılmadığından.”

“Çürümüyor bir kere arada gezdiriyorum ben kızımı.”

Babam kaşlarını kaldırarak hızla Onur’a döndüğünde Onur dememesi gerektiği bir şey dediğini fark edince dondu kaldı. “Baba amcam bir işler çeviriyor. Evin etrafındaki koruma sayısını artırmış. Ona dön sen.”

Deniz amca konunun yeniden kendisine dönmesinin verdiği hüsranla peçetesini buruşturup Onur’a fırlattı. “Ya ne güzel konudan sapmıştık.” diye homurdandı.

Babam her zamanki sert bakışlarını önce Onur’a çevirdi ve ona bence ‘Bu konuyu daha sonra görüşeceğiz.’ bakışı attı. Sonrasında ise Deniz amcaya döndü ve dik dik yüzüne baktı. Sanırım konuşması için psikolojik baskı yapıyordu. Bir anlığına onları kaoslarıyla baş başa bırakıp Onur’a doğru eğildim babam duymasın diye.

“Onur.” Kaan kafamı itmeye çalışınca eline vurdum. “Bir ara beni de motorunla gezdirir misin?”

Kaan kulağımın dibinde “Oldu canım daha neler.” diye homurdanırken Mert de ters bakışlar atmıştı. Allah’tan sadece Onur duysun diye fısıldamıştım. Onları umursamadan hevesle Onur’a diktim gözlerimi. O ise babam bakıyor mu diye çok yavaşça ona baktı ama dikkatinin bizde olmadığını görünce “Olur olur.” dedi benimki gibi bir hevesle.

Ben neşeyle yerime geri otururken Mert Onur’un koluna vurdu. “Hele bir öyle bir şey yap seni kendim tutar babamın önüne atarım.”

Gözlerimi kısarak oyunbozan babası kılıklıya baktım. “Mert hala favori insanım sen değilsin. Bu gidişle olamayacaksın gibi duruyor.”

Mert bana sadece gözlerini devirse de Onur çaktırmadan parmağını kaldırıp onayladı beni. “Bende o iş.” dedi sessizce dudaklarını oynatarak. Keyifle dikkatimi yeniden büyük Soylu kardeşlere verdim. Babam hiç yorulmadan amcama bakmaya devam ediyordu ve amcamda da yani nasıl bir irade varsa babamın korkunçlu bakışları karşısında sakince yemeğini yiyordu.

“Deniz!”

Bunu beklemediğimden yerimde sıçradım. Babamın kötü bakışları bir an yumuşayarak bana döndü. “Özür dilerim papatyam.”

Elimi sorun yok der gibi salladım. O sırada amcam çatalını kaşığını sakince tabağının kenarına yerleştirip sandalyesini yavaş yavaş geriye itti.

“Abi hallettim diyorum ya işte. Mahkemeye falan gerek kalmadı. Anlaştık biz adamla.”

Babamın gözleri kısıldı. “Nasıl anlaştınız?”

Gözlerimi amcama diktim. Diğerleri de dikkatle Deniz amcaya bakmaya başladı. Deniz amca ise şüpheli bir sakinlikle gülümsedi.

“Şöyle ki ben aslında evlendim.” Gözlerim dehşetle açıldı.

“Ne?”

“Adamın kızıyla.”

“Ne?”

Amcam hızla sandalyesini geriye itip ayaklandı. “Ve kızın bundan haberi yok. Yani sanırım.”

“Ne?”

Amcam korkuyla sandalyemin arkasına geçtiğinde babama baktım. Adama sanırım inme inmişti.

“Amca evlendin mi?” diye sordu Mert.

“Düşmanının kızıyla.” diye devam eden Onur olmuştu. Kaan ise geri kalanımız gibi şaşkınlık içinde “Ve kızın haberi yok mu?” diye sordu. Ben de kendi kendime “Yani sanırım.” diye mırıldandım. Kızın evlenip evlenmediğinden nasıl haberi olmazdı. İmza atılmıyor muydu sonuçta?

“Abim?”

Arkamdan gelen korku dolu sesle yeniden babama baktım. Adam sinirleri boşaldığından herhalde gülmeye başladı.

“Demirim abim?”

Babam bir anda gülmeyi kesip sandalyesini sertçe geri itti. Bu beni irkiltirken Deniz amca sandalyeme yapıştı. “Ay amca sal beni. Adam öfkeden kuduruyor arada kaynayamam.”

“Hani bana bayılıyordun sen hain?”

“Amca babama bakar mısın? Bir bayıltacak şimdi ikimizi birden.”

“Sana bir şey yapmaz o.”

Vallahi ayaklanan babama baktığımda hiç öyle durmuyordu. Bence hepimizi toptan mezara yollayacaktı.

“Ulan aptal kardeşim benim!” diye bağırdığında Kaan bile yerinde hopladı. Sessizce güldüm suratına alayla bakıp. Bana ‘Bu durumda bile mi gülüyorsun? Pes artık.’ bakışı attı. Komikti ne var?

“Efendim abilerin abisi. En abim. Abimin dibi.”

Mert bıyık altından gülüp kafasıyla bana başımdaki Deniz amcayı işaret etti. Dudaklarını oynatarak “Al birini vur ötekine.” dediğinde somurttum. Bir kere ben babam, babacığım, babamın dibi demiştim. Arada fark vardı.

“Oğlum sen benden habersiz gidip evlendin mi?” Bir anda bize doğru bir hamle yaptı. “Seni geberteceğim Deniz.”

Amcam beni kendine koruma yapabilmek için sandalyemi çekip beni ayağa kaldırdı.

“E abi senin bir kızının olduğundan da benim haberim yoktu.”

“Bundan benim de haberim yoktu zaten geri zekalı!”

Amcam beni babamın kollarına ittirip gerisin geri kaçtı. Babam sağ olsun düşmemi engellemek için kardeşinin peşinden gitmek yerine beni tuttu.

“Seni geberteceğim Deniz!” diye bağırsa da beni tutuşu oldukça yumuşaktı. “İyi misin bebeğim?”

Kendimi toparlayıp geri çekildim. “İyiyim ya tutup fırlatmadı ya.” dedim gevşek gevşek. Babam iyi olduğuma kanaat getirmiş olacak ki kafamı okşayıp beni bıraktı. O sırada evin kapısının açılıp kapanma sesi dolmuştu kulağımıza. Babam gözlerini devirip Mert’e döndü.

“Ben gidip şunun ifadesini bir alayım. Gece beklemeyin bizi uyuyun siz.” Eğilip kafamı öptü. Ardından sırayla Kaan’ın, Onur’un ve Mert’in yanına gidip aynı şeyi onlara da yaptı. “Çocuklar sana emanet Mert. Bir yere çıkarsanız haber verin.”

“Tamamdır baba.”

Babam bizi ardında bırakıp Deniz amca gibi kapıyı çekip çıkarken gıcık Soylu kardeşlerine pis pis sırıttım ve “Sona kalan mutfağı toparlar.” diye bağırıp koşarak mutfaktan çıktım. Hayvan Kaan da ardımdan hızla yerinden fırlayıp kaçarken omzumu ittirdi.

“Hayvan Kaan!” diye bağırdım. İkimiz art arda salona girerken bizi Onur takip etti ve üçümüz keyifle koltuklara kurulduk.

“Abim havası bozulmasın diye yerinden bile kalkmadı.” dedi Onur ve ardından bağırdı. “Ama biz veletlerle Playstation oynarken o havalı havalı bulaşıkları yıkar artık.”

Onur rahat bir şekilde ayaklarını uzatıp uzandı. Fakat Mert kendisine gıcık olmuş olsa gerek içeriden sinirle “Onur gel bana yardım et!” diye bağırdı.

Onur yüzünü buruşturup söylene söylene ayaklandı.

“Kolay gelsin.” dedim arkasından alayla ve bu defa ben ayaklarımı uzatarak rahat rahat uzandım. Arkamdan bağırdı.

“Asıl ben senin yapraklarını yolacağım papatya!”

***

“Şimdi amcam evlendiyse sıra babama mı geliyor yoksa Mert abime mi?”

“Sıra niye babama gelsin?” Sinirle omzunu ittikledim. “Mert evlenir. Babam evli çocuklu bir adam.”

“Evli değil yalnız.” diye araya girdi gıcık Onur sırıtarak. Ters bakışlarımla ona baktım. Mert kenardan Onur’a yaptırdığı keyif kahvesini içerken alttan alttan gülüyordu.

“Sen evlensene.” dedim yüzüne yastık atarak. “Hiç değilse senin gelin adayın da var.”

Attığım yastığı sert bir şekilde bana geri yolladığında anında eğildim ve yastık benim yerime yanımdaki Kaan’ın yüzüne çarptı. Zorba dolu kahkahalarımla doğruldum.

“Gelin adayı kim?” diye sordu Kaan beni zerre umursamadan. Normalde olsa dayak yerdim ondan ama sanırım merak ağır basmış olmalıydı ki dikkatini Onur’a verdi.

“Yok öyle bir şey.”

Onur umursamaz davranmaya çalışıyordu ama utandığını yüzünde çok az beliren kızarıklıktan anladım.

Haince sırıtıp “İsmi lazım değil baş harfi Zeynep. Kendisi müstakbel gelinimiz olur.”

“Rüya!”

Üstüme atlamaya çalışınca korkarak Kaan’a sığındım. Zaten ne kadar yanlış bir hareket olduğu kendi kurduğum cümleden anlaşılmıştır. Kaan’a. Sığındım. Benim mallığım işte. O da tuttu beni ve hop Onur’un kucağına fırlattı.

“Adisin aptal Kaan!”

“Bana hunharca gülmeden önce düşünecektin Kabus.”

Onur’un kolunun altından kafamı kaldırıp şirin bir gülüş yerleştirdim dudaklarıma. “Selam.”

“Göstereceğim sana ben selamı.”

Kolumun altından tuttuğu gibi beni gıdıklamaya başladığında bunu beklemediğimden çığlık attım ardından acı kahkahalara boğuldum.

“Yalan mı?” diye bağırdım gülüşlerimin arasından. “Zeynep bizim gelinimiz olmayacak mı?”

“Kızım hiç utanma yok mu sende sussana.”

Kahkahalar atmaya devam ettim. Ama asla keyif aldığımdan değildi. Resmen gözlerim dolmaya başlamıştı o kadar çok gıdıklıyordu ki! Yine de bende ar ve edep gibi kavramların varlığı bulunmadığından “Geçen akşam kızın karşısında eridin bittin!”

Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında duraksar gibi oldu ama ben akılsız olduğum için onu sinir etmeye devam edebilmek için bir fırsat olarak gördüm bunu. “Saatlerce alışveriş merkezinde dolandık durduk kızı görebilmek için. Kerata sayemde buluşma da kopardı-Ah!”

Tekrar gıdıklamaya başladığında sonunda susmayı akıl edebildim ama iş işten geçmişti tabii ki. Durması için nefesimin kesilme noktasına gelmesi gerekti ve Mert’in uyarı dolu sesiyle sonunda gıdıklamayı bıraktı. Ama beni kollarının arasında tutmaya devam edip ben sakinleşene kadar alayla gülerek kollarını etrafıma sardı.

“Bir daha benimle dalga geçerken bin defa falan düşünürsün herhalde.” dediğinde ters ters suratına baktım. Hain köpek o kadar çok gıdıklamıştı ki nefessiz kalmıştım. “Oy oy birileri sinirlenmiş mi?” Avucunu yüzüme kapattı. “Küçük kediye bakın hele nasıl da dişlerini gösteriyor.”

Kollarından kurtulmaya çalıştım ama bana izin vermek yerine daha sıkı sardı kollarını.

“Tamam be!” diye çirkefleştim. “Bir dahakine ben biriyle çıkacağım zaman sana söylerim benimle dalga geçersin ve ödeşiriz.”

Oda bir anda derin bir sessizliğe büründü. Beklediğim tepki bu olmadığından tek tek neden susuyorlar diye yüzlerine baktım. Üçü de kaskatı kesilmiş öylece bana bakıyordu.

“Neden öyle bakıyorsunuz?” diye sordum korka korka.

“Ne demek ben biriyle çıkınca güzelim?”

Mert’e baktım alık alık. “İşte sevgilimle çıkınca…”

Üçünün bakışları daha da korkutucu olmaya başlayınca hatamı anladım ve cümlem git gide söndü. Onur bir bana bir Mert’e baktı.

“Abi bu kız sevgilim mi dedi yoksa benim mi kulağım bozuldu?”

“Ben de öyle duydum Onur abi. İnşallah ikimizin de kulağı bozulmuştur.”

Onur’un kolları arasında debelendim kurtulabilmek için ama oturuşunu bile bozmadan beni engelledi.

Kulağımın dibinden “Ne sevgilisi çok pardon?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım.

“Asıl sana ne çok pardon? Sevgilim sevgilisi işte. Bir çocukla tanışınca hoşlanınca çıkmaya başladığımda olacak şey.”

“Ay benim kalbime beynime ağrılar saplanıyor.”

“Abart biraz daha Onur.”

“Güzelim.” diye araya girdi Mert. Oturduğu yerden kalkıp dibimize geldi ardından Kaan da onu takip ettiğinde üçlü koalisyonu kurmuşlardı başımda. “Ne sevgilisi fındık farem?”

“Ya dedim ya işte-”

“Kızım sana sevgilinin ne olduğunu açıkla demiyorlar, sevgilin olamaz senin hayırdır diyorlar.”

Ters ters suratına baktım Kaan’ın. “Ya size ne Allah Allah?”

Onur yüzünü dibime kadar getirip gözlerini gözlerime dikti. “Canım kardeşim.” derken çenesini sıkıyor olmasaydı ne kadar da sevgi dolu bir abi diyecektim. “Olamaz senin sevgilin falan. Kim lan o lavuk?”

Sinirden kahkaha attım. Olmayan sevgilimi lavuk diye etiketlemişti bile. Ne malumdu lavuk olacağı?

“Ya ben bir gün evleneceğim falan da hani siz farkında mısınız? Hatta belki üniversiteye geçince birini bulurum.”

Üçünün de yüzünün kanları çekildi. Mert dramatik bir şekilde kendini yanımıza attı. “Kalbim dayanmıyor.”

Gözlerimi devirdim abartı tepkilerine. Ne şov yapmışlardı be!

“Kaan.”

“Efendim Onur abi?”

“Koş bana içeriden kağıt kalem getir abicim fırla.”

Ben kağıt kalem ne alaka diye düşünürken Kaan saniyeler içinde boş bir A4 kağıdı ve siyah bir tükenmez kalem getirdi. Onur beni bir eşya gibi Mert’e verip “Abi sen tut şunu iki dakika hallediyorum ben.” dediğinde sinirle bu defa Mert’in kolları arasından kurtulmaya çalıştım. Ama tabii ki kurtulamadım.

“Ya ne abarttınız siz de ya! Mert bıraksana beni böyle yapmanız hiç hoşuma gitmiyor.”

Tepemizde ayakta durmaya devam eden Kaan ayağımı tekmeledi sinirle. “El alemin lavuklarından bahsetmen de bizim hoşumuza gitmiyor.”

“Abart istersen. Ben kimseden bahsetmedim dedim ki bir gün olabilir.”

“Evet.” diyerek doğruldu Onur kalemi bırakıp. E’yi uzatarak söylemişti. “Biz de o bir gününü kararlaştırıyoruz zaten.” Kağıdı kaldırıp gözüme soktu. “İmzala.”

Kaşlarımı çattım. “Ne bu?”

“Evlenmeme sözleşmesi.” Mert kollarımı bıraktı. Sorar gibi yüzüne baktım Onur’un. “38 yaşına kadar evlenmeyeceğine dair sözleşme.”

Doğrulup sinirle elindeki kağıdı çektim aldım. Gerçekten böyle bir şey yaptığına inanamıyordum ama gerçekten yapmıştı. Kağıtta bir sürü hukuki terimin doldurduğu cümleler vardı ve kısaca nasıl evlenmeyeceğimden bahsediyordu.

“Of saçmalama.” dedim kağıdı geri uzatıp. “Bir de çok biliyor gibi abuk sabuk kelimeler eklemişsin oraya.”

Yüzüme baygın bir bakış attı. “Rüya ben hukuk okuyorum biliyorsun değil mi?”

Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. “Ne? Gerçekten mi?”

Kaan kıkırdayarak karşımızdaki koltuğa attı kendini.

“Bunca zamandır ne okuyorum sanıyordun acaba? Aylardır birlikteyiz hiç mi fark etmedin?”

“Ya ne bileyim ben senin ne okuduğunu mu düşünüyorum?” Uzun uzun süzdüm onu baştan ayağa. Sonra burun kıvırdım. “Sende de hiç hak, hukuk, adalet tipi yok ki. Sen adam falan kayırırsın kesin.”

Sinirle kalemi elime tutuşturdu. “Boş yapma da imzala hadi.”

Elini ittikledim hızla. “Saçmalama imzalamam ben bunu.”

Küçümser bir bakış attı. “Uzatma Rüya. İmzalayacaksın yoksa üçümüz bir olup gıdıklama manyağı yaparız seni.”

Korkuyla tek tek yüzlerine baktım. Beni en çok sevdiğini iddia eden Mert bile hadi der gibi kağıdı işaret ediyordu kafasıyla.

“Sizi babama şikayet edeceğim.” dedim ağlamaklı sesimle. “Resmen tehdit ve zorbalıkla imzalatıyorsunuz.”

“Ağlama güzelim.” dedi Mert yumuşak bir sesle. Ama sırtımdan hafifçe itekledi sehpaya doğru. “İmzala bakalım görsün abilerin.”

38 yaşıma kadar evlenmeyeceğime dair hazırlanan sözleşmeyi söve söve de olsa imzaladım ne yazık ki. Ama söylediklerim gıcık ve zorba abilerimin umurunda değildi. Onur sözleşmeyi güzelce alıp saklamak için odasına giderken utanmadan keyifli keyifli ıslık çalıyordu. Arkasından pis bir bakış atıp keyifle sırıtan diğer ikiliye döndüm.

Kaan dil çıkardı alayla. Suratımı buruşturup yanlarından kalktım somurtarak.

“Babama diyeceğim!” diye bağırdım odama giderken. “Papatyanın yapraklarını kopardılar diyeceğim!”

Arkamdan kahkaha sesleri geldi.

“Adiler.”

 

***

Selaaaaam bölümü beğendiniz miii???

Deniz Soylu nasıl???

Demir Soylu diye bir soralım yine her bölüm olduğu gibi

Abilere ne diyorsunuz abilere?

Abilerden hangisini daha çok seviyorsunuz?

Rüya ile hangi abinin arasındaki ilişkiyi daha çok seviyorsunuz?

Gelecek bölüm Kaan'ın anlatımından -dans eden kadın emojisi-

Cuma günü görüşmek üzere diyelim ballı bebekler kediniz bol olsun -kırmızı kalp, kara kedi-

Öpüldünüz bolca. <3<3<3<3<3

Bölüm : 10.11.2025 01:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...