

Sevgili Kızıl Saçlı Kara Kedi ailesi;
Bu bölüm okulda, stajda, iş yerinde, evinde ve hayatının günlük akışında okuyup hikayemle, Rüya'nın hikayesiyle huzur bulan herkese gelsin. Yorumlarınızda görüyorum kiminizin sınav senesi olduğu için stres altındasınız, kiminizin hayatında sıkıntıları var, kiminizin tek isteği sadece buraya gelip zaman geçirmek... Bu kitabı güvenli alanı olarak görüp okurken huzur dolu hisseden sizlere okuttuğumu bilmek inanın beni fazlasıyla mutlu ediyor. Onca kitap yazsam da insanlara paylaşmayı seçtiğim ilk kitabımın bu olması insanların bir şekilde hayatına dokunmak isteğimdendi. Çünkü bu kitabı yazmak bana içsel bir huzur veriyordu bunu insanlarla paylaşmamanın ayıp olacağını düşünerek 20 eylül gecesinin üçünde bir anda ilk bölümü yayımlama nedenim de buydu. Görüyorum ki amacıma ulaşmışım. Bunun için sizlere çok teşekkür ederim.
En başından beri yanımda olan, bu aileye sonradan katılan, gerek burada destek yorumları yaparak, gelen kimi olumsuz yorumlara çekinmeden yanıtlar vererek gerek de instagramdan her daim destek verdiğiniz mesajlarınız, yorumlarınız ve heyecanlı cümlelerinizle yanımda olan herkese çok teşekkür ederim. Heyecanınız benim de hevesimdir.
Bu bölümü normalde hafta içi atacaktım çünkü eksik birkaç sahne vardı yazıp düzenlemem gereken ama bu saate kadar sizden gördüğüm desteğin verdiği mutlulukla eksik olan her şeyi tamamladım ve gerçek sürpriz bölüm olması için şimdi paylaşıyorum.
Umarım Kızıl Saçlı Kara Kedi iyi bir şekilde her daim hayatlarınızda yer edinir. Kim bilir belki bir gün nasip olur da sizlerle yüz yüze görüşme şansımız olursa bu hikayeye dair hissettiklerinizi dinlemek isterim.
Medya görselinde de ortalığı karıştırıp çilekle karnını doyuran bir adet Sinco var. Sinco için oy verip yorum yapmayı unutmayın. Bir de bu bölümün ortalarında uzun zamandır beklediğiniz birinin anlatımı var şimdiden yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.
Keyifli okumalar <3<3
***
“Sinco.” dedi amcam sert bir sesle Arın yutkunarak ona bakarken. “Bu defa cidden silahımı getir.”
Telaşla öne atıldım.
“Sinco!” diye bağırdım son harfi uzatarak. “Ahahaha Sinco! Ne alem bir sincapsın sen öyle!”
Odadakiler bu sesli çıkışıma garip bakışlar atarken hemen amcamın yanına oturdum ve neredeyse Arın’ın üzerine atlayacak olan bedenine kollarımı sararak onu engelledim.
“Amcam.” dedim coşkuyla. “Deniz amcam. Amcaların bir tanesi. En amcam!”
Deniz amcam kaşlarını çatarak yüzüme bakarken yine “Ahahaha.” diye yersiz bir gülüş atarak elinde sıktığı telefonumu kendime çektim hemen.
“Ne kadar sevimli bir adam bu amcam ya!”
“Solucan bak Kaan gereksizine abi diyorsun amcama böyle sevgi dolu yaklaşıyorsun kafayı yememe şu kadarcık kaldı.”
Onur’un kafayı sıyırmasına ne kadarcık kaldığını umursayacak bir noktada olmadığımdan yalnızca “Sen git eline çatal batır.” diye laf yetiştirmekle yetindim.
O sırada amcam ahtapot gibi yapıştığım kollarımdan kurtulmaya çalıştı ama işte doğru anda adrenalinle gelen güçten midir nedir kurtulamadı benden.
Vallahi bıraksam şuracıkta Arın’ın üstüne atlayacaktı. Ama tabii ki bırakacak değildim. Arın daha çok gençti, hayalleri ve benden yemesi gerek bir dayağı vardı.
“Abimin papatyası.” dedi amcam sinirle onu bırakayım diye.
Biraz daha sarılmayı ihmal etmedim. İşimizi güvence altına almak lazımdı sonuçta.
Hain Sinco gerekli kaosu çıkardığından emin olmuş olacak ki pıtı pıtı koşturarak tıkınmak için masaya ilerledi. Hayır senin cüce boyun neydi minnacık aklın neydi de telefonumu götürmüş amcama vermiştin? Peki ya Arın’ın sincap kadar aklı yok muydu da ne yazdığını öğrenmek için meraktan öldüğüm amcamı sinir hastası eden mesajları atmıştı. Peki ya, peki ya, benim Arın kadar aklım yok muydu ki telefonumu orada burada unutuyordum? Bir de gitmiş Onur’un yanında bırakmıştım. Ay o görse kesin şu an Arın’ın selası okunuyor olacaktı.
“Amca tamam ya laf etmedik arabana.” dedi safım Onur her şeyden habersiz. “Ne kadar sinirlendin. Sanki abine laf ettik?”
“Şimdi Onur abi Deniz Bey amcanın arabasına laf edeceğine abisine laf etsen bu kadar koymazdı.”
Canhıraş bir çabayla amcama sarılmalarımın arasından Özgür’e bıkkın bir bakış attım. Geldiğinden beri amcamın arabalarından başka bir şey düşünmemişti. Tamam ben de çok seviyordum ama amcamla olduğum her ortamda bunu konuşmuyordum değil mi?
“Babama laf söyletmem asla.” diye araya girdi babasının aslan oğlu Kaan.
Zamanlaması harika olan babam aşağı indiğinde rahat bir nefes verdim. Babam buradayken amcam bu konuyu açacak değildi bence. Yani tutunduğum tek dal buydu. Eğer mesajda gördüklerini babama söylerse, ki hala ne yazdığını bilmiyorum meraktan ölmek üzereyim, bu evden bir Arın çıkamaz gibiydi.
“Bu konu kapandı sanma abimin papatyası.” diye fısıldadı bariz rahatlamamın farkında olan amcam. Kirpiklerimin arasından yüzüne bakıp sevimlice dişlerimi gösterdim.
“Bir konu yok ki amcaların en amcası.”
“Papatyam kardeşim olacak şu heriften uzaklaşıp babanın kollarına koşmazsan o heriften geriye bir şey kalmayacak.”
Tereddütle geri çekilmek zorunda kaldığımda amcama güvensiz bir bakış attım. Hemen dibimizdeki Arın ne haldeydi hiç haberim yoktu ama amcam galiba üstüne atlamazdı çocuğun?
Amcamın gözlerine kaşlarımı kaldırarak bakıp isteksizce babama koştum. Yani babama koşarken isteksiz olmak benim de hiç hoşuma gitmedi ama bir hain sincap yüzünden mecbur kalmıştık.
Babam beni kollarıyla sarmalarken Arın ile amcamı izledim. Amcam neyse ki birilerine çaktırmıyordu da kimse bir şey sezmemişti. Gerçi Meriç’in bıyık altı gülüşleri niyeyse çoktan tüm olayı bana çözdüğünü söylüyordu ama neyse.
“Hazırım ben de. Çıkabiliriz.” diyerek yanımıza geldi Mert. Gidecek olmalarının verdiği rahatlamayla sesli bir nefes verdim. Onlar gelmeden biz uyurduk geri kalanını da işte yarın düşünürdük canım.
Onlar ayaklandığında babamlara veda ettim. Amcam yanıma gelip “Gözüm üzerinizde abimin fingirdek papatyası.” diye mırıldandı ve Arın’a benim bile içimi ürperten tehditkar bir bakış atıp babamların peşinden gitti.
Arın ile göz göze geldiğimizde sonunda ne halde olduğunu gördüm. Zavallımın yüzü sararıp solmuştu resmen ama asla utanmadan bana göz kırptı. Ona ‘İyi yırttık.’ gülümsememi atıp hemen telefonuma sarıldım ne yazdığını okumak için. Meraktan çatlamış ve bitmiştim.
Arın: Benimle neden konuşmuyorsun melek?
Arın: Yoksa seni öptüğüm için hala utanıyor musun?
Gözlerimi kaldırıp Arın’a sen inanılmazsın bakışımı attım. Gerçekten bu cesaretine hayran kalmıştım. Abilerimin, babamın ve amcamın olduğu bir odada nasıl yazmıştı bunu aklım almıyordu.
Başımıza bela olan utangaçlığım yeniden yanaklarımda yerini bulduğunda Arın sırıtarak yeniden telefonunu eline aldı. O sırada hain listemin başını çeken Sinco arsızca üzerime tırmandı. Gözlerimi kısarak ona baktım. Az kalsın beni yetim, öksüz ve dul bırakacaktı.
Telefonumun ekranı yeni bir mesajla aydınlandığında Sinco için işkence planları kurmayı bıraktım.
Arın: İnan bana melek her saniyesine değdi.
Al işte. Zerre utanması ya da akıllanması yoktu.
Gülümsesem de gözlerimi devirdim içeri doğru adımlayarak.
“Aynen ya.” diye homurdandım. “Amcam seni eline geçirdiğinde de her saniyesine değecek miydi acaba?”
***
“Ne konuşuyor bunlar yarım saattir?”
“Bilmiyorum abimin papatyası inan bana bilmiyorum. Birbirlerini her aradıklarında böyle uzun uzun konuşuyorlar.”
Gözlerimi kıstım.
Babam bizden birkaç adım uzakta üstüne geçirdiği kalın montu ve eldivenli elleriyle kulağına tuttuğu telefonunda dayımla konuşuyordu yarım saattir. Hayır bu kadar zamandır ne konuştunuz acaba? Ve dayımla niye konuşuyorlardı mesela?
Dayımın babamla konuşması aşırı sinirimi bozuyordu. Dayım resmen hastaneden çıktığımdan bu yana, yani aylardır, bir kere bile beni aramamış, sormamış, görmeye gelmemişti. Beni gerçek anlamda babamın kucağına bırakmış ve kaçmıştı. Annem gibi.
“Çok sinirimi bozuyor şu an ikisi de.” dedim kollarımı somurtarak önümde birleştirirken. Üzerimdeki kalın mont, Onur’un zorla boynuma doladığı boğazımı sıkan ve Onur gibi kokan atkı, Mert’in kafamın üstüne taktığı hatta takarken kumaşı kafamın tamamına geçirdiği bere ve Kaan’ın da zorla parmaklarımdan geçirdiği eldivenle hareket etmek oldukça zor olmuştu. Bu yüzden kollarımı birleştirirken fazlasıyla zorlandım.
Çok akıllı abilerim Bursa’dayken kayağa gitmeden dönmek aptallık olur demişlerdi ve buradaki son günümüzde Uludağ’a gelmiştik. Belirtmek isterim ki ben asla gelmeyi istememiştim. Soğuktan, kardan ve kıştan nefret ederdim. Ve tabii ki tahmin edileceği üzere kayak yapmaktan da nefret ederdim. Kardan adam yapmak hiçbir zaman ilgimi çekmemişti ve kesinlikle kar topu oynarken içime kar girmesinden, evet, nefret ederdim.
Ama benim süper zekâ abilerim nedense bunu oldukça eğlenceli buluyorlardı. Gerçekten de Uludağ’a gelip cidden eğleneceğimi falan iddia ediyorlardı. Birkaç saattir gelmemize rağmen yerimden kıpırdamadan benim gibi somurtan amcamın yanında oturmuştum. Belli ki eğlenmiyorum.
“Dayınla aranız iyi değil mi? Ablasıyla görüştüğünü sanıyordum.”
“Eskiden çok görüşmesek de kötü sayılmazdı. Ama annem gittikten sonra babamın Demir olduğunu öğrenince beni resmen onlara kakalayıp gitti ve bir kere bile nasıl olduğumu sormak için beni görmeye gelmedi.”
“Küçükken de böyle bencil itin tekiydi.” İlgi dolu bakışlarım Deniz amcamın huysuz yüzüne döndü. O hala babama baksa da ben onlara ilgimi kaybetmiştim.
“Dayımı küçükken tanıyor muydun?”
“Tabii ya. Onu da anneni de gençken tanıdım.” Yüzünü buruşturdu tiksintiyle. “Tanımaz olaydım.”
Üzerime alınmadım. Buralarda annemi seven birilerinin olmasını beklemiyordum zaten.
“Nasıl biriydi?” Bakışlarını sonunda babamdan çekip bana döndü. “Annem yani. Gençken nasıl biriydi?”
Sorumu cevaplamadan önce uzun bir süre düşündü. Bu sırada ben de gözlerimi nerelerde olduğunu merak ettiğim abilerime çevirdim.
Onur ve Mert bizden birkaç sıra uzakta bir masada oturmuş bir şeyler yerken konuşup gülüşüyorlardı. Onları yan yanayken sakin gördüğüm nadir anlardandı. Genelde sürekli birbirleriyle boğuşurlardı. Her ne kadar Mert sert ama sakin biri olsa da Onur ile birlikteyken tamamen onun gibi birine dönüşebiliyordu. Aralarındaki bağ bir farklıydı. Küçükken birkaç sene yalnızca ikisi vardı kardeş olarak bu yüzden birbirleriyle olan ilişkilerinin daha farklı olmasını anlayabiliyordum. Üstelik Onur her ne kadar aşırı kavgacı ve gergin bir tip olsa dahi, ki bu özelliklerini nedense asla kabullenemiyordu, her zaman Mert’e apayrı bir saygı duyduğu belliydi.
“Neşeli biriydi.” dedi amcam ben hala Mertleri izlerken. Kaan ile Arın birlikte bir yerlere kaybolduklarından beri onları görememiştim. Meriç ile Özgür ise bugün sabahın erken saatlerinde Meriç’in abisinin gelip onları almasıyla eve geri dönmüşlerdi. Çok ısrar etsek de bizimle kayağa gelmek istememişlerdi ama giderken benden telefonumun her zaman açık olacağına dair söz almayı da ihmal etmemişlerdi. Gittiklerinden beri ara ara mesajlaşmıştık. “Hayat enerjisiyle doluydu. Abim de bu neşesine aşık oldu. İlk yıllar gerçekten mutlulardı fakat bir süre sonra bu mutluluk annene yeterli gelmemeye başladı. Sürekli onlardan uzaklaşmak için bahaneler yaratıp bir yerlere gidiyordu ama yine de babana geri dönüyordu ne olursa olsun.”
Sessizce kafamı salladım. Sanki babamı sevmeyi bırakamamıştı ama aynı zamanda ondan başka her şeyi de seviyormuş gibiydi.
“Abim de çok seviyordu Birce’yi. Her zaman geri dönmesine izin veriyordu, kalbi kırılsa bile.” İçli bir nefes aldı. “Sonra başka bir adamla birlikte olduğunu öğrendi.” Amcam bu beni nasıl etkiler emin olamamış gibi duraksayarak yüzüme baktı. Ama ben zaten annemin babamı aldattığını biliyordum. Yeni bir haber değildi yani, şok olmadım. Annemin yaptığı şeylere şaşırmayı bırakalı haftalar olmuştu. Babası başka biri çıkınca işte başka şeylere o kadar da şaşıramıyordu insan. “İşte o zaman tüm bağlarını kopardı annenle. Anında boşanma davası açıp çocukların tek taraflı velayetini aldı.” Acılı bir gülüş döküldü dudaklarından, bakışları yeniden abisine dönmüştü. “Nereden bilebilirdi ki başka bir çocuğu daha olduğunu ve kızını kendisinden sakladığını? Yıllar geçse bile ona yeniden bir kazık atacağını biz de tahmin edememiştik.”
“Evet bana da gerçek bir sürpriz oldu.” diye mırıldandım sessizce. Hastanede yatarken ve annemle babamın yanımda olmasını beklerken bambaşka bir adamın babam olduğunu öğrenmiştim. 17 yaşındaki bir çocuk için sanırım büyük bir travmaydı.
Amcam gülümseyerek uzanıp başımı okşadı nezaket içinde. “Üzülme küçük Soylu ne benim abim ne de senin abilerin bir daha hayatında böyle şeyler olmasına izin verecek. Biliyorum siz bundan sonra her zaman mutlu olacaksınız.”
Minik bir gülümseme dudaklarıma yerleşti. “Ama annem hala Mert’i arıyormuş. Beni hiç aramadı. Gittiğinden beri bir kere bile hem de.”
“İnan bana Rüya o kadının kendini senden uzak tutması senin için tahmin edebileceğinden daha iyi bir şey. Bir kere gittiğinde geri dönüşü herkes için acılı oluyor. Belki Birce iyi bir insan olabilir ama hayatın boyunca göreceğin en bencil eş ve anne. Şimdi Mert’e ulaşmaya çalışmasının altında hayırlı bir şey arama. Canı sıkıldıkça arar zaten. Mert’in yumuşak karnının kendisi olduğunu biliyor ve bunu yıllardır ona karşı kullanmaktan çekinmiyor.”
Evet, Mert’in annemi sevdiğini anlamıştım. Zaten bunu kendisi de anlatmıştı bana. Ama sanırım annemin planları her neyse onlara uymayacak kadar akıllıydı. Hala annesini çok seven bir çocuktu ama babasını daha çok seviyor olmalıydı.
“Kaan’ı hiç aramamış biliyor musun?” diye sorsam da elbette bildiğinin farkındaydım. Üzgünce iç çektim. “Kaan’ı senelerdir tanıyorum ve her zaman annesinin geri dönmesini beklediğini biliyordum. Ama onu bir kere bile görmeye gelmemiş. Halbuki aslında birbirimizin burnunun dibindeymişiz.”
Özellikle Kaan’ın, annesi onu görmeye gelmediği için omzumda ağladığı günü asla unutamıyordum. O günü hatırlamak artık bana da fazlasıyla acı veriyordu. Annesi abisiyle görüşmüştü, Kaan o zaman böyle demişti. Onur’un anneme karşı hissettiği nefretin ne kadar yoğun olduğunu bildiğimden onunla görüşenin Mert olduğunu artık biliyordum. Ama Kaan değildi, keşke bir kere dahi olsa Kaan’ı merak etse, onunla tanışmak isteseydi. Bunu yapmak istese babam onu engellemezdi biliyorum. Kızardı ama Kaan’ı annesinden uzak tutmazdı.
“Bunları düşünerek kendini üzme abimin papatyası. Asla bilemezdin. Hiçbirimiz bilemezdik. Gerçi abim ya da ben seni bir kere okulda görmüş olsak anında bilirdik kimin kızı olduğunu. İnan bana Rüya annene benzediğin kadar bizim annemize de benziyorsun.”
Heyecanla yüzüne baktım, kalbim kıpırdamıştı. “Gerçekten mi?”
Gülümsedi heyecanıma. “Tabii ya. Annenden sadece kızıl saçlarını almışsın abimin papatyası. Oysa yüz hatların, o bakışların hep bizim annemize benziyor. Babaannene yani.”
Mutlu oldum bunu duyduğuma. Annemden başkasına benzediğimi bilmek içimde inanılmaz bir rahatlama oluşmasına neden oldu. Gördün mü anne, senin gibi değilim ben.
“Babama hiç soramadım ama babaannem ve dedem nerede?”
Aslında bu daha önce düşünmediğim bir soruydu. Açıkçası aklıma bile gelmemişti. Önceki babamın, ne kadar da garip bir ifadeydi öyle! Sezgin babamın yani, anne ve babası o küçükken ölmüştü ve annemin de ailesi sadece dayımdan oluşuyordu bu yüzden hayatımda hiç nine ve dede figürü olmamıştı. Bundan dolayı babamın da bir ailesi olabileceğini hiç düşünmemiştim.
“Annemiz biz küçükken öldü.” Dudaklarımı büzdüm üzgünce. “Başınız sağ olsun Deniz amca.”
Buruk bir gülümsemeyle teşekkür etti. “Babamızla da görüşmüyoruz.”
Hmladım. Nedenini sorgulamak istedim ama amcamın sertleşen yüzüne bakınca bunun iyi bir fikir olmadığını görebiliyordum. Bu yüzden gözlerim yanında Arın ile birlikte abilerinin masasına oturan Kaan’ı fark edince “Aaa Kaanlar geri dönmüş.” dedim konuyu değiştirmek için.
Amcam da gözlerini o tarafa çevirince yüzünü buruşturdu sinirle. Yanlış bir hamle yaptığımı Deniz amcamın sinirli bakışları bana dönünce fark ettim. Arın’ı görünce aklına tek bir şey gelmiş olmalıydı elbette.
Şirin bir şekilde sırıttım.
“Siz hayırdır abimin papatyası?”
“Hayırdır inşallah amca.” dedim ne dediğini anlamıyormuşum gibi masumca.
“Arın ne iş?”
“O ne demek amca iş falan teessüf ederim.” Ağzımı birbirine bastırdım alınmışım gibi. Tabii yemedi Deniz Soylu. Mafyaydı kendisi hiç yer miydi yani böyle küçük numaraları?
“O çocuk seni ne diye öpmüş Rüya?!”
Sessiz olsun diye elimle ağzını kapadım hemen telaşla. Gözlerimi çevirip babamı ve abilerimin olduğu tarafı kontrol ettim. Neyse ki kimse duymamıştı amcamı. Yoksa yani al başına belayı.
Çaresiz bir sesle "Amca yanlışlıkla oldu ya." dedim elimi geri çekip.
Kaşlarını kaldırdı. "Yanlışlıkla oldu?" Sinirle ayağa kalktı nedenini anlamadığım şekilde. "Bu çocuk sana öyle mi söyledi Rüya? Seni öptü bir de üstüne yanlışlıkla mı oldu dedi?!"
Amcamın drama kraliçeliğine gözlerimi devirmekten başka bir şey yapmadım. Tamam yakışıklıydı, havalıydı, harika arabaları vardı, sincabı vardı, hep inkar ediyordu fakat mafya falandı ama tam bir Soylu ailesin bireyiydi. Her şeyi işine geldiği gibi algılıyordu. Yorma be kardeşim.
"Tabii ki öyle demedi amca." Kolundan tutup geri yanıma oturttum. "Hem hatırlarsan sen de karınla yanlışlıkla evlenmiş bulunmuştun."
Yüzü aydınlandı ben karısından bahsedince. Yahu bu kadın düşmanının kızı değil miydi? Nasıl sevinebilirdi kadını düşününce bile?
“Ben onunla gayet bile isteye evlendim abimin papatyası. Yanlışlıkla değil.”
Kıkırdadım. Onların hikayesini çok merak ediyordum ama sorarsam amcamın anlatacağından oldukça şüpheliydim. Sonuçta kendisi mafya olduğunu da fütursuzca inkar ediyordu.
Yanımıza yaklaşan Kaan ile ekürisi ve bu aralar kalbime çarpıntılar yaratan Arın’ı amcamla aynı anda fark ettim. Amcam yeniden kaşlarını çatarken uzanıp kolumu cimcikledi küçük bir çocuk gibi.
“Uslu durun almayayım o çocuğu ayaklarımın altına.” Gözlerimi devirdim.
“Aman amca sanki senin gibi gidip gizlice evleneceğiz.”
Deniz amcam sinirden kudurmuş bir şekilde kolumu yeniden cimciklese de bir şey diyemedi çocuklar yanımıza vardığı için. Sırıttım.
“Kabus geldiğinden beri o malum yerlerini kaldırmadın oradan kalk artık.”
Kolumu tutup beni ayaklandırmaya çalışan Kaan’ı tekmeledim. “Bırak beni eve dönene kadar buradayım ben. Hiçbir güç beni buradan kaldıramaz.”
Gözlerini devirdi ve bu defa hiç uğraşmadan tek hareketle beni ayağa kaldırdı. Gösterişçi.
“Saçma sapan konuşma. Buraya kadar gelmişken bizimle birlikte kayacaksın.”
Anında ayak direttim. “Hayatta olmaz sarı çıyan. Beni buna zorlarsan o marul saçlarını tek tek cımbızla yolarım.”
Uzanıp saçımın ucunu çekince acıdan ölüyormuş gibi çığlık attım. Telaşla ağzımı kapattı. Sinsice sırıtmamak için kendimi zor tuttum.
“Sussana kızım abimler gelecek şimdi bir şey yaptım sanıp.”
Kaan’a beni zorla soğuk aktiviteler yapmaya götürmek istediği için uzanıp ağzımı kapatan elini ısırdım. Bu defa acıyla bağırarak geri çekilirken Arın her zamanki gibi bize gözlerini devirerek aramıza girdi ve kolumdan tuttuğu gibi beni kendi yanına çekti.
“Çocuklaşmayın yine.”
Ben amcamın kısılı gözlerinin kolumda duran elinde olduğunu Arın’dan önce fark ettim. Kolumu kendime çekmeye çalışırken Arın bırakmak istemiyor gibi tutuşunu sıklaştırmıştı.
“Kabus şu kuduz dişlerini benden uzak tut. Hayvan gibi acıtıyorsun ya!”
“Abartma Kaan.”
Boğazımı temizleyerek kaşlarımla amcamı işaret ettim elinde ısırdığım yeri kontrol eden Kaan’a çaktırmamaya çalışarak. Sonunda Deniz amcanın da yanımızda olduğunu fark ettiğinde eli ateşe değmiş gibi kolumu bıraktı hızla. Kafamı iki yana salladım esefle. Aynen bu çocuk benimle flört etmeye çalışıyordu. Acaba babam ya da Onurlar öğrendiğinde yanıma yaklaşacak mıydı bir daha?
Amcam ayağa kalkıp niyeyse Arın ile ikimizin arasına girdi ve bir elini Arın’ın omzuna koyarken amacını anlayarak gözlerimi kıstım. Çocuğun omzunu sıkıyordu resmen.
“Rüya’yı alın kaymaya falan gidin, etkinliklere katılın. Ben de abime bakayım artık şu gereksiz adamla konuşmayı bıraksın.” Gözlerini Arın’a çevirdi. Zavallı çocuğun yüzü kıpkırmızı olmuştu, amcamın elinin altına olan omzu çok hafif bir açıyla eğilmişti. Deniz amcanın kolunu cimcikledim sinirle, aynı onun bana yaptığı gibi. Ama beni umursamadı. “Sonra da gelirsiniz yemek falan yeriz. Ne dersin Arın?”
“Olur tabii Deniz amca.” dedi Arın dişlerini sıkarak. Çocuğa daha fazla işkence etmesini izlemeye dayanamadığımdan amcamın kolunu bir kez daha cimcikledim. “Siz nasıl isterseniz.”
Amcam sonunda “Aferin aferin.” derken elini Arın’dan çekti. Bal gözleri derin bir rahatlamayla dolarken sessiz bir nefes verdi. Benim endişeli gözlerimin onu izlediğini fark ettiğindeyse utanmadan neşeyle göz kırpıp sırıttı. Evet, bu çocuk akıllanmazdı kesinlikle.
“Aferin çocuğum aferin.” Amcam hepimizin omzuna iki kere vurup yanımızdan ayrıldı.
O ayrılır ayrılmaz Kaan yeniden üstüme çullandığında neye uğradığımı şaşırdım.
“Ya indirsene beni Kaan ne yapıyorsun?!”
Çırpınışlarım ve bağırışlarım asla umursanmadı. Aksine kötü kahkahalar atarak beni omzunda zıplattı.
“Seni babama şikayet edeceğim Kaan!”
“Nasıl şikayet edeceksin acaba canım kardeşim? Çünkü karın içinde boğulurken sesinin çıkacağını pek zannetmiyorum.”
Ben cümlesinin anlamını kafamda oluşturamadan beni gerçek anlamda karlı bir tepeye fırlattı. Ağzım “Sakın!” diye bağırmak için açılmıştı ama ne yazık ki bu tüm kıyafetlerimle birlikte ağzımın içinin de kar dolmasına neden oldu.
Hızla kafamı kaldırıp derin bir oksijen çektim içime. Kaan yandaşı Arın ile birlikte kahkahalara boğulmuştu.
“Seni öldüreceğim Kaan!” diye çemkirdim ama bu defa Arın tarafından ihanete uğradım ve kafama kocaman bir kar topu yedim.
“Seni de onunla birlikte öldüreceğim Arın! İkiniz de bittiniz!”
Ayağa bile kalkmadan elime alabildiğimce kar alıp ikisinin yüzüne fırlattım. Ben yere yapışmış bir şekilde onlar da ayakta olduklarından pek etki etmedi ama uzanıp bana daha yakın olan Arın’ın ayak bileğinden tutarken hiç pişmanlık duymadım. Aksine onu doğruca yere çekerken en az onlar kadar keyif aldım. Kaan ne yaptığımı fark edince bizden birkaç adım uzaklaştı. Korkusu karşısında sırıttım.
“Çok fenasın melek.” Gözlerim bal gözlerine çevrildi. Bir kafa kadar uzağımdaydı ama sanki dibimdeymiş gibi doğrudan gözlerime bakıyordu. Yüzüne küçük bir sırıtma yerleştirmişti.
“Hak ettin.” diye mırıldandım sessizce. Kaan laf etmesin diye ona bakmayı bırakıp ayağa kalktım.
“Allah’ın cezası Kaan! Tüm karlar içime girmiş ya dondum dondum!”
“Kızım Uludağ’dayız farkında mısın? Etrafımız kar dolu falan? Sence de üşümen mantıklı değil mi?”
Gıcıklığı beni o kadar sinir etti ki kendimi tutamadan bağırarak üstüne atladım ve ikimizin de kara gömülmesine neden oldum. “O kadar gıcıksın ki!” diye bağırırken avuçladığım karları ağzına sokmaya çalışıyordum. Kendisi arsızın teki olduğundan ellerimi tutmaya çalışsa da kahkahalar atmayı ihmal etmiyordu.
“Gıcık denmez abiye kız!”
“Gıcıksın ayrıca abim değilsin!”
“Tabii Umutlardayken abicim abicim diyerek etrafımda dolaşıyordun ama naber?”
Alaylı gülüşünü görmek sinirimi bozduğundan saçını çektim. Yüzü acıyla buruştuğunda bu defa keyifle gülen bendim.
“O gün hastaysam demek yanlışlıkla seni başka birine benzetmişim yoksa ölsem sana abi demem!”
Bu dediğim onu gerçekten gıcık etmiş olacak ki sinirle kolumun altını gıdıklamaya başladı. Çığlık çığlığa geri çekilmeye çalışsam da ne yazık ki sarı çıyanın hayvan gücüne karşı koyamadım ve kendimi yeniden karın altımda buldum.
“Demek bana ölsen abi demezsin ha?”
Kahkahalarla karın içinde debelendim. “Asla demem!”
Daha çok gıdıkladı hain patates. “Kızım hiç utanman yok mu inat mısın sen?”
“İnadım ulan! Değilsin işte abim!”
Bu defa tek eliyle gıdıklamaya devam ederken öteki eliyle yüzüme kar fırlattı. Gözlerim artık gıdıklanmanın verdiği ağrıdan dolarken kar yüzünden yaşlar taştı.
“Kimmiş abin bakayım?”
“Arın yardım etsene!” diye çığırdım.
“Kimmiş abin Kabus?”
“Mert!” diye bağırdım inatla. Ama gülmekten nefessiz kalmaya başladığımı fark edince “Tamam sensin tamam geri zekalı!” diye pes ettim.
Kaan sonunda ellerini üzerimden çektiğinde yüzünde memnun bir gülümseme vardı. Ama ben nefese kalmıştım, donuyordum ve o kadar çok gülmüştüm ki karnıma ağrılar girmişti.
“Allah cezanı vermesin aptal patates!” Öfkeli gözlerim Arın işe yaramazına döndü. “Sen neden yardım etmiyorsun acaba Arın? Öldürsün diye falan mı bekliyorsun?”
Gülerek üstümüze tuttuğu telefonun ekranına basıp elini aşağı indirdi.
“Sen bizi mi çektin?”
Kaan yerden kalktı ve elini uzattı beni de kaldırmak için. Ters ters suratına baktım.
“Oy küçük Kabus kızmış abisine.” Uzanıp elimi tuttu. “Tamam tamam abisinin güzeli gel daha karışmıyorum sana.”
Çattığım kaşlarım hitabı karşısında yumuşasa da o beni ayağa kaldırırken hala içimde karların eridiğini hissederek ona sinirli kalmaya devam ettim. Kolunu omzuma atıp beni kendine çekti.
“Sizi çekmek ne kelime, paylaştım bile.” dedi Arın az önce sorduğum soruya karşılık.
“Ne demek sizi paylaştım?!”
Elindeki telefonunu salladı sırıtarak. “Bayağı videonuzu post attım. Okuldakiler abi kardeş olduğunuzu öğrenince düzelir misiniz acaba diye çok merak ediyorlardı ben de meraklarını giderdim işte.” Duraksadı. “Dünya tersten dönmeye başlasa güneş batıdan doğsa siz yine de düzelmezsiniz.”
Gözlerimi devirdim. Kardeş çıktıysak ne değişmişti sanki? Kaan hala kardeş çıkmadan önceki gıcıklığına sahipti.
Kaan beni biraz daha kendine çekerken “Gel güzelim, gel tatlı rüyam.” dedi kendince sevgi hitabı kullanırken. Gülümsedim istemsizce. Vücudum donsa da içim sıcacık olmuştu. “Bunlar bizim ilişkimizi anlamıyorlar. Bizim düzelmeye ihtiyacımız mı var sanki?”
“Doğru diyorsun abicim.” dedim arsız bir sırıtmayla. Kaan da sırıttı hevesle. Arın ise ikimize de göz devirerek önümüzden yürümeye başladı.
“Yemin ediyorum ikiniz de değişiksiniz.” diye homurdandı huysuz huysuz. “Kardeş olduğunuzu nasıl daha önce anlamadım hayret ediyorum. Bu değişiklik ancak aynı kandakilerde olurdu zaten.”
Gözlerimi devirdim Kaan’ın kolunun altında onunla yürümeye başlarken.
Biz değişik değildik bir kere, diğerleri fazla sıkıcıydı.
***
Soysuzlar Çetesi
Mert: Nereye kayboldunuz siz? @Rüya @Onur
Gözlerimi telefonumdan işine gereğinden fazla odaklanmış Onur’a çevirdim.
“Onur Mert mesaj atıp duruyor.” diye fısıldadım endişeyle. Yapacağımız şeyden pek emin değildim. İçimde bir adrenalin patlaması ve yüksek doz heyecan yaşıyordum ama yine de endişelenmeden edemiyordum.
“Kendine gel solucan. Bu senin fikrindi.”
Eğildiğim yerden hafifçe doğrulup üstümüzde kalan balkonun duvarından yukarı baktım. O adam hala aynı yerde oturmaya devam ediyordu. Meymenetsiz tipini görünce suratımı buruşturdum. Adamı görünce kararımızdan daha çok emin olmuştum.
Yakalanmamak için tekrar eğildim ve elimde yeniden titreyen telefonuma baktım.
Soysuzlar Çetesi
Mert: @Kaan abim sen gördün mü bu iki deliyi?
Kaan: Yok abi en son Rüya’yla kaydık biz sonra Onur abim geldi aldı götürdü.
Kaan: O zamandan beri görmedim.
Kaan: Ne oldu ki?
Mert: Onur bir şeyler içmek için yarım saat önce Rüya’yı yanıma getirecekti.
Mert: Arıyorum açmıyor telefonunu.
Mert: Sinirleniyorum artık.
“Eyvah.” diye fısıldadım bu defa. “Mert bayağı kızmış bize.”
“Aman tırtıl abim bana hep kızıyor boş ver.”
“Ya bana da kızarsa?” Elindeki yusyuvarlak yaptığı kar topunu stokladığımız diğer kar toplarının üstüne koyup endişeli yüzüme baktı.
“Saçmalama.” diye fısıldadı absürt bir şey demişim gibi. “Abim tüm dünyayı ateşe versen de dönüp sana kızmaz.”
Erimiş bir şekilde “Yaa!” diye bir nida fırladı dudaklarımdan. Doğru diyordu Mert bana kıyamazdı ki kızsın.
Sinirle koluma yapıştırdı bir tane kıskanç bir yüz buruşturmayla. “Kes sesini geri zekalı yakalanacağız.”
Anında dudaklarımı mühürleyip sessizliğe büründüm. Adama istediğimiz dersi vermeden birilerine yakalanmak istemiyordum kesinlikle.
Bulunduğumuz restoranların birinde tam mafya tipli bir adam oturuyordu. Böyle ortalama 50 -55 yaşında bir adamdı. Ve tüm balkon kısmını kendine almamış gibi bir de başında bekleyen üç farklı garson vardı. Önemli biri olmalıydı ki özenle adama hizmet ediyorlardı.
Ama adam kaba herifin tekiydi ve onun için çalışan herkese adeta böcekmiş gibi davranıyordu. Bir şey isterken garsonlara bağırıyor istediği olmasına rağmen insanlara hakaret ediyordu. Bunu görmek orada bulunan Onur’la ikimizin sinirini bozmuştu. Bu yüzden ben de bir öneri sunmuştum Onur’a. Şey… adama kar topu fırlatıp kaçalım demiştim. Hem canımız sıkılıyordu eğlenirdik diye. E Onur da hemen bu fikrime balıklama atlamıştı tamamen benim fikrim sayılmazdı yani. Eğer yakalanırsak Onur’u satarken kullanacağım argüman bu olacaktı, evet.
Soysuzlar Çetesi
Mert: Kalkıp ortalığı ayağa kaldıracağım şimdi
Mert: Kız kardeşim nerede benim?!
Mert’in öfkeyle dolu olduğu mesajına gülümsedim. Çok sevimliydi ama.
Birden bir kar topu omzuma indi. Az kalsın bağıracağım için Onur’a kötü kötü baktım.
“Niye bana atıyorsun Onur mal mısın?”
“Kime gülüyorsun sen öyle telefonda?” Gözlerimi devirdim kıskançlığı karşısında.
“Sevgilime.” dedim sırf sinir olsun diye. Uzanıp saçımı çekti. “Tamam tamam Kaan abime gülüyorum.”
Bu onu daha da sinir etti tabii. Homurdanarak beni kara doğru ittirmeye çalıştı.
Ben de tam dibimdeki yanağını ısırdım.
“Ya sivri dişlerini benden uzak tut cani!” diye homurdandı. Memnuniyetle geri çekildim. “Hayvani yaratık.”
Onu umursamadan gruba girdim Mert daha fazla merak etmesin diye.
Soysuzlar Çetesi
Ben: Mert merak etme sıkıntı yok.
Ben: Onur’un yanındayım. Geliyoruz birazdan.
Mert: Beni zaten onun yanında olman endişelendiriyor ya.
Kaan: Bensiz ne yapıyorsunuz siz saatlerdir?
Kaan: Eğer güzel bir şeyse yemin ederim olay çıkarırım Kabus.
İkisine de cevap vermesem de neşeyle kıkırdadım. Ama bu Onur’dan bir ters bakış ve homurtu almama neden olunca telefonu cebime soktum hızlıca.
“Niye bomboş yanımda durup bir kar topu da sen hazırlamıyorsun solucan?”
Eldivenli ellerimi kaldırdım. “Ama ellerim üşür.”
Bakışları benimkinden kendi eldivensiz ellerine düştüğünde bir üzülür gibi oldum ama hızla geçti.
“Benim başım kel mi?” diye homurdandı ters bir şekilde.
“Kötüye bir şey olmaz.”
Elinin tek bir hareketiyle kafasını bile kaldırmadan beni omzumdan itip karların içine düşmeme neden oldu. Sinirle oflasam da muhtemelen hak ettiğim için bir şey demedim. Onur da zaten yeterli stok oluşturduğuna emin olunca keyifle gülümsedi.
“Hazır mısın?”
Hevesle başımı salladım.
“Yarısını sen al kalan yarısını da ben alacağım. Sonra aynı anda adamı kar topu yağmuruna tutuyoruz tamam mı?” Uzanıp hazırladığı mühimmatın yarısını bana verdi. “Bak çok hızlı olmamız lazım yakalanmamak için. Yakalarsa bizi yer bu adam.” Bir an endişe gözlerime yerleşince uzanıp ondan beklenmeyecek bir şefkatle yanağımı okşadı. “Saçma salak endişelere kapılma aptal solucan. Sana kimsenin bir şey yapmasına izin vermem.”
Gülümsedim sevgiyle. Onur’un beni sevmesindeki tek engel gerçekten kızıl saçlarımsa sanırım onları başka renge boyatmaya razı olurdum. Onur’un beni sevmesini seviyordum. Çaresizce onun kardeşi olmak istiyordum.
Elini geri çekti. “Neyse. Bende kar topu kalmadığını gördüğün an elinde kalan kar topu varsa hemen yere at ve benimle birlikte kaç. Sakın arkamda kalma.”
Gerginlik karışımı bir heyecanla onu onayladım. Garsonlar adamın yanından ana yemeği getirmelerinin ardından ayrılmışlardı. Daha doğrusu kaba adam onları hiçbir şeyi beceremiyorsunuz diye bağırarak kovmuştu. Yapacağımız şeyi hak etmeye devam ediyordu yani.
Onur ile balkonun altından iki ayrı noktaya ilerledik. O ağzıyla üçten geriye sayarken pozisyonumu ayarladım ve tam biri söylediği an ayağa kalkıp demirlerin üstünden her şeyden habersiz yemeğini yiyen adamı aynı anda kar topu yağmuruna tuttuk. Bir anda iki taraftan saldırıya uğrayan adam şok oldu.
“Ne oluyor lan?”
Ağzını bir kere daha açamadan tam yüzüne kar topumu isabet ettirdim. Öfkeyle sandalyesini geri iterek ayaklandığını görünce elimde kalan son iki kar topunu yere atıp Onur’a “Kaç!” diye bağırdım.
“Efendim iyi misiniz?”
“İyi gibi mi görünüyorum aptal?!”
Onur’un dudaklarında keyifli bir sırıtmanın izleri dolaşırken koşarak yanıma geldi ve elimden tuttuğu gibi beni çekiştirmeye başladı.
Kahkahalar içinde kaçarken adamın arkamızdan “Sizi geberteceğim iğrenç veletler!” diye bağırdığı cümlesi kulağımıza geldi. Onur’un parmaklarını sımsıkı tutarak koşmaya devam ettim neşeyle ama adam arkamızdan ikimize de ağır bir küfür ettiğinde Onur duraksar gibi oldu.
Anında öfkenin yerleştiği yüzüne baktım. “Saçmalama Onur koşmaya devam et!” diye bağırdım yüzündeki geri dönme isteğine karşı.
“Ama ne dedi sana duymadın mı? Gebertirim ulan ben o herifi!”
Durmaması için kolundan çekiştirdim. “Hak ettik farkında mısın? Geri dönmeyi aklından bile geçirme yemin ederim seninle adamın yanına gelirim.”
Tehdidim işe yaramış olacak ki sinirle yüzüme baksa da elimi daha sıkı tutarak kaçmaya devam ettik. Ta ki kaldığımız otelin ışıklandırmalarla dolu kapısına varan kadar.
Bir anda ikimiz de kahkahalara boğularak kendimizi kapının önündeki karın üstüne attık.
“Onur! Adamın suratını gördün mü?!”
“Kıpkırmızı oldu kıpkırmızı!”
Neşeli kahkahalarımız yavaş yavaş söndüğünde yüzümde huzurlu bir gülümseme oluştu. Bunu fark eden Onur da garip bir bakışla suratıma baktı.
“Biliyor musun seninle ortalığı karıştırmaktan aşırı keyif alıyorum.” diye itiraf ettim kendimi tutamadan. Çünkü bu doğruydu. Onur çok eğlenceli bir çocuktu ve onunla bir şeyler yapmaktan o kadar keyif alıyordum ki içimdeki Rüya sırf beni sevsin diye kalbimin kapılarını, duvarlarını yumrukluyordu deli gibi.
Yüzüme bakmayı bırakıp kafasını kararmaya başlayan gökyüzüne çevirdi. Ama bu, yüzündeki sırıtışı görmemi engellememişti.
“Sen de fena değilsin kelebek.”
Önce solucan, sonra tırtıl şimdi de kelebek. Gülümsedim.
Sanırım Onur beni nefret ettiği annemizden aldığım kızıl saçlarıma rağmen sevmeye başlamıştı.
***
Onur Soylu
Rüya’yla yine bir kaos yaratıp ondan deli gibi kaçmamızın üzerinden henüz yarım saat geçmişti ki ben ancak otel odamdan çıkmayı başarabildim. Onu odasına bıraktıktan sonra Mert ile paylaştığım odaya geri dönmüştüm akşam yemeğine hazırlanmak için. Mert odada yoktu. Muhtemelen sessiz bir yerlere çekilmiş yine sevgilisiyle konuşuyordu, bu aralar sık yaptığı bir şeydi bu.
Asansöre binip yanımdaki insanlara değmemeye özen göstererek yemek katını tuşladım.
Babam ve amcam yine bir yerlere kaybolmuşlardı. Genelde yan yana geldiklerinde hep böyle yaparlardı. İki kardeş arasından su sızmadı ama ayrı şehirlerde yaşadığımızdan dolayı istedikleri kadar da sık görüşemezlerdi. İlişkileri tıpkı ben ve Mert’in ilişkisi gibiydi. Her daim birbirlerinin en yakın arkadaşı, sırdaşı olmuşlardı. Bu yüzden şaşırmıyordum yan yana geldiklerinde birbirleriyle vakit geçirmelerine. Zaten bu gece eve döneceğimiz için bu onların belki de uzun bir süre birlikte geçirecekleri son birkaç saatti.
Bu yüzden akşam yemeğinde veletlerle yalnız olacaktım. Onlara çoktan aşağı inmeleri için mesaj atmıştım ama benden önce gelmiş olmaları şüpheliydi. Muhtemelen saatlerce aşağıda onları bekleyecektim.
Asansör sonunda inmem gereken katta durduğunda kendimi hızla koridora attım. Kalabalık içinde olmaktan, insanlara gereksiz temas etmekten nefret ederdim. Bu yüzden ne asansörler ne de konserler pek ilgi alanıma giren yerlerden değildi.
Koridorda sola dönüp yemek salonuna yavaş adımlar atarken solucan ile yarım saat önce yaşadıklarımız aklıma geldiğinde istemsizce bir sırıtış dudaklarıma yerleşti. Küçüklükten beri munzurluklarım için hep bir yandaş aramıştım. Mert benim haylazlıklarıma uymak için fazla büyüktü Kaan ise babamın istemediği herhangi bir şeye yanaşmayacak kadar bağlıydı ona. Fakat Rüya tam aradığım o yaramaz kardeşti. Üstelik öyle ki bugün yaptığımız şeyin fikrini ortaya o atmıştı. İnanılmazdı ama birilerini sinir etme fikri ilk defa benden değil de bir başkasından çıkmıştı. Üstelik o kadar narin ve şımarık bir bebekti ki elleri üşümesin diye tüm kar topu cephaneliğini bana hazırlatmıştı. E ben de seve seve yapmıştım tabii. Hem zaten kıyamazdım onun ellerinin üşümesine.
Salonun girişinde duran kişiyi görünce kaşlarımı çattım.
“Niye duruyorsun oğlum kapının önünde mal gibi?”
Fakat Arın bana cevap vermeyi geç yüzüme bile bakmadı. Gözlerimi kısarak yanına vardığımda tam kızmak üzereydim ama beni duyamayacak kadar bir yere daldığını gördüm.
“Hayırdır lan?” diye sorarken gözlerim nereye daldığını görmek için bakışlarını takip ettiğinde “Kim lan bu dallama benim kardeşimin yanında?” diye sormam bir oldu.
Rüya bir masaya oturmuş hemen yanındaki sandalyeye kurulmuş bir lavukla konuşup gülüşüyordu.
“Adı Uygar.” dedi Arın kin dolu bir sesle. Çenesi kasılmıştı ve benim geldiğimi fark etmemiş gibi gözlerini bile yerinden oynatmadan masayı izliyordu. “Rüya’nın eski sevgilisi.”
“Eski sevgilisi?” diye sordum sinirle. “Rüya’nın?”
Arın bana ondan atmasını beklemediğim ters bir bakış attı. “Evet. Yarım saattir gülüşüyorlar hayır bu kadar komik ne varsa?”
“Eski sevgililerse nasıl böyle samimi gülüşüp duruyorlar? Hem çocuğun burada ne işi var?”
Arın cevap vermeden önce suratını buruşturup homurdandı. Kaşlarımı kaldırdım şaşkınlıkla tavırlarına karşı. “Biz dokuzuncu sınıftayken çıkmaya başlamışlardı ama Uygar’ın ailesi Bursa’ya taşınınca ayrıldılar. Aralarında kötü bir şey olmadı yani, arkadaş kaldılar.” Sonra kendi kendine neredeyse duyamayacağım kadar kısık bir sesle homurdandı. “Arkadaşlıklarına sokayım.”
Ters ters kardeşimin dibindeki herife baktım. Sırtı bize dönük olduğu için gördüğüm tek siyah saçlarıydı. Ama söylediği şeyler her neyse Rüya bundan çok keyif alıyor gibiydi. Sinirle gözlerimi kıstım. Ben bundan pek keyif almıyordum.
Fakat benim kadar keyif almayan biri daha vardı yanımda. Yüzündeki sahici öfkeye bakılırsa belki benden de keyifsiz olabilirdi. Arın’ın bu tavırları kafamda tek bir sonuca ulaştığında bundan hoşlanmadım. Üstelik benim mal kardeşim Kaan daha Rüya’nın sevgilisi olup olmadığını dahi bilmiyorken yanımdaki çocuğun kız kardeşimin ta lisenin ilk senesindeki sevgilisini ve neden ayrıldıklarını biliyor oluşu beni işkillendirdi.
“Rüya kaç kişiyle çıktı şimdiye kadar?” diye sorarken sesimi düz tutmuştum. Bir şeyler fark ettiğimi anlamasını istemiyordum ama zaten o da benim düşüncelerimi fark edemeyecek kadar karşımızdaki masaya odaklanmıştı.
“Dört.” diye yanıtladı beni ters bir sesle. Sonra duraksadı bir an. “Gerçi üç buçuk. Bir tane gereksizle tam çıkmaya başlamadan ayrıldılar.”
Kaşlarımı kaldırarak kız kardeşimle neredeyse birebir aynı cevabı veren çocuğun yüzünü inceledim. Tüm odağı, ilgisi kız kardeşimin üzerindeydi. Ne zamandan beri kardeşime ilgisi olduğunu merak etsem de çoğunlukla Arın’a da sinir olmaya başladım. Masadaki çocuk anlıktı, bugün vardı yarın olmayacaktı. Ama Arın her zaman hayatımızdaydı ve her zaman da olmaya davam edecekti. Bu sinirimi bozdu. Her zaman kardeşimin yanında olmasını istemiyordum.
“Arın.” dedim yüzüme baksın diye ters bir sesle. İşe yaradığından yüzüme baktı ve bir an yanında olduğumu yeni fark ediyormuş gibi bir şaşkınlık suratını kapladı. “Çok gezenin ayağına bok bulaşırmış kardeşim. Çok gezme Rüya’nın yanında. Bir balkon meselemiz olmasın seninle.”
Yutkundu verdiği açığı fark edince. Fakat kendini toparlaması uzun sürmedi ve ondan bana göstermesini beklemediğim bir zıtlaşmayla konuşmaya başladı. “Yanlış anlama Onur abi ama ben bu saatten sonra ölsem ayrılmam Rüya’nın peşinden.”
“Özgüvenine hayran kaldım.” dedim yapmacık bir gülümsemeyle. Ardından ifadem hemen sertleşti. “Akıllı ol almayayım ayağımın altına lan.”
Gözleri yeniden masayı bulduğunda içli bakışı karşısında daha da sinir olarak ensesine geçirdim bir tane. “Oğlum bak ağzını yüzünü dağıtacağım senin kendine gel.”
“Hakkındır Onur abi.” derken sesi saygılı çıkmıştı. Kaşlarımı daha da çattım.
Kaan bu durumu bilmiyordu büyük ihtimalle. Benim kardeşim alık bir mal olduğundan bilmediğine yüzde yüz emindim gerçi. Aldatılsa haberi olmazdı o malın. Daha gözünün önündekini bile görmüyordu ki.
“Lan oğlum hakkındır falan deyip beni iyice sinirlendirme. Bakma lan kardeşime çek o gözlerini onun üzerinden.”
Dik bakışları inatçılığını sürdürse de gözlerini çekip kafasını yere eğdi. Bir elini ensesine attığında yüzünden gerçekten utandığı belli oluyordu. Yine de geri atmadım.
“Kardeşime fazla yaklaştığını görürsem döverim oğlum seni. Akıllı ol delirtme beni.”
Sessiz kalması bozulan sinirimi daha da kötü hale getirdi. Arın’ı severim, gerçekten. O ve Ayça benim için kardeşlerimden farksızdır. Fakat Arın’ın kardeşime aşık olduğunu düşünmek gözümde onu bir düşmandan farksız görünmesine neden oluyordu.
“Kaan biliyor mu?” diye sordum ters bir sesle emin olmak için.
“Yok abi.” dedi hemen. “Haberi olmasın abi.”
Gözlerimi devirdim. Haberi olmasın tabii. En yakın arkadaşının kız kardeşine aşık olmuş ama haberi olmasın.
“Düş lan önüme. Gözümün önünden ayrılma Rüya’nın yanındayken, sallandırmayayım seni balkondan.”
Anında önümde yürümeye başladığında kafasını çok kaldırmamıştı ama gözleri yine Rüya ile yanındaki lavuğun olduğu masaya kaymıştı. Sinirle ağzımın içinde homurdandım. Ben kardeşimi dışarıdaki itlerden nasıl uzak tutacağımı düşünürken asıl it dibimdeymiş de haberim yokmuş.
“Onur abi haddim değil ama yanlış anlamazsan bir şey demek istiyorum.” dedi Arın biz masaya doğru yavaş yavaş yürürken.
Söyle der gibi kafamı salladım.
“Rüya’yı sevdiğini görebiliyorum ve onu önemsediğin de belli ama…” Söyleyeceklerinden emin olamıyormuş gibi sustu bir anlığına. “Ben Rüya’nın senin onu bu kadar sevdiğini bildiğini sanmıyorum abi.”
Şaşkınlıkla adım atmayı bıraktım.
“Nereden çıktı bu?”
“Siz Bursa’ya gelmeden önce Kaan ile konuşmuşlar. Rüya hayatındaki herkesin onu bırakıp gideceğini düşünüyormuş. Kimsenin kendisini sevdiğini düşünmüyor.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım sert bir şekilde. Tabii ki küçük tırtılımı seviyordum. Belki onunla tanıştığımız ilk zamanlar ona bakmak çok büyük yük gibi geliyordu ama bu dünyada en nefret ettiğim insana benden sonra bu kadar benzeyen kişiye bakmak bana çok büyük bir acı veriyordu. O kadının hepimizi geride bırakışını aklımdan çıkaramıyordum ve Rüya’ya baktığım ilk zamanlar kalbim bu acıya dayanamıyordu. Ama bu ilk zamanlardı. Onu tanıdıkça yüzünde görmeye başladığım tek kişi oydu, benim tatlı minik kız kardeşim.
Bazen tavırlarımın sert olduğunun farkındaydım ama ben herkese böyleydim. İnsanlara fazla bağlanmak bu yaşımda bile gözümü korkutuyordu. Beni bir an olsun ardında bırakmayı düşünmeyecek tek kişi babamdı, bunun dışındaki herkese ister istemez kendimi geri çekebiliyordum.
“Ben biliyorum Onur abi senin annenden dolayı kimseye güvenmediğini.” Sert bakışlarımı yüzüne çıkardım o kadından bahsetmesiyle. O benim annem değil diye öfkeyle reddedecektim ama Arın’ın yüzündeki mahcup ifade beni duraksattı. “Ama Rüya’nın son birkaç ay içinde hem annesi hem de babası onu terk etti. Hiç tanımadığı insanların yanında yaşamaya başladı. Okulda sürekli birbirine girdiği çocuk abisi çıktı. O güçlü görünebilir ve gerçekten de tüm bunları atlatacak kadar güçlü de olabilir ama görmüyor musun hala bazen gözleri uzaklara dalıyor acıyla.”
Yutkunarak henüz bizi fark etmeden karşısındaki herifle konuşmaya devam eden kardeşime çevirdim gözlerimi. Tatlı gülümsemesi tüm yüzünü kaplamıştı.
“Belki her şeyin ilk yaşandığı zamanlardaki gibi değil, daha mutlu gözüküyor. İyileşiyor. Ama Onur abi senin ona tavırlarının sevgiden olduğunu düşündüğünü sanmıyorum. Belki haddimi aştım özür dilerim ama bunun farkında olduğunu düşünmediğimden söylemek istedim. Sen benim abimsin abi biliyorsun, sana saygısızlık etmeyi istemem.”
Arın bana üzerine uzun uzun düşüneceğim bir şey vermişti. Kalbimin tam ortasına yerleşip boğazıma yumru gibi kurulan bir şey.
“Saygısızlık etmedin koçum, eyvallah.” dedim düşüncelerimi daha sonrası için kendime saklayarak. “Ama sen yine de Rüya’nın yanına fazla yaklaşayım deme.”
Gözlerini devirdi. Sinirle ensesine elimi geçirdim. Sonrasında ise kardeşimi o gereksiz çocukla daha fazla yan yana bırakmamak için oyalanmayı bırakarak yanlarına gittim.
“Tırtılım?” dedim sevgi dolu bir sesle. Sırf tepkisini görebilmek için. Küçük kardeşim hayatının en büyük şokunu yaşıyormuş gibi konuşmayı kesip gözlerini kocaman açtı suratıma bakarak. Bu tepkisi içimde bir yerlere dokunsa da uzanıp kafasının üstünü öptüm ve yanındaki sandalyeye uzanıp ikisi arasındaki boşluğa koyarak aralarındaki mesafeyi uzattım. O sırada ters gözlerini Uygar denen çocuğa dikmiş olan Arın isteksiz bir selam vererek Rüya’nın diğer tarafına oturdu. Dik bakışlarımı kardeşimin yanından kalkması için yüzüne diksem de Arın Uygar’a o kadar odaklanmıştı bakışlarımı fark etmedi bile.
“Kim bu arkadaş?” diye sordum yanımdaki çocuğa ufak bir göz gezdirerek. “Neymiş bu kadar komik olan sabahtan gül gül öldünüz?”
“Uygar benim liseden arkadaşım.” derken eliyle arkadaşını işaret etti. Arkadaşına sokayım cidden. “Bu da Onur.”
Rüya’nın yüzüne ters bir bakış atarak “Abisiyim.” dedim sert bir sesle.
“Abisi mi? Tek çocuksun sanıyordum.”
“Maşallah Rüya hakkındaki şeyler de unutulmamış. Naber Uygar, kaç senedir görüşemiyoruz?”
Uygar, Arın’a cevap verirken yüzündeki şaşkın ifadeyi silmemişti. Onları umursamadan solucana çevirdim bakışlarımı.
Ben ona bir şey demeden dik dik bakmayı sürdürünce “Ne var be?” diye çemkirdi. Bir an sırıtacak gibi oldum. Çok tatlıydı. Üstelik kırmızı saçlarını iki yandan örmüş omuzlarının üzerinden atmışken daha da sevimli olmuştu.
“Niye tek başınasın sen?”
Gözlerini devirdi. “Arkadaşımlayım görmüyor musun?”
“Ne işi varmış bu lavuğun senin yanında?”
“Of Onur! Abisiyle kayağa gelmişler beni görünce selam vermek istemiş.”
“Selam vermek bu kadar güldürüyorsa.” diye homurdandım. Kız kardeşim beni takmadan Arın ile Uygar’ın sohbetine katıldı.
Uzun uzun yüzünü izledim. Aklımda Arın’ın biraz önce söyledikleri dolanıyordu. Rüya nasıl onu sevmediğimi düşünebilirdi? Ona olan davranışlarımın farkında değil miydi? Her an nasıl onu koruyup kollamak istediğimin? Üstelik onunla her vakit geçirdiğimde ne kadar eğlendiğimi görmüyor muydu? O benim kız kardeşimdi. Tatlı bir bebek gibi görüyordum onu. İnsan tatlı bir bebeği nasıl sevmezdi ki?
“Eee Rüya birlikte olduğun biri var mı?”
Uygar gereksizinin meraklı ve sinirimi bozan sorusuyla Arın ile aynı anda Rüya’dan önce atlayıp “Yok!” dedik. Rüya ikimize de sırasıyla şaşkınlıkla baktığında ben de ters bakışlarımı Arın’a çevirdim. “Olmayacak da.” diye eklerken iki lavuğa da sırasıyla gözlerimi dikmiştim gerekli mesajı verdiğimi umarak.
“Anladım abi.” dedi Uygar anında geri adım atarak. Ama Arın itinden ses çıkmamıştı. Masanın altından sertçe tekmemi geçirdim. “Abin varmış öyle mi Rüya? Niyeyse aklımda tek çocuk olarak kalmışsın.”
Hasbinallah. Aklımda kalmışsın diyor ya. Kolumu uzatıp Rüya’nın sandalyesinin arkasından geçirdim ve gözlerimle çocuğu öldürmek istercesine baktım.
“Evet o biraz karışık.” Kafamı iki yana sallayıp sandalyesine uzattığım kolumu kardeşimin küçük omzuna atıp parmağımla yanağını okşamaya başladım yavaşça.
Konuşmaya devam edecekken benim saf salak erkek kardeşim ortama gereksiz bir neşeyle giriş yaptı. “Vay Uygar! Ne işin var ya senin burada?”
Uygar da aynı neşeyle ayağa kalkıp kardeşime sarıldığında Arın ile ikimiz ters ters Kaan’a bakma durumundaydık. Bu çocuk nasıl benim kardeşimdi gerçekten akıl erdiremiyordum. Daha burnunun dibinde olan şeyleri fark edemiyordu. Zaten küçük tırtılım ona abi dediği için çocuğun varlığı kanıma dokunuyordu. Bir de böyle salak ve gevşek hallerini görmek iyice sinirimi bozdu.
Rüya’nın kulağıma eğildiğini fark edince dikkatimi ona verdim. “Onur niye tuhaf davranıyorsun?”
“Ne tuhaflığımı gördün solucan?”
Dudaklarını büzdü. “Ne bileyim bir samimi davranıyorsun çözemedim.”
“Kardeşime sarılıyorum ne tuhaflığımı gördün?” diye homurdandım sinirim bozularak. Ya bu kız gerçekten ondan nefret ettiğimi falan mı düşünüyordu?
“İçine cin falan mı kaçtı senin? Tuhaf ve rahatsız edici davranıyorsun.”
Sinirim iyice bozulurken homurdandım. Benim bu kız kardeşim de en az erkek kardeşim kadar saftı.
Kaan’ın da yanımıza oturmasıyla sohbet devam etti. Siparişlerimizi de vermiştik. Hem konuşuyor hem de yemek yiyorduk. Ben düşüncelerimin içinde boğuştuğumdan ergenlerin arasında dönen muhabbetten kopuktum fazlasıyla. Rüya ve Kaan Uygar’a nasıl kardeş olduklarını açıklıyorlardı ama kulağım onları duymaya devam etse de dikkatimi onlara veremedim. Düşündüğüm tek şey kız kardeşime onu sevdiğimi nasıl inandıracağımdı.
Onu hastanede ilk gördüğümde ben de abim ve babam gibi şaşkınlıkla kalakalmıştım. Ama evinde yangın çıktığı için zarar gören kardeşim hasta yatağında bilinçsiz yatarken durumu kavramak için yeterli sürem olmuştu. O benim kardeşimdi. Onu gördüğüm an annemin kızı olduğunu anlamıştım ama babamın da çocuğu olduğunu öğrenmek beni şok etmişti. O benim kardeşimdi ve o zamanlar bu gerçekle nasıl baş ederim çözememiştim. Ama yavaş yavaş alışıyordum.
Bir sabah kahvaltıya oturduğumuzda babam Rüya’nın gece evden kaçmaya çalıştığını söyleyince neye uğradığımı şaşırmıştım. Onun da annem gibi bizi bırakıp gidebilme isteğine sahip olduğunu fark etmek sarsıcıydı. O zamanlar Rüya’ya fazlasıyla bağlanmamış olsam da hayatımdaki bir insanın daha beni terk edip gidebilecek olması uzun zamandan beri beni korkutan tek şey olmuştu. Bu yüzden sonraki hafta boyunca her gece rahat edemeyip birkaç saatte bir uykumdan uyanıp Rüya’nın odasını kontrol etme ihtiyacı duymuştum. Hala orada mı diye uyanıp bakıyordum. Kendi yatağında mışıl mışıl uyuduğunu görünce rahatlayıp geri uyumaya gidiyordum.
En son gece babam benim ne yaptığımı fark edene kadar kontrol etmeye devam ettim. Ama babam odama gelip “Gitmesine izin vermeyeceğim.” diyene kadar rahat edemedim. Onun da benim gibi bu yüzden endişeli olduğunu fark etmem kalbimi kırmıştı. Babam da biri tarafından terk edilmeye dayanamazdı. Bu insanın içini acıtan bir gerçeklikti. Ama ben babama dünyadaki her şeyden çok güveniyordum. Eğer bana kız kardeşimin gitmesine izin vermeyeceğini söylüyorsa izin vermezdi. Artık her gece başımı daha rahat yastığa koymamın tek sebebi buydu. Zaten o günden sonra kardeşimi daha farklı görmeye başladım. Artık yüzünde o kadının izleri yoktu. O sadece Rüya’ydı. Huysuz, kavgacı ama gün ışığı saçan bir kelebekti. Ve o günden bu yana geçen zamanda her an kardeşime duyduğum sevgi artmıştı. Şimdi küçük solucanımın onu sevmediğimi düşünmesi kalbimi incitiyordu. Ve tavırlarına bakılırsa karşısına geçip ben seni seviyorum desem inanmaz gibi duruyordu.
Gülümsedim. Muhtemelen babama benzeyen tavırlarıyla elini havaya savurup “Ya bir git işine ya!” diye homurdanırdı. Keşke ne kadar sevimli bir kız çocuğu olduğunun farkına varabilse.
Uygar gereksizi sonunda sinirimi bozmayı bırakmaya karar vermiş gibi ayaklandı ve “Ben artık gideyim.” dedi. İçimden şükrettim. Belli ki Rüya’yı görmek onda anılarını tetiklemiş ki sürekli Rüya’nın telefon numarasını alabilmek için yersiz bir çaba sarf etmişti. Neyse ki Kaan abisinden daha zeki olan kız kardeşim bu çabaları başarıyla geri püskürtmüştü. Eski bir arkadaşı yeniden görmek belki hoşuna gitmişti ama onunla görüşmeye devam etmek isteyecek kadar da gitmemişti demek. İşime gelirdi. Zaten numarasını vermeyi kabul etse ne yapıp eder onu engellerdim.
“Ben de odaya çıkayım.” dedi Arın biraz sonra. “Eşyalarımı falan toparlayayım.”
“Ben de seninle çıkayım.” diye atıldı Rüya. Kaşlarımı çattım. “Çıkmadan biraz dinlenirim.”
Arın tereddütle suratıma baktı. Ne yapacağını bilememişti. Sırıtmamak için kendimi zor tuttum. Rüya’dan uzak durmayacağını söyleyerek bana diklense de yine de benden çekiniyordu. Hoşuma gitti.
“Beraber çıkalım.” derken Kaan’ın ensesinden tuttuğum gibi onu da kaldırdım. “Arın’ı yalnız bırakma sen de kalk.” desem de Arın da ben de amacımın onun yalnız kalmasını engellemek olmadığını biliyorduk. Amacım onun kız kardeşimle yalnız kalmasını engellemekti.
Rüya bize tuhaf bir bakış atıp önden ilerledi.
Bir an onun Arın’ın ona aşık olduğundan haberi olup olmadığını merak etsem de benim akıl sağlığım için bunu bilememin daha hayırlı olduğuna kanaat getirdim.
“Kaan sen kör müsün?” diye bağırdım Rüya yanımızdan ayrılır ayrılmaz. “Çocuk gözünün önünde kardeşine yavşıyordu senin dünyadan haberin yok.”
Şaşkınlıkla suratıma baktı. “Yok Onur abi arkadaşlar onlar yanlış anlamışsın.”
“Bok arkadaşlar mal! Eskiden sevgililermiş!”
Kaan’ın kocaman açtığı gözlerine bakmaya katlanamadığımdan homurdanarak Rüya’nın peşine düştüm. Kaan arkada Arın ile konuşmak için durmuştu. Arkadaşına teyit ettiriyordu doğru mu diye. “Mal herif.” dedim kendi kendime. “Bir de bu çocuğa güvenip okulda Rüya’yı ona emanet ediyorum.”
Rüya’nın birkaç adım arkasına vardığımda bir anda biri kardeşimin önünü kesti. Ağzımın içinde bir küfür geveledim. Bu o adamdı. Yemek yiyip terör estirirken suratına kar topu fırlattığımız o adam.
“Her yerde seni arıyorum velet.” dedi tükürükler saçarak. Hızla yanlarına adımlayıp Rüya’nın bir adım önüne geçip onu arkama çektim. Zavallı kardeşim korkudan donmuştu. Dişlerimi sıktım.
“Hayırdır?” derken tek kaşımı kaldırdım.
“Seninle derdim yok çekil sen.”
“Benim can içimle bir derdin varsa benimle de derdin vardır. Hayırdır?” Rüya ürkek bir hareketle iki eliyle elimi kavradı.
“Senin bu can için,” derken sinirden yüzünü buruşturmuştu adam. Öndeki köpek dişi altın kaplamaydı. Sinirle dişlerini sıkarken ışığın altında parlıyordu. “Yemeğimin ortasında bana saldırdı. Yanında kendisi gibi başka bir velet vardı.”
Sanırım beni hatırlamıyordu. Yani o diğer veledin ben olduğumu görmemiş olmalıydı.
“Küçücük kız sana nasıl saldırmış olabilir?”
Arkamda bir hareketlilik hissedince hem Kaanların hem de Enes abinin yanımıza geldiğini gördüm yan gözle.
“Bir sorun mu var Onur bey?”
“Bu herif benim kardeşimin ona saldırdığını iddia ediyor.” derken kendinden emin sesim tehditkar çıkıyordu. Bende de nasıl bir arsızlık varsa resmen gerçekten yaptığımız şey üzerinden ahkam kesiyordum.
Enes abi birkaç adım daha atarak yanımıza yaklaştı ve bir elini adamın omzuna koyarken iyice yüzünün dibine girdi. “Eminim bir hata olmuştur.” dedi keskin bir sesle. “Kendisi Deniz Soylu’nun yeğeni olur. Deniz bey bir hata olduğunu duyarsa çok üzülür. O üzülünce sizi de üzer.”
Adam nefesi kesilmiş gibi elini omzundaki elin üstüne yerleştirdi. “Anladım.” dedi acı dolu bir sesle. “Benim yanlış anlamam. Deniz beye selamlar.”
Enes abi son kez adamın omzunu sıkarken ben gözlerimi korkmuş mu diye görmek için Rüya’ya çevirdim. Ama tıpkı benim gibi arsız olan kız kardeşim “Vay anasını!” dedi neşeyle. “Enes abi o ne ciddiyet be!” Sesini kalınlaştırdı. “Deniz bey üzülürse üzer. Bir de amcam için mafya değil diyorsunuz.”
Gözlerimi devirdim.
“Gerçi adam önüme atlayınca anlık bir öteki tarafa gidip gelmedim değil.”
“Korkma abim, sana yaklaşacak adamın hayatını kaydırırım ben.”
Gülümseyerek yüzüme baktığında uzanıp kafasından öptüm. Ona yaklaşacak olan adam daha anasının karnından doğmamıştı gerçi de neyse.
Küçük tırtılım ellerini elimden çekip arsızca “Peki bizdeki yüzsüzlüğe ne demeli? Adamı kardan adama çevirdik halbuki.” dedi sırıtarak.
Enes abi ikimize de bıkkın bir bakış atıp yine yanımızdan ayrılırken ben de sırıtıyordum. “Sonuna kadar inkar solucan sonuna kadar.”
“İnanmıyorum Onur abi!” Kaan hüsran dolu bir surat ifadesiyle önümüze geçti. “Bensiz milletle mi uğraştınız? Kabus? Hani abindim ben senin?”
Abi muhabbetine sinir olmuş bir şekilde Kaan’ın alnına bastırıp onu bizden uzaklaştırdım. Zaten Rüya bu gereksize abi diyerek beni çıldırtmıştı.
“Başlarım abisine lan. Ben abisiyim onun asıl. Beraber abi kardeş eğlendik sana ne oğlum?” Kaan’ın bir kez daha sitem etmesine izin vermeden kardeşimi kolumun altına çektim. “Gel kelebek biz yukarı çıkalım.”
“Alacağın olsun Onur abi. Hemen sattın beni.” Kaan’ın üzgün gözleriyle denk düştüm. “Rüya gelince pabucum dama atıldı tabii.”
Kendini acındırmak için öyle konuştuğunu bilsem de yalan olmasın kendimi kötü hissettim. Bu yüzden onu da öteki kolumun altına çektiğimde zafer dolu sırıtmasını görmezden geldim. “Gel oğlum buraya hiç ben senin pabucunu atar mıyım oraya buraya?”
“Kıskan Kabus.”
Gözlerimi devirdim.
Sorunlu ve ergendiler ama seviyordum bu iki keratayı da.
****
Agaggaga iyi hafta sonları ballarım. Sanırım ilk kez hafta sonu buluştuk sizlerle.
Bölümü beğendiniz mi?
Deniz amcanın tepkileriiiiii
Rüya zavallım çırpınıp durdu Arın'a bir şey olmasın diye
Deniz ile Rüya'nın amca yeğen illişkisini nasıl buluyorsunuz?
Yine sormadan geçemeyceğim Kaan ile Rüya kardeşliği?
Bu bölümde bol bol Onur Rüya haylazlığı okuduk jsdfjsvnsdlvs asla rahat durmuyorlar
Peki Onur'un anlatımııııı? Bunu bayağıdır bekliyordunuz biliyorum
Onur'un Rüya hakkında düşünceleri???
Peki ya Onur'un Arın'ın Rüya'ya olan hislerini öğrenmesi?
Rüya'dan önce maşallah herkes öğrendi dfbvknvndfnb
Peki Arın'ın kıskançlığı?
Mert'in tatlı kıskançlığıııı
O kadar uykum var ki şu an bölümde neler olduğunu hatırlayamıyorummmmrgşfıdndavfhabsuıfbsvbcdb
Haa Rüya'nın eski sevgilisinin gelmesi ve Kaan'ın saf saf hiçbir şeyden haberi olmaması?
Bu bölümde en sevdiğiniz ya da en güldüğünüz sahne hangisiydi?
Instagramdan hesabımızı takip etmeyi unutmayın bebekler @kizilsaclikarakedi yakında instagramdan böyle kitap çekilişi tarzı bir şey yapmak istiyorum, hediye göndereyim istiyorum sizlerden birine. Yakında detayları bir düşünüp paylaşacağım inşallah
Bölümle ilgili sormayı unuttuğum bir şey varsa siz yazıverin buraya jdfkbgnvldnv
Bolca öpüldünüz canlarım <3<3
Cumaya dek kendinize iyi bakın. Kediniz bol olsun <3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |