
Merhaba kedilerim, hikayeye alışmanız açısından birkaç gün art arda bölüm yayımlayacağım.
Umarım bölümü beğenirsiniz. Lütfen yorum ve oy yapmayı unutmayın.
Keyifli okumalar <3
***
Okulda yaşadıklarımın ve eve gidip babamın da evi terk ettiğini görmemin ardından okula geri dönebilecek kadar toparlanmam tam iki gün sürdü.
Bu süreç içinde dayımın yanında kaldım ve yaşadığım her şeyin kalbimde bir sancı olup içten içe bana acı vermesine izin verdim.
Doğruyu söylemek gerekirse dayımın yanında adeta saklandım. Telefonumu kapattım ve iki gün boyunca televizyon izlemek dışında hiçbir şey yapmadım. Dayım pek evde olmadığından iletişim kuracağım kimse kalmadı ve kendime hiçbir şey düşünme izni vermeden yaşadığım her şeyi yok saydım.
Ne yazık ki en fazla iki gün devam edebildim bu duruma. Okula geri dönmem gerekiyordu. Onlardan kaçmadığımı bilmeleri gerekiyordu. Kaçıyordum ama bunu okuldakilerin bilmesine gerek yoktu.
Şu an iğrenç bir kimya dersinde oturup dersi dinlemeye çalışırken diken üstünde değilmişim gibi durmaya çalışıyordum. Okula geldiğimden beri çoğu göz bana acıyarak ya da daha kötüsü alayla bakmıyormuş gibi davranıyordum.
Korkunçtu. Çünkü benimle alay ediyorlardı. Bazılarının karşıma geçip bunu yüzüme karşı yapacak kadar cesareti bile vardı. O an onların üstüne atlayıp her bir kemikleri kırılana kadar tekme atma isteğimi içimde tutmak çok zor olmuştu. Fakat belli etmeden yutkunmuş ve onları sözlerimle yaralarken kalbim paramparça olmamış gibi gülerek uzaklaşmıştım.
Gözlerim bayık bir şekilde tahtayı izlerken önüme buruşturulmuş bir kağıt fırlatıldı.
Kağıdı sakince parmaklarımın arasına alırken gözlerimle sınıfı taradım kimin attığını görmek için. Kimse benimle ilgileniyor gibi durmuyordu. Gözlerimi sınıf arkadaşlarımdan çekip kağıdı açtım sessiz olmaya çalışarak. Gıcık kimya hocasının dikkatini çekmek istemiyordum.
‘Bu sınıfta istemiyorsun tıpkı evinde istenmediğin gibi.’
Gerçekten bu yazıyordu. Burnumdan bir nefes çektim içime. İnsanlar çok zalimdi çünkü birine böyle bir şey yazmak için içinde ne kadar kötülük olduğunu tahmin bile edemiyorum.
Sanki umurumda değilmiş gibi kağıdı masamın üzerine geri koydum ve yine dikkatimi derse vermişim gibi yaptım. Ders bitip de teneffüs zili çalana kadar da sevgili sınıf arkadaşlarımla hiç ama hiç ilgilenmedim.
Onlara istedikleri o acınası tepkiyi vermeyecektim. Belki kötü bir dönemden geçiyor olabilirdim ama bu dönem geçecekti ve bu olduğunda ben onların karşısında ezilmiş olmayacaktım. Belki ezilecektim ama bunu bilmelerine asla izin vermeyecektim.
Sınıftan çıktığımda tek isteğim sınıftakilerden uzaklaşmaktı ama bu kötü bir karardı çünkü koridordakilerden kaçamazdım. Beni gördükçe konuşuyorlardı.
Evet arkadaşlar, annem terk etti beni. Haberim var.
Herkese ters bakışlar ata ata kızlar tuvaletine ilerledim. Biraz yüzüme su vursam iyi olacaktı yoksa birilerine vuracaktım.
“Rüya!”
Kafamı çevirdim sese doğru ama gördüğüm kişiyle gözlerimi devirerek önüme döndüm ve Arın’ı umursamadan tuvalete girdim.
Arın, Kaan’ın en yakın arkadaşıydı. Ve çoğunlukla ikimiz arasındaki kavgalara tabii ki Kaan’ın tarafını tutarak katılırdı. Kaan’ın bana yaptığı şeylerde onun da parmağı vardı o yüzden elbette Kaan’a karşılık verirken ona da bir şeyler yapmayı unutmuyordum.
Ama bu defa yaptıkları karşısında onlara diyecek bir sözüm ya da yapacak bir hamlem yoktu. Çoğu işi Kaan yapmış gibi görünse de Arın ne olursa olsun onun yanında olduğundan bu ses kaydı olayından habersiz olduğunu hiç sanmıyordum. Bu yüzden gözümde en az Kaan kadar haksızdı. Ve adi. Ve şerefsiz.
Dolu tuvalette yavaş birkaç adım atarak aynanın önüne geldim ve boş bulduğum ilk musluğa dadanıp hemen suyu açtım. Havanın soğuk olmasını umursamadan yüzüme, kafama ve boynuma buz gibi suyu vurdum.
Ferahlamıştım. Anlık bir ferahlıktı. Ama günlerdir bulduğum en iyisiydi.
“Biliyor musun Rüya, senin yerinde olsam okula gelmeye utanırdım.”
Yeniden suyla doldurduğum elimi musluğun altında tutmaya devam edip aynadan benimle konuşma cüretini gösteren hain arkadaşıma çevirdim gözlerimi.
Ağırlığını bir ayağına vermiş omzunu duvara yaslamıştı ve yüzünde onda hiç görmediğim bir nefretle bana bakıyordu.
“Haklısın,” dedim alaycı bir sesle. “Okulda seninle karşılaşmak cidden utanç verici.”
Yüzümü yeniden avuçlarıma doldurduğum suyla yıkarken öfkeli bir nefes verdiğini duydum.
O günden sonra Eylem ile hiç konuşmamıştım. Aslında onu neredeyse görmemiştim bile, görmezden gelmekte çok iyiydim. Ama o günün akşamında grup konuşmalarına yazdığı şeyleri okumuştum sonunda telefonumu açmaya karar verdiğimde. Benim hakkımda çok fazla şey söylemişti. İnsanın en yakın arkadaşına anlatmayacağı şey yoktu ve Eylem birkaç gün öncesine kadar en yakın arkadaşımdı. Nasıl oldu da bu değişmişti hiç anlamasam da tüm aile olaylarımı bir bir grupta yazmıştı.
Tüm mesajları tek tek okumuştum. Korkunçlardı. Ama sanki okula geldiğimde geçen yaşananlar hiç olmamış gibi davranabilmiştim. Dediğim gibi görmezden gelmekte çok iyiydim.
“Çok acınasısın.” Diye hırladı öfkeyle. Kudurduğunu anlayabiliyordum ama onu bu kadar kudurtacak ne yapmıştım gerçekten hiç bilmiyordum.
Musluğu kapatıp aynadan ıslak ellerimle saçlarımı düzelttim.
“Neden?” diye sordum umursamaz bir şekilde. “Sonunda seninle arkadaş olmanın bedelini mi fark ettin yoksa?”
Bana doğru bir adım attı öfkeyle. Ama durdu. Aynadan bakmayı bırakıp ona döndüm ve alayla güldüm.
“Seni dövebileceğimi hatırladın değil mi?”
Eylem, çok güzel bir kızdı. Gerçekten. Onun dünya güzeli falan olduğunu düşünürdüm hep fakat tam da şu anda gözüme ondan çirkin gelen başka kimse yoktu.
İyice kudurması için sırıttım ve diğer kızlara da göz ucuyla bakıp onlara arkamı döndüm. Kapıyı açıp çıktığımda Eylem’in arkamdan hızla çıktığını duydum.
O sırada Arın önüme geçti. Nereden çıktığını görmediğim için irkilerek geriye doğru bir adım attım.
“Lütfen konuşalım.” Dedi kalın sesiyle. Ondan hiçbir zaman lütfen kelimesini duymamıştım. Hele bana karşı kullanacağı bir kelime hiç değildi.
“Annenin başkasına kaçtığı için seni bıraktığı doğru mu Rüya?!”
Bir an dehşetle Arın’ın gözlerine bakakaldım. Aynı dehşet onun gözlerinde oluştu. Ardından öfkeyle yandı hareleri. Benden daha hızlı öfkelenmişti. Sanırım ben Eylem’in bu şekilde bağırmasının şokunu yaşıyordum.
“Hatta birden fazla kişiye gitmiş. Anlarsın ya.” Dediğini duydum alaycı bir sesle. “Kaan öyle söylemişti.”
Tek bir nefes verdim. Ona dönüp saçlarını elime dolamak için üzerine atılmadan önce tek bir nefes verdim.
Çığlık attı. Ama onu sertçe duvara yapıştırdığım için çığlığı kesildi.
Panik atak yine ensemde gezinirken tüylerimin ürperdiğini hissettim.
“Sana çok kötü...” saçını biraz daha çekip bir kez daha duvara vurdum vücudunu elimden geldiğince sertçe. “Öldün sen...”
Cümlelerimi tamamlayamıyordum. Nefes almak çok zor gelmeye başlamıştı ve aklımın içi bulanıyordu.
Biri belimden tutup beni geri çektiğinde Eylem’in saçları elimde olduğundan kafası da benimle birlikte sertçe geldi ve bu bir çığlık daha atmasına neden oldu.
“Bırak Rüya!” diye bağırdığını duydum Arın’ın.
Bıraktım. Ama o dediği için değil, titreyen ellerimle tutmak çok zor geldiği için.
Öfkeden sinir krizi mi geçiriyordum yoksa panik atak sonunda yine vücuduma sızmanın yolunu bulmuş muydu emin değildim ama ellerimin uyuştuğunu hissediyordum.
Arın alnını kafamın arkasına yasladı.
“Sakin ol.”
Fısıltılı sesini her nasılsa duymuştum ve şaşırtıcıydı. Çünkü kalp atış sesimden başka hiçbir şeyi duyabileceğimi sanmıyordum o an.
Kafamı kaldırıp karşıma baktığımda Eylem’i yerde gördüm, yanında da birkaç kız vardı. Hemen onun yanına gitmişlerdi. Dudağımı büktüm. Halbuki suçlu oydu.
Arın’ın karnıma sımsıkı sarılmış ellerini titreyen parmaklarımla çözdüm ve ayaklarımı yere bastım.
“Senin yardımına ihtiyacım yok.” Dedim tükürür gibi.
Gözlerinde garip bir bakışla yüzüme baktı. Onu tanımasam üzüldüğünü sanırdım. Fakat ne yazık ki tanıyordum. Katı, kara kalbinde üzüntüye yer yoktu.
Koridordaki kimseye bakmadan oradan ayrılmak istedim ama şans budur ya tam o anda parçalamak için yanıp tutuştuğum kişiyi, sırıta sırıta yanındakilerle konuşup buraya ilerleyen kişiyi gördüm. Hızla ona doğru ilerlemeye başladığımda ise o da beni gördü. Yutkundu.
Gözleri çok hızlı bir şekilde koridoru tararken gözlerindeki bakıştan olan biteni çözmeye çalıştığını anladım ama buna fırsat vermeden yumruğumu suratına geçirdim.
Elime dehşet bir ağrı saplanırken Kaan da geriye doğru sendeledi. Yanındaki iğrenç arkadaşları bana bağırırken ne dediklerini duymuyordum bile. Gözüm dönmüştü.
Toparlanmasına fırsat vermeden bir yumruk daha vurdum yüzüne. Ağrıyan elimdi yine vurduğum ve artık daha çok ağrıyordu ama umursamadım.
“Rüya...” demeye çalıştı. İzin vermedim. İki elimle omuzlarından tutup sertçe duvara ittirdim. Herhangi birinin bir kez daha bu ses tonuyla bana ismimi söylemesini istemiyordum. Kimsenin acımasına ihtiyacım yoktu.
Bir kez daha vurmaya yeltenmiştim ama biri beni arkamdan sertçe ittirdi ve bunu beklemediğimden sertçe yere düşüp yüzümü yere vurdum.
Burnuma inanılmaz bir acı saplandı.
“Ne yaptın lan sen?!”
Arın’ın bağırışları kulağıma geldi önce ardından Kaan’ın. Birilerine bağırıyorlardı ama kime olduğunu anlayamadım acıdan. Kan damlalarını gördüm yerde ve alnımı soğuk zemine yasladım. Sonra ise kalkmak bir seçenek değilmiş gibi gözlerimi yumarak sessiz sessiz ağlamaya başladım. Burnum kanıyordu sonuçta. Acıdan ağlıyordum, kesinlikle acıdan.
“Rüya iyi misin?” dedi biri ama kim olduğuna bakmadım. Ensemdeki tüyler şahlanmıştı yine.
Sanırım panik atak geçirmekten daha kötü olan şey atak geçirip geçirmeyeceğinin beklentisiyle tetikte olmaktı.
Kendimi iyice karanlığa bırakırken hocaların geldiğini duydum. Sonra da zihnimin kapanmasına izin verdim.
***
“Artık cidden bıktım ben sizden. Cidden burama kadar geldi.” Alnını geçen noktayı işaret etti eliyle. “Yok zeki çocuklar akıllı çocuklar okulun ortalamasını yükseltiyorlar diye diye kendimi durduruyordum ama,” sinirden kızarmış yüzünü ikimize çevirip bağırınca irkildim. “Bu kadarı da fazla!” Burnuma adeta yapıştırdığım buz torbası elimden kaydı.
“Ama hocam Rüya’ya ben yapmadım bunu!” dedi Kaan parmağıyla beni işaret ederek. Morarmış elmacık kemiğine göz gezdirip tıkalı burnumla “Ama Kaan’ı bu hale ben getirdim.” Dedim gururla. O an elim sızladı ama suratının morluğunu görmenin verdiği keyifle acıyı tamamen görmezden geldim.
Müdür sabır çekerek arkasını döndü bize. Elini yüzüne yaslamıştı.
Odada müdür dışında sadece ben ve Kaan vardık. Eylem veya beni ittiren kişi her kimse hocalar geldiği gibi kaçmıştı. Yere yapışmış ikili olarak da birbirine saldıran kişiler olarak görünüp doğruca müdürün odasına atılmıştık. Gerçi matematik hocamız Derin hocanın insafına geldiğinden ben önce revire inmiştim. Ama ondan sonra doğruca müdürün odasına atılmıştım. İşin güzel yanı ben gelene kadar Kaan çoğu azarı yemişti bile. Ben tüm o bağırmaların sonuna yetişmiştim.
“Yok bitti artık.” Dedi müdür havalı bir şekilde bize dönerek. Kaan ile birbirimize baktık bir anlığına ama ondan tiksinerek gözlerimi çektim. “Ailelerinizi arayacağım gelip alsınlar sizi bu okuldan.”
Korkuyla Murat hocanın yüzüne baktım. Müdürümüzü daha önce hiç bu kadar ciddi görmemiştim. Gerçekten hiç ama hiç görmemiştim.
“Hocam, hayır lütfen.” Dedim boğuk sesimle. Buzu yüzümden arada çeksem de birkaç dakika sonra geri koyuyordum. Bu okuldan gidemezdim. Ailem burada değildi. Başka okula nasıl kayıt yaptırılırdı hangi okula gidilirdi ben nereden bilebilirdim ki?
“Hocam özür dileriz ne olur affedin bu seferlik.”
Hiç istemesem de Kaan’ın dediklerini onaylar gibi kafamı salladım. Bu beynime kadar büyük bir ağrının saplanmasına neden olunca durdum.
“Oğlum sizi daha kaç defa affedebilirim? Daha kaç defa birbirinize yaptığınızı göz ardı edebilirim? İşin boyutu şiddete kadar gittiyse ben bu saatten sonra bir şey yapamam.”
Kaan’ın yutkunduğunu gördüm. Beni ittiren o olmadığı halde bu şekilde yargılanması zoruna gidiyordu çünkü kendisiyle güç yarıştırabileceği biri olmadığı müddetçe şiddete karşı olduğunu biliyordum. Fakat hocayı düzeltme gereği duymadım. Çünkü bana yaptığı şey hiçbir fiziksel şiddetle kıyaslanamazdı ve bence bu şekilde de olsa bir şekilde yargılanmayı hak ediyordu.
“Hocam lütfen son bir şans verin. Bundan sonra bizi kavga yüzünden odanızda görmeyeceksiniz.”
Açıkçası ben bunun için söz veremezdim ama elbette bunu hocaya söylemedim. O kadar da delirmemiştim.
Kaan onaylamamı bekler gibi bana baktı. Ama içimden zerre onunla aynı fikirde olmak gelmiyordu. Murat hocanın da bana baktığını hissettim. Sanki tepkime göre bizi okuldan atıp atmayacağına karar verecekti.
Ama ben Kaan ile iyi olmak falan istemiyordum. Eskiden bu kadar olmasa da artık midemi bulandırıyordu. Yüzüne bakasım gelmiyordu. O yüzden sırf müdür için onunla kavga etmiyormuşum gibi davranamazdım. Ama okuldan da atılmak gibi seçeneğim yoktu elbette.
Bir an kendimi çok yorgun hissettim. Ve yıkılmış. Oysa ben yıkılmazdım. Bak işte, kızına neler oldu sen gidince anne.
“Merak etmeyin hocam,” dedim yenilmiş bir sesle. “Bizi bir daha yan yana odanızda görmeyeceksiniz bundan sonra. Çünkü artık kavga falan olmayacak rahat olun.” Kaan’a yandan bir bakış attım. “Birbirimizle konuşmayacağız bile bundan sonra.”
Kaan’ın bu dediğime şaşırdığını hissettim. Onun buna şaşırması beni de şaşırttı. Pes ettiğim için mutlu olur sanmıştım çünkü. En son hamle yapan oydu ve ben de yenilmiştim işte. Yıkılmıştım. Annemin gidişi yıkmamıştı da beni ama bu zalimliğe kalbim dayanmamıştı.
Ensemde tanıdık bir his dolaşmaya başladı. Yutkundum.
“Yok kızım yok.” Kaşlarımı kaldırarak müdüre baktım. Bir daha tek kelime bile etmeyeceğimizi söylemiştim işte daha ne istiyordu? “Siz şimdi böyle diyorsunuz da yarın yine bir şeyler için takışacaksınız tanıyorum sizi.”
Kaan sessizce durdu.
“Hocam gerçekten izin vermeyeceğim böyle bir şeye. Hem belki kaydımı gerçekten alırım buradan dönem sonunda.” Dedim kafamda yeni yeni şekillenen planla. İnsan hangi telaş anında zor kararları vereceğini bilemiyordu ama belki de gerçekten buradan gitmeliydim. Annemle babamın gelmeyeceğini o gün evi dağılmış ve boş bulduğumda anlamıştım. Ailemiz gibi olmuştu evimiz de. Biraz önce de Murat hocanın okulumuzu değiştirtmekle ilgili söylediği şeyden sonra aslında burada kalmam için bir nedenim olmadığını fark etmiştim. Dayımdan rica ederdim ve gelir benim için hallederdi her şeyi.
İnsan yenildiğini kabul edince her şeyi kabul ediyordu işte.
Murat hoca uzun uzun yüzüme baktı. Kaan da öyle. Müdürün söylediklerimi kafasında tarttığı belliydi. Sonra gülümsedi.
“Hiç gerek yok Rüya kızım.” Dedi neşeyle. Açıkçası bu biraz ürkütücüydü çünkü altından bir şey çıkacakmış gibi hissediyordum. “Ben en güzel yolu buldum. Madem birbirinize tahammülünüz yok bugünden itibaren tahammül etmeyi öğreneceksiniz.”
Tek kaşımı kaldırıp hocaya baktım. Burnuma kötü kokular geliyordu.
“O ne demek hocam?” diye sordu Kaan temkinli bir sesle. Kafası hafifçe öne eğilmişti.
“Şu demek Kaancım; bundan sonra önümüzdeki 1 ay süresince size birlikte yapacağınız bir proje ödevi veriyorum.”
“Ama hocam siz bizim derslerimize gitmiyorsunuz ki.” Dedim korkuyla. Ne projesiydi bu Allah aşkına? Hem de o mide bulandırıcı insanla.
“Bu hayat dersi kızım. Sizden her gün günde 1 saati beraber geçirmenizi istiyorum. Birbirinizle kavga etmeden konuşup birbirinizi tanıyacak ve her geçirdiğiniz 1 saat için de bir sayfalık rapor yazıp bana getireceksiniz.”
Dehşetle hocaya bakakaldım.
“Hocam daha neler öyle şey mi olur?!”
“Otur yerine Kaan. Mecbursunuz. Seçim hakkınız yok. Yapmazsanız bu sene ikinizi de sınıfta bırakırım.”
“Ama hocam-“
“Bırakmam sanmayın. Ailelerinizle de konuşurum gerekirse, ciddiyim bu konuda.”
Midem bulunarak karşımdaki itici insana çevirdim gözlerimi. Benim kadar dehşete düşmüştü. Ve odaya girdiğimizden beri yüzüne oturan mahcup ifadesi gitmiş yine itici haline bürünmüştü. Gerçek yüzüne yani.
“Hocam çağırın babam gelsin, yapmam ben öyle bir şey.”
Onun gibi çağırın babam gelsin diyemediğim için yutkundum. Benim babam daha benim telefonlarımı açmıyordu bir de benim için okula mı gelecekti sanki?
“Emin misin oğlum babanı çağırmak istediğine? Adamı yıllardır çağırmıyoruz onca vukuatın birikti. Hangi birini görse kalpten gider adam.”
Yutkundu. Bir an gerçekten senelerdir aldığı uyarı ve disiplinleri düşündüğünü anladım. Benim de ondan aşağı kalır yanım yoktu. Yemediğimiz halt kalmamıştı çok şükür.
Kaan aklına harika bir şey gelmiş gibi aydınlandı.
“Ama benim yarın basketbol turnuvalarım başlıyor hocam. Biliyorsunuz şehir dışında okulumuzu temsil edeceğim.” Gururla yerinden doğruldu. “Bir hafta olmayacağım burada.”
“İyi dedin oğlum unutmuştum ben onu. O zaman siz turnuvadan döndükten sonra başlatıyorum ödevinizi.”
Elimden geldiğince sessiz bir şekilde geri zekalı diye mırıldandım. Sesini çıkarmasa bir haftayı boş geçebilirdik ve bahanemiz de olurdu. Beyinsiz çocuk.
Kaan yenilgiyle omuzlarını düşürüp arkasına yaslandı.
“Anlaştığımıza göre,” dedi Murat hoca neşeyle. Asla anlaşmamıştık bu arada. Resmen tehdit edilmiştik. “İkiniz de derslerinize hadi bakalım.”
Kaan’a ters bir bakış atarak buz kalıbını önümdeki sehpaya bırakıp ayaklandım. Müdür kaldırırdı artık canım.
“İyi dersler çocuklar!”
Müdüre de ters bir bakış atmamak için kendimi çok zor tuttum. Adam resmen bize eziyet edecek olmaktan keyif duymuştu. Hayatına neşe gelmişti adeta. Gerçi bunca zamandır ona eziyet edenin biz olduğumuz gerçeğini düşünürsek neşesi saçma değildi. Yine de benim zararıma olan bir durum olduğundan yüzümü buruşturdum.
Kaan gıcığı ise yalakanın teki olduğu için hocaya iyi günler dedi gülümseyerek. Bir de üstüne utanmadan benden önce odadan çıkabilmek için hocaya çaktırmadan beni kenara ittikledi.
“Rahat dur salak.” Dedim sessizce. Müdürün bizi duyup cezamızı uzatmasını istemiyordum.
Sinirle “Of sus be!” dedi aynı benim gibi sessizce. Odadan çıkıp kapıyı kapattım ardımdan. “Senin yüzünden geldi hep başımıza bunlar.”
Midemi bulandıran yeşil gözlerine baktım sertçe.
“Benim yüzümden mi?” dedim alayla. “Bir insanın hem suçlu hem de güçlü olması nasıl bir yüzsüzlük hiç anlamıyorum.”
Bir şey demesine fırsat vermeden boş koridorda ilerlemeye başladım.
“Asla seninle bir ay boyunca boşa vakit harcamayacağım!” diye bağırdı arkamdan.
Evet, sanki ben seninle birlikte bir dakika bile harcarmışım gibi.
***
Günün geri kalanı öncesine göre daha sakin geçti. Yani burnumun üstünde koca bir morluk olduğu gerçeğinin beni çığlık attırma noktasına getirdiğini saymazsak herhangi bir duygu değişimi bile yaşamadım.
Bunun bir nedeni de günün geri kalanında hiç sınıftan çıkmadan tüm dersler ve teneffüsler boyunca uyumam da olabilir ama sonuçta günü atlatmıştım ve şimdi de sonunda günü bitirmiş bir şekilde dayımın binasından içeri giriyordum.
Asansör kapısı kapanmadan yetişebilmek için koştum ve elimi hemen kapının arasına koydum. Az kalsın elim sıkışacaktı ama 7 kat yukarı merdivenle çıkmaktan daha iyi bir seçenekti.
İçinde sadece genç bir adamın bulunduğu asansöre bindim ve gözlerinin bende olduğunu fark ettiğim adama kusura bakmayın dercesine gülümsedim.
Garip bir şekilde bana geri gülümsemedi ve öylece yüzüme bakmaya başladı. Yüzünde şok olmuş bir ifade vardı. Kaşlarımı çattım ve adamı tanımadığım için tedirgin olarak uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım bu küçük alanda. Fakat yüzündeki şok ifadesi geçmese de gözlerini benden ayırıp rahatsız olduğumu anlamış gibi o da benden uzaklaştı.
Bu hareketi beni rahatlattığından sesiz bir nefes verip 7. Katın tuşuna basmak için parmağımı kaldırdım ama 7 tuşuna çoktan basılmıştı.
Demek garip adam da benimle aynı kata çıkıyordu. Dayımın evine geldiğim zamanlar bir elin parmaklarını geçmediğinden binasında kimlerin yaşayıp kimlerin yaşamadığını bilmiyordum. Annemle aralarının açık olmasının kötü bir yanıydı bu da işte. Kerem dayımı severdim ama hiçbir zaman birlikte o kadar çok vakit geçirmemiştik. Hem zaten kendisi şirketiyle çok meşgul olduğundan her zaman yoğun olurdu.
Yukarı çıkarken yanımdaki adama göz ucuyla çaktırmadan baktım. Uzun boylu sarışın ve kesinlikle yakışıklı biriydi. Yaşını tahmin edecek olursam belki yirmilerinin sonunda derdim. Yaydığı enerji aslında çok sıcak hissettirmişti. Yine de aldığım pozitif enerji hissine güvenmeyerek kata geldiğimizde kapı açılır açılmaz kendimi asansörden dışarı attım.
Dayımın kapısına gidip benim için verdiği anahtarı çıkarırken bir gözüm de adamı takip ediyordu ona fark ettirmemeye çalışarak. Sonunda kapıyı açıp içeri girerken onun da koridorun diğer tarafındaki en son eve doğru ilerlediğini gördüm.
Rahat bir nefes vererek içeri girdim. Nedense tedirgin olmuştum ama neyse ki sıkıntı yoktu. Öylesine biriydi işte.
Boş evin sessizliğini duyarak kapıyı arkamdan kapattım ve oflayarak içeri girdim.
Artık bomboş evlere adım atmaktan çok ama çok sıkılmıştım.
***
Bölüm nasıldı?
Hikayenin gidişatı nasıl?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Kediniz bol olsun.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |