23. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 20

Bölüm 20

Büşra Soyalp
bkuzgun

İyi geceler Kara Kedilerimmmmm

Heyecanlı olduğunuzu biliyorum bu yüzden çok uzatmadan Kaan'ın anlatımından okuyacağınız bu upuzun bölümü sizlere bırakıyorum.

Oy vermeyi es geçmeyin.

Keyifli okumalar <3

 

 

***

 

Kaan Soylu

Kapım sessiz bir şekilde açıldığında karanlığın sarmaladığı odamda yatağıma uzanmış açık pencereden geceyi izliyordum. Hava yağışlıydı ve ben de yağışlı havaları çok severdim. Bu yüzden babam ve amcam yokken ve evdeki herkes kendi köşesine çekilmişken ben de odama geçmiş gökyüzüne bakarak uzanıyordum.

Sessiz atılan adımlar yatağımın dibine geldiğinde kıpırdamadım. Sırtım kapıya dönük olduğundan odama kimin geldiğini göremiyordum ama sincap gibi küçük küçük adımlayacak tek kişi bu evde Rüya’ydı. Tıpkı küçük bir sincap gibi yatağımın ucunu yavaşça açtı ve uyuduğumu sandığı için sanırım oldukça nazik hareketlerle yatağa girdi. Pikeyi kendi üstüne çekmeden önce açılan üstümü örttü iyice. Ne yapacağını görmek için gözlerimi kapatıp uyuyor taklidi yapıyordum.

Uyanık olduğumu bilse asla böyle nazik ve düşünceli hareketler yapmayacağını bildiğimden dudaklarımı zorlayan gülümsememi bastırdım. Bana karşı hep kaba davranmaya çalışıyordu ama beni sevdiğini biliyordum, ben de onu seviyordum. Kardeş olduğumuzu öğrenmeden önce bile. Tom ve Jerry gibi birbirimizin sürekli peşindeydik ve birbirimize yaptığımız her şey aslında çok eğlenceliydi.

Neredeyse hissettirmeyen bir dokunuşla kafasını sırtıma yasladı ve uyanacağımdan korktuğundan bir süre hareketsiz kaldı. O kadar tatlıydı ki tombul yanağına uzanıp ısırmamak için kendimi zor tuttum. Gerçi ona içimden tombul yanaklı dediğimi duysaydı muhtemelen beni öldürürdü. Biraz şiddet yanlısı bir kardeşim vardı, o konuda kesinlikle bana çekmişti.

Sessizce iç geçirdiğini duydum. Muhtemelen tek başına uyuyamamıştı. Babam, ben ve o birlikte uyumaya alışmıştık ama bu gece babam yoktu bu yüzden Rüya’nın yanına gitmeye çekinmiştim. Babam da olmadığı için beni istemeyebilir diye düşünmüştüm, malum onun favori insanı değildim. Üstelik saat daha gece yarısı bile olmamıştı. Uykum gelmiyordu bu yüzden.

Ama küçük sevimli Kabus bensiz yapamamış olmalı ki uyuduğumu düşündüğünden yanıma gelmişti. Kendi isteğiyle. Ona yaptığım şeyler düşünülünce bu büyük bir adım sayılırdı.

Bir kez daha sessiz bir iç çektiğinde dayanamadım ve hareketlenip sırtımı pencereye çevirdim. Böylece yüzünü görüp canını neyin sıktığını öğrenebilirdim.

“Sorun ne?” diye sordum sessizce. Yakalanmayı beklemediğinden gözleri kocaman açıldı. Gülmeden edemedim. Gerçekten de sincaba benzeyen bir kız kardeşim vardı. Kız kardeş. Hala tam olarak alışabildiğim bir kavram değildi ama sanki kendimi bildim bileli de vardı aynı zamanda. Rüya’yı kardeşim olarak düşünmek olacağını sandığım kadar zor olmamıştı.

“Uyandırdım seni.” dedi mahcup bir sesle. “Kusura bakma, yerimi yadırgadım sanırım. Uyku tutmadı.”

Sırıttım sinir olacağını bile bile. “Ve sen de benim yanıma mı geldin? Sanırım bu, bu evde en çok bana güvendiğini gösterir. Ne dersin? En çok benim yanımda rahat olduğunu falan?”

Gözlerini devirerek uzaklaştı. “Of saçmalama. Sadece babamla birlikte uyumaya alışmışım. Malum sen kıskanç küçük bir oğlan olduğun için her gece babamla dibimizde bittiğinden sana da alışmış bulundum. Mecburen, tamamen isteksizce.”

Kahkaha atarak kafasını kolumun altına çektim. Bu kızı sinirlendirmeye bayılıyordum. “Kendini kandırmaya devam et. En sevdiğin abin benim işte kabul et.”

Baygın bir bakış atmak için kafasını kaldırdı. “Kaan sen benim abim değilsin.”

“Israrla bunu söylüyorsun Kabus ama elimde bunu kanıtlayan bir DNA testi var.”

Gözlerinin önüne gelen saçlarını geri çektim. Onu lisenin ilk senesinde gördüğüm ilk anda gözlerime çarpan kızıllıkta saçları vardı. Onda tanıdık bir şeyler olduğunu o zaman anlamış olmalıyım, elbette kardeş çıkacağımızı hiçbir zaman düşünmemiştim. Annesini hiç görmemiş bir çocuk olduğum için herkesin gördüğü o benzerliği göremiyordum onda. Sadece Onur abimin sürekli kazıttığı kızıl saçların aynısını bu kızda görünce bir şeyleri sezmiş olmalıyım. Yoksa onu gördüğüm andan beri onunla uğraşma dürtüsünün varlığını başka bir şey açıklayamaz. Artı olarak oldukça şımarık ve kavgacı bir kız çocuğu olmasının yanında benim gibi rekabetçi oluşu da onunla uğraşmamın başka nedenlerindendi. Sonunda her şeyi mahvetmiş olsam da senelerdir birbirimizle dalaşmanın hissettirdiği bir samimiyet vardı.

Biliyordum ki ses kaydını ve sonrasında yaptıklarımı hiç yapmamış olsam o samimiyetimiz bizi dünyanın görüp görebileceği en iyi kardeşler yapabilirdi. Sıçıp batırmıştım ama belki bir gün olmayı hak ettiğimiz kardeşlerden biri olma değerine yeniden erişebilirdim.

“Kan bağı o kadar da önemli değil.”

Kesinlikle aksini kanıtlayacak tonlarca argüman sunabilirdim ama yalnızca gülüp sessizliğin etrafımızı kuşatmasına izin verdim. Ama unuttuğum şey benim kardeşimin Rüya olduğuydu. O asla susmazdı.

“Neden uyumuyorsun? İstersen gidebilirim.”

Kafamı eğip hala kolumun arasında olan kafasına baktım. Gözleri dümdüz ileride olduğundan yalnızca ona üstten bir bakış atabilmiştim. Elimi kaldırıp burnuna bir fiske vurdum. “Uyanıktım zaten Kabus. Beni uyandırmadın merak etme. Beni de uyku tutmamıştı.”

“Neden?” diye sordu alayla. “Bensiz uyku tutmadı mı?” Uzanıp yanağımı parmaklarının arasına sıkıştırdı. “Oy oy oy. Yoksa birileri varlığıma fazla mı alışmış?”

Benimle alay ediyordu ama doğrusunu söylemek gerekirse kesinlikle varlığına fazlasıyla alışmıştım. Bulunduğum yerde o an o yoksa gözlerim huzursuzlukla onu arıyordu etrafta. Küçük Kabusu koruma iç güdüm onun benim kız kardeşim olduğunu kabul ettiğimden bu yana tahmin edebileceğimden bile fazla artmıştı. Özellikle o Yakup şerefsiziyle yaşanan olaydan bu yana bu his gittikçe artmıştı.

Ben evin en küçüğü olduğumdan her zaman birileri beni korurdu. Abilerim ve babamın önceliği her zaman bendim. Benim pek bir sorumluluğum yoktu ve evin küçüğü olmanın tadını çıkarıyordum. Fakat Rüya geldiğinden itibaren bu durum değişmişti. Artık evin en küçüğü değildim, koruması gereken küçük bir kardeşi olan abiydim. Bunu fark etmek insana inanılmaz bir sorumluluk yüklüyordu. Ama güzel bir sorumluluktu. Üstlenmekten mutluluk duyacağım bir sorumluluk.

“Evden gitsen ruhum duymaz senin dediğine bak.”

Alayla yüzünü buruşturdu. “Rüya.” derken sesini kalınlaştırmıştı. “Sen ister üniversiteye ister dünyanın ucuna git ben yine de seni bırakmam.” Beni taklit ettiğini anlamam birkaç saniyemi aldı. “Çünkü sen benim kardeşimsin.” Gürültülü bir kahkaha attım. “Bana bunları diyen çocuk şimdi kalkmış evden gitsen ruhum duymaz diyor. Tabii efendim.”

“Ne oldu söylediklerim çok hoşuna gitmiş bakıyorum. Ezberlemişsin her kelimemi.”

Gözlerini devirip yanımdan kalkmaya çalıştığında gülerek kolunu tuttum ve kalkmasına izin vermedim. “Tamam tamam kalkma, bir şey demiyorum.”

Sinirlendiğinden olsa gerek sustu ama yanımdan gitmedi. Gülümseyerek gözlerimi yumdum. Uykuya daldığını sandığım bir süre boyunca sessiz kaldı ama ona baktığımda gözlerinin açık olduğunu gördüm. Karanlık odamın içinde boşluğa dalmıştı.

“Senden hiç özür dilemedim.” dedim bir anda. Gözlerini kırpıştırarak daldığı yerden koptu. Kaşlarının çatılışını izlerken “Senden hiç özür dilemedim.” dedim tekrardan. “Yaptıklarım için.”

“Kaan şimdi inan bunları konuşmayı hiç-”

“Sana bir özür günlüğü yaptım.” Sözünü keserken kalkmasın diye bileğini tuttum nazikçe. “Senelerdir günlük tuttuğumu biliyorsun. Nadiren yazamadığım günler dışında her gün eksiksiz yazıyorum. Bir süre önce seninle tanıştığımız günden beri yazdığım sayfaları okumaya başladım.” Gülerek omzuna vurdum. “Ve birbirimize inanılmaz şeyler yapmışız.”

Gergin olsa da kıkırdadı. Geçmiş günleri hatırladığı gözlerindeki eğlenceli parıltılardan belliydi. Bileğinde tuttuğum elimi çekip yanımdan kalktı ama gitmek yerine sadece doğrulup sırtını yatağa yasladı.

“Sanırım eskiden yaratıcı insanlardık.” Gülerek dediğini onayladım. Kesinlikle tüm yaramazlıklarımızı yaratıcı diye tanımlamak duruma uygun olurdu.

“Neredeyse yaptığımız her şey karşılıklı olmuş. Ben ne yaptıysam sen illaki karşılığını bulacağım bir şey yapmışsın ya da sen yaptıklarının karşılığında ben de bir şeyler yapmışım. Ama…” Utanarak yutkundum. “Son yaptıklarımın bir karşılığı olmadı. Senin de öncesinde dediğin gibi o kadar ağır bir şey yaptım ki sana buna karşılık verebilecek bir şey bulamadın bile.”

Uzanıp elini tuttum yeniden. Gözlerim pişmanlıkla yanıyordu. “Rüya özür dilerim. O ses kaydını bir şarkıya çevirip okulla paylaşırken ne düşünüyordum gerçekten bilmiyorum. Kendimi aklayacak bir bahanem yok, sadece… tamamen aptalın tekiyim ve asla yapılmaması gereken bir şeyi yaptım biliyorum.”

Bir şeyler söylemesi için sustum ama gözlerini elini tuttuğum elime dikmiş küçük kız kardeşim de o an susmayı tercih etti. Belki de söyleyecek bir şeyleri olmadığı içindir. Bu yüzden dolan gözlerimi kırpıştırıp konuşmaya ben devam ettim.

“Ben de işte bu yüzden bir özür günlüğü hazırladım sana verebilmek için. O günden beri yaptığım her eşeklik için sayfalarca özür dilediğim yazılar yazdım.” Elimi elinden çektim yavaşça. “Gerçi şimdi sana sesli anlatınca oldukça aptalca bir fikir gibi geldi.”

“Hayır, aptalca değil. Böyle bir şey yapmış olman hoşuma gitti.” Kırık sesi bir an duraksadı. “Sadece… sadece neden böyle bir şey yaptın ki?” diye fısıldadı sessizce ama onu duydum. “Birbirimize sürekli dalaşsak da biliyorum arkadaştık. Neden yaptın?”

İşin üzücü yanı gerçekten de Rüya’ya sunabileceğim geçerli bir nedenim yoktu. Yapmıştım işte. İster hırstan ister korkunç bir insan olmamdan kaynaklı olsun. Sadece yapmıştım, o ses kaydını paylaştıktan sonra ileride yaşanabilecek şeyleri düşünmemiştim.

“Gerçekten bilmiyorum Rüya.” dedim acıyla. “Gözüm kör olmuştu, ilerisini düşünmeden yaptım işte. Kendimi bunun bir şaka olduğunu, her zaman birbirimize yaptığımız şeylerden biri olduğunu söyleyerek kandırdım. İçten içe yanlış bir şeyler olduğunu bilsem de görmezden geldim. Kardeş olduğumuzu öğrendikten sonra da hissettiğim tek şey öfkeydi.” Utanç duyduğumdan sustum bir an. Yanaklarımın yandığını hissediyordum ama çok şükür ki odamın içi yalnızca ay ışığıyla aydınlanacak kadar karanlık olduğundan Rüya bunu görmedi. “O kadının neden beni değil de seni yanına aldığını düşünmek beni öfkelendirdi.”

“Kaan biliyorsun annemiz giderken ben doğmamışım bile, emin ol bırakabilse beni de bırakırmış. O böyle bir kadın işte. Yapabildiği ilk an beni de bıraktı.”

“Biliyorum biliyorum.” dedim geçiştirircesine. “Sadece o zaman öyle bir salaktım işte. Ama Rüya gerçekten çok pişmanım, yemin ederim. Çok ama çok özür dilerim.”

Konuşmamızı sindirebilmesi için sessizce ona biraz zaman verdim. Belki de aylardır konuşmamız gereken şeyi daha yeni konuşmuştuk. Üstelik yaşadığı onca şeyden sonra ona yaptıklarımı hatırlaması onu üzüyordu doğal olarak. Ama bir noktada ondan özür dilemeli ve kendimi affettirmek için elimden geleni yapmalıydım. Çünkü Rüya’nın da dediği gibi biz her şeyden önce arkadaştık. Kardeş olabilmemiz için yeniden arkadaş olmamız gerekiyordu.

“Seni affediyorum.” dedi sonunda. Yüzümde ani bir heyecanla gülümseme oluştu. “Ama Kaan sana hala tam olarak güveniyor sayılmam o yüzden lütfen beni hayal kırıklığına uğratma.”

Uzanıp kardeşimi yeniden kollarımın arasına alırken “Asla.” dedim kendimden emin bir şekilde. “Bir daha asla.”

Sımsıkı tutuşumdan rahatsız olup geri çekilmeye çalışsa da bırakmadım. Eninde sonunda çirkefleşeceğini biliyordum bu yüzden o anın gelmesini bekliyordum.

“Ya bıraksana beni artık! Yapıştın kaldın kene gibi!”

Beklediğim tepkiyi almanın verdiği keyifle gülerek geri çekildim. “Ne kadar kavgacı bir kızsın sen öyle.” diye alay ederken tek amacım onu biraz daha sinirlendirmekti. “Kardeşler arasında olmaz o kadar kavgacılık.”

Omzuma sert bir yumruk geçirdi. “Ay aman! Kıçımın kardeşi.” Tatlı suratını onu yeniden ısırmamı isteyecek bir şımarıklıkla buruşturdu. “Benim karnım acıktı. Abim değil misin sen benim? Bana yiyecek bir şeyler hazırla.”

O böyle tatlı tatlı yemek hazırlamamı isterken nasıl kabul etmezdim ki? Elbette karnını doyurması için ona bir şeyler hazırlayacaktım ama sırf öncesinde gıcık etmek için uykum gelmiş gibi esneyip sırtımı döndüm. “Uykum var kızım git abimlerden iste.”

Omzumu dürtükledi. “Ya Kaan!” dediğinde babama kullandığı şımarık ses tonunu kullanmıştı. Bizim yanımızda rahatça şımarabiliyor olmasına bayılıyordum. “Mert hala favori insanım değil ve Onur da ölsem kalkıp bana bir şeyler hazırlamaz. Üstelik akşam bana zorla imzalattığınız o sözleşmeden sonra onlardan hiçbir şey istemem.”

Dönüp ters ters suratına baktım. “İyi yaptık, kim bilir hangi şerefsiz evladını karşımıza getirecektin?” Gözlerini devirdiğinde vücudumu yeniden ona döndürüp kolunu cimcikledim. “Bana bak Rüya o Meriç itini sakın sevgilim diye karşıma getirme.”

Gıcık gıcık gülümsedi. “Merak etme Kaan ben onu kardeşim gibi görüyorum. Sanki hiç sahip olmadığım abim gibi.”

“Ulan!” diye bağırıp üstüne atıldım ama bunu beklediğinden çevik bir hareketle kaçıp yataktan indi. Yüzünde hain bir sırıtış vardı. “Hangisinin daha kötü olduğuna karar veremiyorum anasını satayım. Bana bak Rüya o kafandaki kırmızı telleri tek tek cımbızla yolarım uzak dur o çocuktan.”

Korkuyla ellerini kafasına koyup yüzünü buruşturdu. “Ruh hastası manyak. Boş yapma da gel bana yemek hazırla hadi.”

Sırtını dönüp odamdan çıkarken ne kadar manyak olduğumla ilgili söylenmeye devam etti. Arkasından gülsem de hangi seçeneğin daha kötü olduğuna karar verememiş olmanın huzursuzluğu vardı üstümde. Abi mi sevgili mi? Tüylerim ürperdi. İkisi de birbirinden korkuçtu.

Homurdanarak yastığımın altına sıkıştırdığım telefonumu alıp bildirimlerimi kontrol ettim. Okul grubundan yine bolca mesaj vardı. Hala bile Rüya ile nasıl kardeş çıktığımız konuşuluyordu. Bazıları bunun doğru olmadığına inansa da sistemde Rüya’nın soyadı bile değişmişti. Yoklama listelerinde artık Rüya Soylu olarak görünüyordu, tam da olması gerektiği gibi.

Grup mesajları ile Meriç itinden gelen Rüya’nın nasıl olduğuyla ilgili mesajları görmezden gelip Arın’ın attığı mesaja girdim. Yaklaşık yarım saat önce oyuna girdiğini söyleyen bir mesaj atmıştı.

Rüya hanıma yiyecek bir şeyler hazırlamak için ayaklanırken aynı zamanda en yakın arkadaşımı arayıp telefonu kulağıma götürdüm. Neredeyse telefonu daha çalmadan açmıştı.

“Naber yavrum?”

“İyidir balım senden naber?” diye sordum gevşek gevşek. Güldü. Arkadan oynadığı oyunun silah sesleri geliyordu. Muhtemelen odak süresi iki dakika falandı şu an. Birazdan bana olan ilgisini kaybedip konuşmamıza ezbere cevap verecekti. Bu yüzden konuşmayı kısa tutmak için “Oyuna giremiyorum ben bu gece.” dedim.

“Hayırdır bir sıkıntı mı var?”

Aynanın karşısına geçip saçlarıma elimle şekil verirken alaylı bir gülüş çıktı dudaklarımdan. “Yok, Kabus’un karnı acıkmış ona bir şeyler hazırlamaya gidiyorum.”

Bir an sessiz kaldı. “Öyle mi?” derken sesi bir garip çıkmıştı. “Sorun değil ben de erken uyuyacağım bugün. Herkes sizin gibi tatilde değil maalesef bazılarımızın girmesi gereken dersleri var.”

“Ağlama oğlum. Babam ben ve Rüya için bir süreliğine izin aldı işte. Ben zaten hocalardan ilerdeyim ve Rüya’nın da okuldan biraz uzak kalması gerekiyordu.”

Telefonun ardından gelen silah sesleri kesildi aniden.

“Doğru. O nasıl?”

Kaşlarımı çattım. “Oyunu mu kapattın?”

“Yok kalbimden vuruldum.” diye mırıldandı sessizce. Kaşlarımı kaldırdım. “Yani şerefsizler kalbimden vurdu.”

Aynanın önünden çekilip kapıya ilerledim. “Anladım, iyi olmuş git uyu sen de.”

“Uyurum birazdan. Sen cevap vermedin soruma. Rüya nasıl?”

“İyi.” Aklıma gelen anılar yüzünden dişlerimi birbirine bastırmıştım istemsizce. Sinirimi yansıtmamaya özen göstererek merdivenlerden inmeye başladım. “İyi olacak. Bir daha öyle bir şey yaşanmasına izin vermeyeceğiz.”

“Asla.” diye onayladı aynı benimki gibi katı bir sesle.

“Neyse kaçtım ben yavrum.” dedim merdivenin sonuna geldiğimde. “Huysuz bir canavar mutfakta beni bekliyor.”

“Afiyet olsun kardeşim, iyi geceler.”

“Eyvallah.”

Mutfağa giremeden eşikte durup ellerini beline yerleştirmiş çirkef kardeşimle burun buruna geldim. Cebime gönderdiğim telefonuma ters ters bakarak “Ben burada aç aç seni bekleyeyim ama sen telefonla konuş Kaan.” diye homurdandığında burnuna uzanıp iki parmağım arasında sıkıştırdım.

Tam bir belaydı bu kız.

***

“Ya Kaan o yumurta öyle mi çırpılır?” diye sessizce bağırmaya çalıştı küçük kardeşim o küçücük boyuyla. Gücü bana yetermiş gibi elimde ki yumurta dolu kaseyi zorla elimden çekiştiriyordu.

“Kabus sen domateslerini doğramaya devam etsene! Karışma kızım bana.”

“Ya doğru yapmıyorsun ki. Yarısını tezgaha döktün.”

Onu kenara itekledim ve yumurtayı kendi bildiğim gibi çırpmaya devam ettim. Biraz hayvanca yani. Haksız sayılmazdı çünkü gerçekten yarısını tezgaha boşaltmıştım. Ama inadım tuttuğundan bunu da domateslerde yaptığım gibi Rüya’ya devretmek istemiyordum. Sözde ona yiyecek bir şeyler hazırlayacak kişi bendim ama bir şeyleri hep yanlış yaptığımdan Rüya yüzüme karşı oflaya oflaya kollarını sıvamıştı. Bu sinirimi bozmuştu. E biraz da kendi kendime rekabete girmiştim. Gerçi şimdiye kadar bir şey hazırlayamamıştım ama yine de başaracağıma inanıyordum.

Sakince yanımda durmuş domatesleri dilimleyen kardeşime yan gözle bakıp sırıttım.

“Ulan Kabus.” dediğimde yüzünde anlık bir öfke ifadesi geldi geçti. “Bana Kabus deme mal.” Gözlerimi devirip onu takmadan konuşmama devam ettim. “Eskiden tost yapayım derken kocaman evi yakan kızdın şimdi kalkmış abinle omlet yapıyorsun. Hem de evi yakmadan!”

Ters ters suratıma bakıp bacağımı tekmelediğinde sesli bir kahkaha attım.

“Kaan salak mısın sussana! Uyandıracaksın şimdi diğerlerini.”

Hızla sesimi kestim. Onur abimin gelip ne yaptığımızı daha doğrusu ne yapamadığımızı görünce yüzüme karşı alaycı kahkahalarını atmasını istemiyordum. Vardı onda öyle piçlik. İnsanlara karışmak adama zevk veriyordu.

Yumurtayı çırpma işini halledince omlet için gerekli olduğunu az önce internetten bakarak öğrendiğim malzemeleri ekleyerek tekrardan hazırladığım harcı çırptım. Rüya pıtı pıtı etrafta dolaşıp doğradığı domates ve salatalıkları ada tezgaha koyarken hızla yine ocağın başına dönüp çayı demledi.

“Babamın yanında dura dura öğrenmişsin bir şeyleri.” dedim vay be dercesine kafamı sallayarak. “Becerikli çıkacağını hiç düşünmezdim Kabus.”

“En azından benim becerikli olduğum bir konu var gıcık. Sen işe yaramazın tekisin.”

Omlet harcını teflon tavaya bir kepçe döktükten sonra elimdeki kepçeyi hemen kenara koyup Rüya’yı kolumun altına çektim. O benden kurtulmak için debelenirken saçlarını birbirine kattım gülerek.

“Saçlarımı bırak aptal saçlarımı! Hepsini birbirine kattın!” İnadına daha sıkı tutarak benden kaçmasına izin vermedim.

“Gördün mü canım kardeşim benim de becerikli olduğum konu seni sinir etmekmiş.”

Bacağıma tekme attığında acıyla bağırsam da bırakmadım küçük kırmızı kafasını. Kendini benden kurtarmak için geri çekmeye çalışırken bedeni yamulmuştu. Bu acımı unutup yeniden gülmeme sebep oldu.

“Kaan omlet!” diye bağırdığında anlık korkuyla yutkundum. “Yandı işte geri zekalı!”

Kafasını adeta kenara fırlatıp ocağa koştum ve altını kapattım ama artık çok geçti… yanmıştı. Rüya alay edercesine alkışladı.

“Bravo beceriksiz.”

“Ne yapıyorsunuz siz gecenin bu saatinde?” Omuzlarım yenilmişlikle düştü. Baygın bakışlarımı içeri giren abime yönelttim. Elbette benim istediğim şeyler olmazdı. Bu, alayla etrafı süzerek içeri giren Onur abimle kanıtlanmıştı. Mesela gelen Mert abim de olabilirdi ama hayır illaki Onur abim olmalıydı.

Rüya sözleşme meselesinden dolayı hala küs olduğundan sanırım abime burun kıvırıp cevapsız bırakarak ocağa döndü. Tavadan yanmış omleti alıp çöpe atarken baygın bakışlarımla abime döndüm yeniden.

“Acıktık bir şeyler hazırlıyoruz.”

Yüzü keyifle aydınlandı. “Harika ben de acıkmıştım zaten.”

Kendini ada tezgahın arkasındaki sandalyeye atarken masadaki domates ve peyniri hızlıca ağzına attı.

“Kaan, abine söyle her şeyi hazırlamadan sofradakileri süpürge gibi löp diye çekmesin içine.”

Abim böyle bir çıkışma beklemediğinden elindeki peynirle ağzı açık kalakaldı. Kaşlarını kaldırmış huysuz cadıya bakıyordu şaşkınlıkla. Keyfim yerine geldiğinden sırıtarak Rüya’nın yanağını sıkıp tavaya yeni bir kepçe dökmesine yardımcı oldum.

“Hayırdır solucan? Ne bu tripler?” Rüya sessiz kalınca abim beni dürtükledi uzanıp. “Ne olmuş sen biliyor musun?”

“Sözleşme imzalattın diye küs sanırım sana.”

Abim kaşlarını çatıp tezgahın arkasından dolanıp dibimize geldi. Üstünde yıldızlarla dolu lacivert pijaması vardı. Kazıttığı saçlarıyla ve sert bakışlarıyla etrafta her zaman karizma gibi dolaşırdı ama her gece giydiği bu saçma pijamaları tüm karizmasını yerle bir ediyordu. Ama abimizdi işte, mecbur katlanıyorduk.

“Kız solucan.” Belini dürtükledi hafifçe. “Küs müyüz?”

Abim her ne kadar Rüya’ya gıcıkmış gibi davransa da onu aslında çok sevdiğine eminim. Sürekli laf atıyor, karışıyor ve belki de gıcık hareketler yapıyordu Rüya’ya ama aslında onun sevgi dili buydu. Birini sevmiyorsa onu zerre umursamazdı. Susuzluktan ölse tenezzül edip bir damla su vermezdi. Ama karşısında sevdiği biri olunca da sürekli rahatsızlık vermekten de geri durmazdı. Bu yüzden etrafında çok fazla insan yoktu ama hayatına aldığı kişilere de canı pahasına güvenirdi.

Rüya’ya karşı da öyleydi. Sürekli kızı sinir edecek şeyler yapıyordu ama bunları onu sevdiğinden yapıyordu biliyorum. En başlarda korkuyordu Rüya’nın varlığından bu yüzden öfkeli davranıyordu, tıpkı benim gibi. Ama zamanla ona bağlanmıştı. Bu ona bu gece oturup bir sözleşme hazırlamasından belliydi. Sırf onu gıcık etmek için yapmamıştı biliyorum. Evlendiği zaman, ki bu yaşlandığımızda olabilirdi ancak o da bir ihtimal, yanımızdan gideceğinden korkmuştu. Bunu sesli bir şekilde dile getirmemişti ama aynı şeyleri düşündüğümden imzalattığı kağıdın amacını anlayabiliyordum. Hem belki bir geçerliliği yoktu ama en azından bizi bırakmayacağına dair sembolik bir güvence vermişti. Tabii Rüya’nın bunun farkında olduğunu sanmıyordum. Muhtemelen gıcık, kıskanç abileri olduğumuz için yaptığımızı düşünüyordu. Haksız da sayılmazdı, sonuçta bir nedeni de gıcık, kıskanç abiler olduğumuz içindi.

“Beni zorbalayan ve zorla bir şeyler yaptıran insanlarla konuşmuyorum.” dedi Rüya buram buram trip kokan sesiyle. Keyifle sırıtarak kollarımı önümde birleştirdim.

“E bununla konuşuyorsun ama!” Çemkirerek beni gösterdi. “O da imzalattı sana.”

“Biz Kaan ile barıştık. Hem o bana yiyecek bir şeyler hazırlıyor.”

Gururla göğsümü kabarttım. Barışmıştık tabii. Hem de sadece bu gece özelinde değil tüm yaptığım şeylere rağmen barışmıştık. Tamamen affetmişti beni ki bunun ne kadar rahatlatıcı olduğunun kimse farkında değildi. Rüya ile kavga etmek muhteşem bir şeydi ama onunla gerçek manada küs olmak insana yaşarken cehennemdeymiş gibi hissettiriyordu.

“Benimle de barış.”

Rüya abimi tamamen görmezden gelerek, ki bunu yapıp hayatta kalacak nadir insanlardandı. Ben böyle bir şey yapsam abim beni gerçek manada gebertirdi. Tavadan bu defa yanmamış ve harika görünen omletimi kenardaki geniş tabağa koydu ve yeni bir omlet için kepçeyi doldurup tavaya döktü.

“Rüya benimle de barış.” diye mızmızlandı kocaman adam huysuz bir şekilde.

“İstemez.”

Onur abime nispet olsun diye Rüya’nın kafasından tutup yanağına sulu bir öpücük kondurdum. Abimin artık bir numaralı düşmanı olduğunu bilsem de keyfime diyecek yoktu.

Rüya “İğrençsin!” diye bağırarak yanağını temizledi. Ama gizli gizli sırıttığını görmüştüm bile.

“Kaan kaşınma abicim.” dedi abim tam da tahmin ettiğim gibi sinir olmuş bir sesle.

“Ne yapmışım?” Yüzümü sahte bir şok ifadesine bürüdüm. “Hiçbir şey yapmadım abi ayıp ediyorsun.”

Bana ‘Senin ciğerini biliyorum ben.’ bakışı attı. Gerçekten de biliyordu bu arada. Abim beni çok iyi tanırdı bu yüzden sırf inadına Rüya’yı kendime çekip “Oy canım kardeşim.” diyerek öpünce öfkeden kudurdu. Rüya’nın arkasından uzanıp yumruğunu muhtemelen güzel yüzüme geçirmeye çalıştı ama ben de abimin ciğerini bilirdim daha doğrusunu söylemek gerekirse aslında ondan ne zaman dayak yiyeceğimi bilirdim. Bu yüzden yumruğunun gelişini tahmin edip sırıtarak geri çekildim.

“Sen çok kaşınıyorsun bir ara hatırlat yine kaşıyayım canım kardeşim.”

Gülümsedim inadına ama o beni umursamak yerine huysuz Kabus’un gönlünü almak için ona döndü.

Abim beni en son kaşıdığı zaman maalesef ki temiz bir dayak yemiştim kendisinden. Rüya ile ilgili ses kaydını öğrendikten sonraydı. O kadar öfkeliydi ki günlerce ağzıma sıçmıştı. Uzun bir süre de yüzüme bile bakmamıştı. Bana çok koymuştu ama bu tavırları hatta daha fazlasını hak ettiğimi bildiğim için sesim çıkmamıştı. En kötüsü Rüya ile konuşmamı engellemeye çalışmasıydı ama. Daha insan gibi özür bile dileyememişken konuşmamıza engel olmuştu. Gerçi o Yakup denen şerefsizin okulda Rüya’ya saldırmasından sonra da neden Rüya’yı yalnız bıraktığımı öğrenmeye çalışırken de temiz bir dayak yemiştim sonrasında da bu defa asla, asla, yanından ayrılmayacağıma dair tehditler savurmuştu. Halbuki benim de zaten kardeşimi yanımdan ayrıma gibi bir düşüncem yoktu. Sınıfını değiştirip onu benim sınıfıma almıştı babam. Bu saatten sonra her dakika dibinde olacaktım.

Hem Yakup iti okuldan atılmış olsa da Eylem denen pislik hala okuldaydı. Yakup’u Rüya’ya karşı kışkırtanın o olduğuna emindim. Zamanında aynısını bana da yapmaya çalışmıştı. Hatta o ses kaydını bana atan da oydu. Rüya ile sözde en yakın arkadaşlar olacaklardı ama her zaman arkasından kuyusunu kazmaya meyilli olmuştu Eylem. Ben bile bunu bu seneye kadar fark edememiştim eğer bilseydim onu engellerdim. Ama kendisi oldukça sinsi bir kızdı ve asıl amacının ne olduğunu bu sene göstermişti.

Bana aşık olduğunu okul başlamadan önceki ay itiraf etmişti. Başlangıçta da Rüya ile arkadaş olmasının sebebi ben ve Rüya’nın sürekli bir arada oluşuymuş. Rüya bundan habersizdi elbette ve elimden geldiğince de öyle kalmasını sağlayacaktım.

Eylem, bana aşık olduğundan benimle bu şekilde yakınlaşabileceğini düşünmüş o zamanlar ve kız kardeşim ile arkadaş olmuş. Ama zamanla, Rüya ile yakın olsam da onunla zerre ilgilenmediğimi fark etmek oldukça zoruna gitmiş olmalı. Böylece kin güttüğü Rüya olmuş. Biz Rüya ile sürekli kavga etsek ve ikimiz de bunu sesli bir şekilde kabul etmeyecek olsak da birbirimize dalaşan iyi arkadaşlardık. Bazen yaptıklarımızı abartırdık ama yine de birbirimize aynı derecede karşılık verip sorun olmadan intikamımızı alırdık.

Eğleniyorduk. Ben işin içine edene kadar da öyleydi. Asla normal arkadaşlar gibi oturup dertleşmezdik ama birbirimiz hakkında her şeyi de bilirdik.

Bizim bu yakınlığımızı okuldakilerin birbirimizi sevdiğimize yorumladıklarından haberim vardı ve öncelikle bu iğrençti. Kardeş olduğumuzu öğrenmeden önce bile ona o gözle bakmamıştım. Belki bir kardeş kadar sevmiyordum ama kesinlikle bir arkadaş gibiydi benim için. Bu yüzden Eylem’i kudurtan asıl meselenin bu olduğunun da farkındayım. O da öyle düşünüyordu bu yüzden herkesi Rüya’ya karşı dolduruyordu. Yalnız kalsın istiyordu.

Ben de aptalın teki olduğumdan aslında o ses kaydını paylaşarak bir nevi onun Rüya’yı yalnızlaştırmasına yardımcı olmuştum.

Gözlerimi abimle huysuz huysuz tartışan kız kardeşime çevirdim. Neyse ki bundan sonra kendim de dahil başka kimsenin ona zarar vermesine izin vermeyecektim.

“Kaan gel de omletlerin tadına bakalım.”

Daldığım düşüncelerden irkilerek kurtuldum ve yanlarına bir adım yaklaştım. Onur abim masadaki domates tabağını tezgaha taşırken Rüya da omletlerden birer tane tabağa yerleştirdi. Üçümüz aynı anda domatesleri omlete yerleştirip güzelce sardık ve ağzımıza götürdük.

Üçümüzün de ağzındakini tabağa tükürmesi aynı anda gerçekleşti.

“Beyinsizler.” dedi Onur abim ikimize tiksinerek bakıp. “Cidden tuz ile şekeri karıştıracak kadar beyinsiz misiniz?”

Rüya ile birbirimize baktık. İğrenç bir tattaydı omlet.

İspiyoncu kız kardeşim hemen beni satarak işaret parmağını kaldırdı. “İçi o hazırladı.”

Uzanıp sinirle saçının ucunu çektim. “Kızım sen kardeş olmanın altın kuralı ne bilmiyor musun? Kardeşler asla birbirini satmazlar.”

Her zamanki klasik hareketi olan dizime tekme atma numarasını önceden ön görüp onu engelledim. “Ya insanın kardeşi senin gibi biriyse nasıl satmam Kaan?”

Bu defa keyifle gülen Onur abim oldu. “Haklısın solucan ben de babama Kaan’ı şikayet ederken her zaman aynı şeyi söylüyorum.”

Gözlerimi devirdim ikisine. Gerçekten bir araya gelirse bana dünyayı dar edecek o ikiliydi bunlar. Bir de hangisinin daha kötü olduğuna kesinlikle karar veremiyordum. Doğduğum günden beri bana işkence çektiren abim mi yoksa tanıştığımız günden beri bana işkence çektiren kız kardeşim mi? Hangisi daha kötü olursa olsun bildiğim tek şey ikisinin birlikte korkunç olduğuydu.

Omlete üzgün bir bakış atıp kafamı kapıya çevirdiğimde ellerini beline koymuş Mert abimi gördüm. Ne zamandır orada durduğu belli değildi ama yüzünde bıkkın bir ifade vardı. Muhtemelen bayağı uzun bir süredir oradaydı.

“Mert abi.” dedim masumca gülümseyerek. “Uyandın mı ya sen?”

Ters ters suratıma baktı ama dudağında gülümsemenin izleri vardı.

Onun Onur abiminkinden daha klas olan pijama takımını inceledim. Onun üstünde ilk defa görüyordum ama yeni bir takım değildi. Yine babamın dolabından aşırmıştı belli ki. Ben nasıl abilerimin kıyafetlerini çalmaya meyilliysem Mert abim de babamınkileri çalmaya bayılırdı. Onur abim ise ikimize de kudururdu kendisi eşyaları konusunda oldukça hassastı. Bencilin tekiydi kısaca.

“Sesinizden uyumak mümkün mü?” Sonunda kapıda durmayı bırakıp yanımıza geldi.

“Ne yapmak istediniz de yapamadınız acaba?”

Abimin Rüya için ne isterse yapacağını bildiğimden kardeşimin kolundan tuttuğum gibi abimin önüne çektim.

“Abi Rüya acıkmış canı omlet, tost ve patates kızartması çekmiş biz de işte ona hazırlamaya çalışıyorduk ama olmadı.” Gözümden akan yaşı siliyormuşum gibi yaptım. “Başaramadık abim.”

Rüya bana yandan bir bakış attı. Tostu ve kızartmayı ben eklemiştim ama canım çekmişti tamamen.

Onur abim de hevesle “Kaşarlı omlet ama.” diye ekledi. “Rüya’nın canı çekmiş de.”

Abim üçümüze de bıkkın bir bakış atıp gözlerini devirdi. “Geçin masaya veletler. Karnınızı doyuralım.”

***

“Benim becerikli abim be!” dedim neşeyle. “Ellerin dert görmesin ulan.”

“Sulanma oğlum afiyet olsun ye.”

Mert abim kırk dakika bile olmadan hem omlet hem tost hem de patates kızartması yapmıştı. Sonra dördümüz de aç kediler gibi ada tezgahın etrafına dağılmış gece gece karnımızı şişiriyorduk.

“Eee?” dedi Onur abim sanki bir konuşmanın ortasındaymışız gibi. Gözleri bana ve hemen solumda oturmuş tostunu kemiren Kabus’a çevrildi. “Şimdi siz senelerdir birbirinizi tanıyorsunuz öyle mi?”

Bunu yeni öğrenmiş gibi sormuş olması bir an beni güldürecekti ama aslında daha önce hiç konuşmadığımız bir mevzu olduğunu fark ettim.

“Evet.” diye yanıtladım Rüya’nın tombik yanakları tostuyla dolu olduğu için. “Lisenin başından beri tanışıyoruz.”

“Nasıl oldu da daha önce Rüya’yla ilgili hiçbir şeyden bahsetmedin?”

“Aslında bahsettim.” diye yanıtladım Mert abimi. “Sürekli birincilik için yarışıyoruz diye bahsettiğim kişi Rüya’ydı.”

Abilerim ikimize de şüpheci bir bakış attı.

“Hiç arkadaşmışsınız gibi anlatmıyordun ki oğlum. Sanki düşmanından bahsediyordun hem Rüya da ilk geldiğinde üçüncü kardeşinin sen olduğunu fark edince pek sevinmedi.”

“Arkadaş değildik ki.” Ağzındakini sonunda bitiren tombiğe çevirdim bakışlarımı. “Sadece birbirimizle uğraşıyorduk.”

“Aslında arkadaştık.” diye sözünü kestim ters bir şekilde. “Sadece normalden farklıydı arkadaşlığımız.”

Sevimli bir şekilde gülümsedi. “Doğru bir nevi düşkadaştık.” Hepimiz ona boş bakışlar atınca açıkladı. “Düşman-arkadaş yani. Cahiller.”

Mert abim gülümsedi ama Onur abim suratına ters ters baktı. İkisinin de sevgi dilinin bu kadar farklı olması ne kadar garipti. Mert abim yumuşacık severdi Onur abim de döverek severdi. Ben sanırım ikisinin de karışımıydım. Ama büyük ihtimalle daha çok Onur abim gibiydim.

“E o zaman birbiriniz hakkında rezillik dolu hikayeleriniz de vardır.” Onur abim ortalığı karışmak istediğini belli edercesine sırıttı. Tabii benim saf kardeşim de hemen oltasına düştüğünden “Var tabii olmaz mı?” dedi salatalığını ağzına atmadan hemen önce. “Hem de neler neler var.”

Abilerimin gözleri hevesle açıldı. Tabii ben fazlasıyla havalı bir çocuk olduğumdan rezil anlarımı duyma fırsatını kaçırmak istemiyorlardı. Hainler.

“Anlatsana birkaç tane.”

Rezil olmanın kaçınılmaz olduğunu bildiğimden patates kızartmasına gömdüm kendimi.

“Dur bir düşüneyim.” dedi Rüya hevesle. Başka bir hain de oydu işte. Beni rezil etmeye dünden hevesliydi ama unutmaması gerekirdi ki bende de onu rezil edecek hikayeler vardı.

Rüya aklına her ne geldiyse bir an kahkaha attı. Oflamamak için kendimi çok zor tuttum. Ne anlatacaktı şimdi Allah bilir?

“Biz.” derken kahkahalarının önüne geçmeye çalışıyordu. “Biz 10. sınıftayken Kaan basketbol antrenmanlarındaydı.” Kıkırdadı tekrardan. Ama ben hangi olaydan bahsedeceğini anlamadığımdan gergince bekliyordum. “Sonra-” yeni bir kahkaha krizi. “Sonra üst sınıflardan bir çocuk geldi ve Kaan’ın şortunu indirdi.”

Bahsettiği anıyı hatırlamanın verdiği sinirle Rüya’ya baktım ama kahkaha atıyordu ve hain abilerim de ona katılmışlardı. Deli gibi bana gülüyorlardı ve daha kötüsü geri kalanını duymamışlardı hikayenin.

Belki konuşmasını engellerim umuduyla Rüya’ya atıldım ama elimden kurtulup acı gerçeği ifşa etti. “Bir de üstünde Daffy Duck resimli boxerı vardı.”

Hüsranla kafamı önüme eğdim. Ben bu saatten sonra senelerce abilerimin dilinden düşmezdim. En ciddi anlarda bile sırf sinirimi bozmak için bu olaydan bahsederlerdi.

Öfkeyle hain kardeşimin kolunu cimcikledim.

“Acıdı hayvan!” diye bağırsa da gülüşlerinin kesilmesine neden olduğumdan sırıttım.

“Oğlum biz o donu sana attırmamış mıydık?” diye sordu Onur abim alayla. Mert abim de hemen arka çıktı. “Kendi gözlerimle gördüm çöpe attın ya sen onu.”

Gözlerimi devirdim. “Gizlice çöpten çıkardım tamam mı? O benim uğurlu iç çamaşırım. Her maça çıktığımda onu giyiyorum.”

Yine bir kahkaha tufanı. Aman ne komik ne komik cidden.

Ters ters kız kardeşime baktım. Fazla eğlenmişti bence.

“Rüya da geçen sene sapığının üstüne kusmuştu.”

Gülüşler bir anda kesilince memnuniyetle sırıttım.

Mert abim hızla Rüya’ya dönüp “Ne sapığı?” diye sorarken cevap vermesini bekliyordu ama sevgili küçük kardeşim de en az onun kadar şaşkındı. Ben ise konuyu kendimden uzaklaştırmış olmanın verdiği keyifle bir parça peynir attım ağzıma.

O sırada Rüya da odağını bana çevirip “Ne sapığı?” diye sorunca odak noktası haline geldim yeniden ama az önce olduğu gibi değildi neyse ki.

“Hani yok muydu Savaş diye bir çocuk. Her sabah elinden kahveyle seni kapının önünde bekliyordu.” Üstelik Rüya kahveyi her sabah içecek kadar sevmezdi bile. Ama çocuk ne alakaysa Rüya’nın dibindeydi bir de bizden bir üst sınıftaydı.

Koluma ağır bir yumruk yiyince şaşkınlıkla kardeşime döndüm. “Ne vuruyorsun aptal?!”

“O benim sevgilimdi salak!” diye söylendi sinirle. Bir yumruk kesmemiş olacak ki iki tane daha geçirdi koluma. “Sen çocuğu dövdün diye ayrılmıştı benden.”

Sinirle suratına baktım. Sevgili olduğunu bilmiyordum. Bilsem daha önce döverdim.

“İyi yapmışım işte. Sevgisinden emin olsa onu dövmeme rağmen seni bırakmazdı.”

Bu defa ters bakışlar alan ben oldum. Abilerim ise aldıkları yeni bilgileri sindirmekle meşgullerdi sessiz sessiz.

“Of kiminle çıksam senin yüzünden ayrıldılar benden geri zekalı. Kardeş olduğumuzu öğrenmeden önce bile belaydın başıma.”

Kiminle çıksam ne kardeşim? Kimler vardı, ben niye bilmiyordum hiçbirini?

Onur abim sonunda dayanamamış olacak ki “Solucan senin kaç sevgilin oldu canım kardeşim?”

Merakla cevabı versin diye yüzüne baktım. Rüya ise umursamaz bir şekilde “Dört.” dedi omuz silkerek. Bir an durdu. “Gerçi üç buçuk daha doğru olur. Biriyle hiç başlayamadan bitti.”

“Kimdi ki bunlar? İsim ver abicim.”

Rüya Mert abime bıkkın bir bakış atıp sandalyesinden kalktı. “Ay gece gece sizin sorgulamalarınızı hiç çekemem. Ben gidiyorum. Dişlerimi fırçalayıp yine aşağı gelene kadar rica ediyorum orijinal ayarlarınıza dönün.” Üçümüze tek tek baktı. “Her biriniz.”

Sonrasında bir şeyler söylememize izin vermeden koşar adımlarla mutfaktan çıktı. O sırada elimin üstüne bir çatal yiyince hiç beklemediğimden şok içinde bağırdım acıyla.

“Onur abi ne yapıyorsun ya?!”

“Oğlum senin gözünün önünde neler olmuş hiç mi görmedin?” diye öfkeyle soludu. Elindeki çatalı her an yeniden batırabilirmiş gibi durduğundan ellerimi çaktırmadan tezgahın altına indirdim. Mert abim yarım ağız sırıttı. “Adnan Ziyagil misin sen Kaan? Biz bu kızı sana nasıl emanet edeceğiz?”

“Abi ben ne bileyim ya?” Homurdandım terslenerek. “O zamanlar Rüya’yı niye o kadar umursayayım? Sevgililerine karışacak samimiyette değildik.”

“Oğlum sen daha kızın sevgilileri kim onu görmemişsin ne karışması? Bana bak Kaan okula geri döndüğünüzde gözünü ayırmıyorsun. Duydun mu beni?”

Ofladım. Ama Onur abim tezgahın üstünden üzerime atlamaya çalışınca teslim olmuş gibi ellerimi kaldırdım. “Tamam tamam! Biliyoruz herhalde abi.”

Onur abim muhtemelen yeni bir saldırgan hareket yapmak üzereydi ki bir anda elektrikler kesildi. Gözüm ani karanlığın esiri olmuşken abilerimden birinin sakince ayaklandığını duydum.

“Telefonunuz yanınızda mı?” diye sordu Mert abim. Ayaklanan oydu. “Rüya yukarıda tek korkar şimdi. Yanına gidelim.”

Ben cebime attığım telefonu vermek için uzandığım zaman geldi yukarıdan cam kırılma sesi. Hemen ardından bir kere daha aynı ses bu defa aşağıdan gelince telaşla ayağa kalktım. Aynı anda Onur abimin de sandalyesinin sürtünme sesi geldi.

“Rüya!”

Karanlık olmasını umursamadan Rüya’yı kontrol etmek için mutfaktan kendimi dışarı atacakken bir anda sımsıcak, turuncu, parlak bir ışık kapının dibinde patladı. İstemsizce geriye doğru birkaç adım attım.

“Ne oluyor?” diye telaşla soranın ben olduğunu Onur abim yanıma gelip kolumdan tutunca fark ettim.

“Yangın var!” dedi Mert abim hepimizin gördüğü patlamaya korkuyla bakarak. Kapının önündeki turuncu alevler yüzünü aydınlatıyordu. Bariz bir endişeyle doluydu ifadesi. “Arka kapıdan çıkın.” dedi aynı Onur abim gibi tezgahın yanından dolaşıp yanıma gelerek. “Alevler buraya da sıçramadan çabuk arka kapıdan çıkın!”

“Abi Rüya!” Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini kulaklarımda duymaya başlamıştım. “Yukarıda kaldı abi!”

Bir an üçümüz korkuyla birbirimize baktık.

“RÜYA!”

***

Selamlar selamlarrrr

Nasılsınız?

Tatiliniz nasıl geçiyor?

Bölümü beğendiniz mi?

Kaan'ın anlatımından oldu bu bölüm, ilk kez abilerden birinin anlatımından okuduk.

Kaan'ın özür dilemesi? Sonunda gerçek bir özür duyduk ağzından

Arın ile Kaan'ın arkadaşlık ilişkisiii?

Peki kardeşlerin mutfak gecesi?

PEKİ YA O BÖLÜM SONUUUUU????

Bu bölümde Demirciğim ile Denizciğimi göremedik ama kalbimizdeler onlar hvudbvegbsıdc

Oy vermeyi unutmayın ballı papatyalar

Ve instagram hesabını takip etmeyi unutmayın @kizilsaclikarakedi

Cuma günü bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyelim sevgili kızıl saçlı kara kediler

Bolca öpüldünüz, kediniz bol olsun <3<3<3

Bölüm : 14.11.2025 00:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...