24. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 21

Bölüm 21

Büşra Soyalp
bkuzgun

Ballar selammmmm <3

Uzun bir haftanın ardından kavuştuk sonunda. Mesajlarınız ve yorumlarınız gerçekten beni çok duygulandırıyor. Hem burada hem de instagram hesabında sizlerin desteğini ve güzel düşüncelerini okumak kalbimi panuk gibi yapıyor gerçekten, yumuşacık oluyorum. Çok teşekkür ederim.

Bu hafta sürpriz bölüm beklediniz biliyorum ama ne yazık ki elimde stok bölüm kalmadığından bir anda bölümle çııkp gelemiyorum. Özel hayatımda birtakım yoğunluklar ve streslerle uğraştığım için ekstra bölüm yazmak biraz uzun sürüyor, anlayışla karşılayacağınızı biliyorum. Lakin bu stresleri üzerimden attığım zaman yine aniden bolca sürpriz bölümlerle çıkıp geleceğim buralara. Şimdilik her cuma kavuşalım kara kedilerim.

Daha fazla uzatmadan bölüme alayım sizi. Lütfen ama LÜTFEN oy vermeyi çok görmeyin. Hikayemden keyif aldığınızı, Kızıl Saçlı Kara Kedi'nin her bir karakterine bağlandığınızı görüyorum lütfen karşılığını vermekten geri durmayın.

Keyifli okumalar <3

***

 

 

Rüya Soylu

Kendimi güzel bir bahçenin ortasında yapayalnız bulduğumda hissettiğim tek şey vücudumda hissettiğim rahatsızlıktı. Hayır, beynimde. Sanki bir şey beynime durmadan baskı yapıyormuş gibi hissediyordum. Sanki durmadan zihnime birileri kaç, kaç! komutu veriyor gibiydi de ben bir türlü neyden kaçmam gerektiğini anlayamıyordum.

Bahçe bir an karardığında kafamı kaldırıp geceye dönmüş göğe baktım. Tüm yıldızlar sanki kafamın üstünde toplanmış gibiydi. Parlıyorlardı. Ama parlaması gereken şekilde değildi, sanki… sanki yıldızlar yanıyordu.

“Nereye kaçayım?!” diye bağırdım kafamı yeniden göğe kaldırıp etrafımda 360 derece dönerken. “Kimden kaçayım?!”

Yalnızlığım korkutucu olmaya başladığında gözlerimi yıldızlı geceden uzaklaştırdım. Sanki yıldızlar yanarken üstüme parçalarını savuruyormuş gibi yıldız tozu yağıyordu kafamın üstüne. Fakat bu tozlar duman kokuyordu.

Öksürdüm.

Bir ses yeniden beynime acı bir şekilde kaç! diye bağırdığında ses sanki sadece beynimin içinden değil de tüm dünyada yankılanmış gibi bir acıyla kanayan kulaklarıma ellerimi kapatıp öne eğildim.

O an tüm algım değişti.

Tanıdık bir ana gözlerimi açtığımda hislerim darmadumandı. İronik aslında çünkü duman olan tek şey hislerim değildi. Öksürerek uzandığım yerden doğruldum. Etrafım tanıdık bir anın içinden fırlamış gibi yanıyordu. Kafa karışıklığım tüm vücudumu sarmışken hiç de tanıdık hissettirmeyen odada yanımda yanan eşyalara değmemeye çalışarak ayağa kalktım.

Evimin yandığını hatırlıyordum. Etrafta cam parçaları vardı. Karnım bilindik bir hisle sızladığında elimi attım kanı görmek için ama ne kan vardı ne cam parçası.

Etrafa korku dolu bir bakış atarken beni en çok hangisinin korkuttuğundan emin olamıyordum. Yanıyor olmam mı yoksa keskinliklerini hatırladığım camların olmayışı mı? Karar vermek çok zordu. Ben böyle karışmış bir şekilde yanan odanın ortasında hareketsizce duruyorken duyduğum ses beni transtan çıkardı.

“Rüya!”

Bu sesi tanıyordum! Kafamı hızla kapıya döndürdüğümde orada kimse yoktu ama birden beynim açılmıştı sanki. Amansızca öksürdüm birkaç defa.

“Rüya!”

“Kaan!” diye bağırdım sonunda varlığımın neresinde ve hangi zamanında olduğumu fark ederek. Adımlarım boşluktan kapıya süzüldü bir anda. Fırlayarak alevlerin sarılmış olduğu odayı terk ederken Kaan’ın dışında Onur ile Mert’in de telaşlı sesleri kulağıma geldi.

“Kaan!” diye bağırdım bir kez daha korkuyla. Merdivenlerin başında kalakalmıştım. Aşağıdan yukarıya sıçrayan alevler aşağı inmemi engelliyordu ve ben iki ateş hattının ortasında öylece duruyordum.

“Güzelim iyi misin?” diye bağırdı aşağıdan Mert. Onları göremiyordum ama varlıklarını hissedebiliyordum. Yalnız değilsin, dedim kendi kendime. “Yalnız değilsin. Yalnız değilsin.”

“İyiyim ama inemiyorum!” Gözlerim doldu. “Mert çok korkuyorum alın beni buradan.”

“Merak etme çıkaracağız seni oradan Rüya!”

Onur’un da bana güven veren sesini duymamla paniğim azıcık da olsa yatıştı. Üst katta yalnızca çıktığım oda yanıyordu geri kalan yerler sakin görünüyordu ama alevlerin hızla yayılma gibi bir durumu vardı ve bunu bu evde en iyi ben biliyordum.

Koridorun sonundaki odadan da az önceki cam kırılma sesi gelmeden ve uzun çığlığım boğazımı yırtmadan önce Mert’in kardeşlerine dışarı çıkmaları için bağırdığı kulaklarıma geldi. Banyodayken de duymuştum pencerenin kırılma sesini ve bir anda her yer alev almış odam dumana boğulmuştu.

“Rüya! İyi misin ses ver! Rüya!”

Titreyen ellerimi yumruk yaptım. Gözlerim yanmaya başlayan yeni odanın kapısında dans eden turuncu ışıklardaydı. “Mert korkuyorum!” demek istedim ama öksürüklerim kelimelerin doğru düzgün dışarı çıkmasını engelledi.

“Güzelim sakin ol alacağım seni oradan ben. Sadece panik yapma tamam mı?”

Onun da öksürükleri boğazını tıkarken nefesi kesildi ve cümleleri yarım kaldı. O sırada kulağıma gelen ciyaklama sesleriyle dikkatim dağıldığından korkuyla merdivene doğru bir adım attım. Ama milisaniyelik o anda fark ettiğim şeyle gözlerim kocaman açıldı.

“Kara!” diye bağırdığımda Mert her ne yapıyorsa beni duymadı ama ben Deniz amcanın sincabından gelen korkulu ciyaklamayı duyabiliyordum. “Mert sincap içeride mahsur kalmış!”

Kafamı aşağı doğru uzattım bir an ve o sırada Mert’i çok azıcık görebildim. Koltuğun üzerindeki örtülerden birini kapmış merdivenin dibini kaplayan alevleri boğmaya çalışıyordu bana yol açabilmek için. Öksürükleri tıpkı benimkiler gibi ciğerden gelirken gözlerim doldu. Beni bırakmıyordu aksine benim için yol açmaya çalışıyordu var olan gücüyle. “Yalnız değilsin.” diye hatırlattım kendime fısıltıyla. “Ölmüyorsun.”

Mert ona seslendiğimi duyunca öfkeyle kafasını kaldırdı. “Rüya sakın sincabın peşinden odaya girme!” Öksürdü şiddetle. “Yol açıyorum birazdan alacağım seni oradan.”

“Ama sincap-”

“Rüya sakın!”

Kara’nın korku dolu bağırışını bir kez daha duymam yetti geri dönüp koridor boyunca koşmama. Mert bana çok kızacaktı ama küçücük hayvanı orada tek başına bırakamazdım. Arkamdan bayağı bağırsa da onu duymazlıktan geldim.

Odanın kapısının önünde beni durduran şey korkunç alevlerdi. Turuncu, göz alan ışığı ve yakıcı sıcağı yutkunmama neden oldu. Fakat buraya köşede korkuyla bağıran sincap için gelmiştim ve onu almadan çıkarsam tüm hayatım boyunca kahrolurdum.

“Kara!” diye bağırdım kapının dibinden. Etrafa göz atıyordum aynı zamanda ona nasıl ulaşabilirim diye. Küçük hayvan beni duymadı ama. Bu yüzden bir kere daha seslendim. “Kara!”

Burası amcamın sincabına özel olarak hazırlattığı odasıydı. Kendi yatağı, oyuncakları ve anlam vermekte zorlandığım birkaç eşyasıyla doluydu. Bu yüzden uzun bir çubuğu duvara yaslanmış olarak görünce şaşırsam da sorgulamadım ve elimi attığım gibi sopayı avucuma aldım.

“Kara! Sincap!” Sopayı onun sıkıştığı köşeye doğru uzattım. “Sinco!”

Sonunda beni fark ettiği an sustu. Paha biçilemez bir andı. Gözlerindeki korkunun yerini umuda bırakışını görmek çok tuhaftı. Ciyaklamayı kesmesi ve uzattığım sopaya atılıp kendi çevik hareketleriyle koşarak kendini koluma atması takdire şayan bir hızda gerçekleşti.

Onun varlığını omzum ile boynumun arasında hissettiğim an yeniden kendimi koridora attım. Yanan odadan kurtulduğum an kalbimin aslında kulaklarımda attığını fark ettim. Adrenalinden olsa gerek hiçbir şey hissetmiyorum zannetmiştim ama sanırım uzun zamandır uzak kaldığım panik atağa iki üç adımlık mesafedeydim. Belki de daha az.

“Rüya ses ver! Allah kahretsin!”

Mert muhtemelen içeri koştuğum andan itibaren bana sesleniyordu ve dumanla birleşince sesi kısılmıştı. Ama yine de bana seslenmeyi bırakmıyordu.

“Mert buradayım!” dedim hemen sakinleşsin diye. “İyiyim. Sincap da iyi bir şey olmadı.”

“Hemen aşağı in.” dedi ondan duymadığım kadar sert bir sesle. “Burayı kontrol altına aldım seni alacağım merdivenin kenarından, aşağı in.”

Ne kadar kızgın olduğunu fark ettiğimden ve tabii bir de arkamdaki odaların cayır cayır yanıyor olmasından dolayı sözünü ikiletmeden aşağı adımladım. Sinco tir tir titriyordu bu yüzden elimi kaldırıp hafifçe tüylerini okşadım.

Son birkaç basamak kala Mert uzanıp belimden tuttuğu gibi kucağına çekti beni. Bunu beklemediğimden ellerimi hızla boynuna sardım ve o beni sımsıkı kucaklayıp oradan uzaklaştırırken de bırakmadım. Tüm vücudu kaskatı kesilmişti. Sonra ikimizin hatta sincabı sayarsak üçümüzün de aynı şekilde hissettiğini fark ettim. Çok korkmuştuk.

Mutfak kapısından dışarı kendimizi attığımız an birkaç kişi etrafımıza üşüştü. Onur ve Kaan’ın tanıdık bakışları korku içindeydi aynı şekilde yanımıza varan Deniz amcamın korumaları da aynı şekilde bize bakıyordu.

“İyi misiniz?!” diye bağırdı Onur ondan hiç beklenmeyeceği şekilde tüm soğukkanlılığını yitirerek. “Abi? Rüya?”

“İyiyiz.” dedi Mert beni yere indirirken, dizlerim tutmuyordu sanki. Kaan koluma girdi hemen. O sırada adını bilmediğim koruma abilerden biri bir şeyler söyledi ama dikkatimi konuşmalarına veremedim. Zaten beş saniye geçmemişti ki Mert’in azap dolu bakışları yüzüme kilitlendi.

“Sen aptal mısın?!” diye bağırdığında irkildim. “Nasıl canını riske atıp alevlerin ortasına dalarsın?”

“Ben-”

“Aklım çıktı sana bir şey olacak diye Rüya!” Göz yaşlarım pınarlarıma dolduğu gibi akmaya başladı.

“Ama Mert sincap-”

“Kendini düşüneceksin önce aptal!” Parmağını sinirle yüzüme uzattı. “Ya sana bir şey olsaydı? Ya bayılıp kalsaydın?”

Zaten ilk başta baygın olduğumu söylemek yemediğinden sustum. Benim için olan endişesi titrediği ellerinden belliydi.

Sincap bir anda omzumun üzerinden kafasını uzatıp hırlayarak Mert’in parmağını ısırdığında neye uğradığımı şaşırdım.

“Ay!” diye bağırarak omzumu geri çektim uzanamasın çocuğun parmağına diye. “Sinco ne yaptın?” dedim ağlayarak.

Mert öfkeli bir nefes verdiğinde ise ağlayışlarım gittikçe içlendi. Sinco yeniden omzuma yerleşirken Mert uzanıp beni kendine çekti ve vücuduma sımsıkı sarıldı. “Öldüm öldüm dirildim be kızım!” diye mırıldandı kulağımın dibinde. Omuzlarım hıçkırıklarımla titreşti. “Aklım çıktı seni yeni bulmuşken kaybedeceğim diye.”

Onun da ağladığını yanağıma damlayan birkaç damla gözyaşından anladım. “Özür dilerim,” derken hıçkırmaya devam ediyordum. “Ama Sinco-”

“Kendini düşüneceksin önce.” Geri çekilip gözlerimin tam içine dikti kızarmış yeşillerini. “Tamam mı abicim? İlk önce kendini düşüneceksin.”

Kafamı sallayarak gözyaşları içinde onayladım onu. Sonunda geri çekildiğinde bizden birkaç adım uzaklaştı ve korumalardan birine emirler yağdırmaya başladı. O sırada abisinin bana sarılmasıyla geri çekilmiş olan Kaan tekrardan yanıma geldi ve beklemediğim bir hızla kollarını bedenime sardı. Hemen ardından ise Onur uzun kollarını ikimizin etrafına sardı.

Kaan ile Onur’un bana sarılmasının bu kadar iyi hissettireceği bir an bile aklıma gelmemişti. Ama hissettiriyordu. Kesik kesik öksürürken bile nefes alıyormuşum gibi hissettiriyorlardı şu an.

“Salak salak işler yapma.” diye azarlayan kişi bu defa Onur oldu. Geri çekildiklerinde Kaan hala sessizdi. “Bir şey oldu sandık siz o kadar süre dışarı çıkmayınca.”

“Ama Onur.” Dedim gözyaşlarımın arasından. “Sinco’yu duymadınız siz nasıl korkuyla bağırıyordu. Köşeye sıkışmıştı çıkamıyordu.”

Onur’un üzüldüğünü tam olarak göremeden ensemden tutup kafamı boynuna gömdü. Normalde bence benden tiksindiğinden bana dokunmuyordu, çünkü o Onur’du yani, ama fazlasıyla korkmuş olmalı ki bana kendi isteğiyle sarılıyordu.

Sonunda kendini geri çekmesi itfaiye ve ambulans seslerini duymamızla gerçekleşti. “Rüya sana emanet.” deyip beni Kaan’ın yanında bırakıp Mert’in yanına adımladığında Kaan sessizce gelip koluma girdi ve ikimizi de bahçenin en uzak noktasına götürdü.

“Sen iyi misin?” diye sordum sessizce. Bakışlarım yüzünün yanına odaklanmıştı ve açıkçası pek iyi durmuyordu.

“Evet… sadece hala şoktayım.” diye karşılık verdi düz bir sesle ama itfaiye ekipleri yangını söndürene dek kolumdan çıkmadı. Ben, o ve Sinco kenarda sessizce insanların işini yapmasını izlerken paramedikler gelip üçümüzü de kontrol ettiler. Neyse ki ben Sinco’yu da kontrol etmeleri gerektiğini söylemeden biri hemen onu eline alıp kontrol etmiş su içirmişti.

Hepimiz iyiydik ve kimsede bir şey yoktu. Bir süre yangını kontrol altına almaya çalıştılar aynı zamanda Mert ile Onur da korumalara talimatlar yağdırıp evin etrafını korumaya alıyorlardı. Çünkü birileri evi yakmıştı. Bu iyi değildi.

Hafif ürperince Kaan’a daha da yaklaştım ve kafamı omzuna yasladım.

“Neden seni yanımdan ayırdığım her an başına bir iş geliyor?”

Ufaktan sinirli gelen sesiyle duraksadım bir an ve sonra hm’ladım. “Bilmem ki. Belki de Meriç’in dediği gibi gerçekten de Kızıl Bela’yımdır ha?”

Homurdandı. “Anma şu itin adını.”

Gözlerimi devirsem de Kaan beye bir cevap vermedim. Her ne kadar şokta olduğunu söylese de sanırım o… korkmuştu. Yani hepimiz korkmuştuk tabii ama bilemiyorum o bir süre daha korkacak gibiydi.

“Kızım! Oğlum!” Koşarak yanımıza gelen kişiyle rahat bir nefes verdim. “İyi misiniz? Bir şey oldu mu?”

Babam hızını alamayıp üstümüze çullanırken hiç bozuntuya vermeden kollarını ikimizin de etrafına doladı.

“İyiyiz baba. Sakin ol.”

Sessizce onayladım Kaan’ı. O sırada Sinco aramızda sıkışmış olacak ki ciyaklayarak kafamın üstüne çıktı. Ama neyse ki sakindi ve ciyaklaması korku dolu değildi. O da sakinleşmişti.

“Nasıl geldik Deniz’le buraya tahmin bile edemezsiniz. Aklım çıktı zannettim.”

Sanırım ailemizde akıllarının çıkması alışılageldik bir durumdu çünkü hepsinin ilk tepkisi niyeyse aklı çıkmaktı.

Bir süre babamı sakinleştirdik Kaan ile. Gerçekten korkmuştu ama bu gece korkmayan mı vardı ki zaten?

Kendimizi bir gece dönercisinde bulmamız yarım saat sürdü. Deniz amcam yangının tamamen söndürüldüğünü, polislerle gerekli konuşmaları yaptığını ve bu saatte nereden bulacağını tahmin bile edemeyeceğim çalışanlar evi temizlerken bizim buradan uzaklaşıp rahat kafayla konuşmamızın iyi olacağını söylediğinde hepimiz iki arabaya doluşmuş ve yakınlarda bir yere gitmek için yola çıkmıştık.

Ben daha resmen az önce bir şeyler yediğim için aç hissetmiyordum ama Onur ile Mert kıtlıktan çıkmış gibi bir dürüm gömmüşlerdi. Az önce tüm evi yiyen biz değilmişiz gibi. Kaan ise benim gibi iştahsız olduğundan arada ikimizin ağzına bir parça bir şeyler sıkıştırmak dışında bir şey yemiyordu. Babamlar ise Deniz amcayla kafa kafaya vermiş konuşuyorlardı. Yemek isteseler de babam da kendi dürümüne dokunmamıştı.

“Şimdi ben de adamın geçenlerde iş yerini yaktığım için evimi yakmış olabilir ama bunu sizin geleceğinizi öğrenmeden önce yapmıştım abi yemin ederim.”

Babam sesli bir iç çekti. Kocaman açılmış gözlerimi amcama diktim.

“Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun amca?” diye sordu Onur lokmasından koskocaman bir ısırık daha almadan hemen önce. Şok içinde suratına baktım.

“Ben bunlara alışığım koçum.” Deniz amcam da koca bir ısırık aldı rahat bir tavırla. “Benim günlerim hep böyle aksiyonlu.”

“Amca sen mafya mısın?”

Sorumla masa bir anda sessizleştiğinde kaşlarımı kaldırdım. Heyecanla “Amca sen mafya mısın?” diye sordum tekrardan ama sorudan ziyade daha çok bir ifade gibi çıkmıştı.

“Yani mafya demeyelim de abimin papatyası bir nevi elimiz kolumuz uzun diyelim.”

“Mafyasın yani.”

“Değilim kız.” Abisine alaylı bir sırıtış yolladı yandan yandan. “Buranın ağır abisi senin babandır. O varken bize mafya olmak düşer mi?”

Babam sabır çekerek gibi havaya baktığında sırıtsam da amcamın mafya değilim sözüne pek inanamamıştım. Bence mafyaydı.

“Amca sen şimdi evlendin ya?” Kaan sonunda ölüm sessizliğini bozunca gözlerimi ona çevirdim. Ne arabada ne de buraya oturunca yanımdan ayrılmıştı ve oturduğumuz an kendi serçe parmağına benim serçe parmağımı sarıp yanından başka bir yere gitmemi engellemişti.

Amcam sırıtıp yakasını silkeledi. “Evlendim tabii.” dedi gururla ama tüm neşesi babam uzanıp ensesine bir tane yapıştırana kadardı. Kıkırdadım.

“E senin karın nerede?”

O kadar mantıklı bir soruydu ki merakla amcama döndüm ben de. Sahi gerçekten de karısı neredeydi?

“Şey… kaçtı.”

“Eee?”

“Ne eee?”

“E karın kaçmış ne yapacaksın?”

Amcam havalı bir şekilde sırıttı. “Ben nerede olduğunu biliyorum ki sadece biraz kafa dinlemesine izin veriyorum.”

Özgüvenine hayran kalarak suratına baktığımda bu defa abisinden ensesine tokat yiyen ben olmuştum. Kaan sinirle suratıma bakıp “Saçma sapan hayaller kurma mal.” diye mırıldandı diğerleri duymasın diye. Öfkeyle koluna geçirdim. Omzumdan inmeyen Sinco da Kaan’a hırladı. Sırıttım.

“Uzak dur oğlum bizden.” dedim güvenle. “Eğer sinirimi bozarsan Sinco’yu salarım üstüne.”

Amcam uzanıp kolumu cimcikledi. “Kız abimin papatyası sincabıma öyle seslenme vallahi yapraklarını koparırım senin.”

“Ya baba!” diye mızmızlandım şımarık bir şekilde. “Bunlar benim hep yapraklarımı koparıyor.”

“Hepsini sıra dayağına çekeceğim bal kızım sen merak etme.”

Çenemi kaldırarak hepsine tek tek gözlerimi çevirdim. Yüzümde bariz bir ‘Ayağınızı denk alın.’ İfadesi vardı. Amcam gülerek “Mafyanın kızı da mafya olur.” dediğinde keyiflendim. “Şu bakışlara bak.”

“Ben ve sağ kolum Sinco bu dünyaya hükmedeceğiz.” dedim kendimi bir şey sanarak. Fena havaya girdiğimden Onur’a elimi uzattım. “Öp elimi.”

Onun dışındaki herkes kıkırdarken o ters ters suratıma bakıp uzattığım elimin üstüne çatalını batırdı. “Ay!”

Acıyla elimi geri çekerken Mert ışık hızıyla uzanıp kardeşinin karnına yumruğunu geçirdi. “Onur seni döverim karışma güzelime.”

Ama artık çok geçti. Gözlerimi Onur maruluna dikip gözlerimi doldurmuştum bile. Canım o kadar da acımamıştı ama sırf onu telaşlandırmak için dudaklarımı titrettim.

“Ya Onur abi ağlattın işte kızı!” diye bağırdı Kaan hüsranla. Serçe parmağımı sıkıp elimin üstüne bir öpücük kondurdu. Babam ile amcamın bir anda ilgi alanından çıkmıştık muhtemelen rol yaptığımı anlamışlardı. Bu yüzden dört kardeş olarak birbirimize bakıyorduk. Daha doğrusu ben yanaklarımdan yaşlar süzülerek Onur’a bakıyordum da kardeşlerim birbirine bakıyordu. Onur ağladığımı fark eder etmez nefesi kesilmiş gibi iç çekti.

“Solucan ağlama.” dedi dehşete düşmüş gibi. “O kadar da sert batırmadım ağlama.”

Ama biraz acıdığından biraz da şımarık hissettiğimden ağlamayı bırakmadım bir de üstüne içli bir nefes aldım. Bu Onur’un telaşlanmasına neden oldu ve bir anda çatalı kendi eline batırdı. “Bak acımıyor gördün mü?” diye sorarken yüzünü buruşturduğunu saklamaya çalıştı. “Abi acıyormuş.” dedi kendi kendine. “Hep davar Kaan’a yapınca acımıyor sanıyordum.”

Mert tıpkı babamın Deniz amcamın yanına geldiğinden beri hep yaptığı gibi kafasını kaldırıp sabır diledi. Bizim ailede genetikti abiyi sinir etmek sanırım.

“Özür dilerim tırtıl.” derken masanın üstünden uzanıp yanağımı öptü. Tabii canımı acıtınca solucandan tırtıla terfi olmuştum yine. “Ağlama hadi abicim.”

İkimiz de donmuş bir şekilde birbirimize baktık ne söylediğini fark edince. Bana hadi abicim demişti. Boğazını temizleyerek sandalyesine yaslandı ben de ağlamamı kestim. Kaan’ın tutmadığı elimi kaldırıp yanağımdaki yaşları temizledim. “Acımadı ki.” dedim soluk bir sesle. O da “Aman bana ne?” diye karşılık verdi sinirle kollarını önünde birleştirip.

Mert aşırı bariz bir şekilde sırıttı ikimizin haline. Ama onu umursamadım ve önüme döndüm. Ne abisi ne alaka ya? Neyse.

Ters ters suratıma baktı. Aynı şekilde karşılık verdim.

“Dilim sürçtü.”

“Tuhaf ve rahatsız edicisin.”

***

Ertesi sabah, daha doğrusu akşama doğru uyandığımızda bir yanımda Kaan öteki yanımda babam üstümde de Sinco vardı. Bu sabah eve döndüğümüzde gün çoktan doğmuştu ve evdeki tadilat tabii ki bitmemişti ama bayağı temizlenmişti. Alt kata misafir odalarından biri üst katta ise benim, Sinco’nun ve Mert’in odası yanmıştı. Bu yüzden ben babamın yanına gelmiştim e haliyle Kaan da bizim yanımıza uçmuştu. Kaan’ın odası boş kalınca da Mert oraya yerleşmişti.

Şimdi ise ikisi ortasında yatıyorken kendime gelmeye çalışıyordum. Sinco da biraz kıpırdanıp tüyleriyle boynumu gıdıkladı. Onu o odadan kurtardığımdan beri yanımdan ayrılmamıştı. Öyle ki yine yangından beri yanımdan ayrılmayan Kaan’a bile tahammül ediyor arada bir dişlerini göstermek dışında bir şey yapmıyordu. Benim keyfim yerindeydi de Deniz amcam aşırı kuduruyordu sincabının benden ayrılmamasına.

“Papatya?”

“Günaydın.” diye fısıldadım Kaan uyanmasın diye. Babam gülümseyip saçımı öptü.

“Neden uyandın? Uykunu alsaydın iyice.”

Bariz bir şekilde kararmak üzere olan havaya baktım. “Bence uykumu aldım.”

Gülümsedi.

“Neden her zaman küçük kızımın bir yangının ortasında kaldığının haberini alıyorum ben papatya?”

Şirince gülümsedim dişlerimi göstererek. “Vallahi bu defa ben yakmadım.”

Esefle kafasını iki yana salladı. Gözleri Kaan ile hala birbirine kenetli parmaklarımıza değince bakışları bir değişti ve üzgünce hala uykuda olan oğlunun yüzüne çevrildi.

“Çok korkmuş.” dediğinde onu onayladım. Kaan inanılmaz derecede sarsılmıştı ve bu oldukça şaşırtıcı olduğundan şok içindeydim hala. “Sarsıldı biraz.”

“Sana çok bağlanmış.”

Güler gibi bir ses çıkardım. “Tabii.” dedim alayla.

Babam yana dönüp dirseğinin üzerine yaslandı. “Ciddiyim. Yangından bu kadar etkilendiğini sanmıyorsun herhalde? O sana bir şey olacak diye bu kadar korktu.”

Boş boş yüzüne baktım. Kaan’dan bahsediyorduk. Benim için bu kadar endişelenmesinin imkânı yoktu.

“Daha neler.”

“İnsanlar üzerindeki etkini fazla küçümsüyorsun papatya. Kaan’ın sana bağlılığını hafife alma. İlk defa kendisinden küçük bir kardeşe sahip. Koruması gerektiğini düşündüğü hayatındaki en değerli şey sensin.”

“Biraz abartıyorsun baba.” dediğimde uzanıp neşeyle yanağımı ısırdı. “Baba diyor bak ya! O yanaklarını yiyeceğim senin.”

Utanarak yastığa gömdüm kafamı. “Of baba ya.”

“Oh babaya of demeler de başlamış. Aferin kızım aferin.”

Gözlerimi devirdim. O sırada muhtemelen sesimizden rahatsız olan Sinco boynumdan kafasını kaldırıp mal mal etrafa baktı bir an. Sonrasında ise üstümüzden zıplayarak odanın aralık kapısından dışarı çıktı.

Parmağımı yavaşça Kaan’ın elinden kurtardım. “Ben de kalkayım. Sıkıldım uyumaktan, akşama kadar uyuduk tüm dengem şaştı.”

Babam biraz daha uyuyacağını belli edercesine uzanıp yanağımı öptükten sonra kolunu gözlerinin üstüne attı. Ben de fırsattan istifade onun yanağına kısacık bir öpücük bırakıp Sinco gibi kendimi odadan dışarı attım.

Elimi yüzümü yıkayıp bolca yabancı insanın çalıştığı evde herkese kolay gelsin diyerek kendimi mutfağa attım. Amcam omzuna yerleşmiş Sinco’ya yakınırken yemek hazırlıyordu. Gizlice içeri girip onu dinlemeye başladım.

“Bana bak Kara o abimin papatyasına göz koydun ama onlar gittiğinde yanında ben olacağım unutma.”

Elini uzatıp Sinco’ya bir parça biber uzattı. Küçük sincap anında biberi kapıp tatlı yanaklarını doldurunca sevimliliğine kıkırdadım. İkisinin de gözleri bana döndü. Eh, gizlilik de buraya kadarmış.

“Günaydın yolunmuş papatya.” dedi amcam düşmanca bir ses tonuyla.

“Günaydın.” diye karşılık verdim onun aksine neşeyle. Anında gülümsedi.

“Başka kimse kalkmadı mı?”

“Abilerin aynı babaları gibi davar amcam. Onlar daha uyurlar.”

Kıkırdayarak sandalyelerden birinin ucuna iliştim. “Ama bugün Kaan beni arkadaşlarıyla tanıştıracaktı.”

“Gider üstüne atlar uyandırırız onu güzelim merak etme sen.”

Gülümsedim.

Dün çok korkunç bir olay atlatmış olmamıza rağmen modum oldukça yüksekti. Hatta neşeliyim demek bile yanlış olmazdı. Bu aile bana iyi gelmişti. Her şeyin üstesinden gelebileceğimi hissediyordum.

Mutfak kapısından ayağını sürerek içeri giren Onur’a baktım. Yani… neredeyse her şeyin üstesinden gelebilirdim.

“Günaydın amca.” deyip beni görünce de bana göz devirdi.

Dün bana abicim dedikten sonra bana karşı yine silahlanmıştı. Beni sevmediğine hem beni hem de kendini ikna etme çabası içindeydi. Ben de bana kardeş gibi yaklaşmasının şoku içinde olduğumdan aynı kabalıkla davranıyordum ona.

“Günaydın koçum.”

“Bu tadilat işi ne zaman biter? Etrafta yabancı insan görmekten hoşlanmıyorum amca.”

“Bu akşama kadar hallederler ya.”

Üç odanın baştan yapılmasından bahsediyorduk ama sanırım para ve bir de amcamın mafya olması imkansızlıkları yok ediyordu.

“Amca sen mafyasın ya karın da mafya karısı mı oluyor şimdi?”

Deniz amca sırıttı. Söylediğim çok hoşuna gitmişti ama bir an bunu söyleyen kişinin ben olduğunu hatırlayınca neşeli sırıtışını yüzünden sildi.

“Ne mafyası küçük Soylu?”

Yemişim gibi kafamı salladım. Mafyaydı gayet kimi kandırıyordu sanki?

O sırada hiç tanımadığım üç kişi mutfak kapısını formaliteden çalıp içeri girdi. Bir kız iki erkekten oluşan bu üçlü benimle yaşıt gibi duruyorlardı.

“Merhaba Deniz amca.” deyip içeri giren kız bir anda Onur’u görünce çığlık atarak üstüne atladı. “Onur abi hoş geldiniz!”

Kin dolu bakışlarımı Onur’un sarılmasına karşılık verdiği kıza çevirdim. Siyah küt saçları, uzun boyu ve kıskanılası bir fiziği vardı. Kakülleri gözlerini kapatıyordu ama nedense koyu kahve gözlü olacakmış gibi bir tipi vardı. Yanındaki çocuklar amcamla erkek selamlaşması yaparken o kız Onur’dan ayrılmamıştı.

“Hoş bulduk Sılacığım.” dedi Onur tatlı bir sesle. Ya bu çocuğun pençeleri bir bana mı çıkıyordu ya sanki?

Kimse beni umursamazken ters ters izledim onları. Az önceki huysuz Onur’un yerinde yeller esiyordu.

“Özlettiniz abi kendinizi.” Çocuklardan biri Sıla denen kızı geri çekip, nihayet, Onur’a sarıldı. “Bu sene geç geldiniz buraya. Alacağım o Kaan’ın ifadesini.”

“Ancak be Umut’um.” Onur’un sesi bu defa daha samimi çıkmıştı. O sırada ismini öğrenmediğim geriye kalan tek çocukla göz göze geldim.

Çapkın gözleri beni baştan ayağa süzerken yüzünde yılışık bir gülümseme belirdi, aynı anda gereksiz tatlı olan Sıla denen kızın da ilgisini çekmiştim.

“Ooo bir güzellik varmış burada.” dedi çocuk dibime kadar gelip. “Merhaba tatlım ben Can.”

Boş boş yüzüne baktım. Tatlım mı? Tatlım mı?

“Höst ulan!”

Onur’un artık neşeli çıkmayan sesi ilgimi çektiğinde kaşlarımı kalırdım. Hmmm. Bu hem bana evlenmeme sözleşmesi imzalatıp hem de dünden beri bana abicim dediği için ters davranan kişiydi. Keyiflendim ve tatlı bir şekilde gülümseyerek Can’a elimi uzattım.

“Merhaba Can, ben de Rüya.”

Uzanıp elimi tuttu ve üstüne narin bir öpücük kondurdu.

“Gerçekten de adını taşıyorsun, rüya gibisin.”

Sahte bir şekilde gülümserken Onur dibimde bitip çocuğun elinden elimi çekip aldı.

“Hayırdır oğlum?” diye diklendiğinde Can bir iki adım geriledi.

“Abi kusura bakma yoksa senin-?”

Sıla denen kız cırtlak sesiyle hızla araya girdi. “Iy saçmalama Can, Onur abim bu paçoza mı bakar sence?”

Sinirle Onur’u ittirip ayaklandım.

“Sen kime paçoz diyorsun be?!”

“Çocuklar sakin olun.” diye araya girdi amcam sahte bir umursamayla.

Sözlerinin herhangi bir etkisi olmayan amcama yandan bir bakış bile atmadım fakat Sinco bir şeyler döndüğünü anlamış gibi amcamın omzundan atlayıp benim koluma tırmandı.

“Of anlama güçlüğü de mi çekiyorsun?” Uzun uzun pijamalarımı süzdü. “Sana diyorum kızım.”

Sinir hastası gibi güldüm. “Onur kim bu kız? Döverim bak ben bunu.” Sinco da bana destek çıkar gibi dişlerini gösterip hırladı.

Sıla bir beni bir Onur’u süzdü. Abilerimden biriyle sevgili sanılmadığım bir gün geçirebilir miyim artık? Yani çok zor bir şey mi istiyorum?

“Of kızım sen kimsin ki Onur abime şikayet ediyorsun beni? Ben onun kardeşi gibiyim hayırdır?”

Onun o of diyen dilini söküp boynuna dolamak isteyeceğim kadar öfkeliydim kıza ama bir an dilim tutuldu ve asıl ben onun kardeşiyim diyemedim. Özellikle dünden sonra bunu dersem ve Onur beni reddederse fazlasıyla rezil olacağımı bildiğimden afallamış bir şekilde kalakaldım.

Sıla memnuniyetle gülümseyip kollarını önünde birleştirirken utanmışlıkla kendimi geriye doğru bir adım atmaya zorladım ama o an sırtım birine denk geldi ve aynı zamanda bir parmak serçe parmağıma dolandı. Göğsüme bir rahatlama hissi doldu ve dönüp Kaan’ın yeni uyandığı için dağılmış ve huysuz haline baktım.

“Kabus niye beni uyandırmadan gidiyorsun? Sana bir şey oldu sandım.”

Kaan’a normalde sataşırdım ama beni büyük utanç verici bir durumdan kurtardığı için gülümsedim.

“Yok artık!” diye araya girdi kız hasetle. “Kaan ile mi?”

Gözlerimi devirdim ama ben bir laf edemeden Kaan arkadaşlarını görmüş olmanın şokuyla bir anlığına kalakaldı fakat ardından hızlı bir şekilde yanımdan uzaklaşıp tek tek onlara sarıldı.

“Burada ne işiniz var?” Neşeyle Umut’un saçlarını karıştırdı.

“E sen gelmeyince biz gelelim dedik.”

“Kusura bakmayın çocuklar dün başımıza o kadar çok şey geldi ki size haber vermeyi unuttum geç geleceğimizi.”

Bir an Onur’la göz göze gelince hemen bakışlarımı kendime çektim. Yüzünde garip bir ifadeyle beni izliyordu. Onu tanımasam pişmanmış gibi duruyor derdim ama daha neler?

Sıla denen şeytan haset dolu gözlerini üzerime dikti. “Kaan kim bu kız?”

Gözlerimi kıstım. Amcam yemeğiyle uğraşırken pek neşeli gözüküyordu bu yüzden neşeli gülüşü kulağıma gelince bir an dikkatim dağıldı ve Kaan’ın yeniden yanıma gelişini kaçırdım.

“Bu Rüya.” dedi koluma girip. “Benim kız kardeşim.”

Bir an sessizleşti herkes. Amcam göz ucuyla Onur’a kafasını eğmiş gör bak der gibi bakıyordu.

“Kız kardeşin gibi yani?”

“Hayır geri zekalı basbayağı kardeşiyim nesini anlamadın?”

Kaan bu çıkışıma şok olmuş bir şekilde bana baktığında telaşla gıcık kızı işaret ettim. Canım Sinco bu hareketimle bir kez daha tısladı. “Beni Onur’un sevgilisi zannedip bana paçoz dedi.”

Kaan’ın bakışları değişti ve serçe parmağını yine benimkine dolarken sert bir şekilde arkadaşına baktı. “Her zamanki zehrini insanlarla tanışır tanışmaz bulaştırmayı bırak Sıla. Rüya benim kız kardeşim, bunu bilerek lafını et bundan sonra. Yoksa bozuşuruz.”

İçim rahatlamış bir şekilde gülümsedim Sıla’nın bozulan suratına karşı. Ay nasıl da keyfim yerine gelmişti.

Umut kafası karışmış bir şekilde biz üç kardeşe baktı. Kaan neyse de Onur ile bariz bir benzerliğimiz olsa da inanmakta güçlük çektiği belliydi.

“Abi nasıl kardeş?”

Eh, Kaan’ın arkadaşlarına anlatması gereken upuzun bir hikayesi vardı.

 

***

Selümmmmmm nasılsınız bal bebekler?

Haftanız nasıl geçti?

Bölümü beğendiniz mi?

Deniz Soylu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Demir ile Rüya'nın baba kız ilişkisini beğeniyor musunuz?

Rüya Kaan ilişkisi nasıl?

Onur Rüya ilişkisi nasıl?

Mert Rüya ilişkisi nasıl?

Tabii ki en sevdiğiniz kardeşliği sormadan olmaz. Rüya ile en çk hangi abinin etkileşimini seviyorsunuz?

Rüya'nın yangın travması ve sürekli bununla uğraşması :'(

BOL BOL yorum yapmayı unutmayın ballı kediler <3

Çokça öpüldünüz. Cuma günü görüşene dek kediniz bol olsun <3

Bölüm : 21.11.2025 00:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...