25. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 22

Bölüm 22

Büşra Soyalp
bkuzgun

Ballarım iyi akşamlar <3 Umarım haftanız güzel geçiyordur ve iyisinizdir.

Ne yaptım ettim bunca yoğunluğun arasında size sürpriz bir bölüm yetiştirdim. Geerçekten özellikle son iki haftadır çok zor, aşırı stresli ve maalesef ki çok belirsiz şeyler yaşıyorum ve keyfimi gerçekten yerime getiren sizlerden gelen güzel yorumlarınız. Heyecanınız heyecanım oluyor. Çok teşekkür ederim <3

Instagram hesabını takibe almayı unutmayın bu arada @kizilsaclikarakedi Etkinlikler yapıyoruz, reelsler falan geliniz.

Keyifli okumalar Kara Kedilerim <3

***

 

 

Sinco o tam ısırılmalık küçücük eliyle yanağıma vurdu omzumun üzerinden uzanıp.

“Sabır ayol.” dedim çitlediğim çekirdeğin içini çıkarıp eline uzatırken. “Anan seni sekiz aylıkken mi doğurdu?” Duraksadım bir an. “Kız Sinco siz kaç ayda doğuyorsunuz?”

Deniz amcamın koruması olan Enes abi sesli bir şekilde güldü. “30-40 gün içinde doğarlar Rüya. İnsanlar gibi aylarca beklemezler.”

Düz bir şekilde suratına baktım üstüne oturduğum duvarın tepesinden. “Enes abi bu bilgiye sahip olman beni bir tık ürpertti.”

Tekrardan güldüğünde Sinco uzanıp yeniden yanağıma vurdu. Ya bu hayvan böyle tatlı tatlı benden bir şey istemiyor muydu alıp komple yiyesim geliyordu tek lokmada. Onu bekletmeden bir çekirdek daha açtım.

“Deniz bey evinde sincap besliyor farkındaysan.” diye alay etti benimle. “Herkes sincaplar hakkında bir şeyler öğrenmek zorundaydı.”

Bir an Deniz amcamın tüm korumaları sıraya dizip elindeki ince çubukla Sinco101 dersi anlattığı bir görüntü zihnimde belirdi. Kıkırdayışımı durduramadım.

“Nereden buldunuz Sinco’yu?”

Enes abi cevaplamadan önce birkaç saniye yandan bir bakış attı suratıma. Aman bu da patronu gibi! Ne olmuş onun adı artık Kara değil de Sinco olduysa? Sincap bile kendi ismini kabullenmişti ama bir bunlar kabul edememişti.

“Birkaç sene önce Kaan sincabın olduğu ağaca tırmanmıştı Kara da onun üstüne atlayınca bulduk onu. O zamandan beridir de Deniz bey bakıyor.”

Hmlayarak Sinco’yu omzumdan avucumun içine aldım ve tüylerini okşadım. Çekirdeğe olan ilgisini anlık kaybetmiş onu sevmemle vücudunu geriyordu.

“Kaan’a da alıştı gibi.” diye mırıldandım kendi kendime. Kaan da Sinco gibi dünden beri dibimden ayrılmadığından birbirlerine mecburen tahammül etmek zorunda kalmışlardı. Gerçi… Kaan efendi hala akşamüstü eve gelen arkadaşlarıyla takıldığından beni salmıştı sonunda ama Sinco onun gibi vefasız olmadığından hala yanımdaydı.

“O Sıla da ne gıcık kız.” dedim duvarın üstünden hafifçe eğilip Enes abinin duyacağı şekilde fısıldayarak. Düşmeyeyim diye omzumu ittirse de dedikodu kokusu almış gibi kulağını açmıştı. “Geldiği gibi yapıştı Onurların yakasına ıyy yılışık.”

“Senelerdir arkadaş onlar. Aslında iyi kızdır da biraz bencildir.”

Burnumu büktüm. “Aman iyiyse öldüreyim cennete gitsin. O ne dedi bana sen biliyor musun?” Kaşlarını kaldırdı sorar gibi. “Bana paçoz dedi hadsiz.” Elimle hala değiştirmediğim papatyalı pijamalarımı gösterdim. “Babam aldı bir kere bunu bana. Onun papatyasıyım diye almış. O yılan ne anlar?”

O sırada Sinco benden sıkılmış olacak ki üstümden duvara, duvardan da yere atlayıp yanımızdan uzaklaştı. Arkasından “O gıcığın parmaklarını ısır Sinco!” diye seslendiğimde Enes abi yeniden güldü.

Bahçe duvarının üstünde olmama rağmen neredeyse aynı boyda olduğum adama ters bir bakış attım. Her dediğime de gülüyordu bu. “Enes abi kusura bakma ama o kadar uzunsun ki maşallah ancak duvarın üstüne çıkınca boylarımız eşitlendi. Ne yedirip içirmişler sana.”

“Süt içtim evladım bol bol süt içtim.”

Alayına gözlerimi devirip Sinco’nun sonunda bana acıyıp geri kalanını yemem için bıraktığı çekirdekleri çitlemeye başladım. Enes abi istememişti çünkü kendisi bomboş bir şekilde durup arka bahçeyi izlemekle görevliydi.

Sıla’nın cırtlak sesiyle “Onur abi!” diye kahkaha atışını duyunca ters ters mutfağın olduğu yere baktım. Babam ve amcam yanlarına Mert’i alıp gizli gizli bir şeyler konuşmak için çalışma odasına çıkmışlardı. Onur ile Kaan da Kaan’ın malum arkadaşlarıyla mutfakta bol kahkahalı sohbetler gerçekleştiriyorlardı. Hayır yani ne bu kadar komik olabilirdi?

“Bu Onur da bir bana dikenli Enes abi.” dedim homurdanarak. “Bir benim burnumdan getiriyor diğer herkese maşallah pamuk gibi.” Yüzümü buruşturdum söylediğim şeyi bir an fark edince. “Tamam şimdi yani pamuk gibi de değil çocuğun doğasında yok çünkü ama yani bir bana ters. Sanki ne yapmışım? Haksız mıyım?”

“Haklısın Rüya.”

“Hayır yani bana arabayla çarpan o. Bana kızıl olmasaydın seni sevebilirdim belki diyen o. Bana hep kötü davranan o. Değil mi ama?”

“Öyle Rüya.”

“Şimdi de kalkmış bana ufacık, mini minnacık, küçücük sevgi sözcüğü kullanmış diye trip atıyor. Benim suçum mu yani Enes abi?”

“Değil Rüya.”

“Bir de o cadının önünde rezil etti utanmaz.” Suratımı buruşturdum sıkıntıyla. “Resmen kız kalkmış o iğrenç yılışık sesiyle ben onun kardeşi gibiyimdir dedi ben de sustum. Sustum resmen Enes abi ya!”

“Susmasaydın iyiymiş Rüya.”

Öfke dolu bakışlarımı basbayağı benimle alay eden adama çevirdim. “40 yaşındasın be adam 17 yaşında küçücük kızla alay etmeye utanmıyor musun?”

Sonunda gülmek dışında şey yaptı, gürültülü bir kahkaha attı. Bu adamın korumalık kabiliyetleri de dinleme kabiliyeti gibiyse bizi bir kere daha yakmaya çalışırlardı ben söyleyeyim.

“Rüya ben 40 yaşında gibi mi görünüyorum çok ayıp.”

Burun kıvırarak “Haklısın 50 yaşında gibi duruyorsun.” dediğim sırada Onur meraklı bakışlarıyla kafasını mutfak kapısından uzattı ve doğruca bizim olduğumuz yere baktı.

“Solucan gelsene artık!”

“Solucan mı ahahahaha!”

Gözlerimi devirdim sinirle. “Bak ben bu kızı parçalarım Enes abi. Yanına Onur’u da ekler öldürürüm bunları ben.”

Onu bir kez daha seslendiğinde hiç oralı olmadım.

“Sakin ol Rüya elini kana bulamana değer mi?” Durup bir düşündüm.

“Haklısın ben yapamam.” Sırıtarak yüzüne baktım. “Benim yerime sen yap!”

Enes abiden gürültülü bir kahkaha daha çıkarken Onur ayaklarını yere vura vura yanımıza yürümeye başladı. Birileri yine terslenmişti niyeyse.

“Ne bu kadar komik olan?”

“Sen demek isterdim de güldürmüyorsun Onur.”

Ters ters suratıma baktı cevap bekler gibi. Ofladım. “Enes abimle konuşuyorduk Onur sana ne?”

Bir kaşları havalandı. “Enes abin.” dedi inanamıyormuş gibi.

Enes abiye bakmasam da Onur’u kudurtmak için onu kullanmış olmama kızmadığını biliyordum. Kesin yine gülüyordu deli manyak.

“Hmm Enes abim, hiç sahip olmadığım abim gibi.”

Onur sinirle yanımızda öylece dikilmeye devam eden adama baktı. Enes abi ise hiç oralı değildi. Hatta gözlerini Onur’a değdirmeden “Sen de hiç istemediğim kardeşim gibisin Rüya.” deyince sırıttım.

“Sağ ol abi.”

Onur bu laflara daha fazla katlanamıyormuş gibi bir anda uzanıp belimden tuttuğu gibi beni duvardan indirip kucağına aldı.

“Ne yapıyorsun sen ya?!”

“Seni içeri götürüyorum.” diye yanıt verdi düz bir sesle. Bu çocuğun kısacık verdiği her cevabı alıp boğazına tıkmak istiyordum.

“Ya ben gelmek istiyor muyum acaba?” diye bağırdım kucağında debelenerek. Çekirdek paketim de duvarın üstünde kalmıştı. Onur beni bir yerine takmadan mutfağa doğru yürümeye başlayınca sırf daha da gıcık olsun diye omzunun üstünden kafamı uzatıp el salladım. “Sonra görüşürüz abi!” diye de bağırdım bilerek Enes abiye. Bana çok fenasın der gibi bir bakış atıp kafasını salladı.

“Hoşça kal kardeşim.”

Enes abi de az fena değildi ama yani.

“Abi diyor çıldıracağım ya.”

Yüzümü bilerek yüzünün önüne getirdim. “Bir şey mi dedin?”

“El aleme ne diye abi diyorsun kızım? Senin mi abin o?”

“E evet. Dedi ya bana sen de benim kardeşim gibisin. Çok ponçik adam.”

Ağzının içinden homurdanarak mutfak kapısından içeri soktu bizi.

“Ahahahaha solucan mı diyorsun şu kıza Onur abi.”

“Ay ben yolacağım bu kızı en sonunda.”

“Sen önce abin kimler onu öğren solucan.”

Onur beni yere indirdiğinde ona somurtkan bir bakış atıp Can denen çocuğun yanındaki boş sandalyeye oturdum. Sıla cadısı tam karşımda oturuyordu, onun yanında Umut çaprazında da Kaan vardı. Onur da geçip öteki tarafıma oturdu.

“Solucana benziyor suratın gerçekten de.”

“Kızım sen beyninden kıt mısın? Ne diye seni alakadar etmeyen her halta atlıyorsun acaba?”

“En azından abim bana solucan demiyor?”

Sinirle masanın üzerinden uzanıp Sıla’nın pis saçının ucunu tuttuğum gibi çektim. Bir çift kol anında belime dolanıp beni yerime geri çekerken çığlık atan Sıla’nın saçları da benimle birlikte geldi. Kahkaha attım. O kadar da çekmemiştim bir kere, drama kraliçesi.

“Lütfen bırak Rüyacım.” dedi Can belimde duran ellerini çekmeden. “Şu sesi kulaklarına zarar verecek.”

Kaan’ın çapkın arkadaşının nazik sesiyle cadının saçlarını bıraktım ve Can’a döndüm. “Haklısın canım.”

O bana gülümserken bir andan Onur arkamdan uzanıp Can’ın ensesine yapıştırdı. “Oğlum sen ölmek mi istiyorsun?”

Kaan da oturduğu yerden ayaklanıp dibimize geldi. “Ellerini kardeşimin üzerinden çek.”

Can iki taraftan korkunçlu bakışlara maruz kalmasına rağmen bana göz kırptı ama ellerini çekmeyi de ihmal etmedi.

“Ya bu kız benim saçlarımı yoldu siz neyle uğraşıyorsunuz! Onur abi!”

Kaan Sıla’yı zerre umursamadan arkadaşını yanımdan kaldırıp onun yerine kendisi oturdu. Parmağı masanın altından anında parmağıma dolandı. Bu çok kardeşvari bir hareketti. Bana Kaan küçük kardeşimmiş gibi hissettiriyordu.

“Sen kardeşime hakaret edince biraz hak etmiş oldun.”

Şaşkınlıkla Onur’a döndüm. Resmen. Bana. Kardeşim. Demişti.

“Ayrıca o benim kardeşim ona ben solucan diyebilirim. Sen diyemezsin.” Sıla’nın yüzü kıpkırmızı olduğunda keyifle sırıttım. Onur sert bakışlarını bu defa Kaan’ın yerine oturmuş Can’a çevirdi. “Bir daha kız kardeşime asıldığını görürsem o gözlerini oyarım Can.”

“Ben de ağzınla yüzünün yerini değiştiririm kardeşim.” diye araya girdi Kaan da. Onur gibi öfkeli görünmüyordu ama bakışları uyarıcıydı.

Umut can sıkıcı konuları kapatmak ister gibi kafasını eğip benimle göz göze geldi.

“Ee Rüya? Alıştın mı bizimkilerin yanında olmaya?”

Gıcıklık kanımın içinde aktığından sırıtarak “Deniz amcacığıma alışmamak elde değil Umut. Babam ve amcam harikalar.” Hülyalı bir şekilde iç çektim. “Hele amcam.”

Kaan parmağımı tutmayı bırakıp kuduruk bir ifadeyle kolumu cimcikledi. “Biz de varız ya hani?”

Mutsuz bir bakış attım. “Evet bir de bunlar var işte Umutçuğum. Görüyorsun durumumu.”

Can ile Umut kıkırdadı. Şaka yaptığımı anlamışlardı ama zeka seviyesi düşük olmayan sadece o ikisi olduğundan geri kalanı sessiz kalmıştı.

“İstemiyorsan benim abilerim olabilirler.” dedi Sıla gıcığı yalaka bir sesle. Yani Kaan’ın kimi zaman saçma sapan insanlarla arkadaş olduğunu görmüştüm ama bu kadarı da onun için bile fazlaydı. Gözlerimi kıstım.

“Kudurabilirsin ki benim abim onlar.”

Derin bir sessizlik bu defa benim yüzümden masaya hakim oldu. Hmm. Evet şey, onlara biraz abim demiş oldum. Tamamen yanlışlıkla. Abi olarak gördüğümden değildi yani.

Onur ile Kaan’ın yüzüne çaktırmadan bakmaya çalıştığımda ikisinde de fazlasıyla memnun bir ifade vardı. Gözlerimi devirmeden edemesem de bu kızın yanında böyle davranmanın da şart olduğunu pekala farkındaydım. Sonuçta benim kardeşlerimde gözü vardı.

“Deniz amca hepimizin gönlünde taht kuruyor valla.” dedi Can sanki araya konuşma girmemiş gibi. “Geçenlerde okulla ilgili bir sıkıntım vardı sağ olsun hemen araya girip halletti.”

“Canım amcam.” dedim sırıtarak.

O sırada kendisi fazlasıyla iyi bir insan olan amcam mutfaktan içeri adımladı. Hepimizin böyle sakin sakin birlikte oturmasına önce şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı sonrasında ise alayla sırıttı.

“Ne karıştırıyorsunuz bakalım bücürler?”

“Senin ne kadar harika bir insan olduğundan bahsediyorduk Deniz amcacım.”

Tahmin edildiği üzere böyle yalakalıkla bu lafları eden ben değildim. Ben olmalıyım lakin ben değildim çünkü cadının biri herhangi birimiz ağzını bile açamadan lafa girmişti.

“Sağ olun gençler. Gerçekten de öyleyim.”

Sırıttım egosuna. Amcam ise keyfi yerinde bir şekilde tezgahın önüne geçip dolaptan tabak çıkarmaya başladı.

“Sizin için de tabak çıkarıyorum çocuklar, bizimle birlikte akşam yemeği yiyin.”

Sıla yılanını istemesem de Umut ve Can’ın bizimle kalmasını isterdim açıkçası. Kaan’ın Arın’dan sonra en uzun arkadaşlık yaptığı kişiler onlar olmalıydı ve merak ediyordum geçmişlerini. Kaan’ın ve ailemin geri kalanının nasıl olduğunu öğrenmek istiyordum.

Babam ve amcam buralıydı. Annem ve babam burada evlenip Mert’i burada dünyaya getirmişlerdi. Fazlasıyla geçmişle doluydu yani burası. Daha sonrasında buradan ayrılmış olsalar da sürekli buraya, amcamın yanına gidip geliyorlarmış. Fazla anıları olmalıydı burada. Ben de bu anılara sahip birilerinden onları dinlemek istiyordum. Belki bu şekilde sahte de olsa onlarla o anıların içinde var olabilirdim. Onların geçmişinde var olmak gibi delicesine bir isteğim vardı.

“Size zahmet vermeyelim.” dedi yılan buradan gitmek istemediğini fazlasıyla belli edercesine.

Gözlerimi kırpıştırarak tatlı tatlı gülümsedim. “Yılanlar ne yer bilemediğimizden senin için bir şey hazırlayamadık ama kusura bakma.”

Sıla bakışlarını öfkeyle doldurarak bana baktı. Masadakiler gülmemeye çalışsa da amcam kahkahasını durduramadı. Daha sonra gülmesinin ayıp olduğunu fark etmiş olacak ki “İlahi abimin papatyası ya ne kadar komik kızsın. Zahmet olmaz çocuklar birlikte yemek yiyelim.” diye kurtarmaya çalıştı.

Amcama yardım etmek için ayaklandığımda yüzümdeki keyifli gülümseme silinmemişti. Amcam dibime yaklaşıp kulağıma eğildi.

“Çok fena bir papatyasın sen Rüya.”

“Ama amca beni gördüğü gibi paçoz diye saldıran oydu.”

Amcam yanağımdan makas alıp güldü. “Aferin yeğenim hep böyle kin tut sana yanlış yapanlara.”

Çekmeceden çatal kaşık çıkarırken yan gözle suratına baktım. “Sonra da bana ben mafya değilim daha neler diyorsun. Oldu olacak bana yanlış yapanların topuğuna da sıkayım?”

“Topuğuna değil güzelim direkt alınlarının ortasına sık.”

Dehşetle suratına baktığımı görünce korkuyla bana baktı. “Şakaydı.” dedi gözlerini kocaman açarak. “Vallahi şakaydı küçük Soylu. Hani mafya diyorsun ya ondan…”

“Amca bazen tuhaf ve rahatsız edici oluyorsun.” desem de telaşına karşı güldüm. Bir anlığına ciddiye almamış değildim ama telaş ifadesi sahiciydi. Bu yüzden ona inanmayı seçtim. O da benim rahatlığımı görmüş olacak ki sesli bir nefes vererek işine döndü.

Masadakiler yeniden kendi aralarında bir sohbete dalmışlardı. Ben biraz sohbetlerine yabancı kalıyordum bu yüzdendi aslında onlar geldikten sonra bahçeye çıkışım ya da şimdi sofraya yardım etme bahanesiyle onların yanından kalkışım. Her ne kadar Kaan ile birkaç senedir tanışıyor olsak da onların ilişkisi benimle olan ilişkisinden daha derindi. Aslında Sıla’ya biraz da bunun için kıl oluyordum işin özü. Bana laf atması o kadar da umurumda olmamıştı ama bizimkilerle olan samimiyetini görmek onu kıskanmama sebep olmuştu. Yine de bunu kimseye itiraf edecek değildim. Bu yüzden elimden geldiğince sohbetlerinden uzak kalmayı düşünüyordum.

“Kimsenin orasına burasına sıkmasan bile kendini korumayı öğrenmelisin.” Amcamın düşünceli yüzüne baktım. “Abim okulda yaşadıklarından bahsetti. Korunmaya ne zaman ihtiyacın olacağını bilemezsin bu yüzden ilk önce kendini korumayı öğrenmelisin.”

“Haklı olabilirsin.” dedim sessizce. Kendimi korumayı bilsem belki de Yakup’un beni öldürme teşebbüsünü engelleyebilirdim.

Amcam bir an çorbayı karıştırmayı bırakıp gözlerini dikkatle benimkilere dikti. “Buradan gidene kadar sana dövüşmeyi öğreteceğim, hazır ol abimin papatyası.”

Onaylamama bile fırsat vermeden yeniden kendi işine döndüğünde bir anlık ona baksam da ben de bir şey demedim. Masaya dönerek çatal kaşıkları masaya bıraktım ve göz göze gelmemle Onur’a dizmesi için kafamla işaret ettim. Bana gıcık bakışlar atsa da dediğimi ikiletmeden dizmeye başladı. Memnuniyetle önüme dönüp bu defa salataları doldurmaya başladığımda birkaç saniye sonra bir gölge üzerime düştü.

“Yardım etmemi ister misin Rüya?” diye sordu Can kısık bir sesle. Amcam bize kısa bir bakış atıp herhangi bir tehlike görememiş olacak ki tekrardan işine döndü.

“Teşekkürler Can hallediyorum ben, yorulma.”

“Yok canım ne yorulması.”

Boş tabaklardan birini alıp bana uzattı.

“Sıla’yla biraz ters düştünüz ama onun tavırlarının bize karşı yanlış bir düşünce oluşturmasına izin verme lütfen. Ben seninle ters düşmeyi hiç istemem.”

“Öyle bir düşüncem yok merak etme.”

“Güzel. Çünkü seni tanımayı çok isterim.”

Doldurduğum salata tabağını eline tutuşturup çaktırmamaya çalışarak masayı işaret ettim. “Onur’un ya da Kaan’ın seni gerçekten dövebileceğini biliyorsun değil mi? Benim yüzümden dayak yemeni istemem.”

Sırıtarak tabağı tuttu ve bir adımla dibime girdi.

Hmm. İddialı.

“Senin için dayak yemeyi göze alabilirim.”

“Kızıma fazla yakınsın Koçak.”

Can bir anda çapkın gülümsemesini yüzünden silip benden olabildiğince uzaklaştı.

“Demir amca.” dedi yutkunarak, babam tüm heybetiyle mutfağın içine adımladı. “Ben tabağı alıyordum ondan şeyi şey ettim…”

Babam Can’ın kişisel alanına kadar girip elindeki tabağı aldı düz bir ifadeyle. Ardından kafasıyla masayı işaret ettiğinde Can saniyesinde yerine uçtu.

Sırıtarak babamın salatayı masaya yerleştirmesini izledim. Kaan’ın yüzünü göremesem de Onur’un yüzünde bariz bir keyif ifadesi vardı.

“Hoş geldiniz çocuklar.” dedi babam az önceki olay yaşanmamış gibi. Ardından yanıma yaklaşıp kafamı öptü.

O, Umutlarla sohbet ederken kafamı göğsüne yasladım ve biraz orada dinlendim.

Demir Soylu olmasını hiç tahmin edemeyeceğim kadar iyi bir babaydı. Sevgisini bu kadar somut bir şekilde hissedeceğimi hiç düşünmezdim. Evlerine ilk geldiğim zamanki tavırlarıyla şimdikiler arasında dağlar kadar fark vardı ve şimdilerde inanılmaz derecede tatlıydı. Yaşadığım şeylerin acısını unutmama neden oluyordu, iyileşmeme yardımcı oluyordu.

Kafasını eğip şakağıma bir öpücük kondurdu. “Bugün beraber mutfağa girmeye ne dersin? İhtiyacın varmış gibi görünüyor. Bu hafta yapman gereken tatlıyı yaparız birlikte.”

Gülümsedim. Aslında bence onun mutfağa girmeye ihtiyacı var gibi duruyordu ama bunu söylemedim onun yerine kafamı sallayarak onayladım.

“Çok isterim.”

“Güzel kızım benim.” diye fısıldadı yanağımı okşayarak. Amcam ocağın önünden ayrılıp seslenene kadar babamdan ayrılmadım. O da benim güzel babamdı çünkü.

“Hadi bakalım herkes sofraya!”

***

Babamla mutfağa girmemiz için iki saatin geçmesi gerekmişti. Akşam yemeği hep birlikte yenmiş sonrasında ise Kaan’ın arkadaşları evden ayrılmışlardı. Biz okulun adını ağzımıza bile almasak da onların yarın gideceği bir okulları vardı. Tüm yemek boyunca da onları dinlemiştim ve genellikle sohbetlere konuşmacı olarak katılmamıştım. Fakat sohbetlerini dinlemek keyifliydi çünkü bir süreden sonra sohbetin akışı geçmişe kaymıştı ve ailemin geçmişi hakkında bana neşe veren hikayeler dinlemiştim. Keyfim öyle yerindeydi ki Sıla cadısının sesini dinlemek bile batmamıştı. Bu arada Can yemek boyunca bir kere bile yüzüme bakmamış elinden geldiğince benimle konuşmamaya özen göstermişti.

İnsanların babamdan bu kadar çekinmesi bir anlığına garip gelecekti ama onunla ilk tanıştığım zamanlar nasıl da ondan çekindiğimi hatırlayınca hiç de garip gelmedi. Babam korkutucu bir adamdı.

“Papatyam Hindistan cevizini ve yumurta akını kaba boşaltıp karıştırır mısın?”

Yani… başka insanlara karşı korkutucuydu. Bizim için Hindistan cevizi ile yumurta akını kaba koyup karıştırmamı isteyen adamdı.

Dediğini ikiletmeden yapmaya başladığımda enerjisi yine çenesine vuran Kaan bize yeni basketbol sezonundan bahsetmeye devam etti. Arkadaşları biraz daha takılmak için onu dışarı çağırmıştı ama ben evde kalacağımı söyleyince o da gitmek istememişti.

“İkinci dönemin başında tekrardan sezon başlıyor. O zamana kadar eve dönünce tekrardan sıkı çalışmalara başlamam lazım.”

“Başlarız oğlum.” dedi babam elindeki kakaolu hamura şekil verirken. İzleyip görebilmem için yavaşça yapıyordu. Nasıl yaptığını kapınca ben de yapacaktım. “Eve dönünce basketbol maçları yaparız. Hem artık kardeşin de bize katılır.”

Gülümseyerek onayladım. Basketbol oynamayı severdim. Okulumuzun milli sporuydu zaten ve sınıfça oynamaya da bayılırdık. Yani eskiden. Bana kötü davranmaya başlamalarından önce. Birkaç defa Kaan ile iddialaşarak maç yaptığımız da olmuştu ama her seferinde yenilmiştim tabii orası ayrı mesele.

“Kesinlikle benim takımımda olmayacak.”

Uzanıp bacağına tekme attım. “Ben çok güzel oynuyorum bir kere.”

Bana kafasını sallayıp babasına döndü. “Kaç defa maç yaptık her defasında kaybetti.”

“Bir kere sen hile yapıyordun her seferinde.”

“Hayır yapmıyordum.”

Ağzımı oynatarak ‘Hileci.’ dedim. “Seni görebiliyorum papatya.” Kızararak önüme döndüm. Hileciydi ama ne var?

Babamın yaptığı gibi hamuru açıp Hindistan ceviziyle hazırladığım içi doldurdum ve yine onun yaptığı gibi yuvarlayıp tepsiye koydum. Cocostar kurabiye yapıyorduk ama biraz kendi yorumumuzu ekleyip adını Soylu kurabiyesi koymuştuk.

“Bundan sonra artık maçlarda rakip takımının olduğu tribününe oturmayı bırakırsın Kabus, değil mi?”

Sırıttım. Senelerdir içten içe bunu yapmama kudurduğunu biliyordum.

“O ne demek?” diye sordu babam kaşlarını anlamamış gibi çatarak. Kaan çıyanı da beni şikayet edecek fırsatı bulmuş hiç durur mu hemen lafa atladı.

“Senin bu papatyan var ya baba sırf bana inadından her geldiği maçta rakibin yanında olup onlara tezahürat yaptı senelerce.”

Keyifle yeni bir hamuru yuvarladım. Gerçekten de yapıyordum. Kaan hiçbir zaman buna gıcık olduğunu dile getirmemişti ama olduğunu biliyordum bu yüzden inatla her maçta aynı şeyi yapıyordum.

“Kızım sen çok haylaz bir çocuksun.”

“Ama baba benim rakibim Kaan’dı o zamanlar ne yapabilirim? Hem her zaman bu yaptığımın onu fena sinirlendirdiğini biliyordum.” Durup sarı çıyana baktım. “Bundan sonra da yapmaya devam etmeyeceğim sanma.”

Uzanıp saçımın ucunu çekti. “Sen öyle san Kâbus. Gör bak nasıl oturtuyorum seni bizim tribüne.”

Onu umursamadan işime devam ettim.

“Oturur abine tezahürat yaparsın artık.” dedi omuzlarını gururla kaldırarak.

“Her attığın basketi bana ithaf edersen düşünebilirim.”

Hevesle yüzüme baktı. “Olur.”

O sırada Onur’un neşeyle şarkı söyleyerek aşağı inen sesi geldi. Yemeğin sonlarına doğru telefonu çaldığı için masadan kalkmış o zamandan beri yanımıza geri gelmemişti. Ben ve Kaan’ın tahminine göre Zeynep aramıştı ama Mert bize katılmamıştı ona göre motorcu arkadaşlarından biriydi. Fakat ben Zeynep olduğuna emindim. Bu çocuğu başka hiçbir şey onun kadar neşelendirmiyordu.

“Selam sevgili ailemin yarısı! Diğer yarısı nerede?”

İçeri girer girmez kurduğu neşeli cümle ona tuhaf tuhaf bakmama neden oldu. Bu çocuğun böyle ansızın Zeynep ile gelen neşesi çok korkutucuydu. Mesela bu kadar neşelendirecek ne diyor olabilirdi ki bu çocuğa?

“Amcam ortalıktan kayboldu Mert abim de dışarı çıktı.”

Onur yanımıza adeta süzülerek gelip hepimize sarıldı hafifçe. Evet, kesinlikle neşeli Onur dünyanın en korkunç insanı.

“Hayırdır koçum modun yerinde?”

“Hem de nasıl yerinde baba.”

“Bir gün gerçekten cümlelerini yarım bıraktığın için seni öldüreceğim.” diye araya girdim beklentiyle yüzüne bakmamıza rağmen cümlesine devam etmeyince.

Anlamamış gibi suratını buruşturdu. “Ne diyorsun tırtıl?”

“Kısacık bir cümle kurup sanki cümlenin devamı gelecekmiş gibi bir beklenti oluşturmana rağmen başka hiçbir şey dememenden bahsediyorum. Her kurduğun cümleden sonra sana ‘Eee?’ demek istiyorum.”

Kaan aydınlanmış gibi gözlerini açtı. “Gerçekten de öyle yapıyor! Bazı zamanlar sana neden kıl olduğum anlam kazandı abi.”

Onu bize ters ters bakmakla yetindi sonrasında ise bize kıçını dönerek mutfaktan çıktı. Çocuğun buna bile cevabı yoktu.

Sonunda kurabiyelerimizi bitirip fırınladığımızda biraz yorulduğumu fark etmiştim. Bu yüzden herkesten önce salona geçip koltuklardan birine uzandım. Hala telefonumu açmadığım için bomboş tavana baktım. Neredeyse her an Soylulardan biriyle olduğum için telefonum hiç aklıma gelmiyordu. Sadece arada bir Meriç ve Özgür ile konuşmayı özlüyordum o kadar.

Ailemin üyeleri bir bir içeri girerken gözüm tabii ki amcama takıldı. Yemekten kalktığımızdan bu yana köşesine çekilmiş ortalıklarda gözükmemişti ama şimdi omzunda Sinco’yla içeri giriyordu. Mafyasındır ve evcil hayvanın sincaptır.

“Pişt Sinco!” diye seslendim uzandığım yerden kalkmadan. Onur yeterince boş koltuk yokmuş gibi uzandığım koltuğa gelip ayaklarımı kaldırdı ve kendisi oturduktan sonra kendi kucağına koydu. Sinco ise sesimi duyduğu an Deniz amcanın omzundan aşağı atlayıp pıtı pıtı koşuşuyla üstüme zıpladı.

“Sincabıma Sinco demen çok koyuyor abimin papatyası. Bil istedim.”

Sırıttım. “Amca sincabına koyduğun ismi beğendiremediysen bu benim suçum mu?”

Babam amcamın yanından geçip giderken ensesine bir tane geçirdi. “Karışma papatyama.”

Amcam anında elini ensesine koyup babama kindar bir bakış attı. “Bu bir savaş ilanıdır Demir Soylu.” Ardından bağırarak “Gardını al!” deyip babamın sırtına atladı. Şey, babam tabii ki gardını alamamıştı. Bu yüzden birlikte yere yapıştılar.

Kahkahalarla onların yerde boğuşmasını izledik dakikalarca. Kocaman iki tane adam resmen yerde sürünerek birbirini yumrukluyordu.

“Gör bak babanızı nasıl yere seriyorum çocuklar.”

Eğer babam tarafından yere fırlatılmasaydı amcama inanabilirdik ama ne yazık ki babam onu yere yapıştırıp bir de üstüne yerde kalsın diye dirseğini boğazına dayadı.

“Daha yaşlanmadık oğlum.” dedi babam gururla sonra bana bakıp göz kırptı. “Tek parmağımla sererim yere seni.”

Amcam babamın koluna birkaç defa vurup pes ettiğini belirttiğinde babam oldukça yavaş hareketlerle geri çekilse de kendisi kalkar kalkmaz kardeşine elini uzattı onu da kaldırmak için. Gözlerimin sevgi dolu kalplerle dolduğuna yemin edebilirim.

“Sen papatyana rezil olma diye beni yenmene izin verdim Demir Soylu yoksa sen beni hayatta indiremezdin.”

Babam gülerek amcamın kafasını kolunun altına aldı ve saçlarını karıştırmaya başladı. “Ne diyorsun oğlum sen? Ha? Yenemez miymişim seni?”

“Ya abi! Nefret ediyorum her seferinde bunu yapmandan!”

Onlardan gözlerimi alamıyordum. Babam ve amcam arasındaki o saf sevgiyi sanki somut bir varlıkmış gibi gözlerimle görüyordum adeta. Gerçekten aralarındaki kardeşlik bağı, aile bağı o kadar saf bir sevgiden oluşuyordu ki neredeyse gözlerim dolacaktı. Mesela amcamın babama duyduğu katıksız bir saygı vardı her zaman gözlerinde. Babam ise onları yan yana gördüğüm ilk andan beri güvenle bakıyordu kardeşine.

Babamı tanıdığım günden bu yana sırtını yaslayacağı tek kişi kendisiymiş gibi görünüyordu her zaman. Ama amcamın yanındayken sanki omuzlarında her ne yükler varsa birazı azalmış gibiydi, sırtına dayandığı kardeşi onu rahatlatmış gibiydi.

Duygusallıkla dolan gözlerimi kırpıştırdığımda babam ve amcam hala birbirleriyle uğraşıyorlardı. Kaan da onları kahkahalarla videoya çekiyordu. Bu ailenin içinde doğmuş olmanın ne kadar büyük bir hazine olabileceğini düşünmeden edemedim. Yeni bulduğum ailemin bu hallerine bakarak ne kadar yalnız bir çocukluk geçirdiğimi fark ettim. Etrafımda her zaman yalnızca Sezgin babam vardı tabii babam olmayı bırakalı çok olmuştu ama geçmişteki Rüya’nın babası hala oydu ve etrafındaki tek insanın o olmasından memnundu. Geçmişteki Rüya ne çok şey kaybettiğinden habersizdi.

Dış kapının sesi kulağımıza dolduğunda babamlar toparlandılar ve sanki az önce hiç çocuklaşmamışlar gibi kendilerine çeki düzen verdiler.

Mert’in geldiğini bildiğimden kendilerini bu kadar toparlamaları saçma geldi. Ne de olsa evde anahtarla kapıyı açıp içeri girecek bir o vardı.

O sırada salona yaklaşan Mert olmayacak birkaç farklı ses duydum. Gözlerim merakla kapıya dönmeden önce bir anlığına Kaan ile göz göze gelmiştik ne oluyor diye. Fakat o da en az benim kadar habersizdi neler olduğundan.

“İyi akşamlar.” diyerek içeri girdi Mert. Ardından gülümsedi. “Biz geldik.”

İçeri giren kişileri görmemle şaşkınlık ve heyecanla karışık bir duyguyla gülümsedim ve ayağa kalktım. Kaan da benim gibi hevesle yerinden kalktı.

“Burada ne işiniz var?”

 

***

Selammmmm

Sürprizimi beğendiniz mi?

Bölümü beğendiniz mi?

Sürpriz bölüm falan soranlar oluyor çok fazla, bu kitabı ilk paylaştığım zamandan beri burada olan okuyucularım bilir gerçekten yazdıkça sürpriz bölüm paylaşıyorum zaten ballarım. Artık o kadar sık olmuyor çünkü tahmin edersiniz ki ben de bir hayat yaşıyorum ve kendi ilgilenmem gereken şeyler oluyor. Ama kitaba ve karakterlere bu kadar bağlandığınız için sürekli yeni bölüm heyecanını hissettiğinizden sizi de anlıyorum. Yine de elimden geldiğince yazıp atmaya çalışıyorum diyelim <3

Sizce kim geldi?

Deniz'i seviyor musunuz?

Demir diye sormadan olmaz tabii

Onur ve Rüya sizce iyi kardeşler olacak mı?

Onur'un Rüya'nın Enes abi diyince kıskanması???

Kaan nasıl bu kadar tatlı küçük bir kardeş olduuuuuuu yicemmm

Kaan'ın arkadaşlarııı?

Sincooooooooo

Gelecek bölüm ÇOK ama ÇOK uzun bir bölüm olacak ve beklediğiniz Arın ile Rüya sahnelerine başlıyoruz bebekleer

agaggagaga çok heyecanlandımmm

Oy ve yorumları eksik etmeyin LÜTFEN

Yeni bölüm cuma gelecek ama gece 12'den sonra değil akşam 19.00-20.00 civarı gelir o yüzden gece boşu boşuna uyanık kalmayın bölüm için

Bolca seviliyor ve bolca öpülüyorsunuz.

Cuma günü görüşmek üzere kediniz bol olsun <3

Bölüm : 26.11.2025 21:52 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...