26. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 23

Bölüm 23

Büşra Soyalp
bkuzgun

 

Selamlar selamlar bebekleeeer

 

Nasılsınız?

 

Bu bölüm hikayenin en uzun bölümü olduuu lütfen bol bol yorum yapın

 

Çok uzatmadan bölüme alayım sizi

 

Keyifli okumalar <3<3<333

 

 

***

 

 

Ben küçükken pek fazla arkadaşım yoktu. Soylu ailesiyle tanıştığımdan bu yana daha iyi bir insana dönüşsem de küçükken de tüm savunma mekanizmam nefret etme üzerine kuruluydu. Dışarıdan kendine güvenen biri olarak görülsem de içten içe her zaman panik yapan biri olmuştum. Bu yüzden davranışlarımı her zaman savunma mekanizmam yönetmişti. Korktuğumda korktuğum şeyden nefret ederdim, istediğim bir şey olmadığında dünyadan nefret ederdim. Yalnızlıktan nefret ederdim.

Komik olan şu ki, bunu da yeni yeni fark ediyordum, ben hep yalnızdım. En azından liseye geçene kadar. O zamanlar belki olayların içinde olduğumdan belki de annemin beni sevdiğini sandığımdan gözüme hiç gelmemişti ama annem her zaman yalnızlığımı tetikleyen en büyük unsur olmuştu. Ondan bir şey istediğimde her zaman ilk tepkisi hayır olurdu ne zaman ki babama söylesem isteğim makul ise babam kabul ederdi ama annem her zaman beni buna pişman ederdi. Annem hiçbir arkadaşımı sevmezdi ve beni başka insanlardan üstün mü yoksa daha düşük mü gördüğünü hiç anlayamadığım bir dengesizlikle davranırdı. Hiçbir zaman hayatımın içinde yoktu. Bunu anlamam için gerekenin hayatımdan tamamen çıkmış olması garipti.

Lisede ise ilk kız arkadaşım Eylem’di. Yaşadığım her şeyin üst üste gelmesi sebebiyle hiç bunun acısını yaşayamamıştım ama hayatımdaki tek arkadaşı kaybetmek, üstelik bu şekilde ihanete uğrayarak kaybetmiş olmak ağır bir deneyimdi. Arın ve Kaan ile kurduğumuz düşman-arkadaş ilişkisinin aksine Eylem ile hep farklı bir bağımızın olduğunu düşünmüştüm. Yaşlandığımızda insanlara gururla otuz yıllık arkadaşlar olduğumuzu söyleyebileceğimiz bir ilişkimiz vardı. En azından ben öyle sanıyordum. Neden yaptığını hala bile bilmediğim bir sebepten ötürü ona en derin acımı paylaştığım ses kaydını Kaan’a atmıştı.

Ama şimdi Mert’in girdiği kapıdan gergin adımlarla içeri giren iki arkadaşıma baktığımda hissettiğim şey yalnızlıktan başka bir şeydi. Eylem ile senelerce arkadaş kalmıştık ama hiçbir zaman beni benim için şehir değiştirecek kadar önemsememişti.

İnsanlar her zaman giderdi ama hiçbir zaman geri gelebileceklerini düşünmemiştim.

Ben yüzümde amansız bir heyecanla ayaklarımı Onur’un üzerinden çekip ayaklanırken Kaan Arın’ın yanına doğru fırlamıştı bile. Adımlarımı koşar hale getirip kapıda yabancı gibi duran Meriç ile Özgür’ün kollarına atıldım. İkisinden de anında karşılık alırken Özgür de benim gibi heyecanlı oluşunu kıpır kıpır hareketleriyle gösteriyordu.

“Sizin burada ne işiniz var?”

“Sürpriz.” dedi Özgür Meriç’i tek eliyle itip ardından belimden tuttuğu gibi havaya kaldırdı. “Sen bizi ölümüne görmezden gelince biz de sana hayırdır kızım diye sormaya geldik.”

Ben kıkırdarken Mert yanımıza gelip boğazını temizledi, gözleri Özgür’ün gözleriyle belimdeki elleri arasında gidip geliyordu. Al işte, ben boşuna buna küçük Demir Soylu demiyorum. Sadece bakışlarıyla bile derdini belli ediyordu çocuk. Özgür şirin bir gülümsemeyle beni bıraktığında bu defa Meriç’e döndüm ve Özgür ile sarılmamızın aksine sakince sarıldık.

“Hoş geldiniz.” dedim yüzümden silemediğim sırıtışımla. O kadar mutlu hissediyordum ki!

“Hoş bulduk kaçak.” dedi Meriç sahte bir sinirle. Ardından gülümseyerek saçımı okşadı. “Kendini özlettin güzelim.”

“Ayakta kalmayın çocuklar içeri geçin.”

“Hoş geldiniz çocukların gelin bakalım.”

Gelmelerine hiç şaşırmayan babama ve amcama baktım. Demek haberleri vardı. Babamla göz göze gelince sırıttım o da bana göz kırptı. Benim mutluluğumla mutlu olduğu yüzünden belliydi.

Onlar Meriç ile Özgür’e hoş geldin deyip tanışırlarken Arın bir adım yanıma yaklaştı.

“Bana hoş geldin yok mu? O kadar yol geldim senin için.”

Suratına baygın bir bakış attım. “Hoş geldin Kaan’ın ekürisi. Benim için geldiğini söylemen biraz şüpheli.” Babamlara Meriç’i yermeye çalışan Kaan’a çevirdim gözlerimi. “Sonuçta arkadaşın ben değilim.”

“İstediğim her an Kaan’ı görebiliyorum, seni görmem için okula gelmen gerekiyor.” Gözlerimin içine haylaz bir bakışla baktı. “Son zamanlarda seni görebilmek biraz zor melek.”

Suratına boş bir bakış attım. Beni görmek istemesi biraz saçmaydı. Ne de olsa her an görüşen en iyi arkadaşlar değildik. Üstelik melek mi? Bir cevap veremedim ne diyeceğimi bilemediğimden. Arın her zaman bir garip konuşurdu benimle zaten. Genelde pek anlaşamadığımızdan hiç umursamazdım sözlerini.

Bir cevap vermeyeceğimi anlayınca “Seni merak ettim.” diye mırıldandı.

“Ben iyiyim, teşekkürler.”

“Ben de bundan emin olmak için geldim zaten.”

Göz kırpıp yanımdan ayrıldı ve bizimkilerin yanına ilerledi. Arkasından kısa bir an baksam da onu umursamadan heyecanla arkadaşlarımın oturduğu kanepeye ilerledim.

“Gelmemize izin verdiğiniz için ikinize de teşekkürler.” dedi Meriç ondan beklenmeyecek kadar nazik bir sesle. Gözleri babam ve amcam arasında gidip geliyordu.

“Rüya’nın kendini mutlu hissetmesi için her şeyi yaparım.” dedi babam ve heyecandan kıpır kıpır oluşuma yumuşak bir gülümseme gönderdi. “Görüyorum ki doğru bir şey yapmışım.”

“Yani baba Arın neyse de şu ikisine gerek var mıydı cidden?”

Sinirle koltuk minderini kaptığım gibi Kaan’a fırlattım. “Senin arkadaşın geliyor da benimkiler niye gelmesin?”

Yastığı bana geri fırlattı. “Çünkü onları sevmiyorum.”

“Onlar da sana bayılmıyor zaten. Gıcık.”

Meriç ona düz bir şekilde baksa da Özgür hiç oralı değildi. Bir anda keyifle amcamla konuşmaya başlamıştı. Bu kadar hızlı birbirlerine alışmaları benim için şaşkınlık verici olsa da hem amcamın hem de Özgür’ün biraz kafadan kontak olduğunu bildiğimden aslında o kadar da şaşırtıcı olmadığını fark ettim.

“Kaan misafirlerimize kaba davranma oğlum.”

“Hep böyle bu çocuk baba.” dedim kollarımı önümde birleştirerek. “Hep bir bencil tavırlar.”

Gıcık sarı çıyan yüzünü buruşturarak beni taklit etti. Sinirle yine yastık attım ama ona değmeden havalı bir şekilde havada kapan Onur oldu.

“Tartışmayı bırakın bücürler.” Tam Meriç ve Özgür'ü karşısında görebileceği kanepeye yerleşti. Ben ona göz devirirken Mert de aynı şeyi yapınca ikisine de gözlerimi kıstım. “Biraz birbirimizi tanıyalım.”

Babam hepimize bıkkınlıkla iç geçirip salondan çıkmak üzere adımladı. Onun Meriç ve Özgür ile iyice tanışmamış olmasına imkân yoktu çünkü eğer içine sinmemiş olsaydı gelmelerine izin vermezdi.

“Of kimse sizi tanımak istemiyor Onur. Bırakın da arkadaşlarımla biraz vakit geçireyim.”

“Sus kız solucan. Abilerinin işine karışma.”

Ona tuhaf ve rahatsız edicisin bakışlarımı yolladım. Bu çocuğun içine arada bir cin falan giriyordu herhalde çünkü bana bu sıralar abin, kardeşim demeye başlamıştı. İnsan bir korkmuyor değil hani.

“Güzelim çiçeğim biz de bir tanıyalım arkadaşlarını. Sonra vakit geçirirsiniz.”

Kaan keyifle Arın’ın yanına yerleştiğinde ikisinin de yüzünde kocaman bir sırıtış vardı. Acı çekmemden her zaman keyif alırlardı zaten. Mert ve Onur birbirlerine başını sallayıp gözlerini Meriç’e diktiklerinde sesli bir nefes verdim. Bu gece çok ızdıraplı olacaktı.

***

Sonunda Onurlar saçma sorularını bitirip zavallı Meriç’i canından bezdirmekten vazgeçtiklerinde ben neredeyse sinirden ağlayacak duruma gelmiştim. Özgür, amcam ile iletişim halinde olduğundan ona hiç bulaşmayıp tüm gıcıklıklarını zavallı Meriç’e yapmışlardı. Çocuğun geldiğine çoktan pişman olduğuna neredeyse emindim. Gerçi yüz ifadesi oldukça sakindi ve ara ara eğleniyor gibi sırıtıyordu ama bence canından bezmişti.

“Ay ama yeter! İçim şişti sizden ya! Arkadaşlarımla biraz da ben vakit geçirebilir miyim? Hani beni görmeye gelmişler de.”

Mert ve Onur bana baygın bakışlarını yolladılar.

“Amca ya!” dedim sinirle. “Bir şey desene şunlara.”

Amcam, Özgür ile telefona gömdükleri başını kaldırıp sorar gibi tek kaşını kaldırdı. Yani gerçekten çok merak ediyordum sabahtan beri konuşacakları nasıl bir konuları olabilirdi? Çünkü daha tanışalı az önce olmuştu da.

“Kabus ne ağladın ya. Kardeşimizin etrafındaki insanları tanımaya çalışıyoruz ne var bunda?”

“Ya siz ne yapacaksınız Meriç’in günde kaç tane insanla konuştuğunu? Benimle ne ilgisi var bunun?!”

“Belki birine sen denk gelirsin ve hoşlanmazsın?” dedi Onur soru sorar gibi. Sonra bir an aklına ne gelmişse dehşetle kesik bir nefes aldı. “Ya da daha kötüsü ya birine denk gelir ve ondan hoşlanırsan?”

Durup sadece suratına baktım ne kadar saçmaladığını kendisi farkına varsın diye. Ama bu Onur’du kendisi mantıksız biri olduğu için asla farkına varmazdı. Zaten sinirle kafama attığı yastıkla bunu fazlasıyla belli etti, bir an tüm dünyam sarsıldı ve oturduğum kanepe kenarından düşecek gibi oldum.

Kaan gürültülü bir kahkaha atarken Arın oturduğu yerden atılıp kafama uzanıp ensemden tuttu dengemi koruyayım diye ama aynı zamanda Meriç de kolumu tutunca garip bir an yaşandı. Ben dan diye yere yapışmamış olmanın verdiği mutlulukla kendimi Arın’ın yanına atarken o ve Meriç birbirlerine ters bakışlar attılar her zamanki gibi. Ama Meriç tam bir kudurtma makinesi olduğundan arsız arsız sırıttı.

“Evet Onur sapıttığına göre bizim sizi salma vaktimiz gelmiş gerçekten.”

Mert sonunda halime acımış olacak ki ayaklandı ve yanıma gelip kafamın üstüne bir öpücük kondurdu. “İyi geceler size çocuklar biz artık sizi serbest bırakıyoruz.”

Benden ayrılıp Meriç’e elini uzattı ve “Tanıştığıma memnun oldum Meriç.” dediğinde nedense sevinçle gülümsedim. Meriç’in Mert tarafından onay almış olmasının beni bu kadar sevindireceğini ben de tahmin etmemiştim açıkçası. Meriç de elini uzatıp Mert’e gülümseyince Kaan’a dönüp çenemle onları gösterdim kudursun diye. O benim arkadaşımı sevmiyordu ama Mert sevmişti işte.

Gözlerinin bana fırlatmak için etrafta yastık aradığını fark ettim ama ne yazık ki ulaşabileceği bir yastık yoktu çünkü hepsini kafama yediğimden benim tarafıma düşmüştü!

Mert uzanıp zorla Onur’u oturduğu yerden kaldırdı. “Abi ben de onların yaşına yakın sayılırım biraz daha kalayım.”

“Çocuklaşma Onur küçül de cebime gir istersen.”

Aslında Onur gerçekten de yaş ve kafa olarak bize yakındı ve normalde olsa bizimle kalması sıkıntı olmazdı hatta eğlenirdik bile ama amacının arkadaşlarıma daha fazla bulaşıp beni rahatsız etmek olduğunu biliyordum. Bu yüzden gıcık bir gülümsemeyle yüzüne bakıp el salladım. Bana seninle görüşeceğiz bakışları atsa da Mert’e ayak diretmeyi bırakıp kalktı.

“Hadi amca sen de gel biz mutfağa geçelim. Kaan sen de birazdan gel ve babamla Rüya’nın hazırladığı kurabiyelerle çayları servis et arkadaşlarına.”

“Bu itler benim arkadaşım değil.” diye homurdandı Kaan sessizce ama onu duymuştum.

Amcam “Yarın birlikte bir tur atar özelliklerine yakından bakarız Özgür.” diyerek ayaklandığında ve Özgür’ün yüzünde heyecanlı bir ifade oluştuğunda sonunda ne konuda konuştuklarını anladım. Tabii ki amcamın arabaları hakkında konuşuyorlardı! Hepsi birbirinden şahane olan, muhteşem arabalarından.

“Harika olur Deniz abi.”

Amcam Özgür’le kırk yıllık arkadaşlarmış gibi yumruk tokuşturdu ve iki yeğenini de alıp sonunda bizi yalnız bıraktılar.

Heyecanla sırtımı Kaan ile Arın’a dönüp arkadaşlarıma baktım.

“Nereden çıktı buraya gelmek? Aşırı mutlu oldum.”

“Kankam baktık senden hayır yok bu abin kılıklı şeytan Kaan da seni bizimle konuşturmuyor ve Arın’ın da buraya geleceğini duyunca vallahi düşünmeden atladık geldik. İyi etmiş miyiz?”

“Hem de ne iyi etmişsiniz var ya!”

Arkadaşlarımı bu kadar özlediğimi fark etmemiştim aslında. Onlarla vakit geçirmeyi özlemiştim ve bugün Kaan’ın arkadaşları gelince ben de kendi arkadaşlarımla olmayı istemiştim ama bu kadar istediğimi fark edememiştim.

Meriç hesap sorar gibi tek kaşını kaldırdı.

“Senin niye telefonun kapalı?”

Arın omzumdan tutup sırtımı geriye yasladığından bir an Meriç’e cevap veremedim.

“Ne yapıyorsun?”

“Kızım benle Kaan’ı niye dışladın? Beraber konuşalım işte.”

Gözlerimi devirsem de sırtımı kanepeye yaslamasına izin verdim ve hatta onlar da sohbetimize girebilsinler diye de biraz duruşumu düzelttim.

“Okulda yaşananlardan sonra telefonum susmayacaktı ben de o an onları kaldıracak bir psikolojide olmadığımdan direkt telefondan kurtuldum.” Şirince sırıttım. “Kısa süre içinde okula geri dönerim sanıyordum Bursa’ya gelişimiz çok ani oldu.”

“Valla Rüya sana çok kırıldık biz.” dedi Özgür ama suratındaki gevşek sırıtışla cümlesi pek güven vermiyordu. “Özellikle Meriç midesini bozdu sana yazdım kaç defa ama sen hiç görüp geçmiş olsun demedin.”

Pişmanlık dolu gözlerle Meriç’e baktım. “Ay çok özür dilerim Meriç iyi misin şimdi?”

Meriç bana cevap vermek yerine bir tane Özgür’e geçirdiğinde şaşkınlıkla onları izledim anlam veremeyerek. Özgür pişmiş kelle gibi sırıtıp kendini geri çekti.

“Yok kız bizim Meriç değil kedi olan.”

Yanımdan kıkırtılar yükselirken ben gözlerimi devirdim. Ben de Meriç’e bir şey oldu sanmış endişelenmiştim. Onun da benim gibi ailesinde sıkıntılar olduğunu biliyordum, her ne kadar tüm detaylara sahip olmasam da annesinin de babasının da olmadığından haberdardım. Bu yüzden eğer başına bir iş gelirse yanında olmak istiyordum. İlk tanıştığımız gün bana, sana bakacak kimse olmayınca hastalık zor geçiyor demesi hala bile aklımdaydı dolayısıyla hastalık gibi durumlarda onun yanında olmak istiyordum. Eğer gerçekten hasta olan kedi değil de bizim Meriç olsaydı yanında olamadığım için çok üzülürdüm.

“Meriç adında bir kedin mi var?”

“Evet hem de Meriç’e benziyor. Göstereyim mi?”

Arın hevesle kafasını sallayınca Özgür anında telefonunu uzattı. Ne yapıyordu bu çocuk fotoğrafları herkese gösterebilmek için hazırda mı tutuyordu?

Ben de hafifçe Arın’a doğru eğildim kediyi görebilmek için. Kaan sabahtan beri bizi umursamıyormuş gibi yapmaya çalışsa da onun da çaktırmadan fotoğraflara bakmaya çalıştığını görünce sırıttım.

“Ay çok büyümüş ama!” dedim resmen içim giderek. “Şu tüylere bak simsiyah.”

“Sana diyorum Rüya Meriç’e benziyor diye. Kedinin gözlerindeki bakış bile bizimkinin aynısı.” Meriç tutup Özgür’ü adeta yerine fırlattı.

“Bu kızıyor ama kedi Meriç böyle arada hırlıyor falan tıpkı Meriç.”

Kıkırdamamı bastıramadım. Meriç Özgür’e sinir olduğunu belli edercesine baksa da bu defa neyse ki saldırıya geçmedi. Yorulmuştu tabii çocuk her dakika Özgür’ü dövmekten.

“Siz okulu bırakıp nasıl geldiniz?”

“Herkes senin gibi ders manyağı olmadığından devamsızlıklarını kullanıyorlardır.”

Kaan bana gözlerini kıstı. “Ya Kabus biz barışmıştık sen niye bunlar geldiğinden beri bana ters davranıyorsun acaba?”

Duraksadım. Öyle mi yapıyordum ya? “E sen de geldiklerinden beri demediğini bırakmadın Kaan.”

“Kızım abinim ben senin bunlar için beni satarsan kafandaki saçları cımbızla çekerim tek tek.”

Korkuyla gözlerim kocaman açıldı. Bu tehdidi her savurduğunda gerçekten yapmış gibi canım acıyordu sanki. “Ruh hastası deli! Seni babama söyleyeceğim.”

Kaan tam muhtemelen beni sinir edecek bir şeyler söyleyecekti ki Arın araya girdi.

“Yani kusura bakmayın da bu sizin barışmış haliniz mi?”

Kaan ile birbirimize bakıp sırıttık. Biz barışsak bile birbirimizi kudurtmayı bırakamazdık ki anlaşma şeklimiz buydu bizim. Kaan ayaklanıp bize uzak düştüğü yerden kalkıp Arın ile ortamıza kurulduğunda Arın’ın yüzü ufak bozulur gibi oldu ama anlam veremedim. Zaten Kaan da görüşümü kısıtlayıp bir anda beni kolunun altına çekince nedenini sorgulayamadım bile.

“Barıştık tabii lan.” Gururla göğsünü kabarttı. “Affettirdim kendimi.”

Aslında doğrusu tam olarak affetmiş sayılmazdım sadece ona bir şans vermiştim ama Kaan o kadar mutlu ve hevesli duruyordu ki bunu bozmak içimden gelmedi. Onun yaptığı şeylerden ötürü pişman olduğunun farkındaydım. En başından beri farkındaydım aslında ama o zamanlar Kaan’ı affedemeyeceğim kadar sinirli ve nefret doluydum ona. Şimdi ise ona sadece bazen sinirleniyordum, nefret etmeyi bırakalı çok olmuştu. Biriyle bu kadar uzun süre aynı evde yaşayıp günün her dakikası yan yana olunca insan ister istemez bir şekilde alışıyordu o kişinin varlığına. Kaan için de öyle olmuştu. Ona sinir olduğum zamanlarda bile yavaş yavaş ona alışmaya başlamıştım. Bu yüzdendir ki ona karşı yumuşamam beklediğimden hızlı olmuştu.

Arın bir anda sinirle uzanıp saçımı çekti hafifçe.

“Madem Kaan affedilmiş bana niye hala ters davranıyorsun sen?”

“Oğlum uzak tut elini kardeşimin saçından.” deyip saçlarımı okşadı nazikçe. Hayır yani daha biraz önce bana yastık şov yapıp beni öldürmeye çalışmamış olsa ne kadar da korumacı ve nazik bir kardeş diyeceğim de her şey herkesin gözü önünde oldu zaten.

“Konuşma sen hain. Arkadaş bildim ben seni. Nasıl olur da bu kız seninle barışıp hala bana kötü oluyor acaba açıklar mısın kardeşim?”

“Ne bileyim oğlum bana ne senden?”

Onların atışmasına dalmışken bacağıma yediğim ufak bir tekmeyle gözlerimi arkadaşımın grimsi gözlerine çevirdim. Her zamanki havalı çocuk tripleriyle durmuş sessizliğini koruyordu ama dikkatimi çekince sessizliğini bozdu.

“Ne çabuk affetmişsin şunu.” derken burun kıvırmıştı. Kaan Arın ile atışmayı bırakıp dikkatini bize verdi. “Daha dövecektik.”

Kaan tam bir drama kraliçesi olduğundan bana sardığı kollarını geri çekip ayaklanıyormuş gibi yaptı. “Hadi gel döv dövebiliyorsan.”

“Seni ayağa bile kalkmadan yere sererim. Daha önce yapmamış değilim biliyorsun.”

İkisine de gözlerimi devirip serçe parmağını deli kardeşimin parmağına sardım sakinleşsin diye. Bu kadar mutluyken bu ikisinin kavga edip mutluluğuma gölge düşürmelerini istemiyordum.

“Sakin olun Rockyler. Siz kavga etmeden en azından bir saat birlikte vakit geçirmek istiyorum.”

Kaan tahmin ettiğim gibi anında sakinleşti. Hatta… fazlasıyla mutlu oldu yaptığım harekete karşılık. Diyorum ya sanki bu iki gündür o benim küçük kardeşim gibiydi.

“Eee?” dedim konuyu kapatmak ister gibi. “Hala okuldan nasıl izin aldığınızı anlatmadınız?”

Beklenmedik bir koalisyonla Arın, Meriç, Özgür üçlüsü birbirleriyle göz göze geldiler ve cümleleri kelimelere dökme gereği duymadan bakışlarıyla anlaştılar. Gözlerimi kıstım.

“Bunlar bizi satıp arkadaş olmuşlar galiba yokluğumuzda Kaan.”

“Koynumda yılan beslemişim galiba Kabus.”

Arın bize gözlerini devirip Kaan’ın ensesine geçirdi bir tane. “Saçma sapan konuşma kardeşim.”

Kaan sessizce arkadaşına sorgulayıcı bakışlar atmaya devam edince Özgür’e döndüm ben.

“Nasıl izin aldınız?”

“Şöyle ki izin almamıza gerek kalmadı çünkü…” Bir an duraksadı. Sırf heyecan olsun diye böyle durduğuna emindim. Gözlerini tek tek hepimizin üzerinde gezdirmeye başlayınca Meriç oflayarak ağzını açtı.

“Uzaklaştırma aldık.”

“Ya Meriç niye bozdun ben söyleyecektim!”

“Üçünüz de mi?”

“Neden? Birbirinizle mi kavga ettiniz yoksa?”

Arın “Yok.” Derken arkadaşlarıma bakıp sırıttı. “Kavga ettik ama birbirimizle değil.”

“Yakup şerefsizi okulun oralarda geziniyordu biz de görünce doğal olarak dövdük. Biraz fazla dövmüşüz sanırım hocalar araya girdi.”

Kınayan bakışlarımı arkadaşımın üzerine diktim. “İnanmıyorum size. Boş verseydiniz biz onu şikayet falan ettik zaten. Neden başınızı yaktınız?”

“Ne demek inanmıyorum Kabus? Çok da iyi yapmışlar.” Meriç’e ilk defa sinirli bakmak dışında çok acayip bir şey yaptı: Gülümsedi. “Kedi olalı bir fare yakalamışsın görüyorum Meriç.”

Bariz kedi alayına sadece Özgür güldü.

“Çok teşekkürler çocuklar.” dedim duygulanarak. “Benim için ceza almışsınız.”

Dönüp Arın’a bile minnetle baktım. Onun suratında sanki yapması gerekeni yapmış gibi bir ifade olsa da üçüne de minnettardım.

“Ne teşekkürü kanka sayende tatile geldik valla.”

Kıkırdadım. Ancak Özgür uzaklaştırma cezası aldıktan sonra tatile gidebilirdi.

“Kaan! Gel yardım et abicim.”

Kaan abisini duymamış gibi davranarak durmaya devam etti. Kolunu dürtükledim. “Mert seni çağırıyor.”

“Duyuyorum.”

“E gitsene.”

“Kızım ilk çağırışında niye gideyim beklesin biraz işte.” Gözlerimi devirdim.

“Kaan!”

“Gitsene!”

Kaan kolunu deşmeme sonunda dayanamamış olacak ki oflayarak ayağa kalktı. Aynı zamanda Özgür de ayaklanıp “Kanka bana da tuvaleti göstersene.” dediğinde Kaan’a kanka demesinin şoku içindeydim.

“Nereden kankan oluyorum senin?”

“E Rüya ile barışmışsınız işte kankayız oğlum artık.”

Kaan hoşuna gitmemiş gibi yüzüme baktı. “Bunlarla arkadaş olma demiştim sana. Şimdi senin yüzünden kanka olmak zorundayız.”

Hain bir gülümseme dudaklarımı ele geçirdi. “İstersen sen abiliği bırak gerek kalmaz arkadaş olmanıza.”

“İşte benim arkadaşım be! Nasıl rest çekti ama. Arkadaşlığı bırakırım abicim demiyor arkadaşlarım için abim olmayı bırak diyor. Böyle dost görülmedi be! Ben de daha kedimin adını Meriç koydum diye en yakın arkadaşım sandığım kişi tarafından hala dayak yiyeyim.”

Özgür ile yumruklarımızı tokuşturduk. Enerjisi yüksek bir çocuktu hep. En büyük hobisi Meriç ile uğraşmaktı ama onu çok sevdiğini biliyordum. Hem Meriç de sürekli onu dövüyor olsa da o da çok seviyordu Özgür’ü.

“Kabus niye bunlarla arkadaşlığı bırakırım abicim demiyorsun?” diye sordu Kaan huysuz bir sesle.

“Aynen Kaan oldu olacak ayaklarını da yere vurup bana ne! diye çığlık da at.”

“Kaan!”

Oflayarak ve gerçekten ayaklarını yere vurarak içeri gitti. Peşinden Özgür de pıt pıt ilerliyordu ama Kaan’ın onu salladığı yoktu.

Meriç ve Arın ile yalnız kalınca bir an üçümüz de boş boş birbirimize baktık fakat çok geçmeden Meriç sanki yabancılığını üstünden atıp rahatlamaya başlamış gibi oturduğu yerden yayılıp çenesiyle yanımdaki çocuğu işaret etti. “Seninkinin kardeşi de gidip Eylem’i dövdü. Cetvel gibi kız gitmiş bacak kadar boyuyla yere serdi Eylem’i.”

Dehşetle bir Arın’a bir Meriç’e baktım. “Nereden benimki oluyor be?!”

“Kardeşimin boyuyla dalga geçme lan!”

Arın üzerimden uzanıp Meriç’e yumruk atmaya çalıştığında Meriç hiç istifini bile bozmadı hatta aksine yarım ağız sırıttı.

“Arın ezdin beni ezdin!” dedim nefessiz kaldığımdan zar zor çıkardığım sesimle. Resmen üstüme atlamıştı yeterince iyi vurabilmek için. “Bıktım siz dördünüz her dakika birbirinize yumruk atmaya çalışmasından! Kalk üstümden nefes-alamıyorum!”

Arın’ın vücudunun bir anlığına kasıldığını hissettim, Meriç’e uzanmaya çalışmayı bıraksa da üstümden çekilmemişti. Ben de aslında altında nefessiz kalmış değildim ama neredeyse bacaklarımın üstüne çıkmıştı ve tüm ağırlığını verdiği için bacaklarım ağrımaya başlamıştı.

Yüzünü yavaşça yüzüme çevirdi ve beni bal rengi gözlerinden başka bir yere bakamayacağım bir bakışla yerime sabitledi. O kadar yakınıma girmişti ki bu hareketiyle nefes alamadım. Çok kısa bir an yutkundu. O da ne kadar yakın durduğunu fark etmiş gibiydi ama kendini geri çekmedi. Ben de güneşe benzettiğim gözlerinden gözlerimi çekemedim.

“Kusura bakma.” dedi kısık sesle. Ama hala üzerimden çekilmemişti. Gözlerimi kırpıştırdım ve yanlışlıkla sesli bir nefes verdim. Bu hareketim alnına dökülmüş yumuşak saçlarının titremesine neden olmuştu.

“Sorun değil.” dedim neredeyse içime kaçan sesimle. Verdiğim nefesi sakince geri alırken kokusu burnuma doldu. Bu… bu çok büyük hataydı. Çok güzel kokuyordu. Nefes alma. Nefes alma aptal.

“Ayrılsanız mı diyorum?”

Meriç alaycı bir sesle konuştuğunda ikimiz de irkilir gibi birbirimizden uzaklaştık. Yani… benim pek uzaklaşabileceğim bir alanım olmadığından kafamı çekmem bir etki etmedi ama Arın üzerimden çekilince rahatlayarak sesli bir nefes verdim.

Ben ve Arın sessiz sessiz sadece yan yana oturmaya başladığımızda Meriç oldukça alaylı bir ses çıkardı.

“Siz çocuklar beni çok eğlendireceksiniz.”

Ters ters arkadaşıma bakmaktan kendimi alıkoyamadım. Ne diye eğlendirecektik seni acaba? Hayır, bir şey olduğu yoktu sonuçta.

Kendi kendimi onayladım sessizce. Yoktu canım ne olacaktı?

***

Sonunda arkadaşlarımla özlem giderip yorulana kadar sohbet ettiğimizde saat gece yarısını geçmişti. Kaan ve Arın tüm gece yanımızdan ayrılmasalar da bir süre sonra bizi kendi hallerimize bırakıp kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Elbette ikisi de haylaz birer çocuklar oldukları için arada bir bize laf atmak için sohbetlerine ara veriyorlardı ama bu beni çoğunlukla rahatsız etmedi. Çoğunlukla diyorum çünkü birkaç kere Kaan’ı dövmek için yerimden kalkmıştım.

Özgür esnemekten bir hal aldığı vakit Kaan onlara kalacakları odayı göstermek için öncü oldu. Muhtemelen çocuklar kendilerini rahat hissetsinler diye yardımcı olmak istemişti ama Kaan’dı bu arkadaşlarımı tenhada gizlice tehdit etmeye falan da çalışabilirdi.

Kendi kendime kıkırdayıp diş fırçamı yerine koydum ve yatmadan önce kullandığım saç bakım sütünü elime aldım.

Deniz amcamın dediği gibi akşam birkaç saat içinde yanan odalar eski haline getirilmiş, eşyaları bile yerleştirilmişti. Ki amcam ne kadar inatla kabul etmese de kesinlikle mafya olduğu için her şey bu kadar hızlı halledilmişti bence. Buna en çok Sinco sevinmişti muhtemelen çünkü ona özel yaptırılan oda yeniden inşa edilmişti. Hatta o kadar özenilmişti ki bu evde resmen küçücük sincap bile benden daha iyi şartlar altında yaşıyordu. Bunun tribini amcama ve babama atmak da ayrıca aklımdaydı.

Kapım iki defa vurulduğunda banyodan yeni çıkmıştım. Bakım yapıp taradığım saçlarım yumuşacık olmuştu, mis gibi kokuyordu.

Gözlerimi aralık bıraktığım kapıma çevrildi. Arın; muhtemelen Kaan’dan aldığı düz, siyah bir tişört ve yine siyah bir eşofmanla kapımda dikiliyordu. Dağınık saçları hafif elektriklenmiş, bu onu biraz şapşal gibi göstermişti. “Selam melek.”

Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Yine demişti işte. Melek?

“Efendim?” diye sordum birkaç saniyelik duraklamanın ardından. Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı, onu incelemiş olmamdan ve bana taktığı lakaba şaşırmamdan keyif almıştı. Aynı şekilde o da beni baştan ayağa yavaşça süzdü. Fakat ben biraz bu durumdan rahatsızdım. Aşağıda çok umurumda olmamıştı ama şu an odamda onunla yalnızken pijamalı olmak beni utandırdı. Okulda her zaman özenle hazırlanmış bir şekilde bulunurdum, Arın ilk defa ev halimi görüyordu. Ailesiyle eve geldiği gün bile özellikle hazırlanmıştım. Ama şimdi resmen saatlerdir karşısında pijamayla duruyordum. Üstelik düşününce Meriçlerin yanında pijamayla olmak beni rahatsız etmemişti. Fakat Arın… farklıydı.

“Çok tatlı görünüyorsun.” dedi içeri birkaç adım atarken. Utandığımı fark etmiş olmalıydı ki gözleri haylaz bir parıltıyla parladı. “Papatyalı pijamanla çok sevimlisin. Okulda sürekli pençelerini çıkarıp dolaştığından daha önce gözüme hiç bu kadar masum gelmemiştin.”

Gözlerimi devirdim ama yanaklarım kızardı. “Pençelerimi sadece sana çıkarmam manidar.”

Tam önümde adım atmayı bıraktı. Benden birkaç santim uzun olsa da onu görebilmek için gözlerimi hafifçe kaldırmam yetti. Bal gözleri geceyle birlikte ışıltısını kaybetmemiş aksine sanki güneşmiş gibi parlıyordu.

“Oysa çok tatlı çocuğum, sana bir zararım olmadı hiç.”

Suratına ‘Gerçekten mi?’ der gibi tek kaşımı kaldırdım.

“Bir keresinde senin yüzünden merdivenlerden düşüp bileğimi burkmuştum.”

“Orada sana sarılmak istemiştim.” Hüsranla kaşlarını çattı. “Seni öldürecekmişim gibi benden kendini uzaklaştıran sendin.”

“Geçen sene midemin kötü olduğunu bile bile tostuma bilerek bol acı koydurmuştun.”

“Onu ben yapmadım! Sana acısız tost hazırlamalarını özellikle belirtmiştim Kaan itlik yapmış orada. Ben suçsuzum.”

“Kimyadan aldığım proje ödevimi teslim etmeme bir gün kala su döküp mahvetmene ne demeli?”

“O gece sabaha kadar uyumayıp yeniden yaptım ama projeni hocaya zamanında teslim etmek için.”

Daha önce onun yüzünden başıma gelen bir başka şeyi cümleye dökebilmek için dudaklarımı araladım ama söylediği şeyin farkına varmamla gözlerimi kocaman açıp ona baktım.

“Proje ödevimi yeniden mi hazırladın?”

Dudaklarını birbirine bastırdığından anladığım kadarıyla bunu söylemek istememişti. Ağzının içinden bir küfür mırıldandı. Ben kendimi durduramadan bal gözlerinden akıp gelen bir gülümseme dudaklarıma yerleşti.

Arın ise siniri banaymış gibi gözlerini devirdi. “Hocanın teslim etmediğin ödeve mi yüz verdiğini sanmıştın süper zeka?”

“Bilmem ki hocaya açıklama yapınca doğruyu söylediğimi bildiğinden bana sıfır vermedi sanmıştım.”

O bir şey demedi ama ben gülümsemeye devam ettim. Benim o projeyi tamamlamam haftalarımı almıştı ama o bir gecede yapmış mıydı? Bu çok ama çok tatlıydı.

“Nasıl yetiştirdin bir gecede?”

Uzanıp saçımın ucuna dokundu hafifçe ve alayla sırıttı. “Bana yardım etmesi için Ayça’ya para teklif ettim.”

Neşeyle kıkırdadım. “Ciddi misin? İnanmıyorum!”

“Ödevini mahvettiğim için çok ağlamıştın, melek.” diye mırıldanıp parmağının tersini hafifçe elmacık kemiğimin üzerinde gezdirdiğinde gülüşüm dudaklarımda asılı kaldı. “Benim yüzümden ağlamanı istemedim. Aslında herhangi bir şey yüzünden ağlamanı istemiyorum. Sen ağladığında içim acıyor sanki.”

Hiçbir şey diyemedim. İtirafı o kadar ani o kadar derinlerden çıkıp gelmişti ki dumura uğradım ve sadece kalbimin atışının kulağımda çınlamasını dinleyerek yutkundum. Karşımda durup ağlamamın içini acıttığını söyleyen çocuk ise sanki yüzümde kaybolmuş gibi bana bakıyordu. Ama beni görüyor muydu bilmiyorum açıkçası.

“Arın nereye kayboldun lan?”

Kaan’ın sesi telaşla iki adım geri atmak için gereken hareket yetimi geri kazanmamı sağladı. Ben geri çekilince eli havada kalmış olan Arın hiç istifini bozmadan gülümseyerek elini indirdi. Kaan’ın açık kapımdan içeri girmesi de o an gerçekleşti, tam ben karşımda durup gülüşüyle kalbimin ritmini nasıl değiştirdiğini anlayamadığım çocuğun gülüşüne takılı kalmışken.

“Hayatım iki saniye arkamı döndüm hemen kaçmışsın?”

Kaan sanki ortada hiç anormal bir durum yokmuş gibi ikimizin arasına gelip durdu ve dirseğiyle şakacı bir şekilde arkadaşını dürttü. Oysa ben az önce neler olduğunu anlamlandırmaya çalışırken çok zorlanıyordum. Mesela kalbim tam olarak ne zaman susacaktı? Çünkü yani bu kadar atmasına gerek yoktu.

“Yavrum Rüya seslendi bana duymadın mı?”

Gözlerimi kocaman açarak Arın’a baktım. Yüzünde alaylı bir ifade vardı, dudağının bir kenar kıvrılmıştı. Ben ona seslenmemiştim ki!

“Öyle mi? Niye çağırdın Kabus?”

O an nasıl aklıma geldiğini bile bilmediğim hızlı bir yalanla “Benim için kavgaya karıştığından teşekkür etmek istemiştim.” dedim oysa neden yalan söylediğimi bile bilmiyordum. Ben seslenmedim deyip topu olması gerektiği gibi Arın’a atabilirdim ama içimde bir şeyler o kadar gereksiz bir telaş içindeydi ki o an direkt aklıma bu gelmişti. “Ceza almış benim yüzümden.”

İkisine de arkamı dönüp çekmecemden bir şey almam gerekiyormuş gibi yatağıma doğru eğildim. “Her neyse Meriç ile Özgür uyudu mu?”

“Evet, odalarını gösterdim.” Kaan’ın hevessiz sesi bir anlığına normale dönüp sırıtmama neden olduğunda kafamı kaldırıp yüzüne baktım.

“Boğmaya falan çalışmadın kimseyi değil mi?”

Bana uzun uzun gözlerini devirip arkadaşının omzuna kolunu attı ve odamdan çıkmak için önüne döndü.

Ben Arın’a bir kere daha bakmasam da onun gözlerinin üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Keza “İyi geceler Rüya.” derken sesi güler gibi çıkmıştı. Benimle ilgili bir şeyler onu çok eğlendirmişti ve ben neyin onu bu kadar eğlendirdiğini bilmek istiyor muyum yoksa istemiyor muyum pek emin değildim.

“İyi geceler.” dedim arkasından cansız bir sesle. Ve odamdan çıktıklarından emin olunca da boş kapıya doğru umutsuzca bir bakış attım.

Bu gecenin benim için iyi olacağını pek sanmıyordum.

***

Ertesi güne gözlerimi açtığımda hala dün gece olanlardan dolayı aklım karışıktı. Arın’ın bir anda değişen tavırlarını düşünmekten tüm gece gözüme gram uyku girmemişti. Ve artık düşündüğüm tek şey Arın’ın tavırları mı değişmişti yoksa aslında hep böyleydi de ben mi fark etmemiştim? Asla emin olamıyordum.

Ve bana ağladığımda içinin acıdığını söylemeye de hiç hakkı yoktu! Neden benim ağlayışım onun içini acıtsındı ki? Oldukça komikti ve belli ki bariz bir yalandı.

Oflayarak tırmandığım duvarın kenarından ağaca zıplayan Sinco’yu izledim. Henüz diğerlerinin uyanması için erken bir saat olsa da ben çoktan ayaklanmıştım. Dün gece kafam fazlasıyla dolu olduğundan babamın yanına gitmek yerine kendi odamda kalıp onu ve Kaan’ı bir geceliğine baş başa bırakmıştım. Odalarımız tamir edildiğinden Mert kendi odasına geri yerleşmişti ve Kaan’ın odasında da Arın kalıyordu.

Oturduğum yerden görünen odaya sağlıksız bir bakış attım. Gidip o uyurken gizlice yüzüne yastık basarak onu boğsam nasıl olurdu? En azından kafamda düğüm olmuş sorunların kaynağını yok ederdim?

“Sabah sabah ne bu dertli bakış kardeşim? Karadeniz’de gemilerin mi battı hayırdır?”

Gözlerimi perdeleri kapalı pencereden çekip yavaş adımlarla görev yerine ilerleyen Enes abiye çevirdim. Sonunda gelmişti! Onun vardiyası gelene kadar burada duran başka bir abi vardı ama ne yazık ki pek konuşkan değildi. Tüm konuşma çabalarımı geri püskürtmüş üstelik sanki düşmanıymışım gibi bana kötü bakışlar atmıştı. Halbuki sadece günaydın demiştim. Gerçi… o muhtemelen henüz uyumadığından ona pek gün aymamış olmalıydı ama yani bu kadar da huysuz olmasına gerek yoktu ki canım! Onur bile onun yanında melek kalıyordu.

“Sonunda geldin Enes abi ya! Sabahtan beri gelmeni bekliyorum.”

Enes abi siyah takım elbisesiyle, kulağına taktığı kulaklıkla oldukça havalı bir korumaydı. Sabahın bu saatinde uyanmış olduğundan göz altları hafif şiş olsa da gözleri fıldır fıldır etrafta dönmeye başlamıştı bile. Ama gel gör ki koskoca havalı koruma yanımda durup bana göz devirdi.

“Yine neler deyip kafamı ütüleyeceksin acaba çok merak ediyorum? Bir de sabahın köründe.”

Somurttum. “Ama Enes abi hani ben senin hep istediğin kardeşin gibiydim.”

Hiç istemediğim kardeşim gibisin demiştim Rüya.”

“Of Enes abi ya! Sana da sabah sabah bir şey demeye gelmiyor.”

“Evladım farkında mısın daha sabah bile değil? Kargalar ve kahvaltı mevzusu vardır bilir misin?”

Gözlerimi devirdim. Ben de isterdim herhalde hala uyumayı değil mi? Ne yapayım yani aklım karışmışsa? Hayatımda kaç defa karışıyordu sonuçta aklım?

“Anlat bakayım ne oldu?”

“Boş ver Enes abi.” Sesli acınası bir iç çektim. “Sonra laf ediyorsun kırıcı kırıcı.”

Güldü. Bu adam beni zorbalamaktan bu kadar keyif alırken neden konuşmak için onu seçmiştim ben de bilmiyordum. Gerçi bu evde anlatabileceğim başka kimse de yoktu. Kalkıp babama Arın’ın ben ağlayınca içi acıyormuş baba diyemezdim. Hayırdır yani diye sorarlardı adama.

“Tamam tamam bir şey demeyeceğim söz. Anlat bakalım merak ettim.”

Hevesle ayaklarımı duvardan aşağı sarkıttım ve sırtımı dikleştirdim.

“Şimdi Enes abi ağlamamın birinin içini acıtması ne anlama gelir?”

Böyle var oluşsal bir soru beklemediğinden sanırım boş boş yüzüme baktı.

“Rüya git işine ya ne diyorsun?” diye sorması da ne kadar saçmaladığımın bir kanıtıydı ama bir şekilde birinin fikrini almam gerekiyordu.

“Ya diyorum ki Enes abi mesela ben ağlayınca birinin içi acıyormuşsa bu ne anlama gelir?”

Ben gözlerimi dikmiş düşünceli ifadesiyle ağzından mantıklı bir şekilde ‘Hiçbir anlama gelmez Rüya saçma sapan konuşma.’ demesini beklerken duymayı hiç beklemediğim bir ses gür bir sesle “Kim sana sen ağlayınca içim acıyor dedi?” diye sordu. Korkuyla irkildim ve amcam dibime gelip bacaklarımdan tutmasa az daha dan diye kendimi yerde bulacaktım.

“Amca öyle sessiz sessiz gelinir mi ya ne yapıyorsun?”

Deniz amcam gözleri kısık bir şekilde yüzüme bakarken cevap vermedi. Kurtarıcım Sinco da oldukça doğru bir zamanlamayla amcamın omzuna atladığında dikkatinin dağılmasından faydalanıp bacağımı tutan ellerinden kurtardım kendimi ve duvardan aşağı atladım. Enes abi ise duruşunu düzeltip daha ciddi bir pozisyon aldı.

“Cevap versene abimin papatyası, kim dedi bakayım bunu sana?”

Daha bir adım uzaklaşamadan yine göz hapsine alındım. “Kimse demedi amca ya kim diyecek? Öyle konuşuyorduk biz Enes abiyle.”

Deniz amcamın yeşil gözleri korumasına döndü. Enes abiyle uzun bir bakışma yaşarlarken ben kenardan sıvışmaya çalışıyordum. Enes abi yarım ağız gülse de oldukça ciddi bir şekilde durmaya devam etti ve amcama resmen bakışlarıyla ne anlatmak istiyorsa anlattı.

Amcamın yanından geçip gittiğimde o da hemen peşime düştü ve kolunu omzuma attı. Beraber mutfağa doğru adımlarken hiç sesimi çıkarmadım. Hatta dümdüz önüme bakıp yürüdüm ama amcam işkillenmiş gibi gözlerini kısıp duruyordu.

“Çok şüpheli abimin papatyası çok şüpheli.”

***

“Şu eline koluna mukayyet ol Kaan.”

“Asıl sen o ayağını çek Meriç.”

“Oğlum ayağını ayağımın üstüne atan sensin!”

“O zaman benim ayağımı uzaklaştır onu da ben mi diyeyim?”

Yaslandığım yerden sırtımı doğrultup arkamı döndüm ve Kaan’ın gözlerinin içine bakarak gözlerimi devirdim. Meriç kafasını kaldırmış sesli bir sabır çekiyordu. Haklı olarak.

“Çocuklaşmayı tahminen ne zaman bırakmayı düşünüyorsun?”

“Sen şunlarla arkadaşlığını bitirmeyi ne zaman düşünüyorsun?”

Bir kez daha gözlerimi devirdim.

“Bizi zorla Umutların evine götüren sensin Kaan farkında mısın? Bu kadar rahatsız oluyorduysan çağırmasaydın.”

“Güzelim Kabus kardeşim ben senden rahatsız olmuyorum ki.” Eliyle hemen kendisinin yanında masumca oturmuş arabanın camından dışarıyı izleyen Meriç’i gösterdi. “Ben bu varlıktan rahatsız oluyorum.”

Mert bizi Kaan’ın arkadaşlarının yanına götürdüğünden arabadaydık. Ben bu ailenin prensesi olduğum için yolcu koltuğunda rahat bir şekilde yayılarak oturuyordum. Arabayı sürerken derin düşüncelere dalmış Mert’in yanında. Arkada ise Kaan, Arın, Özgür ve Meriç oturuyordu ve işler onlar için o kadar da rahat değildi. Sıkış tıkışlardı ve açıkçası Özgür’ün sığacağı bir alanı olduğundan bile şüpheliydim. Arın ile Kaan’ın arasına sıkışmıştı ve yakında sadece havada durmaya başlayacak diye endişeleniyordum.

“Biz ayrı takılacaktık işte sizden. Zorla bizi arabaya sürükledin.”

Kaan sanki aşırı absürt bir şey demişim gibi güler gibi bir ses çıkardı. “Evet sanki seni bunlarla yalnız bırakırmışım gibi.”

Oflayarak önüme döndüm. Bu çocuk başıma belaydı. Yani eskiden de öyleydi ama en azından eskiden bana karışmıyordu, yalnızca birbirimizi sinir ediyorduk. Ama şimdi hem beni sinir ediyor hem de bana karışıyordu. Abim çıkan kişinin Kaan olması bence evrenin bana olan garezini gösteriyor.

“Biliyorsun Kaan okulda sen Rüya’nın burnundan getirip onu ağlatırken yanında biz vardık. Bunu bir düşün bence.”

Meriç’in bu cümlesi Kaan’ın tamamen sessizleşmesine neden olurken ben telaşla Mert’e baktım çaktırmadan bunu duydu mu diye ama Mert o kadar uzaklara dalmıştı ki onun şu an herhangi bir şeyi duyabildiğinden şüpheliydim.

Kaşlarımı çatarak yola geri çevirdim gözlerimi. Mert sabah uyandığından beri biraz keyifsizdi zaten ama bu kadar dalgın olduğunu fark etmemiştim. Sorunun ne olduğunu merak ederek yan gözle ona baktım. O da babam gibi dışarıdan sert görünen bir kişi olsa da aslında bu ailenin en duygusalının o olduğunu biliyordum. Bir şeylere nadir üzüldüğünü görüyordum ama üzüldüğü zamanlarda da onu öyle görmek sanki insanın içini parçalıyordu.

Arabanın içini bir zil sesi doldurduğunda yanımda hareketlenen bedene verdim dikkatimi. Telefonunun sesini duyunca irkilmişti ama gözünü yoldan ayırmadan ceketinin cebinden çıkardığı telefonunu bana uzattı.

“Güzelim bakar mısın kimmiş?”

Telefonu elime alıp ekrana baktığımda kayıtlı olmayan bir numara vardı. Bunu ona söylediğimde kaşları çatıldı.

“Açabilir misin canım? Bir arama bekliyorum da arabayı kenara çekemem şu an.”

“Tabii.” diyerek çalmaya devam eden telefonu yanıtladım ve gerginlikle kulağıma götürdüm. Telefonumu hayatımdan çıkaralı aşırı uzun zaman geçmiş gibi hissediyordum bu yüzden biraz yabancılık çektiğimi fark ettim. Bir süre daha kendimi insanlardan uzak tutarsam yakında ilkelleşecektim sanırım.

“Alo?” dedi telaşlı bir kadın sesi ben telefonu açar açmaz. Kulağıma bile tam götürmemiştim. “Mert, oğlum?”

Tanıdık ses kalbimin teklemesine neden olduğunda dondum kaldım. Çok, çok, uzun süredir duymadığım bir sesti bu. Şimdilerde yavaşça unutmaya başladığım ama aylar önce hasretini çektiğim ses.

Hiçbir şey demeden telefonu hızla kulağımdan çektim ve aramayı sonlandırdım.

“Kimdi güzelim?”

Annem. Annemiz.

“Yalnızca telesekreter.” diye yalan söyledim yaşadığım şoku elimden geldiğince çaktırmamaya çalışarak. Arkadakiler kendi dertlerine odaklandıklarından bu telaşemi fark etmediler, Mert de söylediğime inandı ve yola odaklanmaya devam etti.

Ama ben tüm yol boyunca kaskatı oturmayı ve telefonu elimde tutmayı bırakamadım. Ne yani, Mert onunla görüşüyor muydu? Neden Mert’i arıyordu annem? Gün boyunca beklediği arama onunki miydi?

Kafam patlayacak gibi hissediyordum. Eğer Mert annemle görüşüyorsa bu konuda ne hissedeceğimi bilmiyordum ama kesin olan şeyin Kaan ile Onur’un bunu öğrenirlerse evde kıyameti koparacaklarıydı. Anneme karşı ben daha ılımlıydım sanırım ama Onur ondan nefret ediyordu, Kaan ise annesinin yine onunla görüşmek yerine başka kardeşiyle görüştüğünü duyarsa yıkılırdı. Ve bunların yansıması Mert’e nasıl olurdu bilemiyordum. Bu yüzden yalan söylemiştim aslında. Kaan duymasın diye, duyarsa çok üzülür diye. O her zaman annesinin kendisi için dönmesini bekliyordu biliyorum. Kahrolurdu.

Elimde tutmaya devam ettiğim telefon titrediğinde istemsizce irkildim ve bakışlarım açılan ekrana düştü.

Ece’m diye kayıtlı kişiden “Mert çok üzgünüm. Lütfen konuşabilir miyiz aşkım?” diye bir mesaj gelmişti.

“Oha!” diye bağırdım kendimi tutamadan. Mert bu bağırışımla irkilirken arkadakilerin sesi kesildi.

Hemen arkamda cam kenarında oturan Arın’ın kulağımın dibinden gelen sesini duydum. “Ne oldu?”

“Güzelim ne oldu?”

Mert’e en pis bakışımla baktım.

“Mert senin sevgilin mi var?” diye sordum sinirle.

“Ne? Abi?”

Kaan sıkışarak oturduğu yerden yanındaki herkesi rahatsız ederek öne kaykıldı. O sırada sanırım poposu sonunda yeri bulduğu için sevinen Özgür’ün “Allah’ım çok şükür!” dediğini duydum ama ona gülemeyecek kadar öfkeliydim Mert’e.

“Sen nereden gördün Rüya?” diye sordu Mert bize bir açıklama yapmak yerine. Bedeni gerilmişti. Sanırım tüm gün beklediği arama annemden değil sevgilisindendi.

“Ece’n sana aşkım diye mesaj atmış!”

Mert’in bir anda yüzü aydınlandığında kaşlarımı çattım. “Öyle mi demiş?”

“Mert!”

“Yok artık abi! Şirketteki yazılımcı Ece hanım deme sakın!”

Mert keyfi nasıl yerine geldiyse yerinde doğruldu, yüzünde silemediği bir gülümseme vardı.

“Size ne ya? Kaç yaşında adamım size hesap mı vereyim?”

“Yok abi de haberimiz olsaydı iyiydi.” diye anında döneklik yapan Kaan’a sinirle uzandım ve çıyan saçını çektim sertçe. “Ah! Kabus ne yapıyorsun ya?”

“Ne demek yok abi. Tabii ki hesap vereceksin abi diyeceksin!”

Sinirli bakışlarımı Mert’e çevirdim.

“Ya sen abini mi kıskandın sen?” diye sordu keyifle ve gözlerini yoldan ayırmadan tutup yanağımdan makas aldı.

“Kıskanmadım efendim!” Kıskanmıştım bu arada. Ama konumuz bu değildi. “Ya siz bana kaç gece önce 38 yaşına kadar sevgili yapamayayım diye zorla sözleşme imzalatmadınız mı?”

Kulağımın dibinden “NE?” diye bağırdı Arın hüsranla. Ona anlamsızca anlık kaşlarımı çatarak baksam da umursamadım ve yanımdaki haine geri döndüm. “Mert abi cani misiniz?!”

“Nasıl benim olamıyorken senin sevgilin olabilir?”

“Güzelim,” dedi Mert yüzündeki gülümseme zerre bozulmadan. “Ben senin küçük kız kardeşin miyim? Tabii ki senin olamıyorken benim olabilir.”

“Mert abi ayıp etmişsiniz kıza.” dedi Arın sesini duyurmak istercesine kafasını Kaan’ın yanından çıkarmaya çalışarak. Özgür’ün acıyla cıyaklayan boğuk sesi kulağıma geldi. Zavallı arkadaşımı iki dana aralarında ezmişti.

“Arıncım senin de kız kardeşin var, bir düşün sen de bunu derim belki aynı sözleşmeyi sen de yapmak istersin.”

“Sakın!” diye yükselen hiç beklemediğim şekilde Meriç oldu. Gözlerimi kocaman açarak ona döndüm, ona dönen tek kişi ben değildim ama öfkeyle bakan tek kişi Arın’dı.

Neler oluyor bu lanet arabada?!

“Sana ne lan kardeşime sözleşme yaptırıyorsam?”

Meriç’i Kaan ve Arın yüzünden tam göremiyordum ama rahatsız yüzünü birkaç saniyeliğine seçebilmiştim. Yok artık! Meriç, Arın’ın kardeşinden mi hoşlanıyordu? Ne ara olmuştu bu? Bu çocuk Yasemin’e aşık değil miydi?

“Dağ ayısı mısın sen Arın? Küçük mü o kız? Ne sözleşmesi abi?”

Mert ve Kaan aynı anda deli gibi öksürünce Meriç anında Mert’e döndü. “Pardon abi sana bir şey demedim yanlış anlaşılma olmasın.”

“Ama bana dedin mi?” Kaan’ın tripli soruşu az kalsın bu ortamda gülmeme neden olacaktı. Meriç ona dümdüz bir bakış atsa da cevap vermeye tenezzül etmedi. Kaan ise kollarını önünde birleştirip somurttu.

“Bana bak Meriç, sakın, bak sakın diyorum Ayça’ya yaklaşayım bile deme. Elimde kalırsın.”

Arın’ı ilk defa bu kadar sinirli gördüğüme yemin edebilirdim. Neredeyse öfkeyle soluyordu. Aslında Kaan’ın da ondan farklı olmayacağını sinirden köpüreceğini düşünmüştüm çünkü Ayça onun da kardeşi gibiydi ama aksine Kaan ondan hiç beklenmeyecek bir şekilde keyifliydi.

Dayanamadığımdan merakla “Sen niye sırıtıp duruyorsun?” diye sordum. Kaan keyifle Meriç’i işaret etti omzunun üzerinden. “Bu herif Arın’ın kardeşine aşıksa bu demek oluyor ki benim kardeşimden uzak duruyor. Artık geceleri rahat uyuyabilirim.”

Gözlerimi devirdim. Gerçekten inanılmaz bir çocuktu. Kafasının çalışma şekli büyüleyiciydi. Ama Kaan için ona Ayça’dan daha kardeş oluşuma içimden küçük bir kız gibi sevinmeden edemedim. Beni Ayça’dan daha çok önemsiyordu!

“Kaan seni döverim.”

Arın bir anda Kaan’ın üzerine atlayınca arkada gürültülü bir hengame yaşandı. Özetle söylemek gerekirse olan yine aralarında sıkışıp kalan Özgür’e olmuştu. Yüzümü üzüntüyle buruşturdum. Zavallı arkadaşım benim.

Araba ani bir frenle durduğunda ben bile korkuyla öne savruldum ama Mert kolunu uzatıp havalı bir şekilde torpidoya çarpmamı engelledi. Ama arkadakilerin acı dolu bağırışlarına bakılırsa onlar benim gibi şanslı değildi. Mert’e sevimli bir bakış attım. Ama bunu görmedi ve sinirle elini koltuğumun arkasına yerleştirip kafasını arkadaki dörtlüye çevirdi.

“Arabamdan inin hemen. Hepiniz!”

Neyse ki bizi arabadan kovmak için varış noktamızı beklemişti. Yoksa bu yağmurlu havada dışarıda kalmak istemezdim asla.

Mert yumuşayan bakışlarını yüzüme çevirdi. “Sen istediğin zaman inebilirsin güzelim.”

Gülümsedim sıcacık. Çok tatlıydı ama!

En çok Kaan’ın homurdanma sesleriyle dördü de arabadan indi. Ben ise inmek için o kadar acele etmedim.

“Seni bir gün Ece ile tanıştırayım.” dedi Mert bunu gerçekten çok istiyormuş gibi. “Tanırsan gerçekten çok seversin.”

Somurttum. “Oh ya senin Ece’n olsun Onur’un Zeynep’i olsun. Yakında Kaan da bulur kendine bir tane. Ben kalayım öyle sap gibi.”

Gülümseyerek koca avucunu yüzüme kapattı. “Eğer doğru kişi olursa 38 yaşına kadar değil de 30 yaşına kadar beklemene izin verebilirim. Ben büyük abiyim benim sözüm geçer biliyorsun.”

Ters bakışlar atarak elini ittirdim ama büyük abinin keyfi oldukça yerindeydi. Bunu hiç bozmak istemesem de ciddileşerek “Mert.” dedim.

“Efendim güzel bebeğim?”

Kaanlar arabadan inseler de eve girmek için beni bekliyorlardı. Yağmur azıcık atıyor olsa da onları çok bekletmek istemediğimden konuya hızla girdim.

“Sen annemle görüşüyor musun?”

Sorum bir an yüzündeki gülümsemesinin donup kalmasına neden oldu. Telaşlı parıltılarla dolu gözleri bana döndüğünde yutkundum.

“O nereden çıktı?”

“Az önce arayan telesekreter değildi. Oydu. Kaan arabadayken söylemek istemedim ama… Mert görüşüyor musunuz?”

“Rüya görüşmüyoruz yemin ederim.” Telaş tüm yüzünü kapladı. “Bazen beni arıyor ama ben konuşmuyorum onunla. Yemin ederim.”

“Sakin ol sana inanıyorum ve eğer konuşuyorsan falan sana kızacak da değilim sadece…” Gözlerimi kendini Meriç ile kavga etmeye adamış Kaan’a çevirdim bir saniyeliğine. O da aynısını yaptı. “Kaan veya Onur’un haberi olursa ne tepki verirler emin değilim.”

Ya da babam. Ama bunu söylemedim tabii ki. Babamın tepkisi nasıl olurdu asla emin olamasam da bunun için oğluna kızacağından şüpheliydim.

“Haklısın pek iyi bir tepki vermezler. Ama gerçekten görüşmüyorum. Geçen akşam da aradı, o olduğunu fark edince suratına kapattım. Babamın da haberi var.”

Kaşlarımı kaldırdım şaşkınlıkla. “Ona söyledin mi?”

Açıkçası babama söylediğini hiç düşünmemiştim. Sanki babam için annem adı-anılmayan-kişiydi.

Fakat Mert gülümsedi sıcacık. “Elbette söyledim Rüya. Ben babamdan asla bir şey saklamam. Her ne oluyorsa birlikte çözeriz.”

Aslında mantıklıydı. Mert de kardeşleri gibi babama çok saygı duyuyordu. Onun babamdan bir şey saklayacağını düşünmek aptallıktı ama konu annem olunca onun biraz mayınlı bölge olduğunu fark etmiştim.

“Peki ya sen?” diye sordu sesinden sızan çekinceyle. “Sen… annemle konuşmak ister misin?”

Gözlerimi ellerime diktim. Annem ilk gittiğinde onu defalarca aradığım zamanları düşündüm. İlk başlarda telefonunu hiç açmıyordu ama sonraları komple kapatmış, ona ulaşılmasını imkansız kılmıştı. Ve ona ihtiyacım vardı. Ama bu, o zamanlardı.

“Biliyor musun ben aslında gün geçtikçe ondan nefret ediyorum.” Gözlerimi şaşkın yüzüne çevirdim. “Sizinle zaman geçirdikçe, elimden aldığı bu bağın ne kadar özel ve değerli olduğunu fark ettikçe onu düşünmek midemi bulandırıyor. Ben çok yalnız bir çocukluk geçirdim fakat bunu bile sizinle yaşamaya başladığımda fark ettim. Biz çok güzel bir aile olabilirdik Mert, ben sizinle çok güzel bir aile olabilirdim ama annemin bencilliği yüzünden bu seçenek elimden alındı. Yani hayır, onunla konuşmak istemiyorum. Hatta mümkünse bir daha hayatım boyunca sesini bile duymak istemiyorum. O benden çok güzel bir aile çaldı, umarım kendi yalnızlığı içinde bunu düşündükçe kahrolur.”

Mert yutkundu. Söylediklerimin ağırlığını ben de hissedebiliyordum ama gerçekler bunlardı. Annemden nefret ediyordum.

Mert bir şey diyemeden yolcu kapısı açıldı ve kolumdan tutulduğum gibi dışarı çekildim.

“Hadi Kabus saatlerce seni mi bekleyeceğiz?”

Gözlerimi devirsem de haklı olduğu için terslemedim ve o beni bizimkilerin yanına çekiştirirken arkamı dönüp Mert’e gülümseyerek el salladım.

“Sonunda!” diye homurdandı Meriç yanlarına vardığımızda ve hep birlikte geniş bahçenin içinden yürüyerek kapıya ulaştık.

“Ne konuştunuz abimle?”

“Sevgilisiyle tanıştıracakmış beni.” diye homurdandım. “Tanısam çok severmişim.”

Kaan sırıtarak serçe parmağıma parmağını doladı. “Sen inkar ettin ama kıskandın değil mi Mert abimi?” Şakacı bir şekilde dirseğiyle dürttü. “Merak etme prenses bizim için her zaman öncelik sen olacaksın. Hayatımıza kim girerse girsin.”

Kaan’dan duymaya alışık olmadığım bu sıcacık cümle yeşil gözlerine bakıp aynı gülümsemeyle karşılık vermeme neden oldu. Bu söylediği çok tatlıydı.

“Aynı şekilde siz de benim için her zaman öncelik olacaksınız.” diye sessizce mırıldanırken yanaklarım kızardı. “Abiciğim.”

Kaan önce ne dediğimi duymamış gibi yalnızca gülümsedi ve açılan kapıya döndü. Sonra duraksadı. Arın kapıdaki Umut’a sarılırken Kaan’ın kafası kocaman açılmış gözleriyle bana döndü.

“Ne dedin sen?” diye neredeyse bağırdı hevesle. Omuz silktim. “Hiç.”

“Bana abi mi dedin?”

Tekrar omuz silktim ve parmağımı şok halinde Kaan’ın parmağından kurtarıp kapıdaki Umut’la arkadaşlarımı tanıştırdım. Daha öncesinde onların da geleceğini Kaan’ı zorlayıp haber verdirmiştim. Kimsenin evine dan diye habersiz gitmek istemezdim hem de arkadaşlarımla. Neyse ki Umut fazla kişi olacağımızı duyunca sevinmişti.

Biz içeri girerken Kaan sırıtarak kapının dibinde kaldığında gözlerimi devirdim ve kolundan tutup içeri çektim.

“Bunun nesi var?” diye sordu Umut ellerini beline koyup.

“Sadece şok geçiriyor. Birazdan geçer.”

Umut anlamasa da gülümseyerek bizi içeri buyur etti. Arkadaşlarım çoktan içeri girmişlerdi Arın ile ve diğerleriyle tanışıyorlardı. Arın onların da çocukluk arkadaşıydı bu yüzden Meriç ile Özgür’ü Kaan şoklar içindeyken o tanıştırıyordu.

“Kendine gelsene.” dedim dirseğimi karnına geçirip. Bu kadar uzatması daha da utanmama neden oluyordu. Sadece içimden gelmişti işte abartmasına gerek yoktu.

“Ama bana abi dedin.” dedi gülümsemeye devam ederek. Mutluluğunu gözlerindeki parıltılardan okuyabiliyordum. “Bu kendime gelmekte zorlanmamın normal olduğu bir şey.”

“Evet dedim, gözlerimi kıstım, ama bir daha diyeceğimi sanma.”

Kahkaha atıp cebinden telefonunu çıkardı ve hızla aile grubumuzun imgesine tıkladı.

SOYLULAR

Ben: Bilin bakalım Rüya kime abiciğim dedi?

Ben: Bana dedi! Ağlayın bakalım Soylular.

“Çok fenasın.” dedim ona yandan bir bakış atarak.

“Nasıl kuduracaklarını tahmin bile edemezsin.”

Çok geçmeden, neredeyse anında, Kaan’ın telefonu çalmaya başladı. Sırıtarak telefonunu kaldırıp gözüme sokarken yüzünde haklı olduğunu bilmenin keyfi vardı. Ekrana çevirdim bakışlarımı. Onur abim arıyor.

Havalı hareketlerle saçını yana atıp telefonu kulağına götürdü.

“Buyurun Onur Soylu, ne istemiştiniz?”

Salonun girişinde durduğumuz için rahatsızca kıpırdandım bir an. Diğerleri konuşup birbirleriyle kaynaşıyorlardı ama yılan Sıla’nın gözleri üzerimizdeydi. Ona ters bir bakış attığımda bunu Meriç gördü. Kafasını hayırdır der gibi salladığında yüzümü buruşturdum ve anında mesajı aldığından Sıla’dan hafifçe uzaklaştı. Sırıttım.

“Hayır Onurcuğum bana abi diyen kız kardeşimle konuşamazsın. O herkesle konuşan biri değil.”

Sırıtarak Kaan’a geri döndüm. O an yüzündeki gülümseme silindi ve ofladı.

“Aman abi bir izin vermiyorsun iki dakika hava atalım.” Gözlerini devirip telefonunu kulağıma yapıştırdı. “Onur abim seninle konuşmak istiyor.”

Tek kaşımı kaldırarak telefonu tuttum. “Efendim Onur?”

“Solucan bu doğru mu?”

“Ne doğru mu?”

“Evin en küçük kardeşine ilk önce abi dediğin?”

“Evin en küçük kardeşi benim sanıyordum.” derken Kaan’a baktım. O da telefonu iki saniyeliğine elimden çekip “Evin en küçük kardeşi o.” dedi telefonun ucuna doğru ve geri kulağıma yerleştirdi. Gülümsedim.

“Sen evin en küçük kız kardeşisin. O en küçük abi. Önce ona dememeliydin.”

Kaan haklıydı, Onur gerçekten kudurmuştu ve bu çok eğlenceliydi!

“Sana mı deseydim Onur? Herhalde karşına geçip sana Onur abi dersem beni bıçaklarsın.”

Telefonun ucunda derin bir sessizlik oldu birkaç saniyeliğine. “Seni bıçaklamam tabii ki! En fazla çatal falan batırırım.”

Gözlerimi devirdim. “Evet daha önce yapmıştın, gıcık. Üstelik abi diyen ben bile değildim.” Aniden Onur’a kıl olduğumu hissederek gözlerimi kıstım. Keşke karşımda olsaydı da bacağına sert bir tekme atsaydım. “Neyse Onur, Kaan abim telefonunu bekliyor. Sonra görüşürüz.”

Telefonu kulağımdan çekip Onur’un suratına kapattım. Kaan’a geri uzatırken yüzüme bir gülümseme yerleşti. “Haklısın, bu gerçekten eğlenceliydi!”

Kaan elini kalbine koyup kafasını tavana çevirdi. “Sen beni cidden kalpten götüreceksin.”

Onu umursamadan sonunda salonun kapısından çekildim ve kısacık süre içinde kaynaşan grubun yanına gittim.

“Merhaba!” derken sesim fazlasıyla neşeli çıktı. Doğruyu söylemek gerekirse bayağı da neşeli hissediyordum. “Sen niye geldin?” diyerek yüzünü buruşturan Sıla yılanı bile keyfimi kaçıramazdı.

“Bir tıslama sesi duyuyor musunuz?” Özgür ile Meriç’in arasına oturdum. “Evde bir yılan var galiba.”

Bahsi geçen yılan göz devirirken Umut gülerek “Hoş geldin Rüya.” dedi.

“Hoş buldum. Naber?”

“İyidir güzellik senden naber?”

Sıla yılanının yanında oturan Can’a döndüğümde aynı anda Arın ile Meriç de kaşlarını kaldırarak ona dönmüşlerdi. Arın bana bakıp ağzını oynatarak “Güzellik?” diye sorguladı. Omuz silktim, ne yapabilirim canım? Babam burada değildi diye yine ayarlarına geri dönmüştü çocuk.

“İyi ben de.”

“Kardeşime salyalarını akıtmayı bırak Can.”

Sıla tiz sesiyle çığlık atarak yanımıza gelen Kaan’ın kollarına atıldı. “Kaan! Hoş geldin!”

Gözlerimi devirdim. Ne kadar gıcığıma gidiyordu şu kız ya. Her hareketi batıyordu resmen.

“Sevmiyoruz şunu galiba?” diye sormak için kulağıma eğildi Özgür.

Anında dedikodu yüzümü takınıp kafamı salladım.

“Hiç sevmiyoruz hem de. Beni ilk gördüğünde bana paçoz dedi.”

Özgür, favori arkadaşım, şok olmuş gibi şaşkınlıkla açılan ağzına elini kapattı. Kafamı salladım ‘Yaa.’ der gibi.

“Hem de üstümde babamın aldığı papatyalı pijama vardı.”

“O pijama sana çok yakışıyor hayatım.”

Kıkırdadım.

Sıla sonunda Kaan’dan ayrıldığında bir anda herkes herkesle konuşmaya başladı. Can özellikle benimle konuşabilmek için çabaladığı her an ise Arın tarafından engellendi gerçi.

Çocuk “Hangi bölümdesin?” diye sorduğunda ağzımı açamadan Arın “Sayısal.” diyordu mesela. Sonra bana dönüp “Biliyor musun Demir amca seni bizim sınıfa aldı bile.” diyerek zaten bildiğim bir konu hakkında beni bilgilendiriyordu.

Bir süre sonra bu çok can sıkıcı olmaya başladığında bununla bariz bir şekilde eğlenen Meriç’e ters bir bakış attım.

“Sen niye keyifli keyifli sırıtıyorsun öyle?”

“Çok eğlencelisiniz.” diye alay etti benimle. Homurdandım.

“Monopoly oynayalım mı?”

Özgür bir anda heyecanla öne atılıp “Evet!” diye bağırdığında irkildim. Umut aynı heyecanla zıplayıp oyunu televizyonun altındaki dolaptan çıkarırken ekip yere oturup yuvarlak oluşturmuştu bile.

“Siz gelmiyor musunuz?” diye sordu Kaan.

“Yok ya çok oynayasım gelmedi şimdi.” diyerek Meriç’e baktım. “Sen oynamıyor musun?”

“Ben de pek yükselemedim. Siz oynayın.”

Kaan omuz silkip önüne döndü. Karakterler hızla dağıtılırken Özgür bankacı oldu. Bu oyun için biraz fazla hırslı görünüyordu.

Gözlerimi oyundan ayırmadan sessizce Meriç’e “Ayça ne iş?” diye sordum merakla. “Yasemin’e aşıksın sanıyordum?”

Kısa bir an cevap vermeyeceğini düşündüm ama ona bakınca düşünceli bir şekilde arkadaşlarımızı izlediğini gördüm. Sırtımı koltuğa yaslayıp kollarımı önümde birleştirdim.

“Yasemin’i çok uzun zamandır seviyordum,” dedi cümlelerini kafasında toparladıktan sonra. “Ama sanırım bir süre sonra onu sevmek alışkanlık olmuş. Arın’ın bücür kardeşini okulda görünce fark ettim bunu.”

Sırıtarak koluna vurdum hafifçe. “Ayça’dan mı hoşlanıyorsun gerçekten?!” diye sessizce bağırdım. Kabul edeceğini falan düşünmemiştim asla.

Telaşla ağzımı kapatıp biri duydu mu diye bizimkilere baktı ama herkes oyuna çok odaklıydı da kimsenin umurunda değildik. Daha doğrusu Arın’ın. Arada gözleri buraya değse de bizi duyduğunu sanmıyordum.

Ağzımdan elini çekip “Bağır biraz daha istersen.” diye homurdandı.

“Arın’dan çekiniyor olamazsın.” Bu defa daha sessizdi konuşmam ama yüzümdeki sırıtış hala yerli yerindeydi.

“Tabii ki şu heriften çekinmiyorum. Sadece kız, çocuğun kardeşi sonuçta.”

Neredeyse keyifle kahkaha atacaktım. Hayatım boyunca Meriç’in herhangi bir şey için kıvranacağını göreceğimi pek sanmıyordum. Şimdi ise kalkmış Arın’ın kız kardeşine aşık olmuştu.

“İnanamıyorum. Çok eğleneceğiz.” Meriç neşeme göz devirdi. “Ne zaman başladı hoşlanman?”

Arkadaşımın yüzünde acı çeker gibi bir ifade belirdi.

“Bu olayın her detayını konuşmak zorunda mıyız? Hayır yani Özgür’e sadece şu kızdan hoşlanıyorum demem yetti. Bir daha konusunu bile açmadık mesela.”

Ayağımla ayağını tekmeledim. “Tabii ki bahsetmek zorundayız! Özgür senden çekindiği için soramamıştır yoksa iyi bir dedikoducu her zaman her fırsatta gereken tüm detayları öğrenir.”

Alaylı bir ses çıktı ağzından. “Özgür benden çekiniyor öyle mi? Aynen o yüzden kedisine benim adımı koydu dayak yiyeceğini bile bile.”

Buna cevap veremedim. Haklıydı çocuk. Yine de tüm bunları boş verip merakla yüzüne baktım detay versin diye. Hevesli, dedikoduya aç bakışlarımı çok uzun süre görmezden gelemedi.

“Okulun ilk haftası ufak bir tartışmamız oldu. Öyle tanıştık. O zamandan beri de birbirimize sataşıp duruyoruz işte.”

Baygın bakışlarım gözlerimdeki yerini buldu. Yani bir insan ne kadar detaysız anlatabilirse o kadar detaysız anlatmıştı.

“Eee peki ne zaman hoşlanmaya başladın?” Fazla heyecandan olsa gerek kendimi tutamadan bağırdım. “Detay versene kardeşim!”

“Kabus bu çocuk senin kardeşin değil, ben senin kardeşinim!”

Yanımdaki yastığı alıp Kaan’ın kafasına attım. İlk defa tam isabet olmuştu. “Hain kardeş.”

Kaan’ın homurdanışını umursamadan dedikoduya aman yani canım arkadaşım Meriç’e geri döndüm.

“Rüya anlatmak zorunda mıyım? Oldu işte bir şeyler.”

“Böyle acı çektiğini görünce daha da zorlayıp anlattırasım geliyor.”

Bana benden hiç hoşlanmıyormuş gibi baktı ama en iyi arkadaşı olduğumu bildiğimden içim rahattı.

“Ya hani sana Yakup’u dövdük dedim ya.”

“Evet.”

“Şimdi aslında onu ilk döven Ayça’ydı.”

Şaşkınlıkla yerimde doğruldum. “Oha ne?!”

Yine fark etmeden fazla bağırmış olmalıyım ki önümüzdeki uğultulu gürültü bir anda sessizleşti. Şirin bir şekilde sırıtarak ellerimi havaya kaldırdım. “Sorun yok, herkes iyi. Dedikodu yapıyoruz.”

“Normalde bensiz dedikodu yapmanıza izin vermezdim ama önemli işlerim var.” dedi Özgür hırs dolu bir sesle. “Hadi arkadaşlar önünüze dönün, oyun devam. Can sen kodese girdin birader oyun dışısın hadi.”

Hırslı Özgür ile ilk defa karşılaştığımdan biraz şaşkınlık içinde onu izledim. Gün geçmiyordu ki etrafımdaki insanların yeni özelliklerini keşfetmeyeyim. Sesli bir iç geçirip Meriç’e geri döndüm. “Benden o kadar kolay kurtulamazsın canım.”

Gözlerini devirdi. “Baştan anlatıyorum. Bir kere anlatırım bir daha da konusunu açmam, iyi dinle. Birkaç gün önce ben öğle arası sigara içmek için okulun dışına çıkmıştım tamam mı? Sonra o bücürün bağırış sesi gelince koştum baktım bu ikisi okulun yanındaki aradalar.”

Sözünü kesip sırıtarak “Bak bak nasıl da sevdiceğinin sesini tanıyor.” dedim. Yüzü anlık gülümser gibi oldu. Aslında alay etmiştim ama gülümsemiş olması sanırım gerçekten de Ayça’dan ciddi bir şekilde hoşlandığını gösteriyordu.

“Ayça bunu okulun önünde görünce dayanamamış bağırıp çağırmaya gitmiş. Yanlarına vardığımda ‘Sen Rüya’ya nasıl saldırırsın?’ falan gibi bir sürü şey bağırıp buna vuruyordu.”

Bunu duyunca içim sımsıcak oldu. Ayça, Kaan okulda bana onlarca şey yaparken de sessiz kalmamıştı. Her zaman resmen gizlice arkamı kolluyordu. Bu çok ama çok duygulandırıcıydı. En kısa sürede ona bir hediye almayı aklımın bir köşesine not ettim. Bir de ona kocaman sarılacaktım.

“Sonra baktım bu şerefsiz kızın üstüne yürüyor atladım tabii üstüne. Zaten seni okulda sıkıştırdığından beri dövmek için gözüm onu arıyordu bir yerlerde. Fırsatı bulmuşken yapıştırdım buna. Ama yakınlarda arkadaşları varmış bunlar da bana saldırdı. Ayça da işte gitmiş abisini çağırmış hemen. Hep beraber bunları dövdük.”

“Ay Meriç.” dedim üzüntüyle. “Benim yüzümden başına gelene bak, çok özür dilerim.”

Meriç ilk tanıştığımızda, beni yağmurun altında öylece otururken bulduğu zamanki bir gülümsemeyle baktı. “Rüya sana dedim, seni kardeşim gibi görüyorum. Senin için her şeyi yaparım.”

Duygulanarak kollarımı omzuna sardım. O yağmurlu günde iyi ki yanıma gelip benimle konuşmuştu.

“Rüya!” diye bir bağırışın ardından sırtıma yastık yedim. “Çekil şu herifin üstünden hemen! Beni oraya getirtme kardeşim hadi!”

Nemlenen gözlerimin kenarlarını kurulayıp Meriç’ten kollarımı çektim. Kaan ile Arın ters ters bize bakıyordu. Hayır Kaan abinim ayağına karışıyordu da Arın’a ne oluyordu acaba? İkisine de dil çıkardım.

“Bu Arın gıcığına ne oluyorsa?” diye homurdandım ters ters. Meriç dudağının kenarını kaşıyıp gülümsemesini gizlemeye çalıştığında ters bakışlarımın hedefi oldu. “Ne gülüyorsun yine sen acaba gizli gizli?”

Cevap vermek yerine çenesiyle Arın’ı işaret etti. “Ne?” diye sordum sinirle. “Ne olmuş?”

“Hala burnunun ucundakini göremiyorsun değil mi?”

“Neymiş burnumun ucundaki çok pardon? İlk tanıştığımız zaman da bunu demiştin, o zaman da çok gıcık olmuştum sana.”

Alayla uzanıp saçlarımı karıştırdı. Elini ittirerek kendimi uzaklaştırdım, kolay değildi ama başardım.

“Arın diyorum güzelim, sen diyorum. Bu aptal çocuk geldiğinden beri sana hiçbir şey demedi mi?”

Demedi kardeşim diye yükselip bağıracakken duraksadım. Aslında bir şey demişti, mesela dün tüm gece boyunca beni uyutmayan bir şey. Meriç saniyelik duraksamamı yakaladığı gibi “Aha!” diye yükselerek parmağını yüzüme doğrulttu. “Bir şey demiş. Ne dedi?”

Gözlerimi kısarak gereksiz heyecanını sorguladım. Ki kendisinin havalı ve hiçbir şey umurumda değil tavırlarına ters bir hareketti. “Hani detay sevmiyordun sen? Bu ne heyecan?”

“Sen benden zorla detay aldın şimdi sıra bende. Dökül.”

Dudağımı büzdüm. “O kadar önemli bir şey demedi ama… dediği bir şey kafamı karıştırdı.” Durduğumda hadi der gibi kafasını salladı.

“Bana dün uyumadan önce dedi ki… ben ağlayınca içi acıyormuş. Bu her ne demekse artık.”

Meriç homurdanmama aldırmadan gülümsedi. “Cidden sadece bunu mu söyledi?”

“Evet. Anlamıyorum tavırları da bir garip. Ne oldu da değişti bu çocuğun tavırları bu kadar?”

Aslında dün geceden beri bunu sorguluyordum. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse tavırları değişmiş gibi hissetmiyordum. Sanki Arın zaten hep böyleydi de ben hiç fark etmemiştim. Çünkü tavırlarını garipsesem de yabancı gelmiyordu. Arın her zaman biraz alaycı, biraz kurnaz ama hep tam bir centilmendi. Kaan ile olduğu kadar birbirimizi hırpalamamıştık hiçbir zaman ama birbirimize gıcıklık yapmadan da duramazdık. Aramızdaki ilişkinin ne zamandan beri ağlayınca içinin acıması gibi bir duruma geldiğinden hiç ama hiç haberim yoktu.

“Tavırları değişmedi Rüya. Biz seninle tanışalı birkaç ay olmuş olabilir ama siz farkında olmasanız da ben hep sizin farkınızdaydım, hatta tüm okul öyleydi. Kaan ile bitmek bilmeyen düşmanlığınızın izleyicisi senelerce bizdik bu yüzden aslında üçünüzü de ön sıralardan izledik okulca. Arın hep böyleydi sadece sen etrafında olan bitenlerin farkında olamayacak kadar başka şeylerle meşguldün.”

“Evet yani Arın’ın her zaman nazik biri olduğunu biliyordum ama-”

“Bu nezaket değil kızıl bela, bu bir duygu. Hala göremiyorsun.” Uzanıp işaret parmağını hafifçe şakağıma vurdu birkaç defa. “Ama göreceksin. Anladığım kadarıyla Arın görmeni beklemekten vazgeçmiş duruyor.”

Kaşlarımı çattım. Meriç’in söylediği şeylerin gittiği nokta hoşuma gitmediğimden sustum. Çünkü öyle bir şeyin olması imkansızdı. Yani Meriç’in dediğine göre Arın bana bazı duygular besliyordu öyle mi? Hah! Komikti. Çünkü eğer Arın bana karşı birtakım duygular besliyor olsaydı bunu yüzde yüz fark ederdim. Bu kadar senedir arkadaştık. Onu tanıyordum. Böyle bir şeyin imkanı yoktu.

Hayır kesinlikle yoktu.

***

Arkadaşlarımızın oyunu sürdükçe sürdü. Hatta o kadar uzun süre devam etti ki biraz geçtikten sonra Meriç ile biz de aralarına katıldık. Eğlenceliydi. Birbirinden alakasız kişilerin oluşturduğu grubumuz saçma bir şekilde birbirine uyum sağlamıştı. Hayatım boyunca kimseyle birlikteyken eğlenemeyeceğim kadar eğlenmiştim. Bu yılın başlangıcında biri bana Kaan ve Arın ile birbirimize gerçekten iyi davranacağımızı, Meriç ile Özgür gibi samimi arkadaşlarım olacağını ve Kaan’ın çocukluk arkadaşlarıyla bu kadar kısa sürede bağ kurup eğlenerek vakit geçireceğimi söylese ona normal olarak inanmazdım. Ama bu gerçekti. Kaan ile kardeş çıkmamızdan bu yana geçen zamanda her şey çok hızlı değişmişti ama değişen her şey gerçekti ve güzeldi.

Anneme gittiği için kızgındım, birkaç ay önceki gidişinden bahsetmiyorum hayır. Bundan seneler önce babamı ve abilerimi geride bırakıp karnında ben varken bırakıp gitmesine kızgınım. Çünkü bunca senedir aslında Kaan, ailem, arkadaşlarım her zaman burnumun dibindeymiş. Uzanırsam alabileceğim kadar yakındaydı ama her şeyden habersiz olduğum için önümdeki güzel bir hayatın gölgesi olarak kalmış sadece. Bu elimden alındığı için kızgındım. Ve sanki gün geçtikçe kızgınlığım içten içe giderek büyüyordu.

Kafamı düşüncelerimi dağıtmak istercesine iki yana salladım ve bulunduğum ana geri döndüm. Çok geçti. Yıllar öncesine geri dönmek ve her şeyin baştan başlamasını sağlamak için çok geçti. Bu yüzden bunun beni yıpratmasına izin vermeyecektim. Üstelik şu an mutluydum. Her şey yolundaydı, ailem ve arkadaşlarım vardı ve beni seviyorlardı. Ve birkaç zamandır kafamın içinde dönüp duran insanlar her zaman gider düşüncesinden de yavaş yavaş kurtuluyordum. İyileşiyordum.

“Yine kafan nerelere gitti melek?.”

Kafamı çevirmeden bal rengi gözlerinin haylaz parıltılar içinde olduğunu bildiğim çocuğa gülümsedim. Salonun bahçeye açılan kapısının önünde duruyordum. Dışarıda yağmur yağıyordu ve nedense arkadaşlarım ıslak toprak kokusunu almak istemişlerdi bu yüzden kapı açıktı. Üstümde ince bir kazak olsa da üşüdüğüm söylenemezdi. Burada hava beni mutlu edecek kadar ılıktı. Ve her ne kadar yağmurdan hala nefret etsem de bizimkilerin duymak istediği kokunun beni rahatlamadığını söyleyemezdim. Kafamın içini açıyordu.

“Sadece yağmuru seyrediyorum.” dedim. Oyunu sonlandıralı çok olmamıştı. Herkes ufaktan acıktığı için Umut pizza yemeği teklif etmişti. Bu öneri hepimize cazip geldiğinden kabul etmiştik. O yüzden şimdi biraz acıkmışlıkla pizzalarımızın gelmesini bekliyordum. Kaan, Can ve Özgür bir yerlere kaybolmuşlardı. Meriç ise Umut ile Sıla yılanının arasında sıkışmış onların alakasız konuşmalarına katılma mecburiyetinde kalıyordu ki bu işkenceyi izlemesi fazlasıyla eğlenceliydi.

“Yağmurdan nefret edersin sen.”

Yan gözle ona baktım. “Bunu nereden biliyorsun?”

“Bunu bilmeyen mi var? Tüm lise hayatımız boyunca her yağmur yağdığında bundan ne kadar nefret ettiğini haykırdın koridorlarda.” Kafasını eğip alayla parıldayan gözlerini gözlerime sabitledi. “İnan bana, herkes biliyor.”

“Ha ha ha!” diyerek somurttum alayına. “Abartıyorsun.”

Bir anda elime uzandı ve parmaklarını parmaklarımla birleştirdiği gibi ikimizi kapının eşiğinden geçirdi.

Dehşet içinde “Arın!” diye bağırdım yağmur bir anda tüm bedenimi ıslatırken. Ona bağırışımı asla umursamadan tuttuğu elimi kaldırdı ve kendi etrafımda döndürdü beni sanki dans ediyormuşuz gibi.

“Bir insan nasıl yağmurdan nefret edebilir?” diye sorarken sesi böyle bir şeye inanamazmış gibi çıkıyordu. Sanki birinin yağmurdan nefret etmesi çok absürt bir şeymiş gibi.

“Çünkü soğuk! Çünkü ıslak! Ve ben ikisinden de nefret ederim!” Ağlamaklı bir ses çıkardım. “Saçlarım hep yapış yapış olacak ya!”

Gözlerini devirdi. “Gördün mü? Artık Bursa’daki herkes de biliyor yağmuru ne kadar sevmediğini.”

“Bravo sana.” diye homurdandım sinirle. Elimi tutmayı hala bırakmamıştı ve birbirimize bakarken öteki eli de uzanıp alnıma yapışan kızıl saç tutamlarını geri itti. “Sırf bunu kanıtlamak için beni yağmurdan sırılsıklam ettiğin için tebrik ederim.”

“Üzülme hasta olursan sana bakarım.”

“Evet babam ve biri en yakın arkadaşın olan üç abim de kollarını açmış seni bekliyorlardı hasta olursam bak bana diye zaten.”

Sırıttı ama yüzünde bir hüsran ifadesi vardı. “Eskiden işim daha kolaydı, en azından abilerin yoktu. Şimdi biri en yakın arkadaşım olan üç abin var cidden. Keşke zamanı geri alabilseydim.”

Gözlerimi kıstım şaşkınlığımı içime hapsetmek istercesine yutkunarak. Hala aptal gibi yağmurun altındaydık ama sanki önemi yokmuş gibi ikimiz de durmaya devam ediyorduk. “Arın Ölmez. Benimle flört mü ediyorsun sen?”

“Evet.” diye cevapladı hiç duraksamadan. Teklememişti bile. “İşe yarıyor mu melek?”

Bir an cevap veremedim. Kabul etmesini beklemiyordum sadece tavırlarının farkında mı diye emin olmak istemiştim! Dudağımı ısırdım istemsizce. Hem bana neden melek deyip duruyordu bu çocuk? Kalbim dayanmazdı bunu söylemeye devam ederse.

“Beni yağmurun altına çektiğin sürece mi? Asla!”

Sırıtışı yeniden dudaklarına yerleştiğinde az kalsın, az kalsın, gülümseyecektim ama kendimi durdurdum.

“Biliyor musun melek sana yağmurun altında olduğunu unutturup yine de yağmurun nasıl hissettirdiğini unutamayacağın bir an yaşatabilirim. Aslında belki yağmuru sevebilirsin bile.”

“Öyle mi? Nasıl olacakmış peki? Gözlerimi kapatıp kulağıma güneşli bir günde olduğumu mu fısıldayacaksın?”

Alayımı tamamen görmezden gelip kendinden emin bir şekilde dudağının kenarıyla gülümsedi. Boştaki elinin avuç içini hiç beklemediğim bir anda yanağıma yerleştirdiğinde bir saniyeliğine kalbim tekledi. “Bunun için bana kızma.” Ardından hiç beklemediğim bir şey yaptı.

Kalbim durmasına sebep olan bir şey. Tüm yağmurun havada donup kalmasına neden olan bir şey.

Kalbim resmen atmayı bıraktı. Çünkü şey, Arın beni öpmüştü.

Aman Allah’ım!

Arın. Beni. Öpmüştü.

Gözlerimi kırpıştırarak yumdum. Sadece dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı ve öylece duruyorduk. Ama bir şekilde sanki dünyamdaki her şey var olan son gücüyle hareket ediyordu. Kafamın içi susmuştu ve zihnim şok içinde bir sessizlikle kuşatılmıştı ama tüm renklerim de bir şekilde birbirine girmişti. Sanırım nefes almayı bırakmıştım. Ve zaman da kafamdaki renklere karışmış olmalıydı. Çünkü her şey, zaman, donmuş gibi hissediyordum.

Kafasını geri çektiği zaman tüm dünya birbirine girmişti sanki. Gözlerimi açtığımda fazla uzaklaşmadığını gördüm. Yalnızca birkaç santim geri çekilmişti ve verdiğim her tepkiyi ölçüp biçmek ister gibi yüzümdeki hareketlerin her detayını inceliyordu. Fakat kalbim göğsümü bu kadar sert döverken herhangi bir tepki verdiğimi sanmıyordum. Donmuş gibiydim.

“Ne diyorsun?” diye fısıldadı o da andan çıkamamış gibi. Dudaklarını yaladığında kendime geliyormuşum gibi gözlerimi kırpıştırdım birkaç defa. Yağmurun sesi tekrar kulaklarıma dolduğunda kokusu da zihnimin içini kaplamıştı bile. Gözlerim sadece Arın’ın bal gözlerini görüyordu ve bu defa tüm renkler orada toplanmıştı. Tam da göz bebeklerinin içinde. “Haklı çıktım mı? Yağmurun nasıl hissettirdiğini hep hatırlayacak mısın?”

Yutkundum. Haklı çıkmıştı. Yağmuru unutmuştum çoktan.

Muhtemelen nasıl hissettirdiğini ise hiç unutamayacaktım.

 

***

AGAGAGAGGA SELAAAMMMM

Bölümü beğendiniz miiiiiiiii?

Arın Rüya bebeklerimiz karşınızda ballarımmmm ne diyorsunuuuuz

Rüya Kaan'a abi dedi!!!!

İlk Kaan'a abi diyeceğini tahmin etmiş miydiniz?

O kadar uzun bir bölümdü ki genel olarak neler olduğunu unuttum bölümde jfndalndlnvds

Meriçlerin Bursa'ya kadar Rüya için gelmelerine ne diyorsunuz?

Enes abiyi sevdiniz mi?

Anneleri Mert'i aradı neler oluyoooooo

Arın Rüya sahnelerini sevdiniz mi?

Meriç'in Ayça'ya aşık olması hakkında konuşabilir miyiz? nblknbkşdnb

Onur'un kısknaçlıklarııııı

Mert'in sevgilisi varmış Rüya azıcık (şüpheli) kıskandı

Rüya'nın Demir'in aldığı papatyalı pijamasını bu kadar sahiplenmesi -ağlıyom- Rüya çok tatlı değil mi ya? Kalbim böyle bir acayip oluyor Rüya'nın iç konuşmalarını okuyunca.

Yine sormadan geçemeyeceğim ARIN ve RÜYA AGAGAGGAGAGAAGAGA???

Neyse ballarım bu upuzun bölümün sonuna geldik. OY ve YORUM özellikle bu bölüm için yorumlarınızı aşırı merak ediyorum eksik etmeyin lütfen.

Instagram hesabımızı takip etmeyi unutmayı @kizilsaclikarakedi spoilerlar, etkinlikler, sohbetler vs bolca etkileşim içindeyiz siz de gelin

Bolca seviliyorsunuz <3<3<3

Cuma günü göreşene dek haftanız güzel geçsin Kızıl Saçlı Kara Kedilerim <3<3<3<3

 

 

Bölüm : 28.11.2025 19:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...